• -2

    Zaman nedir? Evrene dair anlaşılamayan gerçekler...

    gokhan deveci 06 Aralık 2020
  • -2

    Evet, uzun zaman önce uzun uzun yazmıştım. Hazır zaman bulmuşken tekrar belki bir farkındalık oluştabilirim düşüncesiyle yeniden yazalım. Not: Bu yazdıklarımı başka bir forumda da yazdım.


    Oldukça yüzeysel bir şekilde yeni bir tez ileri süreceğim. Sorular gelirse detaylandırırız.


    Zaman nedir sorusuna cevap vermeden önce mekân yani uzay nedir sorusuna yanıt vereceğiz.


    Mekân boyutları farklı yönlere hareket edilmesine olanak sağlayan boyutlardır. Örneğin yükseklik boyutu olmasaydı yukarı-aşağı yönde hareket edilemezdi.


    Zaman boyutu ise mekân boyutları içinde hareket edilmesini sağlayan boyuttur. Çünkü her hareketin bir hızı olmak zorundadır. Yani zaman boyutu olmadan hareket mümkün değildir. Bir başka deyiş ile zamansız/zamana tabi olmayan hareket mümkün değildir.


    Anahtar kelime: HAREKET.


    Hâlböyleyken hareketin gerçekleşmesi için en az 1 mekân boyutu ve en az 1 zaman boyutu şarttır.


    Yani zamanın geçmişten geleceğe doğru akan bir boyut olduğunun düşünülmesi büyük bir yanılgıdır.


    Toparlarsak: Zaman olmasaydı hareket edilemezdi ve bu bağlamda zaman veya zaman boyutu uzayda(mekân boyutları içinde) bir noktadan başka bir noktaya hareketin gerçekleşmesini sağlayan boyuttur.


    Bunu anlayabilmek için şu soruya cevap arayabilirsiniz: A ve B noktaları uzayda herhangi iki noktayı temsil etmekte ve bu iki nokta arasındaki mesafe 100 km'dir. Zamanın olmadığını varsayalım. Bu durumda A noktasından B noktasına nasıl hareket edilir?


    Devam edelim.


    Planck Zamanı & Planck Mesafesi


    Bu iki tanımlama evrendeki en küçük zaman birimi ve en kısa mekân birimine aittir. Fiziksel olarak evrende planck zamanından daha kısa bir zaman dilimi yoktur. Aynı şekilde planck uzunluğundan daha kısa bir mekân birimi yoktur.


    Şöyle ifade edilmektedir: Işık bir planck zamanında bir planck mesafesi katetmektedir. Veya ışık bir planck mesafesini bir planck zamanı içinde kateder.


    Bu noktada anlaşılmayan gerçek ise şudur:


    Sadece ışık değil evrende hareket hâlinde olan herşey ki evrende hareket hâlinde olmayan bir şey yoktur, bir planck zamanında bir planck mesafesi katetmektedir(?).


    Çünkü bir planck zamanından ve bir planck uzunluğundan daha kısa bir zaman ve mekân birim yoktur. Bu da şu anlama gelmektedir: Evrende hareket hâlinde olan herşey ışık ile aynı hızda hareket etmektedir.


    Fakat bu nasıl olabilir?


    Evrende herşey farklı hızlarda hareket ediyor ve bu hızlar ışığın hızıyla kıyas kabul edilemeyecek düzeyde yavaşlar.


    Bu noktaya kadar anlaşıldıysa ki kolay olmayacak, bu noktadan sonra ortaya şu gerçek çıkmakta:


    Hareket eden maddeler veya nesneler(Tüm varlık: Yıldızlar, gezegenler, atom) değil onlara ait bilgilerdir(!).


    Şimdi daha da kestirmeden sonuca gidicez...


    Sicimler...


    Bilindiği üzere evreni anlama noktasında bilimin geliştirdiği son kuram M kuramıdır. Bu kuram kapsamında evrendeki herşey bu sicim olarak isimlendirilen 1 boyutlu 'plank uzunluğunda' titreşen enerji tellerinden/iplikçiklerinden meydana gelmektedir.


    Şu aşamada kuramdan başka bir alıntı yapmayacağım ki gerekte yok.


    Bu noktada şu düşünceyi ileri sürelim:


    Üç mekân boyutlu evrenin her noktasında bu sicimlerden var. Bu sicimler her planck zamanında bir titreşmekteler. Ve her titreştiklerinde taşıdıkları bilgiyi bir başka sicime aktarıyorlar. Ve bu bilgi transferi sırasında görünen(ve görünmeyen) evren meydana geliyor.


    Eğer evrende hareket hâlinde olan herşeyin bir planck zamanında bir planck mesafesi katettiği anlaşılırsa bir üst paragrafta ileri sürdüğüm düşünce bir sonraki farkındalık seviyesi olacaktır.

    gokhan deveci 06 Aralık 2020
  • 0
    Bütün maddelerin en küçük parçaları ışık hızında hareket ediyor kısmına olan düşüncem şu yönde: Maddeler planck mesafesinden daha kısa bir mesafede hareket edemiyorsa o halde madde hareket halinde olduğu süreç boyunca tüm hareketini kendisini oluşturan en ufak parçaların bir planck mesafesi kadar öteye ışınlanması olmaz mı? Sizi planck uzunluğuna getirsek bir adım atmak istediğinizde siz planck uzunluğunda olduğunuz için ve adımınız da bu durumda planck mesafesinden daha kısa olacak fakat planck mesafesinden daha kısa bir mesafede hareket edilemiyor.
    Anerk 11 Aralık 2020
  • 0
    Yani adım attığınızda planck mesafesinden daha kısa bir mesafede yol mu alırsınız yoksa mecburen hemen 1 planck mesafesi ileride belirecek şekilde ışınlanır mısınız?
    Anerk 11 Aralık 2020
  • -1
    1 planck mesafesinin 1 metre ve bir planck zamanının da 1 saniye olduğunu varsayalım.

    A ve B noktası olsun ve bu iki noktanın arasındaki mesafe 10 metre olsun.

    Soru: A noktasından B noktasına doğru ışık ve sen aynı anda harekete başladınız. Süreç nasıl çalışır?

    Cevap: Hareket eden herşey 1 saniye içinde 1 metre katedebileceğinden ışık ve sen B noktasına aynı anda ulaşacaksanız.

