• +1

    Biraz Beyin cimnastiği ...

  • +1
    Aklıma gelen, nasıl çalıştığını bildiğimiz ve hesaplayabidiğimiz ama nedenini, niçinini bilmediğimiz konuların soruları

    1) Kütleçekim ile Kuantum Mekaniği (Quantum Gravity) niye birleştirilemiyor?
    2) Işık hızı, niçin üst sınır?
    3) Kütle oluşumu ile relavistik kütle oluşumu arasındaki ortak noktalar nedir?
    4) Relavistik kütle ile momentum oluşumları arasındaki ortak noktalar ve mekanizmalar nedir?
    5) Tekillik nedir? Boyutlarla ilişkisi nedir?
    6) Sicim teorisindeki boyut kavramlarını (açık, kapalı, kıvrık, soyutumsu) nasıl bir "tek bir tanım altında" birleştirebiliriz?
    7) Hız artıkça, hareket vektöründeki boyut üzerinde daralma niye ve nasıl oluyor?
    8) Yüksek hızlarda Zaman genleşmesi, niçin oluyor?
    9) Kuvvet, bir nesneden bir başka nesneye nasıl aktarılır? (Molekül veya atom düzeyinde...)
    10) Momentum niye korunur?

    Şimdilik bu kadarı yeterli... Bu konularda durum değerlendirmeleri ile sonuçları hesaplayabiliyoruz. Ama çoğunun nedenini bilmiyoruz.

    Örneğin; Işık hızına yakın hızlardaki zaman genişlemesini, kütle artışını Lorentz denklemleri ile hesaplayabiliyoruz. Sahip olunan momentum hesabı için newton denklemeleri bile yaklaşık doğru sonuçlar veriyor. Bize, sistemin koşularını ve nasıl çalıştığını gösteriyorlar.
    Ama aynı durumlar, bu denklemler geliştirilmeden önce de varlardı. Ve denklemler bize "niçin?" olduğunu açıklamıyor.
    O yüzden bu denklemi cevap olarak göstermeyecek tanımlara ihtiyacımız var.
  • 0
    sayın Burtay Mutlu sorularınız harika!!! sorularınızdan bir kaçı aklıma gelmişti ama o sırada başka şeyler geldiği için uçup gidiyorlardı bu arada 9.sorunuz hakkında düşünceler kuruyordum geçenlerde burada belirtmişsiniz aslında 9.soru da hala çözülmüş değil kuvvetin nasıl iletildiği düşüncem odurki bu maddenin özünde yatıyor herşeyin kozmolojik bir bilgisi var dersek kuvvet maddeyi oluşturan bilgiyi etkinleştiren bir fenomendir diyebiliriz kuvvet bilgiyi uyarır ve madde tepki gösterir bu cevap cisimler neden tepki gösterir sorusuna da cevap oldu ama işin aslını bende biliyor değilim bu arada size ulaşmak isterim size sormak istediğim sorular var bu arada zamanın dalgasal olduğu konusunda haklı olabilirsiniz!
    Rick Sanchez 10 Kasım 2018
  • +1
    hızlıca cevap verebileceğim;

    1-Kuantum ölçeklerinde kütle çekimi çok zayıf kalıyor deney yapılamıyor, veri olmadığı için birleştirilemiyor. şuan için birleştirebilecek başka yol bulunabilmiş değil.

    2-Işık hızı alt, üst herhangi bir sınır değil evrenimizdeki tek hızdır.
    https://www.youtube.com/watch?v=xRjiAVzvZw8

    7- Cevap çok basit şekilde maviye kaymadır.

    9- Bir nesnenin en dışındaki atomların elektronları diğer nesnenin dışındaki atomlarının elektronlarını iterek gücü aktarır. soru eksi yük eksi yükü neden itere indirgenirse kısaca bilmiyorum.
    venividi 11 Kasım 2018
  • +2
    Cevaplar için teşekkür ederim. Hem devamı hem de başka kişilerin fikirleri de olur diye umuyorum.
    Maviye kayma olayını biraz daha irdelemek gerekir diye düşünüyorum.

