• 0

    Gunesle ilgili 2 soru

    morgan 20 Mayıs 2020
  • 0
    1) Corona nicin yuzeyden daha sicak ?
    2) Ayni buyuklukteki yildizlarda da durum ayni midir ?
    morgan 20 Mayıs 2020
  • 0
    1) Çünkü ısı serbest kalıyor. :-)
    https://www.fizikist.com/beyin-firtinasi/42614/ sorusundaki cevabımda 3ncü paragraf (mikrodalga da ısıtılan sıvı) konusunda bakın.
    Sonra şunu düşünün: O mikrodalgadaki sıvıyı, "patlama öncesinde durgun iken" ölçseydiniz,
    (uzaktan kızılötesi algılayıcılar ile) ortam sıcaklığını daha düşük tespit edecektiniz.
    Niye?

    Güneşin tabakaları ile ilgili bilgi...
    https://www.gunesfizigi.com/gunesin-temel-ozellikleri/
  • 0
    Termal alisveris nicin olmuyor? Aradaki fark cok fazla.
    morgan 20 Mayıs 2020
  • 0
    Çünkü titreşim genlikleri zorla küçük tutuluyor. Bu da daha az uyarım demek.
    Aralarındaki farklılıklara değil, ortak noktalara bakın.
    Enerji ancak koronaya ulaşınca, moleküller üzerindeki kısıtlama azalıyor.
    (Bir fotonun merkezden, yüzeye ulaşması 1 milyon yıl sürüyormuş.)
  • 0
    Gecis bolgesi yogun degil, titresimlerin sinirlanmasi icin neden yok, bir kaynaginiz var mi?
    morgan 20 Mayıs 2020
  • 0
    Yukarıdaki linkte
    "Geçiş Bölgesi; Sıcaklığın çok hızlı şekilde 10^6K’e kadar yükseldiği, çok ince bir katmandır (10^4km).

    Korona (Taç) Katmanı; Güneşin geçiş bölgesinin hemen üzerinde 10^6K’lik sıcaklığa kadar oluşan katmandır. Bu katmanın beklenenin üzerinde ani olarak ısınmasının sebebi tamamen aydınlanmamış olsa da, manyetik ve basınç kaynaklı olduğu düşünülmektedir."
    diyor.
    Geçiş bölgesinde sıcaklık niye daha düşük varsayıyorsunuz ki? Aynılar.
    Geçiş bölgesinde sıcaklık yükseliyor. Korona da aynı sıcaklık hakim.

    Bir önceki tabaka Kromosfer (Renk Küre)'de ısı düşük. Ama basınç yüksek henüz.
    (Titreşim az, titreşim eğilimi çok)
    Kaynak olarak özel bir adres yok. Yukarıda linkte özetlenmiş durum açıklamalarından çıkarttığım sonuç bu.
    (Durum ve gözlem belli... Akışkan mekaniğinde, hız ve basınç arasındaki ilişki de belli.. Sıcaklık tespitini uzaktan ve gelen ışığın dalga boyu üzerinden yapıyoruz. Yüksek frekans ve genlik ile sıcaklıklar tespit edilip, ısı hareketi saptanıyor.
    Sonuç üretmek için başkalarının açıklamalarını niye taklit edeyim?)
  • 0
    Ek not: Geçiş bölgesinin oluşumu için Huygens ilkesinden faydalanabilirsiniz.
  • 0
    Burtay Bey, o yazidan sonra 3 teori daha gelisti, hicbiri tam kesinlik kazanamadi.
    Nanoflare teorisi cok yuksek, ama benzer yildizlarda durum boyle mi, Gunese mi ait bunu merak ediyorum.
    morgan 20 Mayıs 2020
  • 0
    acikcasi linkteki kaynak, ayni link sahibinin inceleme olarak ele aldigi, yazili veya kayitli olmayan "kaynak"tan alinma.Dogal olarak sormak zorundaydim
    morgan 20 Mayıs 2020
  • 0
    Teorileri bilmiyorum. Ortak noktaları sağlam olan kısımlardır ancak.
    Fiziğin diğer aynı boyutlu ve yaştaki yıldızlar için de aynı olacağı kesin. Bu yüzden benzer olduklarına eminim.