    1 metreden daha kısa bir mesafe yok. Yani 1 saniye içinde 1 metreden daha kısa bir mesafe katedemezsin. 1 metreyi daha kısa bir zaman diliminde de katedemezsin çünkü 1 saniyeden daha kısa bir zaman dilimi yok.

    O hâlde ışık ve sen A noktasında başladığınız hareketinizi B noktasında aynı anda tamamlayacaksınız.

    Fakat böyle olması gerektiği hâlde böyle olmayacak ışık senden çok önce B noktasına gidecek, öyle değil mi?

    O hâl ve kârda ortaya çıkan gerçek şu:

    Gerçekte ne ışık ne de sen hareket ediyorsunuz,
    Gerçekte hareket eden ışığa ve sana ait bilgiler.

    Ve ışıkta, sen de sadece BİLGİ olarak varsınız.

    gokhan deveci 11 Aralık 2020
  • +1
    Duzeltme, AB arasindaki mesafeyi yazmamisim
    10 PM olsun
    PM=Planck mesafesi
    PZ=Planck zamani
    Planck uzunlugunun en kucuk mesafe birimi oldugu fikri bence yanlis.O mesafenin altinda bir gozlemlemenin mumkun olmadigi en kucuk degerdir sadece.
    1 planck mesafesini isik 10 planck zamaninda gecer,1/2 isik hizindaki bir cisimse 20 planck zamaninda gecer.
    Tersinin sorulacagindan eminim, 1/2 C hizindaki cisim 1 planck zamaninda nerededir? zaten olay o, onu "gozlemleyemezsiniz", ancak planck mesafesinde iken gozlemlenir ( su anda o da mumkun degil ama teorik olarak bu).

    Bunu A B noktalari arasi 1 PM olsun.acisindan alirsak, 1.PZninda, 1/2C hizdaki cisim nerededir?
    Iki ihtimal var:
    1-Hala A'dadir ve Bye ancak 2 PZninda varir
    2-A ile B arasinda bir yerdedir ama gozlemlenmesine imkan yoktur.
    Kisisel fikrim 1.cinin olmadigidir, cunku uzay zaman PM gibi bitlerden olusmamis, sureklidir.
    morgan 11 Aralık 2020
  • 0
    "Planck uzunlugunun en kucuk mesafe birimi oldugu fikri bence yanlis.O mesafenin altinda bir gozlemlemenin mumkun olmadigi en kucuk degerdir sadece."

    Doğrusunu ifade edelim.

    Kuantum fiziği ki planck ölçekleri üzerine bina edilen bir mekaniktir, planck uzunluğunun altında çalışmaz.

    Yani bu mesafenin altında bilinen kuantum yasaları çalışmaz.

    Bu mesafenin altında farklı bir mekanik veya farklı bir fizik/fizik yasaları olabilir.

    Veriler teorik olduğu için farklı değerlendirmeler yapılabilir ve çeşitli tezler ileri sürülebilir ki yapılıyor bunlar.

    Bunlardan biri de şudur: Planck mesafesinin altında bir mesafe yoktur. Ya da planck zamanından daha kısa bir zaman dilimi yoktur. Yani bu ölçeklerin altında bir uzay ve bir zaman(uzay-zaman) yoktur.

    Benim değerlendirmem ve hatta tezim ise ilk postta belirttiğim üzere, evrenin her noktasında planck uzunluğunda sicimler mevcut. Bu sicimler her planck zamanında bir titreşmekteler. Ve her titreştiklerinde taşıdıkları bilgiyi bir başka sicime aktarmaktalar.

    Bu bağlamda ışık hızı olarak bilinen hızda evrende bilginin taşınma hızıdır.

    Ve evren ve içindeki herşey sadece bilgi olarak var.

    Şöyle örneklendirelim bu kez:

    Dünya mesela uzayda sürekli hareket hâlinde değil mi? Bir an durduralım Dünya'yı. Şu an Dünya ve içindeki herşeye ait bilgiler evrende Dünya'nın bulunduğu konumdaki sicimlerde. Şimdi Dünya hareketine devam etsin. Dünya ve içindeki herşeye ait bilgiler diğer sicimlere(ışık hızı ile aktarılıyor) ve Dünya bu şekilde hareket etmiş/oluşmuş oluyor.

    gokhan deveci 11 Aralık 2020
  • 0
    Dünya bu şekilde hareket etmiş oluyor derken uzayda hareket edenin Dünya(ve içindekiler) değil Dünya'ya ait bilgiler olduğunu ima ettim.

    Yani evrende hareket eden varlıklar değil varlıklara ait bilgilerdir. Varlıktan kastım ise herşey: Gezegenler, atom, parçacıklar vs.

    Daha başka bir perspektif getirelim.

    Örnek olarak hemen karşında bir dolap var ve sen şu an ona bakıyorsun ve hâliyle tam karşında bir dolap olduğunu görüyorsun.

    Görme işlemi nasıl gerçekleşiyor?

    Odanın içindeki ampulden çıkan fotonlar dolaba çarpıp gözüne ulaşıyor.

    O fotonlar senin gözüne dolaba ait bilgileri getiriyor. O bilgiler gözün aracılığı ile sinir sistemine aktarılıyor. Beyne ulaşıyor. Beyin o bilgiyi işliyor. Ve sen bu sayede karşında bir dolap olduğunu görüyorsun. Renk bilgisi, şekil bilgisi vs. Bu noktada gözün ile değil beynin ile gördüğünü söylememe gerek yok sanırım.

    Yani evrende herşey bilgi olarak var demeye getiriyorum yine, bu perspektifi getirerek...
    gokhan deveci 11 Aralık 2020
  • 0
    Varsayım örneklemesinde: Işığın, fotonun hareketini Planck mesafesi altında sürekli olarak ele alınmış gibi algıladım.
    Oysa fotonun hareketi kesiklidir. Ama bu diğer soruda olduğu gibi (aslında çok makul gözüküyor ama) sıçrama da değildir.

    Işığın, fotonun hareketini verilen cevaplardan farklı ele aldığımı görüyorum. Planck Mesafesi altında bir ölçüm mesafesi bence imkansız. Yokluk anlamındadır ve "fizik kanunları da yok" olmalı.

    Ve ışığın her gözlemci için aynı sabit hızda olabilmesi demek. Fotonun her planck mesafesi içindeki hızının C olduğunu gösteririr. Keza Planck Mesafesi ise "dış gözlemcilere göre" farklı hızlarda farklı ölçülebilir olması şartıyla.