    Çünkü aslında maviye kaymaya sebep olan mekanizmanın, aynı zamanda hem "zaman genişlemesi" hem de "uzamsal boyut şıkışması -daralması" üzerinde etkisi olmalı diye düşünüyorum.
    Yani bir mekanizma "üç" ve belki daha fazla (momentum, relavistik kütle,eylemsizlik gibi) sonuca neden olmalı ...(?) Ama nasıl?


    Not: Farklı düşünceleri olan arkadaşların, başkalarının açıklamalarını (-) işaretleme yerine, fikir beyan etmeleri daha doğru olur.
    Sonuçta kimse kimseden daha iyi değil. Herkes farklı açılardan ele alıyor-almaya çalışıyor konuları.
  • 0
    Bana aslında hepsi aynı şey gibi geliyor atıyorum bizden hızla uzaklaşan bir saatin yavaşladığını gözlüyoruz sonra zaman genişlemesi diyoruz. işin daha temeline tepeler arası mesafenin arttığı dalgalara inip bunun sebebinin kırmızıya kayma olduğunu söyleyemez miyiz?
    venividi 11 Kasım 2018
  • 0
    İki nokta var vurgulamak istediğim.
    İlki, evrenin oluşumu esnasında, özellikle büyük patlamanın ardından, ilk parçacıkların oluşmaya başladığı an'a kadar geçen bölüm hakkında.

    Bu periyot hakkında, elimizde hiç bir kanıtlı (gözleme veya deneye tabi ispatlanmış) bilgi yok. Sadece sonrasına bakılarak ileri sürülmüş, varsayımlar var.
    Bu nedenle aslında bu süreç için varsayım üretmekte özgürüz de demek oluyor bu.

    Matematik'teki gelişime bakarsak, her şey (1+1) ile başlıyor. İlkel insanın toplama ve çıkarma yapması ile başlayan matematik, günümüzde trigonometri, geometri, sanal sayılar, koordinat sistemleri, fonksiyonlar, türevler, entegraller, vs.vs derken, günümüzdeki haline ulaştı.
    Bunca karmaşıklığına rağmen, eğer başlangıçta (1+1) kavramı olmasaydı, gelişmeseydi, şu anki bu kompleks yapıya ulaşamazdı.

    Fizik yasalarına baktığımız zaman ise, bunca kompleks ve karmaşık durumuna ve bunca varsayıma rağmen, ilk başta tüm fizik yasalarının da temel bir kaç yasaya dayanması gerektiğini düşünüyorum.
    (Fizik yasalarını, fiziği biçimlendiren kurallar olarak değil,
    Aksine bize sadece gerçekleşen olgular arasında ilişkileri ve sıralamalarını tanımlayan yasalar olarak ele alıyorum.)

    Çünkü ilk parçacığın oluşmasına kadar olan süreçte, tüm enerji özdeş ve homojen niteliklerdeki parçacıklardan ibaret bir yığın idi. Aralarındaki simetri bir şekilde kırılmıştı ve enerji, genişleyen bir harekete dahil olmuştu.
    Bu yüzden bu süreçte, ne kütle çekim yasaları, ne güçlü veya zayıf veya elektromanyetik kuvvetler tanımlanmamıştı. Çünkü bu tanımı yapmak için gerekli olan parçacıklar ve onlar arasındaki ilişkiler zinciri de yoktu.
    Bu yüzden bu süreçte enerji parçacığının-paketçiğinin-alanının (kuanta) başına gelen durum her ne ise, bundan sonraki tüm oluşumları biçimlendirmiş ve onlara temel olmuş olmalı.
    Bu aslında elimizi çok rahatlatıyor. Bir çok kanunu ve ilişkiyi görmezden gelebiliyoruz.