    Ama şu var, mesela büyük bir karadeliğin yakın yörüngesinde olsaydı, şartlar farklı olabilirdi. Çünkü güçlü etken dış değişkenlerde olacaktı.

    Ama fizik kuralları, evrenseldir. Yasalar aynı.
    Veriler yıldızın koşullarına göre farklı olurdu. (Büyüklüğü, yaşı, hızı, vs.)

    Mesela uzayda çok hızlı hareket eden bir yıldızın koşulları (mesela %50 C) farklı olurdu. Çünkü tüm kütle %15 daha enerjik olacaktı. Bu da bağ yapılarından, fuzyon ve fizyon süreçlerine kadar etkilerdi. Belki farklı elementler bile oluşabilirdi (varsayımsal olarak: Helyum yerine Lityum sentezi gibi...)
    Ama fizik kuralları aynı kalacağı için, gene hesaplanabilir, varsayımlar üretilebilinirdi.

  • 0
    Kaynak olarak teorileri almak yerine, verileri ele alıp, onları farklı açılardan ele almak bence daha iyi... Onların teorileri ilham verici olabilir ama aynı verilerle üreteceğiniz sizin teorinizden daha üstün değiller.
    Elbette bilgi eksikliğinden dolayı, tam ve doğru sonuç üretemeyebiliriz ama...
    Zaten kimse üretemiyor (daha fazla veri sahibi olarlarda). %100 kesin ve net bir bilgi ortaya koyamıyor.

    Burada bence önemli olan, teoriyi ortaya koyduktan sonra bilimsel yöntemlerle teoriyi sınayabilmek.
  • 0
    Çok taraftar olmasanız da biraz felsefe de gerekiyor bence.
    Öncelikle sıcaklığı nasıl ölçüyoruz? Bir cismin sahip olduğu ısı enerjisi miktarına nasıl karar veriyoruz?

    Şöyle düşünün... Eğer bir objeyi aşırı sıkıştırırsak, etrafa yaydığı ısı enerjisi artıyor. Ama bir noktadan sonra (teorik olarak) tekilleşecek kadar sıkışırsa, bu sefer mutlak sıcaklıkta olması gerekiyor.
    Eee.. O zaman o süreç boyunca niye ısı üretti de, en sonunda çok kızgın olacağına, çok soğuk oldu?
    Isı konusunda bence biraz daha düşünmeli.

    Mesela momentum paylaşımını biliyorsunuz. (Elastik ve elastik olmayan çarpışmalar)
    Aynı ilkeler ısı paylaşımında da geçerli...
    1) Niye? (Çünkü paylaşılan enerji)
    2) Aynı mekanizma geçerliyse bu nedir? (Ana hedefe entropi gereği ortamda birim başına homojen enerji miktarına ulaşmak)

    Buradan sonra bir sonraki soru geliyor...
    Isı veya momentum nasıl aktarılıyor? Ve yeni kütle de nasıl yerleşiyor?

    Cevaba yol gösterecek soru ise;
    İvmelendirilmiş bir obje, sabit hıza ulaştıktan sonra (boş ve sürtünmesiz uzay alanında) niye sonsuza kadar durumunu koruyor?

    Gibi, gibi, bir çok soru geliyor aklıma... Kendimce cevaplar buldum.

    Ama emin olduğum şey, insanlık henüz, enerji aktarımı mekanizmasını (Entropi gene) anlamış değil.
  • +1
    ribozom 21 Mayıs 2020
  • 0
    Linkteki açıklamayı okudum ve çok iyi.. Mantıklı...
    Ardından aklıma şu soru geldi,
    Niye yatay dalgalar fotonların manyetik alan titreşimleriyle girişim yapıyorlar?