    Bu ayrımın temelinde, fotonun parçacık olarak ele alınması var. Ben ise dalga olarak ele alıyorum. 1 periodluk dalga ise. 1 foton parçacığını temsil ediyor diyebiliriz.
    Placnck Mesafesini, 1 dalga boyu olarak ele alırsanız soru çözülür. (Dalga boyları farklı hızlarda farklı olacaktır çünkü)

  • 0
    Bence en küçük zaman birimi “an”ın 2 katı olmalıdır
    Türker Türksever 2 15 Aralık 2020
  • -1
    Konuyla ilintili olarak yine başka bir perspektif daha getirelim, amacımın farkındalık oluşturmak olduğu notunu tekrar düşerek.

    İşte ne deniyor: Işık hızına yaklaştıkça zaman YAVAŞLAR, işte ışık hızında zaman DURUR falan, diğmi...

    Ki Einstein'in tezleri bunlar. Einstein'da bu tezleri iki veriden yola çıkarak oluşturuyor: 1) Işık hızının sabit olması(Azalmaması- artmaması, 2) Işığın durmuyor olması.

    Ki bu veriler bu sonuçları kaçınılmaz olarak doğuruyor da, yani Einstein sözkonusu verileri baz aldığı için haklıydı da.

    Nasıl ulaştı bu sonuca, hangi süreç çalıştı?

    Işık hareketli bir kaynaktan çıksada aynı hızda hareket ediyordu. Fakat bu mümkün olamazdı. Çıktığı kaynağın hızı da çünkü ışığın hızına eklenmeliydi ve ışık 1 saniyeyi daha hızlı katetmeliydi. Fakat ışık 1 saniyeyi yine aynı SABİT bir hız ile katediyordu.

    O hâl ve kârda da şu sonuç çıkıyordu:

    Işığın 1 saniyeyi yine aynı hızla alabilmesi için tek birşey olabilirdi: "Zaman YAVAŞLIYOR" olmalıydı.

    Yüzeysel olarak Einstein'in izlediği süreç bu.

    Daha önce yazdım, çokça ayrıntı da verdim. İlginenenler okuyabilirler.

    Demiştim ki ZAMAN YAVAŞLAMIYOR.

    Evet Einstein haklıydı ama o veriler itibariyle.

    Daha geniş bir perspektiften bakıldığında ZAMAN yavaşlamıyor. O perspektif şu: Zamanın ne olduğunu anlamak.

    Neyse ben şuraya getiricem mevzuyu:

    Zaman eğer yavaşlıyorsa o hâlde şu soru sorulmalıydı: Zaman yavaşlıyorsa demek ki HAREKET EDİYOR(1) ve eğer HAREKET EDİYOR ise onun bir HIZI olmak zorunda.

    Diğmi...

    Hareket eden herşeyin bir hızı olmak zorunda.

    Burada şu notu düşelim. Evet zamanın yavaşladığı tezi yanlış ama ZAMANIN HAREKET ETTİĞİ doğru.

    Neyse devam edelim. Einstein'ın tezinin doğru olduğu kabûl edildiği takdirde ZAMANIN HAREKET EDEN BİRŞEY OLDUĞU da kabûl edilmeli ki o tez çünkü farkında olunmasa da bu sonucu doğuruyor.

    Şimdi soralım.

    Zaman madem hareket ediyorsa ZAMANIN HIZI nedir? Hangi hız ile hareket ediyor?

    Nasıl bir hareket bu?

    Doğrusal mı mesela... Yoksa TİTREŞİM mi?

    Titreşimde bir hareket sonuçta?

    Ve son soru → Eğer zamanın hareketi titreşim şeklindeyse, o ne olabilir? Zaman nedir veya neyden oluşuyor?

    ...
    gokhan deveci 15 Aralık 2020
  • -1
    (!) Yani biz aslında hareket eden birşeyi zaman olarak anlamaya çalışıyoruz.

    (!) Başka bir ifadeyle ZAMAN sandığımız şey birşeylerin hareketi.

    (!) İşte  şey sicimler olabilir mi?

    Titreşen sicimler...

    → "HAREKET ANCAK HAREKET EDEN BİR SİSTEMİN İÇİNDE VEYA BİR HAREKETİN HIZINA REFERANS İLE GERÇEKLEŞEBİLİR!"
    gokhan deveci 15 Aralık 2020
  • 0
    "Işığın 1 saniyeyi yine aynı hızla alabilmesi için tek birşey olabilirdi: "Zaman YAVAŞLIYOR" olmalıydı.
    "
    Foton olustugu anda kaynagi ile iliskisini kesmis olur, dogal olarak kaynaginin hizina bagli bir "Ilk" momentumu,hiz yoktur (kutlesiz olmasi bu konuda tabii ki anahtar bir neden ) ..Eger olmaz ya, 2C hizindaki bir kaynak olsaydi, foton yine C ile hayatina baslayacakti.Zaman geriye falan gitmemis olurdu.
    morgan 16 Aralık 2020
  • 0
    Sayın Gökhan Deveci, en başta Einstein'ı ve özel göreliliği olduğundan farklı değerlendirdiğinizi düşünüyorum. Konuyu tekrar ele almanız faydalı olacaktır.
    Einstein'ın tezleri, uygulama ve sonuçları açısından şimdiye kadar hatalı sonuç vermedi. Bu yüzden doğru olarak kabul edilebilir. (Kesin olmasa da...)
    İkincisi eğer Einstein hatalı ya da eksik ise (ki ben öyle düşünüyorum) ileri sürülen varsayım onunki ile çelişmemeli. Ki bu sayede sizin varsayımınız da pratikte, onunki gibi geçerli olabilsin.
    Eğer Einstein'ın varsayımı kavranabilirse, iyi bir mihmandar olacaktır çünkü.