    Bana göre, bu dönemde hareket halindeki kuanta'nın durumu, daha sonraki tüm ilişkiler zincirine ve bunları tanımlayan yasalara temel oldu.
    Burada elimizde bir kaç done var.
    * Enerji paketçiği,
    * Hareket, Hız
    * Birbirleriyle farklı açılarda çarpışan, birleşen, ayrışan enerji paketçikleri arasında enerj alanları arasında kuvvetin paylaşımı.

    O yüzden 9ncu sorumun anahtar soru olduğunu düşünüyorum.
    Bir nesneyi ele aldığımızda, onun; kimyasal birleşik>molekül>atom-çekirdek (ve elektron) >proton-nötron> kuark>??>enerji şeklinde sıraladığını görüyoruz.
    Alanlar (her türlü enerji alanı ve dalgası; ışık, manyetik ve elektrik alanları, vs. dahil) 2 boyutlu olmalarına rağmen onlarda temel de enerji birilerine dayanıyorlar.

    Momentum tanımına ve kullanımına baktığımız zaman ise, evrende her şeyin kütlesi olmayabiliyor. Ama her şeyin momentumu var.
    Buradan momentum oluşumunun daha temel bir durum, ilişki tanımı olduğu gözüküyor.

    Evrenin genişlemesi ile kuantaların hareket etmesi de, ki bence bir etki genişlemesi ama patlama bile olsa sonuç aynı, evrenin ilk var oluş anından itibaren kuantaların hareket etmeye başladıkları kesin.
    Bu durumda, elimizdeki ikinci veri de, hareket/hız oluyor. Zaten momentum ile hareket direk ilişkili konular.
    Üçüncü verimiz (doğruluğundan şüphe etmediğimiz konu) kuantaların birleştiği (1+1)

    Bu üçünden hareketle oluşan fizik yasalarının, sonraki tüm fizik kurallarına ve yasalarına önderlik ve analık etmiş olması gerekiyor.

    Tabii BENCE...



  • +1
    İkinci konu; "... işin daha temeline tepeler arası mesafenin arttığı dalgalara inip bunun sebebinin..." kısmı ile ilgili...
    Bu konudaki düşüncenize kısmen ve üstelik temel açılardan katılıyorum.
    Ayrıca bana göre, bir dalganın sahip olduğu enerji miktarını tanımlarken, genel de göz rdı ettiğimiz "genlik" konusunun da bu konuda önemli etkiye sahip olduğunu düşünüyorum.

    "Genlik alanı, dalga içinde enerji paketçiğinin-kuantanın bulunabileceği olasılıkları da gösteren bir alan Genlik alanı ne kadar büyük ise, paketçiğin bulunabileceği alan da o kadar artıyor." (Bu yaklaşım mevcut güncel kuantum mekaniğinden alınmadır.)

    Eğer bir dalga fonksiyonundan bir periyotluk kesit alırsak, dalganın enerjisini, taban genişliği (dalga boyu) ve dalga yüksekliği (h) tanımlamaktadır.
    (Bir kalem ve kağıt akıp, üstüne şekilleri çizerseniz, sanırım daha basit bir şekilde anlaşılacak yazdıklarım.)
    (Tüm dalganın enerjisine hesaplamak için, frekans'ta gerekiyor. ama şu an ihtiyacımız yok. Sadece bir periyotluk kesit içindeki alan bizim için önemli)

    Aslında bu alanı entegral ile hesaplamak daha doğru ama kavramsal olarak üçgenleri de kullanabiliriz. Aynı mantığa ve yönteme hizmet ediyorlar.