    Çünkü
    1) "Ekip, koronal katmanın etkilerini silip süpüren “rezonant emilim” adında bir olgu keşfetmiş. Bu olguya göre, eğer manyetik alanlar sayesinde sürmekte olan iki çeşit dalga varsa, bu durumda bir dalganın daha güçlü olmasını sağlayacak bazı türden senkronize desenler ortaya çıkıyor. Bu durumu bir trambolinde aynı anda zıplayan iki kişiden birinin daha yükseğe sıçramasına benzetebilirsiniz."
    * Bu bir girişim deseni örneği...(Süperpozisyon)

    2) ..."Oysa veriler çıkıntı boyunca sıcaklığın 10 kat yükseldiğini göstermekteydi. (10 bin santigrat dereceden, 100 bin santigrat dereceye ) "
    * Bu genlikteki birimsel enerji artışının, alandaki geometrik artışını gösteriyor. (Genlik: Eklenen her (n) birim enerji için, 2. n^2 kadar bir alan artışı )

    3) ..." Güneş’in manyetik alanı içinde oluşan dönüş dalgasının gücü, enine dalga hareketinden hemen sonra zirveye ulaşıyordu. Ve aslında bu durum, akıştaki manyetik enerjinin ısı enerjisine dönüşmesi için harika bir yol olan türbülansı oluşturuyordu! Başka bir deyişle enine dalgaların ve dönüş dalgalarının tam olarak senkronize olmaması manyetik bir dinamo meydana getiriyor"...
    * Bu da faz farkına işaret ediyor.

    Bu üç sonuçtan geçiş bölgesine gelen fotonların senkronize - faz uyumlu oldukları sonucunu da çıkarttım.
    Ve fotonların elektromanyetik titreşimindeki, manyetik titreşimler de güneşteki bu manyetik titreşimlerle girişim yapıyor sonucunu çıkarttım.

    _______________________________
    Şimdi mesela bu varsayımlar üzerine yanlışlama yapılabilir.
  • 0
    Düşününce, aslında sorum, "Niye?" değil, "Nasıl?" olmalıymış...

    -Nasıl yatay manyetik dalgalar, fotonların manyetik alan titreşimleriyle girişim yapıyorlar?
  • 0
    Manyetik alan tamam, emd de tamam da, manyetik dalga da nedir?
    morgan 21 Mayıs 2020
  • 0
    “ Şöyle düşünün... Eğer bir objeyi aşırı sıkıştırırsak, etrafa yaydığı ısı enerjisi artıyor. Ama bir noktadan sonra (teorik olarak) tekilleşecek kadar sıkışırsa, bu sefer mutlak sıcaklıkta olması gerekiyor.
    Eee.. O zaman o süreç boyunca niye ısı üretti de, en sonunda çok kızgın olacağına, çok soğuk oldu?
    Isı konusunda bence biraz daha düşünmeli.” Iyi de, press icin siz disaridan etki yapiyorsunuz, guneste ise Bu anlamda kapali sistem
    morgan 21 Mayıs 2020
  • 0
    Manyetik Dalga ile kastım, şekillerde gösterilen em dalgasının hareketine dik olan dalgalardan biri. Diğeri elektrik alanı ...
    Alan dediğiniz şey bir titreşimin bir periodunun uzay-zaman içinde işgal ettiği bölge.
    Manyetik dalgaları hani şu demir tozu deneylerinde bile gösteriyorlar.

    Ancak manyetik alan- titreşim bölgesi için farklı bir düşüncem daha var. Bu bölge anti-madde ile ilgili.
    (Sizin ve bir çok fizikçinin düşündüğüne aksi olarak, anti madde'nin hiç bir zaman madde ile eşit ve ayrı bir yapı olduğunu düşünmüyorum. Bence kütle madde ve anti madde yapılarının-titreşimlerini aynı anda sergiliyor. Biz polarize olarak tek titreşimi baz alıyoruz, madde diyoruz. Diğer titreşim ise anti madde ve elektromanyetik titreşimlerin manyetik ile ilgili olanı bu anti-maddeyi temsil ediyor.)