    Einstein, Zaman'ı doğrusal olarak algılamadı. Bu sayede "aynı an içine" geçmiş, şimdi ve geleceği koyabildi.
    Bu mümkün mü? Evet mümkün! Eğer zamanı bir koordinat eksenindeki boyut olarak kabul edebilirseniz.
    Olayı basitleştirmek adına. x,y,z koordinatlarından z'yi silin ve yerine t yapın (2 uzamsal boyut +zaman) -z geçmişi temsil etsin. 0 şimdi ve z geleceği.
    Doğru bir örnekleme olmasa bile, aynı anda 3 zaman durumunu da içermesi açısından faydalı olabilir.
    ---000---

    Sicimler konusunda, eskisinden biraz daha farklı (gelişmiş) düşünüyorum. Bence, Sicim diye bir şey yok.
    Enerji birimlerinin titreşimi esnasında işgal ettikleri alanlar var.
    Benzetme ile anlatırsam,
    Işık veren bir led lambayı gece karanlıkta hareket ettirelim.
    Eğer led lamba "sınırlı bir doğru üzerinde" ileri-geri hareket ediyorsa, frekansı artıkça biz artık led lambayı değil, ışıktan bir sicimi gözlemliyor oluruz.
    Led lambanın aynı anda 2 uzamsal boyut üzerindeki hareketini gözlemlersek bu bize bir alan verir.
    3 uzamsal boyut üzerinde hareketi verirsek, bu bir hacim olur ki aynı zamanda titreşimin yüksek frekansı nedeniyle bu alana dışarıdan girmek mümkün olmayacağı için, ilk parçacığınızı da elde etmiş olursunuz.
    Yani kısaca her şey titreşim ve alan üzerine kurulu.
    ----000-----
    Bu titreşim hareketini biraz daha genişletelim. Led lambayı kütle çekim dalgaları gibi tespit edilmesi çok zor, frekansı çok yüksek bir dalgalı alana bırakalım. Led lambanın dalganın tepe ve dip noktaları arasındaki hareketi (batma-çıkma da olabilir) bize, bir doğru veya alan üzerindeki hareket gibi gelecektir. Çünkü dalgaları göremiyoruz. Böylece Evrenin her yerinde olduğu düşünülen sicimleri, bu dalgalar denizindeki kuantaların durumu olarak ele alabiliriz de...
    ----000---

    Şimdi durumu biraz daha ilerletelim ve bu dalgaları kütle çekim dalgalarına benzer yapıda ama farklı bir kaynağa bağlı dalgalar olarak varsayalım. (Bu dalgaların kaynağı ne? Ayrı bir tartışma, varsayımlar konusu olsun).
    Amacım, cevabı kütle çekim dalgaları içinde aramamak.

    Varsayımsal olarak:
    Bu dalgalara Zaman dersek. Evrendeki her hareketin, bu dalgaların durumuna göre ele alınabileceğini görürüz.
    Hız artıkça, bu dalgaların hızına yaklaşıldıkça, dalganın hızı yavaşlar. Aynı hız da iken ise durur.
    Evrendeki hareketli veya sabit bir nokta açısından, bu dalgaların ulaşması, geçmiş olması ya da geliyor olması size önce-sonra-şimdi ile geçmiş-şimdi-gelecek kavramlarını da tanımlayacaktır.
    Hatta bu dalgalı ortam dışına çıkarak (alt uzay- solucan deliği) bu noktaya gelen ya da çoktan geçmiş dalgalara ulaşabilirseniz, "matematiksel olarak geçmiş ya da gelecek zaman koordinatına" da ulaşmış olursunuz.
    Ancak olaylar-değişim şimdi anında sadece gerçekleştiğinden, bu koordinatlarda değiştirilebilinecek bilgi (olgu-olay-değişim) yoktur. Yani filmlerdeki gibi bir zaman yolculuğu mümkün değildir.
    Çünkü bilginin oluşma anında geçerli 3 uzamsal boyut+zaman,aynı değildir. Sadece Zaman aynıdır.

    Burada bizim için (beşeri insan) zor olan şey, dalgaları hep doğrusal bir yönde kabul eden zihin yapımız. Yani dalgaları bir yönden girip, aksi yönden çıkan olarak kabul etmemiz.
    Zaman için ise bu farklı her yönden girip, çıkıyor olması lazım ki bunu tahayyül edemiyoruz.
    ---000----
    Şimdilik bu kadarlık kısmı yeterli... Bu kısımları kavradığımızda. özel görelilik de ele alınabilir.
  • 0
    morgan, yine başladın sallamasyona...

    Evet ışık, kaynağından bağımsız sabit bir hız ile hareket ediyor. Ve işte bu durumda Einstein'i "zamanın yavaşlaması gerektiği/zamanın yavaşlıyor olduğu" sonucuna götürüyor.

    Işık ve zaman arasında olan ilişkiye yönelik yapılan tüm çıkarımların temelinde yine bu var.

    Bu değilse pekalâ zamanın ışık hızına bağlı olarak yavaşladığı(ve türevleri) tezinin gerekçesi/çıkış noktası nedir!
    gokhan deveci 16 Aralık 2020
  • 0
    Ana akışa ilave olarak şu tezide not düşelim.

    Daha önce ifade ettiğim gibi M Kuramcıları maddenin en küçük yapıtaşının daha doğrusu atomu oluşturan parçacıkların çok daha derinlerde sicim olarak isimlendirilen planck uzunluğunda titreşen enerji tellerinden/iplikçiklerinden meydana geldiğini düşünüyorlar, ve farklı parçacıkların bu sicimlerin farklı frekanstaki titreşimlerine karşılık geldiğini...

    Bende diyorum ki bu sicimler maddeyi değil uzayı(mekânı) ve zamanı oluşturuyorlar(!).

    Nasıl oluyor bu?

    Bu 1 boyutlu planck uzunluğundaki sicimlerin 3 mekân boyutuna dağılmasıyla 3 mekân boyutlu uzay oluştu, oluşuyor.

    Bu sicimlerin titreşmeleri de zamana karşılık geliyor.

    Yani uzay-zaman dokusunu meydana getiren şey sicimler(!).

    3 boyutlu sicimlerden oluşan bütünleşik bir yapı...

    Bir küp(veya küre) düşünelim.

    Her noktasında bu sicimlerden var. Bu sicimler her planck zamanında bir titreşiyorlar. Ve her titreştiklerinde taşıdıkları bilgiyi bir başka sicime aktarıyorlar(Bilgi ışık hızı(c) ile taşınıyor). Hangi bilgileri? Maddeye(Tüm varlığa) ait bilgileri. Yani madde dediğimiz şey bu sicimlere yüklenmiş bilgilerden ibaret.

    Şöyle farzedelim:

    Big-Bang oldu → Sicimler üç mekân boyutuna dağılım gösterdi → Uzay oluşmuş oldu → Sicimlerin titreşmesiyle zaman oluştu.

    Evren genişlemeye devam ediyor, diğmi?