    Bir dalga boyu periyodun enerji içeriğinin artması demek, bu enerjiyi temsil eden alanın genişlemesi demek oluyor.
    Bir üçgen de alanı ancak iki şekilde genişletebilirsiniz. Ya yükseklik sabit ise, tabanı (dalga boyunu) genişleteceksiniz ya da taban sabit ise yüksekliği genişleteceksiniz.
    Yani "ya taban yada yükseklik"

    Şimdi bu durumu herhangi bir kuantanın bir periyotluk hareketi olarak da ele alabiliriz, parçacığa dayalı kuantum mekaniğinde bir parçacığın bulunma olasılığına da uygulayabiliriz.

    Bir nesne hızlandığı zaman, (gene mevcut güncel kuantum mekaniğinin tespitine göre) dalga boyu düşüyor, aynı enerjiyi korumak için frekansı artıyor.
    Bunun bir periyotluk kesite uyguladığımız da ise, karşımıza çıkan şey, üçgenin tabanının daralmasına karşılık yüksekliğinin artıyor olması gerektiği.
    Bu "aynı alanın korunması için" gerekiyor.
    (Not: Özel Görelilikte zaman genleşmesini anlatmak için kullanılan ışık saatindeki fotonun hareketi gibi ... Tek fark, bu örnekte zaman genleşmesi anlatılırken yükseklik sabit tutuluyor, bu yüzden "yanıltıcı şekilde" taban genişliyor. Oysa taban azalırken, yüksekliğin artması gerekiyordu.)

    Bunun üstüne bir de momentum şeklinde, hareket için nesneye aktarılan enerjinin de dalgaya dağıtıldığını düşünürsek, korumaya çalıştığımız alanın taban ölçüsü aynı koşullara tabi iken, yüksekliğinin çok daha fazla artması anlamına geliyor.

    İşte maviye veya kızıla kayma da bu durumların da göz önüne alınması gerekiyor bence...

    Tabii, gene, BENCE...






  • +1
    Demek istediğiniz anladım ama benim bildiğim ışık saatindeki yükseklik ile genlik için bahsedilen yükseklik ve tabanlar birbirinden farklı şeyler. Biraz kötü gözüksede üstüne karaladım.

    https://ibb.co/fXF2JV

    2 aynanın arasındaki mesafelerden bağımsız olarak ilk başta yazdığınız temel bilgilerin geçerli olması gerekmez mi?
    venividi 12 Kasım 2018
  • 0
    Öyle bile olsa dediğiniz gibi toplamda enerjide bir değişiklik yaşanmıyor sadece belli bir alandaki yoğunluk artıyor yada aynı şey daha geniş bir mesafeye yayılıyor. Ama bu enerji gözlemlediğimiz cismin yayınladığı fotonların enerjisi. Sanırım konu protonların notronların kendisi olunca değişebiliyor. burada değişken hız önemli gibi. Konu ışık olunca sabit hız c geliyor ve her dalga boyu arasındaki enerjide sabit miktar iş yapabiliyor(planck). Hız değişkeni işin içine girince yukarıda bahsettiğiniz üçgenin alanını değiştirebiliyoruz belki de. Ama atıyorum bir protonun uzaydaki hızı frekansından bağımsız düşünülebilir mi? bilmiyorum bilgi eksikliği de var ?
    venividi 12 Kasım 2018
  • 0
    Bilgi eksikliği yok. Tam tersi konuya odaklanmanızı engelleyen bilgi fazlalığı var bence...

    Önce ışık saatini ele alalım. (Konuyu bilmeyen okuyucular için, fikir üretebilmeleri amacıyla genişleteceğim)
    Deneyde, birbirine paralel ve aralarında d mesafesi olan iki ayna var. Foton ilk ayna yüzeyinden çıktıktan sonra "doğrusal" yol ile ikinci ayanaya varıyor ve aynı açı ile doğrusal olarak ilk çıktığı noktaya dönüyor.
    Nesne hareketsiz iken, bu işlem aynı yol üzerinde a-b arasında (tek bir çizgi üzerinde) t süresinde oluyor. https://ibb.co/hOpYcq
    Ancak nesne hareket ettiği zaman, fotonun ikinci aynaya varması gereken t/2 süre içinde, ikinci ayna ileri hareket etmiş oluyor. Bu yüzden foton ikinci aynaya vardığında, ilk aynanın düşüy doğrultusu ile ikinci aynanın düşey doğrultusu arasında "x" yol almış oluyor.

