Araştırmacılar, bu bulguların bireyler için sağlık tavsiyesi olarak alınmaması gerektiğini vurgulamaktadır. Aksine, bu bulgular, evrimsel biyoloji ile ilgili son teorilerle uyumlu, nüfus düzeyinde bir ilişkilendirmedir.
Örneğin, tek kullanımlık soma (vücut) teorisi, hayatımızın üreme ve hayatta kalma arasında bir denge olduğunu öne sürer – eğer daha fazla kaynak üreme için kullanılırsa, hayatta kalmak için daha az kaynak kalır.
Helsinki Üniversitesi'nden biyolog Mikaela Hukkanen, “Evrimsel biyoloji perspektifinden bakıldığında, organizmaların zaman ve enerji gibi sınırlı kaynakları vardır” diyor.
“Üremeye büyük miktarda enerji yatırıldığında, bu enerji vücudun bakım ve onarım mekanizmalarından alınır ve bu da ömrü kısaltabilir.”
Daha önceki çalışmalar, daha fazla çocuk sahibi olmanın ilerleyen yaşlarda daha düşük refahla ilişkili olduğunu ortaya koymuş olsa da, önceki araştırmaların çoğu tek veya iki değişkeni ayrı ayrı ele almıştır – örneğin, bir kadının ilk çocuğunu doğurduğu yaş veya toplam kaç çocuğu olduğu gibi.
Bu yeni çalışmanın arkasındaki araştırmacılar, çocuk doğurma geçmişi ve ölüm oranları hakkında daha kapsamlı bir tablo oluşturarak, genetik faktörlerin etkisini en aza indirmek için 14.836 ikiz kadının verilerini analiz ettiler. 1.054 katılımcıdan oluşan bir alt grup da biyolojik yaşlanma belirteçleri açısından değerlendirildi.
Bu katılımcılar, doğurdukları canlı çocuk sayısı ve doğum tarihlerine göre yedi gruba ayrıldı.
İstatistiksel olarak, çocuk doğurmamış veya ortalama 6,8 çocukla en yüksek grupta yer alan bireyler, biyolojik yaşlanma ve ölüm riski açısından daha kötü durumdaydı.
Erken yaşta çocuk sahibi olan kadınlar da daha hızlı biyolojik yaşlanma ve daha kısa yaşam belirtileri gösterdi, ancak bu fark, alkol tüketimi ve vücut kitle indeksi (BMI) gibi diğer faktörler kontrol edildikten sonra büyük ölçüde ortadan kalktı. Ancak, çocuksuz kadınlar ve çok sayıda çocuğu olan kadınlar için sonuçlar, diğer faktörler dikkate alındıktan sonra da geçerliliğini korudu.
Biyolojik yaşlanma ve ölüm riskinin en düşük göstergeleri, ortalama çocuk sayısı (yaklaşık iki ila üç) ile ayırt edilen grupta ve yaklaşık 24 ila 38 yaşları arasında hamile kalanlar arasında görüldü.
Tek kullanımlık soma teorisi, çocuksuz olmanın neden daha kötü sonuçlarla bağlantılı olduğunu açıklamıyor. Araştırmacılar, burada ölçülmeyen değişkenlerin (önceden var olan tıbbi durumlar gibi) hem çocuk doğurmayı hem de ilerleyen yaşlarda sağlığı etkileyebileceğini öne sürüyor.
Helsinki Üniversitesi'nden epigenetikçi Miina Ollikainen, “Biyolojik olarak takvim yaşından daha yaşlı olan bir kişi, ölüm riskinin daha yüksek olduğunu” söylüyor. “Sonuçlarımız, yaşam öyküsü seçimlerinin, yaşlılık döneminden çok önce ölçülebilen kalıcı bir biyolojik iz bıraktığını gösteriyor.”
“Bazı analizlerimizde, genç yaşta çocuk sahibi olmak da biyolojik yaşlanma ile ilişkilendirildi. Bu da evrim teorisi ile ilgili olabilir, çünkü doğal seleksiyon, yaşlanma ile ilişkili sağlık maliyetlerini gerektirse bile, daha kısa toplam nesil süreleri gerektiren daha erken üremeyi tercih edebilir.”
Bu istatistiklerin doğrudan neden-sonuç ilişkisini göstermediğini, sadece geniş bir grup insan arasında bir ilişki olduğunu unutmamak önemlidir. Bu ilişki, daha ileri biyolojik araştırmalar geliştirmek ve halk sağlığı stratejilerini bilgilendirmek için kullanılabilir.
Ancak, araştırmacıların da belirttiği gibi, yaşam süresi ve biyolojik yaşlanmayı etkileyen birçok başka faktör vardır. Bu çalışma, ebeveyn olmanın faydalarını gösteren diğer araştırmaların bağlamında da değerlendirilmelidir.
Ollikainen, “Bu nedenle, kadınlar bu bulgulara dayanarak çocuklarla ilgili kendi planlarını veya isteklerini değiştirmeyi düşünmemelidir” diyor.
0 yorum