    İşte bu sicimlerden oluşan 3 boyutlu bütünleşik yapının henüz genişlemediği noktada/yerde bir uzay ve zaman yok(!).

    gokhan deveci 16 Aralık 2020
  • 0
    Ortalığı biraz daha şenlendireyim...
    Suyun içindeki bir ışık kaynağından yayılan ışığı, AB noktaları arasında, balık ve dalgıç hangi hızda görürler? Niçin?
    :-)
    Sonra aynı mantığı ışık yerine zaman'ı koyarak değerlendirin... (İşte özel görelilik ve tüm gözlemcilerin aynı hızında görmesi
  • 0
    Derin mevzular
    Türker Türksever 17 Aralık 2020
  • -1
    Yukarda konuya farklı bir perspektif getirmiştim. O perspektife biraz derinlik kazandıralım ki zaten bunlar biliniyor fakat konuya derinlik katması adına ifade etmiş olalım.

    "Gözümüz ile değil beynimiz ile görüyoruz".

    Görüyoruz'da tırnak içinde bu arada.

    Evet, gözümüz 5 duyumuzdan biri.

    Diğer 4 duyumuzda da süreç aynı işliyor.

    Her bir duyumuz farklı bir dil ile kodlanmış bilgileri algılıyor. Bu bilgiler sinir sistemine düşüyor. Beyne gidiyor. Beyin kodu çözüyor. Ve biz bu sürecin ardından "görüyor, kokluyor, tadıyor, duyuyor ve dokunmuş" oluyoruz.

    Örneğin duymak. Ses dalgalarını algılayan duyu organımız kulak. Kulak ses dalgasını algılıyor, bu dalgadaki kodlanmış bilgi beyne taşınıyor ve biz bunun ardından duyuyoruz. Yani kulağımızla değil yine beynimiz ile duymuş oluyoruz.

    Yani beynimiz ile görüyor, beynimiz ile duyuyor, tadıyor, kokluyor ve dokunuyoruz.

    Aslında bunların hiçbirini de yapmıyoruz. Yaptığımız şu: Bilgiyi algılamak.

    What is matrix'e bağladık gibi konuyu malesef. Fakat en azından bir tık daha derinleştirerek.

    Evren dediğimiz şey "sicimlere" yüklenmiş bilgilerden oluşuyor. Ve ışık hızı olarak bilinen hızda bilginin uzayda taşınma hızı...

    Sözkonusu filmde o malûm sahnede Neo o farkındalık düzeyine ulaştığında ki burada anahtar kelimedir farkındalık("There is ne spoon" düzeyi, bir kaşık yok-kaşığa ait bilgi var), görüşü açılıyor. O ana kadar kapalı olan başka bir duyusu yani. Ve o açılan yeni duyusu sayesinde(Level atlayınca gelen yeni özellik gibi) bilgiyi ham hâlde görmeye/algılamaya başlıyor. Bir başka ifadeyle "komut satırı arayüzüne" ulaşıyor. Herşeyin bilgiden ibaret olduğunun zaten farkına varmıştı ama o bilgileri değiştirebileceğini farkederek yeni bir farkındalık düzeyine ulaşmış oldu. Mesela kurşunları havada durdurarak ne yapmış oluyor, bilgiyi değiştiriyor diğmi...

    Buradan viraj alıp başka bir bilinmeze yelken açabilirim ki o bilinmez: BİLİNÇ.

    Bilinç nedir? Şöyle ifade ediyorum ben: anlayış veya FARKINDALIK.

    IQ+EQ'nun toplamı olarak formüle edilmeye çalışılsa da bu yanlıştır. Çünkü duygusal zeka diye birşey yoktur. Zeka evet vardır, duygular evet vardır ve bunlar iki ayrı şeydir. Duygusal zeka diye birşey yok.

    Neyse zaman olur veya soru gelirse karalarız birşeyler daha, ne de olsa atış serbest :)
    gokhan deveci 17 Aralık 2020
  • 0
    Eğer yanlışınız yok ise yeni bir şey denemiyor (cesaret edemiyor) demektir. (Einstein'ın bir sözünden uyarlama)
    (Yapmaya çalıştığınızı takdir ediyorum anlamına geliyor bu...)

    Bilinç, algı, zeka güzel konular ama fizik belirli, net bir konu. Soyut açılardan ele almak, fiziğin cevabı bulmasını geciktirir.

    Bakış açıma göre: Evren bir enerji denizi...Siz sicim diyorsunuz, ben ise dalgalar diyorum.
    Siz hareket esastır diyorsunuz, ben zaman (ın akışı).

    Zaman genleşmesi, ışığın her hız altındaki gözlemciler için aynı hızda olmasını tamamen doğal ve algıdan, yorumdan uzak bir şekilde nesnel olarak ele alıyorum ve böyle alınması gerektiğine katılıyorum.

    Balık ve dalgıç örneği; su, gözlük camı ve içindeki havanın kırılma indislerinin farklı olmasından dolayı seçilmiş bir örnekti.
    Sonuçta ortada bir hareket ve süresi var, süre aynı, mesafe aynı, hızlar da aynı ...
    Bunun ters mantığını ele alırsak, Zaman ancak dalgasal bir yapı da ise (ışık gibi), farklı (enerji ) yoğunluklarda genleşir ya da daralır.

    Zaten Time Dilation, Zaman Genleşmesi anlamında.
    Zaman yavaşlaması değil (Time retardation-deceleration or slowing down)..

    Bununu nasıl olabileceğini de mikro düzeyde bir varsayımla açıkladım. (Evet, herşeyin teorisinin anahtarı olduğunu düşünüyorum).

    Varsayım(lar)ınız, daha taze ve tamamlayıcı unsurları eksik.
    Başlangıçta sicimlerden yola çıkmak akıllıca..
    Varsayımınıza güvenin ama geliştirin.
    Kütlenin oluşumu, o kadar enerjinin kütle içinde nasıl tıkıldığı, süper iletkenlik, bose-einstein yoğuşması, zaman genleşmesi, kütle çekim, entropi, anti madde, elektrik ve manyetik alanlar, vs.vs. bir çok konu aslında aynı basit temelden çıkmış türev karmaşıklıklar...
    (Evrenin ilk baştaki varsayımsal sade ve düzenli tek tip yapısını düşünürsek, başka olasılıkta yok.)