    Böylece v hızında iken, t süresinde ilk aynanın aldığı x yolu, tekrar geri aynı noktaya döndüğünde
    2x yol almış oluyor.

    Buradan, ilk hareketsiz durumundan da faydalanarak, karşımıza bir dik üçgen çıkıyor.
    Buradan fotonun bu (ab) yolunu tamamlamak için aldığı ektstra yolu hesaplayabiliyoruz.

    Aynaları içinde taşıyan nesnenin hızı artıkça, fotonun a noktasından b noktasına varması gereken süre artıyor.
    Ancak aynı ortamdaki gözlemci için, bu hareket farkedilmiyor ve ilk durumda gibi algılanıyor. Çünkü foton, ilk hareket ettiği noktaya geri dönüyor.
    Dışarıdaki gözlemci ise bu farkı, zaman genleşmesi olarak ölçümlüyor, çünkü kendi foton saatinin aynı süreci tamamlamasına göre karar veriyor.
  • 0
    Şimdi bu örnekten faydalanarak dalgalara dönersek, bir dalgayı tanımlayan üç şey var; frekansı, dalga boyu ve genliği. Genellikle ilk ikisi bir dalgayı diğer dalgalardan ayırt etmemiz için yeterlidir.
    Bu yüzden genlik konusu cok öne çıkmaz. Dalgaların taşıdıkları enerji farklılıkları için bile, dalga boyu ve frekansının bilmemiz yeterli olur. Daha küçük dalga boyu daha yüksek enerji demektir.

    Ancak geçenlerde bir soruda olduğu gibi, aynı frekans ve dalga boyundaki iki dalgayı ayırt etmek gerekirse? (Kazağın kırmızısı ile kızgın demir kırmızısı aynı aynı frekans ve dalgaboyunda ise ?)
    (Ya da sesini açtığımız radyoda, duyduğumuz müziğin frekansı ve dalga boyu değişiyor mu?)
    Elbette aralarındaki fark, geriye kalan üçüncü özellik olar genlik-şiddetten kaynaklanıyor. Genlik artışı ile dalga çok daha fazla enerji taşıyor.

    Genlik-şiddet (amplitude) bir alan olarak gösteriliyor. Bu alanı üçgene benzettim ve taban, yükseklik kavramlarını kullandım.
    Burada dalgaya eklenen her n birim için alandaki artış (yaklaşık olarak) (2.n^2) olarak gösteriliyor.
    https://ibb.co/fUJjHq

    Dalganın genlik alanını gösteren (sarı) bölgeyi hesaplamak için (yaklaşık) integral yerine üçgen alanı düşündüm. Taban ve yükseklik konusu buradan geliyor.

    Şöyle ki, enerji vardan yok olamayacağına göre, bu alanın da küçülmemesi gerekiyor. Yani dalganın dalga boyu (tabanı) ya da yüksekliği değiş se bile sarı olan alan aynı değeri vermeliydi.
    ...
    Hareket söz konusu olduğunda ise, ortama ek enerji yüklenmiş oluyor. Bu enerjiyi alan olarak ifade edebileceğimiz tek yer dalgaların genliklerinde artış oluyor.

    Diğer konular bundan sonra kolaylaşıyor. (Zaman genleşmesi, boyut daralması, vs)

  • 0
    Parça parça yazıyorum. Arada siliniyor. Başa dönmek yerine ve konuları bölüyorum.
    Ele aldığınız elektron ve proton konularına girmeye bu aşamada gerek yok.
    Çünkü, kütleli ya da kütlesiz farketmez, bu yaklaşımda tek bir enerji ünitesinin-kuanta (kep) durumunu ele alıyoruz.