    Güneş kapalı bir sistem değil ki. Açık daha doğrusu yarı açık bir sistem. Kapalı sistemlerde dışarıdan içeriye girdi, içeriden dışarıya çıktı olmaz.
    Güneş te sürekli çıktı var.
    Kapalı olduğunu nasıl düşünebiliyorsunuz?
  • 0
    Ayni sey degil zaten, belki hatirlarsiniz foton anti fotonun ayni sey olmadigini savunuyor ve devam ediyorum
    Ama Bu arada alaninda veya yonunde sorun yok, yine manyetik Dalgayi anlamadim
    morgan 21 Mayıs 2020
  • 0
    Gunes in “ Bu anlamda” kapali oldugunu yazdim , ozellikle
    morgan 21 Mayıs 2020
  • 0
    foton kendisinin antisidir aynı zamanda... Genel kabul gören yaklaşım bu... Bunu karşın siz farklı olduklarını düşünüyorsunuz. Bunu açıklayabilmeniz iyi bir bakış açısı kazandırabilir...

    Madde ve anti madde arasındaki farklar nedir? Ve birbirlerini nasıl tamamen yok ediyorlar? Mekanizma nedir?
    Bir nükleer fizyon ya da füzyon değil. Her ikisi için gerekli ek kuvvetlere, madde-anti madde karşılaşmasında gerek yok.

    Birbirlerine sadece temas etmeleri yeterli. Ve tam yok oluş, Yeni parçacık veya kalıntı parçacıklar da yok.

    Bütün foton varsayımınızda tüm bunları da aynı mantık mekanizmasında açıklayabilmelisiniz...

    Manyetik dalgayı anlama işini sonra ele alırız. Zaten yukarıdaki sorularıma cevap üretebilirseniz, anlayacaksınız.

    Özetle, madde+anti madde niye tam yok oluş ile sonuçlanıyor?
  • 0
    Onca sorunun ozeti, son soru olamaz Burtay Bey.
    Fotonon antisi kendisidir gorusu baside kacmak gibi., ve fotonla ilgili eskiden baslattigim ve aklimdaki fikri belirtmistim, siz de o konuda da fikrinizi belirtmistiniz, ve konu ilerleyemedi maalesef.
    SOn soru, ozetlemeyecek olan, "niye" diye sormussunuz :)
    Fizyon ve fuzyonda zaten mass defect var.
    Son sorunuzda, madde ve anti madde acisindan ele alirsak,her zaman yokolus olmadigini,zincirleme dahi olsa parcacik cikisi oldugunu da hatirlatirim, bir kenara birakalim, elimizde bir elektron ve pozitron olsun.iki ters dalganin birbirini sifirlamasidir sonuc ( elektrik yuklerinin de notrlenmesi) , ancak enerji kalmistir ellerinde, ve genelde de bir cift veya daha fazla gamma isiniyla sonuclanir.
    Ama siz bunu zaten biliyorsunuz.
    morgan 22 Mayıs 2020
  • 0
    morgan 22 Mayıs 2020
  • 0
    Kendimce cevabım olan soruları gündeme getirmemden kasıt, kendi cevabımı ortaya koymaktansa, başkalarının kendi cevaplarını üretmeleri için düşünmeye davet etmek.

    Diğer yandan. yaptğımı paylaşanların hepsini hatırlamıyorum. Ya da nerelerde paylaştığımı. Link konusu olan sayfayı da unutmuştum.
    O değerlendirmeye bakınca, sizin için sorunu son olmamasını anlıyorum.

    Yaklaşımımda, (ki biliyorsunuz) dalgasal Zaman kütleyi oluşturan enerji ünitelerinin üç uzamsal boyut üzerindeki titreşimleri ile eşit ve 45 derecede girişim yapıyor.
    Zamanın dalgasallığı ve tek yönlülüğü, bir bakıma göreli bir ivmeli hareket etkisine sebep oluyor. Bu hareketin eylemsizliğinden oluşan momentum sürekli olduğu için, bunu kütle değeri olarak tanımlıyoruz.