    O yüzden, mistik veya soyut algısal açıklamalar size zaman kaybettirir. Eninde sonunda doğruya yaklaşacaksınız. (Dediklerime yaklaşacaksınız :-) )

    Örneğin 2 ya da 3 boyutlu yapıların o sicim denizinden nasıl çıkabileceğini ele alın.
    Enerji yoğunlaştı, ilk kütleli parçacıklar oluştu deyip, başımızdan savıyoruz. (Termodinamiğin verdiği ilhamla, su suharından damlacık oluşması gibi) Ama bence yanlış hatta saçmalık.
    Nasıl bir mekanizma? İle bu süreç gerçekleşti...
    vs. vs...
    İyi çalışmalar... :-)



  • -2
    Burtay, abi yazdıklarını senin dahi anlayamadığını düşünüyorum. Ama bunu kötü alma. Kafan aşırı karışık. Konudan ne anladığın ne anlatmaya çalıştığın belli değil. Ya da belki de sorun bendedir.

    Şu kırılma endeksiyle zamanın yavaşlaması arasında bir bağlantı mı kurmaya çalıştın ilgili pasajda, hani anlayamıyorum gerçekten. Anladığım kadarıyla genel akış çerçevesinde birşeyler yazayım.

    Görünür ışık dahil tüm elektromanyetik radyasyonun herhangi bir maddenin içinden geçerken hızı düşüyor. Bu da kırılma endeksi ismiyle ölçülüyor. Örnek görünür ışığın, camdan, sudan geçerken hızı düşüyor, radyo dalgaları kablonun içinden giderken keza...

    Örnek sen çamurda mı daha hızlı koşarsın, asfaltta mı? Yani etkileşime girmek zorunda olmak hızı düşürüyor hâliyle. Bunun zaman yavaşlıyor teziyle bir ilgisi yok.

    Zaman yavaşlaması hatalı bir ifade, doğrusu zaman genişlemesi olacak demişsin galba.

    Aynı kapıya çıkıyor o ifadeler. Fark yok. 1 saniye üzerinden örneklendirelim. Zaman yavaşlıyor demek, 1 saniyenin daha yavaş aktığı anlamına geliyor. Örnek; 1.5 saniye oluyor 1 saniye. Genişlemede aynı anlama geliyor. 1 saniye 1.5 saniyeye genişliyor.

    Ki bana göre bunların hepsi yanlış. Zaman ne yavaşlıyor ne de "genişliyor". Bu tezlerin hepsi zamanın gerçekte ne olduğunun anlaşılamaması sebebiyle ortaya çıkan tezler, bana göre.

    Yok işte ışık hızına yakın hızlara çıkan birisi için zaman şöyle yavaş akar, gözlemci için farklı akar falan gibi üretilen tezlerin hepsi yanlış.

    Bana göre zaman sicimlerin 1 planck zamanındaki frekansına karşılık geliyor. Ve bu bağlamda zaman; uzayda bir sicimden diğer bir sicime bilginin taşınma hızı aslında. Ve işte bilgi de C ile taşınıyor.

    Bu noktada ana akışa ilave olarak bir not daha düşelim.

    Planck mesafesi dediğimiz ölçü; planck sabitinin, yerçekimi sabitinin ve ışık hızının bir boyuta indirgenmesi ile ortaya çıkıyor. Kabaca bu üçü bir şekilde kombine edildiğinde(uydurulduğunda) planck mesafesine ulaşılıyor. Bu bağlamda planck mesafesi uzaydaki en küçük mekân birimidir değendirmesi de hatalıdır aslında. Yukarda bahsettiğim 3 sabitin aynı anda çalıştığı tek mesafedir denebilir ancak.
    gokhan deveci 18 Aralık 2020
  • 0
    Zaman yavaşlamıyor, genişliyor...
    Kafa karışıklığım yok ve ne dediğimi bilerek söylüyorum. :-)))))

    Olaya farklı açılardan bakmak gerekiyor, demek ki...

    Hızlanan bir uzay gemisini ele alalım. İçinde geçen zaman, içindeki gözlemcilerde dahil olmak üzere tüm gemi için genişleyecek. Zaman daha yavaş akacak yani. (Burada bir yavaş terimi mecburen kullanılıyor ama bu yavaşlama, dışarıya göre 1 zaman biriminin daha geniş bir alana (?) yayılması sonucu.)

    Peki bu genişlemeye ne sebep oluyor? Yüzeysel yaklaşanlar için cevap; Hız...
    Peki hızlanma sonucu gemide ne değişiyor da böyle bir etki oluşuyor?

    Aslında cevap basit. İvmelenme sürecinde, gemiye ve içindekilere mikro düzeylerinde olmak üzere (atom altı hatta kuark altı) düzeyde, sisteme enerji yükleniyor.
    Sisteme yüklenen bu enerji, sistem de momentum olarak bulunuyor. Bu enerji sistemin en küçük bileşenleri düzeyinde sisteme entegre oluyor.
    Çünkü her bir atomuna kadar ayırsak gemiyi, tüm bu atomlar aynı hızı (ve doğrultuyu) atom başına düşen momentumu koruyacaklar. Bunu ben değil, klasik fizik söylüyor.
    Ki öyle, bu parçalar veya gemi, hızlarını düşürecek bir engelleme ile karşılaşmadıkları sürece, taşıdıkları bu momentumu ve enerjiyi sonsuza kadar koruyorlar.

    Şimdi bu ivme için aktarılan ve momentuma sebep olan enerji, sistem de ne tür değişikliklere sebep oluyor?
    İşte özel göreliliğin cevabı ve bir çok cevap bu soru ile başlıyor.
    En başta, tüm bu temel birimlerin enerji yoğunluğu artıyor. Titreşimlerinin dalga boyu ve genliği değişiyor.

    Bir bakıma sabit duran gemi ile ivmelenme sonucu hıza kavuşmuş gemi arasındaki en önemli farkın, birim ünite başına düşen enerji yoğunluğu olduğunu söyleyebiliriz.

    Buraya kadar itiraz edilecek bir şey yok. Klasik fizik açısından bile doğru.

    Bu noktadan sonra, zamanın enerji yoğunluğu artışı ile olan ilişkisini incelemek gerekiyor.

    Aynı nokta da bu birim başı "artmış enerji yoğunluğunun, nasıl hareketin sürdürülmesine neden olduğunu" da cevaplıyor.
    (Bu momentum çarpma-sürtünme= yani momentum paylaşımı ile enerji aktarımı= enerji yoğunluğunda düşme olmadıkça korundukça, hız da korunuyor).
    Tabi eylemsizliği de....