    Temel parçacıklar, binlerce belki milyonlarca/milyarlarca kuantanın birleşmesi ile oluşmuş, üstelik aralarında farklı bağlar kurarak oluşturdukları yapılar.
    İlk sorduğum sorular açısından bir öncelikleri yok.
    Çünkü konuyu en temel düzeyden ele sorguluyoruz.

    Ancak bir noktaya dikkatinizi çekmek isterim. Bir elektronun hızı sahip olduğu yük artıkça, artıyor. Eletronun fiziksel boyutları üç aşağı-beş yukarı aynı kalacağına göre, eklenen yükleme elektronun titreşim genliğini artırıyor olmalı.

    Buradan genlik ile "kütle yoğunluğu ve hız" arasında doğru ilişki olduğu sonucunu çıkardım: Bir parçacığın enerjisi artıkça, genliği artyor. Genliği artınca kütle yoğunluğu da artmış oluyor. Aynı zaman da bizim evrenimizdeki "doğal hızı" da artıyor. (Bazı parçacıkların doğal hızları niye çok yüksek ? gibi...)
  • 0
    ''Bir nesne hızlandığı zaman, (gene mevcut güncel kuantum mekaniğinin tespitine göre) dalga boyu düşüyor, aynı enerjiyi korumak için frekansı artıyor.
    Bunun bir periyotluk kesite uyguladığımız da ise, karşımıza çıkan şey, üçgenin tabanının daralmasına karşılık yüksekliğinin artıyor olması gerektiği.
    Bu "aynı alanın korunması için" gerekiyor.
    (Not: Özel Görelilikte zaman genleşmesini anlatmak için kullanılan ışık saatindeki fotonun hareketi gibi ... Tek fark, bu örnekte zaman genleşmesi anlatılırken yükseklik sabit tutuluyor, bu yüzden "yanıltıcı şekilde" taban genişliyor. Oysa taban azalırken, yüksekliğin artması gerekiyordu.)''

    bu paragraftan yola çıkarak ışık saatindeki ışığın aynı enerjiyle daha mesafe katetmesi gerektiği için dalga boyunun arttığını ama buna rağmen yüksekliğinin(dalga fonksiyonun şeklindeki) artmadığını söylediğinizi sandım dalga boyunun taradığı alanı azaltacak şekilde. o yüzden şekili karaladım yanlış anlamışım sanırım.

    bende bahaneyle ilk okuduğum popüler bilim kitabını kurcalamış oldum
    https://ibb.co/bvY40A
    venividi 12 Kasım 2018
  • 0
    Yanlış anlama doğal. Bu benim doğru kelimeleri bulup, yerinde kullanamamdan kaynaklanıyor...
    Bu konuyla ilgili olarak, momentum ve enerjinin nasıl dağıldığını ararken aklıma bir soru geldiydi...
    Sanırım üzerinde düşünmek sizin içinde zevkli olur.

    Eğer elimde çok sağlam ve kırılmaz, bükülmez bir malzemeden yapılmış, 2 kg kütleye sahip ve 2 ışık saati uzunluğa sahip bir çubuğu
    a) 2 kilogram kuvvet ittirdiğim zaman, öbür ucunun durumu ne olurdu?
    b) Benden taraf ucuna, çubuğun doğrultusuyla aynı vektörde, 2m/s hızlı ve 2 kg kütleli bir top ile (esnek) çarpışma yaptırsaydım, diğer ucunun durumu ne olurdu?

    Aslında klasik fizik ve momentum hesapları bize sayısal cevapları veriyor ama çubuğun uzunluğunu ele aldığımızda, ışık hızı sınırı nedeniyle klasik fizik yetersiz kalıyordu.
    Özel Görelilik sayesinde, çubuğun diğer ucunun hareket etmesinin 2 saat sonra olacağını da biliyoruz. Hızı da 2 metre/s olacak.
    İki şık arasındaki fark, kuvvetin aktarımı ve momentumun paylaşım- korunum şekli olmasına rağmen, sonuç aynıydı. Çubuk 2 saat sonra tüm olarak 2 m/s hızla hareket ediyor olacaktı.