    Ancak kütleyi oluşturan enerji ünitelerinin bir de 2 boyutyu bir titreşimyleri daha var. Foton veya kuanta farketmiyor, bu titreşimi elektromanyetik titreşim olarak kabul ediyoruz. Bu titreşimler bir biri ile dik.
    Bu yüzden kütle Zaman ile 45 derecede girişim yaparken, ünitelerinin titreşim fazlarına göre 45 ve 135 derece de girişim yapıyor.
    Sözgelimi bizler sadece 45 derecede yaptığı girişimi madde olarak tanımlarken, 135 derecede yaptığı girişimi anti madde olarak tanımlıyoruz.

    Bu titreşim özelliğini ayrıca, benzerlikten dolayı, maddenin elektromanyetik titreşimi olarak tanımladığımız düşünüyorum.
    Ve aynı sebeple anti maddeyi sadece manyetik alanlarda tutabilmemizi (yok olmamasını) de, aynı hamurdan olmaları yönünde değerlendiriyorum.

    Madde-anti madde karşılaşması, bence, ivme veya ısı aktarımı ile aynı temel ilkelerde çalışıyor olmalı.
    Pozitif diyebileceğim bir pespektifte (mesela salt madde için). momentum ve ısı aktarımı, enerji ünitelerinin çok yoğundan az yoğuna (bir akışkan gibi) yayılmalarını ve bağımsız titreşimleriyle, sistem içindeki enerji üniteleri arasına yayılıp onlarla girişim yaptıkları yönünde.
    Böylece kütleyi oluşturan enerji ünitelerinin topla titreşim genliği artmış oluyor.

    Ancak eklenen enerji üniteleri ile bu genlikler artan iken, sadece belli koşullar sürdüğü sürece bu durum korunuyor. Mesela sabit bir hız altında iken, çünkü titreşim genlikleri ile Zaman arasındaki girişim de değişiyor. Bu değişime momentum, çok yüksek hızlarda relativistik kütle ve etkisine de zaman genişlemesi diyoruz.

    Nesne çarpma, sürtünme veya ışıma ile bu bağımsız enerji ünitelerini sistemden çıkarttıkça, titreşim genlikleri de eski hallerine dönüyor. (hız da düşüyor)

    Madde-anti madde de aynı prosedür işliyor. Fark olarak bu sefer titreşimler arası faz farkının, ,bu iki madde türü arasındaki titreşim girişimini yıkıcı girişime çevirmesi.
    Böylece kütleyi oluşturan enerji ünitelerinin tetreşimlerinden beslenen bağlar düzleşiyor. (bir fermuarın dişlerinin tamamen düzelmesi gibi...) girinti-çıkıntı kalmayınca üniteler arasında , enerji üniteleri dağılıyor.

    Çok bağlantısı kalmasa da güneş olayına dönersek, güneşin manyetik döngüleri ile titreşim genlikleri genişliyormuş. Dışa yaklaştıkça, enerji birimleri üzerindeki basınç her yönde olmaktan, tek yönlü olmaya yöneliyor. Yani, kabuğa doğru olan yönlerde, titreşimi sınırlayan baskılar daha az oluyor. Bu , bu yönde daha çok titreşim demek.Bir de bu titreşimler güneşin manyetik alan titreşimleriyle girişim yapıp güçlenince, bunu ani ısı artışı olarak tanımlıyoruz.
  • 0
    Burada yeni farkettiğim ve bu sitede önceden paylaşmadığım bir bakışımı belirteyim.

    Bütün fotonlar, hangi dalga boyuna ait olurlarsa olsunlar, hangi ışın olursa olsun, hepsinin enerji miktarı ve seviyesi aynı.