    Planck mesafesi ölçü olarak bu aşamada sabitliğini kaybediyor. İnanmayan durağan bir gemideki Planck uzunluğu ile 1/3 C hızındaki aynı gemi için - hareket doğrultusunda- Planck uzunluğunun aynı olduğunu ispatlamaya çalışsın. İspatlayamaz. Tam tersi sonuç bulacak. Planck uzunlukları, boyut daralması oranında daralacak.

    Bütün bunların olası tek açıklaması ise dalga mekaniğinde yatıyor.

    O yüzden Zaman'ı da bir dalga olarak ele alıyorum. Ancak bu şekilde, hızlanmış bir gemideki en küçük ünitenin titreşimi ile etkileşim yapıp, bu farklılaşma oluşabilir.
  • -3
    :-)

    Burtay, abi senin uzay gemisinden bildiriyorum. Öncelikle zaman genişlemesinin yanetkisi olsa gerek tüm personelin g.tü başı ayrı oynuyor. Üstelik gemiyi otomatik pilota almışlar, okey çeviriyorlar. Neyse ben birazdan kaptan dahil tüm personeli atomlarına parçalayıp ki hakettiler, gerekli incelemeleri yapıp raporlama yapıcam.

    ...

    Abi sen trollüyosun bizi be... Trollemiyosan eğer ki trollediğini düşünüyorum, tek seçenek şu: delirmişsin bizi de delirtmeye çalışıyosun...
    gokhan deveci 19 Aralık 2020
  • 0
    "Bir bakıma sabit duran gemi ile ivmelenme sonucu hıza kavuşmuş gemi arasındaki en önemli farkın, birim ünite başına düşen enerji yoğunluğu olduğunu söyleyebiliriz."
    ve " İvmelenme sürecinde, gemiye ve içindekilere mikro düzeylerinde olmak üzere (atom altı hatta kuark altı) düzeyde, sisteme enerji yükleniyor."

    Guzel dusunce, ancak her zamanki gibi bir cikintilik yapacagim. Ivmeyi kazandiran, uzay gemisinin yapisinda bulunan yakitin sonucu.
    Nihayetinde toplam enerji ( madde kaybinin hizlanmaya donusmesi dahil ), ani kalmaz mi ?
    Ancak dediginiz firlatilma esnasinda gemiden ayrilan bir modul senaryosunda gecerli, cunku kutle azaliyor, ayrilan kutle seyahatine devam eden uniteye enerjisini vermis oluyr.

    morgan 19 Aralık 2020
  • 0
    *ani degil, ayni olacak ( keske editleme imkanimiz olsaydi )
    morgan 19 Aralık 2020
  • 0
    " Tam tersi sonuç bulacak. Planck uzunlukları, boyut daralması oranında daralacak.", hatta foton icin hic olmayacak.
    morgan 20 Aralık 2020
  • 0
    Sn Deveci, trollemek için sahte bir kimlik ve nickname gerekir. Öyle bir şey yok.
    Yazılanları anlaman, sadece bilgi düzeyinle değil anlama kapasiten ile de bağlantılı. Bu yüzden seni delirtebilir de... Haklısın.
    Yazışma seviyesini düşürmene gerek yoktu. Ama yaptın.
  • 0
    Sn Morgan, Çıkıntılık değil. Doğru bir soru ve üzerinde düşündüm.
    Kütlenin hareket ile kazandığı momentumun karşılığı olan enerjiyi ele alıyorum.
    Örneğin 100 tonluk ve bunun 25 tonu yakıt olan bir geminin tüm yakıtını harcayıp ulaştığı bir hızı düşünelim. Hesaplamayı 75 ton olan kısım üzerinden yapacağız. Enerji değeri (kütle=enerji) olarak elbette gemiden atılan yakıtın içerdiği 25 ton madde içeriğinden aşağı olacaktır.

    Üzerinde tartıştığım şey, yakıt değil ivmelenen kütlenin birimlerinin enerjisi...

    Bu çerçevede aynı düşünce deneyini bir mancınık sistemi ile de ele alabilirsiniz.
    Burada fırlatılan kütle hiç değişmez ama mancınıktan ayrıldıktan sonra önce artan ivme, sonra azalan ivme ile hızlanmaya devam edecek ve ardından belli bir noktada sabit hıza kavuşacaktır.
    Bunun nedeni; mancınık sisteminden itme esnasında aktarılan enerjinin sisteme yerleşmesi ve sistemin eylemsizlik göstermesi olacaktır.

    Deneyi bu şekilde ele alırsanız. gene yukarıda yazdıklarım aynı şekilde geçerli olacaktır.
    Önemli olan sabit hız altındaki kütlenin birimlerinin enerji yoğunluğu, öncekine oranla artmış olacaktır.
  • 0
    Manciniktaki ornek aynen cikintiligimi destekliyor :) Cunku mancinikta sisteme disaridan enerji veriliyor, ki bu da ayrilan modul ornegine uyuyor, yani dis etken oldugu surece dediklerinize katiliyorum.
    morgan 20 Aralık 2020
  • 0
    bir de, sizin enerjiden kastiniz kutlenin enerji olarak dusunulmemesi durumunda da katiliyorum.Neyse sonuc olarak boyut daralmasi ile zaten PM kesinlikle azalir.
    morgan 20 Aralık 2020
  • -3
    Evet, ana akışa ilave olarak şu notları da ekleyelim diycem ama akış falan da bırakmadı tabi arkadaşlar sağolsunlar...

    Konu fizik olunca tabi, buz gibi saçmalamanın dayanılmaz hafifliği diyelim.

    Neyse ezkaza akışı bu noktaya kadar okuyan aklıbaşında(!) birileri olur belki umuduyla ana akışa katkı sağlaması bakımından son birkaç not daha düşelim.

    Zaman için nedir genel kanaat? Bir boyuttur evet, geçmişten geleceğe doğru akan veya geçmişten geleceğe doğru hareket eden bir boyut, diğmi...

    Ve işte zamanın ışık hızına yaklaştıkça yavaşladığı-daha yavaş aktığı(!), işte ışık hızında zamanın durduğu falan, diğmi...

    Şimdi çok net sorular soralım ki daha önce de dile getirdim bir kısmını.