    Ama ya bu ilk iki saat boyunca, itme veya top ile aktarılan bu fazla enerjinin durumu ne olacak? Ve çubuğun temel birimleri (kuantum) üzerindeki aktarımı ve paylaşımı nasıl olmalıydı?

    Not: "Kuanta"yı tarifie uygun olarak, 1 Planck aralığında olabilecek en küçük enerji birimi olarak alıyorum. (Maxvel)
    "Kuantum" ise, kuanta'nın çoğuluymuş. Kuantalar anlamına geliyormuş.
  • 0
    Eeklediğiniz şekile-sayfaya bakınca aklıma geldi...:-) Ya Alice'ın hareketi esnasında elimizde ilk köşegenin açı değeri olsaydı...Ne işimize yarardı?
    https://ibb.co/jcZ8AA (Daha öncede paylaşmıştım...)
  • 0
    çubuk örneğine benzer bir şeyi tartıştığımızı hatırlıyorum biz ittirdiğimizde gidiyor ilerliyor ama en ucuna doğru baktığımızda bir değişiklik olmuyor çünkü kuvvet henüz oraya ulaşmamış oluyor. ama diğer ucun hareket etmesi 2 saatten uzun sürmesi gerekiyor. bu tarz düzenekte kuvvet ışık hızıyla iletilebilirmi bilmiyorum ses hızına benzer olması gerekiyor tabi hava gibi 340m/s değil çok çok daha hızlı olacak yoğunluktan dolayı. kuvvet şok dalgası gibi sıra sıra birbirini iten elektronlar sayesinde iletilecek. bu şok dalgası kuvetin iletim hızıyla orantılı birbirine az yaklaşmış atomlar olarak gözleyebilirdik herhalde.

    Alice 50 kilo desek hızı zaten biliyoruz sanırım soru biraz daha belirginleşirse yerine yerleştirebiliriz.
    venividi 13 Kasım 2018
  • -1
    Kuvvetin uca ulaşması yaklaşık 2 saat sürüyor gibi bence. Daha az değil ama, çubuğun yoğunluğuna göre biraz daha fazla olabilir. Bunu belirleyen şey, etkiyi ileten parçacıklar arasındaki boşluk-mesafe.

    Mesela ses hızında, ses enerjisi ile enerji yüklenen ve titreşen havadaki gaz moleküllerinin titreşim genlikleri artıyor. Bir sonraki molekülün titreşimi ile girişim yapıp enerjiyi ona aktarana kadar bir süre geçiyor.
    Aslında her molekül doğal kapasitesinin üstündeki kısmı aktarıyor ve havadaki gazlar çeşitli olduğu için, ses hızı da bunların bileşke hızı. Mesela helyum içindeki ses hızı ile oksijen ve azot içindeki ses hızları farklı olmalı. Çünkü her birinin molekül büyüklüğü, enerji kapasitesi farklı...
    Titreşimlerinin genlikleri de farklı.
    Dalga hareketi esnasında bu titreşimler birbirlerine, girişim ile aktarılıyor. Yani enerjisi yüksek olan titreşim, düşük olan diğer parçacığın titreşimi ile girişm yapıp, enerjiyi ona aktarıyor. O da bir sonrakine...

    Çubuğumuzda da durum aynı.
    Ancak enerjinin birbirine aktarılmasını, molekül düzeyindeki boşlukları ikinci planda tutarak ele almak gerekiyor.
    Tamamen çubuğu ouşturan parçacıkların, quantaları düzeyinde oluyor. Çünkü kuanta dediğimiz enerji paketçiklerinin bir üst sınırı yani kapasiteleri var. Üstelik kuanta düzeyinde tüm paketçikler özdeştir.
    (Bu nokta da sicim terosinden ayrılıyorum. Çünkü sicim teorisi bir enerji alanına sınırsız enerji yüklenebileceğini öngörüyordu. Oysa bana göre sisteme her enerji eklediğimizde, yeni bir kuanta alanı eklemeiş oluyoruz. Legolar gibi üst üste ekleniyorlar. Toplam alanı böyle büyütüyorlar.)