    (Aslında kırmızıya ve maviye kayma ile ilgili bir soru cevabında kullandıydım.)
    Yani, Kromosfer (Renk Küre), Geçiş Bölgesi ve Korona (Taç) Katmanı'ndan geldiği tespit edilen fotonların hepsi bireysel olarak ele alındığında tamamen özdeşler.

    Tespit edilen ısı farklılığı ise, kaynaklarının frekans farkından kaynaklanıyor. Ne kadar yüksek frekans ise algılayıcı üzenide birim sürede, o kadar çok foton toplanıp, ortak girişim deseni oluşturuyor.
    En yüksek genlik alanı olan girişim, en yüksek enerjiyi ve ısıyı temsil ediyor.
    (Bu yaklaşım aynı zamanda uzayda gelen bir ışığın doppler ile kızıla kaymasını, fotonun aslında enerji değerinin aynı kalmasını ve aynı ışık çok yüksek -güçlü kütle çekim alanından geçerken maviye kaymasını da tek seferde birleştiriyor.
  • +1
    acikcasi Burtay Bey, ben sizin calismalarinizi tam anlamiyla okumadim. Nereden baslayacagimi anlamadigim icin ilgim baska yonlere kaydi diyebilirim.
    morgan 23 Mayıs 2020
  • 0
    Haklısınız... Nereden başlanacağı konusu, zamanla eklenenlerle çok karıştı.
    Çalışmam sadece bir perspektif. Okumamak şimdilik önemli bir kayıp değil bence de...
    Değişeceğini umuyorum zamanla...:-)
  • 0
    hic anlamadim degil, ama belli yerlerde nereye goz atacagimi kestiremedim.
    morgan 23 Mayıs 2020
  • 0
    Zamanla değişimler içerse de, ana fikir aynı...
    Zaman, soyut ve kişiye/hıza göre değişen bir kavram değil.

    Evrenin genişleme hareketinden doğan ters eğimi olan bir dalga. 1 periyodu 1 Planck zamanı ve 1 Planck Mesafesi dalgaboyu olan dalgalar.
    Bu da evren dokusunu bir süperakışkana çeviriyor.
    Önce, sonra, şimdi, geçmiş, gelecek kavramlarının hepsi, "bilginin oluştuğu şimdi" an'ının referans çerçevesine göre bu dalgaların konumlarına göre belirleniyor. Bu dalgaların geçiş adedi ise bize süreyi veriyor.
  • 0
    Zaten anlamadigim kisimlardan biri ki, zaten sizin bakis aciniz onun uzerine kurulu.
    Evrenin genislemesinden kaynaklanan dalga, evrenin genislemesi icin gereken sureyi ilk anda beklemistir.Zaman zaten "vardi".

    Bu arada bakis aciniza Planck Sicakligini eklediniz mi ?
    morgan 23 Mayıs 2020
  • 0
    Hayır. Planck Sıcaklığı ve Planck Kütlesi yeterli derecede bilgimin olmadığı ve bu yüzden yorumlayamadığım alanlar henüz. Bu yüzden ne kadar haklarında teorik bilgim olsa da, monte etmeye çalışmadım.
    Bu konularda daha yetkin birisinin açığı bulup, düzeltmeler yapabileceğini umuyorum.
    Planck Sıcaklığını sadece tekillik durumundaki quantum'un (enerji paketçiklerinin) ısısı (mutlak sıfır) olarak düşündüm.

    Evrenin genişlemesi konusunu ve Zaman'ın ortaya çıkışını biraz daha açabilirim.
  • 0
    Evrendeki tüm enerjinin tek bir tekillik noktasından çıkış olmasını mantıklı bulmuyorum.
    Çünkü kara deliklerde enerjiyi (veya kütleyi parçalayıp, enerjiye çevirip) tekilleştiriyor ama, tek bir nokta değiller.
    Bu kadar kara delik dahil olmak üzere, tüm baryonik madde ve enerjinin tek bir tekillik noktasından fırlaması mantıklı değil bence.

    Onun yerine daha öncede (mikrodalga da ısıtılmış kahve-su) örneklediğim, aşırı yüklenmiş (titreşim eğilimli) kuanta paketçiklerinden oluşmuş, saf bir uzay denizi düşünüyorum.

    Eğer uzay kuanta paketçiklerinden oluşmuş bir deniz ise, tüm paketçikler özdeş olduğu için homojen, simetrik ve düzenli bir yapıda olacaklardır. Ayrıca, her paketçiğin titreşimi, diğer paketçiklerle sınırlandığı için, oldukça dingin, huzurlu, sakin bir yapısı olacaktır. Aynı zamanda bu yapı, süper iletken olacaktır. Her hangi bir etkiyi yavaşlatacak titreşim aralıkları (boşlukları) yok çünkü...

    Biz enerji varlığını, titreşim sonucu uzay dokusuna yapılan etki ile tanımlayabiliyoruz. Bunun iki şekli var. Biri elektromanyetik olanı ki bu fotonları içeriyor. Diğeri kütle çekim dalgaları gibi olanı ki bu foton içermiyor. Zaten kütle çekim dalgalarını direk tanımlayamıyoruz. Sadece etkilerinin sonuçları sayesinde fark edebiliyoruz.
    Bu yüzden hiç bir titreşimi olmayan-saptanmayan durumların tekillik olduğunu düşünüyorum. Çünkü titreşim yok ise (tespit edilebilen) boyut da yoktur.
    Boyut dediğimiz kavram, sadece bir kuantanın titreşim yaptığı alanı gösteriyor bence.... Bu titreşim vektörleri üzerine bizler uzamsal boyut tanımlarımızı oturtuyoruz.

    1 enerji paketçiğinin (kuanta) bir periyotluk titreşim alanı 1 Planck Mesafesi genişliğinde olduğuna göre, sicim teorisinden biraz faydalanabiliriz.
    Sicim teorisi fark olarak her bir sicimin, sonsuz enerji yüklemesi ile genişleyebileceğini ifade ediyor.
    Bence ise, tüm kuantalar özdeş ve enerji miktarları aynı. Ve bir kuanta titreşmeye başladığı zaman ancak sicim olabiliyor. (Bir bakıma bir noktanın titreşmesi sonucu oluşan yeni gözlemlenen yapı)
    Ve kuantalar, öz yapılarını kaybedip yeni bir yapı oluşturmuyorlar. Yani sicime enerji verdikçe büyüyen tek bir sicim değil.
    Her sicimin titreşimi, diğerleri ile girişim yapıp, girişimlerinin genliğini büyütüyorlar. Sisteme ne kadar çok kuanta eklenirse, ortak girişim genliği o kadar büyüyor. Dışarıdan tespit edilebilen bu ortak girişimin süper pozisyonu.

    Tekrar sakin enerji denizine dönersek, bu yapı içinde bilinmeyen bir sebeple (?- Her türlü açıklama var ama en yaygın olanı teolojik "Ol!" emri), bu doku içinde "bir noktada" olağandan fazla enerji etkisi oluşuyor.
    Bu etki ile simetri içindeki dengeler bozuluyor. Simetri kırılıyor.
    Simetriyi kıran etkinin, geometrik bir küre şeklinde "etki dalgası" olarak yayılıyor.
    Yayılma esnasında, etki noktasından başlamak üzere dalga etraftaki kuantumu bir ortam olarak kullanacaktır.
    Yani dalga olarak, 1 kuantadan, bir diğerine geçecektir. Bunun diğer anlamı, kesikli bir dağılım olacağı ve her genişleme aşamasında 1 Planck Mesafesi (1 kuantanın yapabileceği maksimum dalga genişliği) ilerleyeceğidir.

    Doğal olarak böyle bir kırılma ile sakin iken baskı altına alınmış kuantaların titreşimleri de etki dalgasının geçtiği alanlarda sisteme zincirleme reaksiyon şeklinde dahil olacaktır. (Mikrodalgadaki suyun bir anda patlaması).
    Bu ilk etkiden çok daha büyük bir enerji açığa çıkartır ki, bu daha bozulmamış doku kısmında ani bir genişlemeyi (büyük enflasyon) de besleyecektir.