    Özdeş olmalarından dolayı, etki yapıldığı zaman, sisteme eklenen enerji ilk kuantanın genlik alanını yükseltiyor, girişim ile bir sonrakine aktarıyor. O da bir sonrakine, (bu kısımı ayrıca ivmelenme olarakta tanıyoruz). Enerji tüm sisteme yayılırken, her bir kunatanın iç titreşim hızının bir Planck zamanı olduğunu düşünürsek, etki ışık hızı ile iletiliyor olmalı. (Ancak atomlar- moleküller arası bışluk bunu biraz yavaşlatıyor olmalı.)
    sonuçta etkinin yapıldığı nesne üzerinde, tüm kuantalar eşit genliğe sahip olduğu zaman, etki tüm birime "eşit olarak" yayılmış oluyor.
    Bu durumda iken tüm kuantaların genlikleri eşit derece de arttığı için, bu nesnenin evrenimizdeki doğal hızı artıyor. Tüm kuantalar aynı genlikte olduğu için, sistemin hızı artık "sabit hıza" kavuşuyor.
    ..
    ...
    Üçgen ve açı konusuna gelince. Aslında o açıyı bilmemiz durumunda, sistemdeki zaman genleşmesini ve boyut daralmasını ve sistemin hızını (Lorentz sonuçlarından faydalanarak, tersten) bulabiliyoruz.
    Son eklediğim resimdeki Necati Demiroğlu'nun çalışması da bunu ve aralarındaki bağlantıyı ispatlıyor.
  • 0
    Ekleme:
    Aynı mantık çerçevesinde düşünürsek, bir çekiş ile örs'e vurduğumuz zaman, Örs'ün niye ışıma yaptığını da düşünebiliriz.
    Mekanizma aynı ama objenin durumuna göre tepkisi farklı...
  • 0
    Düşüncelerime katılmayan, ya doğrusunu bilen ya da daha iyi bir alternatif öneri olan bir arkadaşımız var gibi... Sevindirici...

    Bir de düşüncelerini açıklasa...(???)
  • 0
    1-)Kütle çekimi diye bir şey olmadığı için , üzerinde deney yapılabilecek bir durun hasıl olmaz.
    2-)Işık hızı stabil değildir. Çıktığı orbit noktasında ; ışığı oluşturacak olan "EKUP" (en küçük uzay parçası) orbit noktasını oluşturan uzay spiralinin ,hızına ve yarıçapına göre , bir kütle ile çıkış yapar,
    bu kütle ve hız sıfır noktasından uzaklaştıkça hem kütle ufalır ve hemde hız düşer.Ufalan kütle aynı zamanda temas ettiği satıhta oranı ölçüsünde ısı verir ve uzay biliminde bahsi geçen tabirle ışığının kadiri azalır.
    3-)Hız , hareket eden nesnenin kütlesi ile eş orantılı olarak artar,buna ışığın oluş sebebi olan EKUP larda dahildir.
    4-)Zaman kavramı sanal bir kavramdır, eğilip bükülmesi falan olmaz,illada zaman vardır denmek gerekirse en ufağından en büyüğüne ,uzay ortamda ki her ismi ve cismi olan nesneye zaman tahsis edilmesi gerekir ki,bunların arasında ki koordinasyonu nasıl sağlarsınız ve bunu matematik işlemi olarak nasıl yaparsanız? bu konuda ne yi baz alırsınız henüz o belli değil.
    muzaffer erdem 04 Ocak 2019
Yorum yazabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Giriş Yap