    (Kısa bir an durup şöyle bir duruma bakarsak, evren gene bir noktadan ve tekillikten başlıyor. Gene simetri kırılıyor. Gene düzenlilik bozuluyor. Sadece tüm enerji tek bir hiçlik noktasından gelmiyor.)
    Aşırı enerji artışı ile genişleyen doku ilk başta küresel olsa da, sisteme dahil olanların enerjileri ile geometrik yapısını değiştirmek zorunda kalmış olmalı. Suyun içinde bir hava kabarcığına, ani ve eşdeğer kuvvet uygulandığında, küreden torusa dönüşmesi gibi. Çünkü enerji miktarını ve yayılma yüzey alanı arasındaki oransal dengeyi koruyacaktır.
    (Bunlar bilinçli bir tercih değil sadece gözlemlediğimiz fiziksel olguların matematiksel kanunlarının o şartlar altında da geçerli olduğuna inanmamdan kaynaklanıyor.)

    Dalgaların bir ortam içinde genişlemesine dönersek, ilk etki ve enflasyon dönemi ile elimizde iki farklı yoğunluğa sahip ortam olduğunu görüyoruz. Bir tanesi ilk etki ile işgal edilen ve çalkalanan alan, diğeri henüz ilk etki dalgasının ulaşmadığı bölgeler. Bu enerji titreşim hareketliliği bazında, enerji yoğunluk farkı olan iki alanı-ortamı işaret ediyor.
    Dalgalar bir ortamdan, farklı yoğunluktaki bir diğerine geçerken tepki gösterir ve kırılırlar. Bir diğer tepki ise çok zayıf ama aynı frekans ve dalga boyunda bir eko dalgasının da, yayılma bölgelerinden geriye yansıması.
    İşte Zaman dediğimiz, kavram bu eko dalgalarının evren içine geriye yansıması ile oluşuyor.
    Bu dalganın oluşum özelliklerine bakarsak, en başta dıştan içe doğru yayıldığı için, eğimi ters. Yani aktardığı kuvvet ilerledikçe azalmıyor, tam tersi artıyor.
    İkincisi, tek yönlü.
    Üçüncüsü ise etki dalgasının geçtiği alana nüfuz ettiği için, bu alanla kaynaşıyor ve uzay+zaman şeklinde bildiğimiz evreni dokusunu oluşturuyor. Bu arada evrenin süper akışkan özellikleri kazanmasını da sağlıyor.

    ---000---

    "Zaman zaten vardı" kısmında sanırım biraz görüş farklılığımız var. Evrenin oluşumundan önce, bir "önce" vardı. Ama Zaman yoktu. Zaman, kütlenin titreşimleri değil, evrenin genişlemesinin bir sonucu olduğu için bize soyut kalıyor. Ama aslen, fizik denklemlerinde varlığını göz ardı edemeyeceğimiz net bir değişken.
    Bu konuda eklediğim link, önce-sonra konusundaki fikrimi açıklama da yeterli. Dilerseniz.

    https://www.quora.com/Did-time-begin-at-the-Big-Bang-If-so-would-it-be-reasonable-to-say-there-s-no-such-thing-as-before-the-Big-Bang/answer/Burtay-Mutlu
  • 0
    Itiraz edecegim o kadar cok sey var ki ( katildiklarim da bir o kadar var ) , Gunes’ten cok uzaklasiriz.
    morgan 24 Mayıs 2020
  • 0
    Sunu soyleyeyim, zaman sorumu yanlis anlamissiniz.Ama dedigim gibi cok fazla tartisilacak kistas var, “zaman”imiz yetmez
    morgan 24 Mayıs 2020
  • 0
    Elbette itiraz edecveğiniz noktalar olacak..:-)
    Özellikle onları okumayı çok isterim.
    Belki ayrı bir başlık altında...?
Yorum yazabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Giriş Yap