    1) Madem zaman geçmişten geleceğe doğru hareket ediyor, onun hızı nedir? Hareket eden herşeyin bir hızı olmak zorunda diğmi... Yani zaman geçmişten geleceğe doğru hangi hız ile akıyor-hareket ediyor? Bu tespit edildi mi? HAYIR! Pekalâ devam edelim,

    2) Zaman madem yavaşlıyorsa, ne kadar yavaşlıyor? Hangi hız ile hareket ediyorken hangi hıza düşüyor hızı? Öyle ya, zaman yavaşlamasından veya "genişlemesinden" kasıt  şu ki zamanın geçmişten geleceğe doğru daha yavaş hareket etmesi, diğmi? Pekalâ buna dair bir test veya gözlem var mı? HAYIR!

    3) Zamanın ne olduğu veya neyden oluştuğu tespit edildi mi? HAYIR. O hâlde zamanın yavaşladığını dair kanıt ne? YOK!

    Arkadaşlar zamanın yavaşladığına dair tezlerin çıkış noktasını söyledim. Ve sözkonusu gerekçe rasyonel olsa da, bu yönde oluşturulan tüm literatür çöp!

    Yok işte gözlemciye göre şöyle yavaş akar, ışık hızına yaklaşan için şöyle akar, şöyle durur, hepsi kocaman bir uydurmasyon...

    Daha önce bunu yazdım, tekrar ifade ediyorum. Zamanın yavaşladığına dair tek bir somut delil, test, gözlem yoktur.

    Ve iddia ediyorum bu tez koca bir balondur.

    Zaman yavaşlamıyor!

    Yavaşladığını iddia edenler, getirsinler ilgili tezi, çürütücem!

    Daha önce ifade ettiğim gibi zamanın gerçekte ne olduğunun anlaşılamaması nedeniyle bu tezler ortaya çıkmıştır.

    Yukarda belirttiğim için kısaca kendi düşüncemi tekrar belirteyim.

    Uzayda hareket eden bilgidir. Bilgide bir planck anından diğerine C ile taşınıyor. Geçmiş-gelecek algısı/görüntüsü bu şekilde ortaya çıkıyor. Yani bilginin bir andan(!) diğer bir ána(!) taşınması ile.

    Ve bu tezin gerekçelerini de akış içinde verdim.
    gokhan deveci 20 Aralık 2020
  • +1
    https://www.atmosp.physics.utoronto.ca/people/strong/phy140/lecture32_01.pdf
    Muonlarin hizi 0,9999 C oldugu icin omru 70 kat uzuyor ( 70 kat boyut daralmasi yasiyor )
    morgan 21 Aralık 2020
  • +1
    "Zamanın yavaşladığına dair tek bir somut delil, test, gözlem yoktur. "

    GPS uyduları ile koordinatlar nasıl hesaplanıyor o zaman ????
    Kendi bakış açınızla bunu nasıl açıklarsınız?
  • -1
    Arkadaşlar post girmeme sistem izin vermiyor. Muhtemelen sizde aynı sorunu yaşıyorsunuz. Bu admin, moderasyon ne iş yapar, bir açıklamada yok!
    gokhan deveci 22 Aralık 2020
  • 0
    Admin falan yok.Olsaydi sululuk dolu, reklam dolu mesajlar silinirdi.Tamamen gonullu bir olusum.Kunyedekiler var sadece.
    morgan 22 Aralık 2020
  • -1
    Yani cozum? Su an hazirladigim metini post olarak gonderemiyorum. Cozum ne? Site cokunce gonulluler mi kodluyor geri? Sozluk formatinda bir bilim platformu kurulabilir aslinda. Bilimsozluk.com gibi, edit imkani, matematik klavye, baslik filtreleme, en son yazilan basliga gore falan gibi, site kodlama uzmanligi olanlar iletisime gecebilirler benimle. Bu platformu hayata gecirebiliriz. Ve son olarak ben metini buraya yapistiriyorum ama gonderemiyorum. Cozum var mi!
    gokhan deveci 22 Aralık 2020
  • 0
    Uzunluk limiti var, bilemiyorum. Cok uzunsa parcali gondermeyi dene.Degilse bulabilirsen baska platformda dene.
    morgan 22 Aralık 2020
  • -2
    morgan, sonunda doğru bir soru sormayı veya tez getirmeyi başardın genç. Fakat lanse edişinden dahi belli ilgili tezlerden hiçbirşey anlamadığın. Ezber! Ve tez itibariyle de müon değil, Dünya daralıyor(İddia edilen bu). Anlamadığın birşeyi ilerisürmek gerekçe olarak! Gerçi daha önce de belirttiğim gibi ilgili literatürü olduğu gibi aldığında saçmalamak kaçınılmaz oluyor...

    Neyse tşk ediyorum ilgili konuyu akışa dahil ettiğin için. Bu konuya açıklık getirmem iyi olacak çünkü.

    Lorentz daralmasıyla başlayalım.

    Tezin çıkış noktası: Işık hızının farklı hızlarda hareket eden gözlemciler tarafından farklı değil yine sabit hız ile ölçülmesi. Bu şuraya evriliyor kabaca: Hız sabitse diğer parametreler değişiyor olmalı ki o da bir; uzunluk diyelim anlaşılması için, iki; zaman. Sonuç: Uzaktaki gözlemci perspektifinden hızı artan cismin boyu hareketi doğrultusunda kısalır. Ve not: Bunların hepsi VARSAYIM.

    Müon ile ilgisi nedir?

    Test o ki müon durağan hâlde ortalama 2.2 mikrosaniye sonra bozunuyor. Yani ortalama ömrü 2.2 mikrosaniye diyebiliriz. Ortalama olduğunun da altını çizelim. 10 mikrosaniyeden daha geç bozundukları da test edilmiştir.

    Fakat malûm atmosferde oluşan müonlar deniz seviyesinde tespit edilebiliyorlar. Bu ise şu anlama geliyor. Müonlar ortalama ömrü itibariyle(ışık hızına yakın hızlara çıkabildiğinden) ~700 metre katedebilirler. O hâlde nasıl oluyorda bozunmadan önce 30 km'ye kadar bir mesafe katedebiliyorlar?

    Şimdi bunu Lorentz daralması(1) ile açıklıyorlar.

    Ne diyordu sözkonusu teori: Hızı artan cismin boyu kısalır.

    Bamteline geldik dikkât...

    Müonun sözkonusu durumuna nasıl uyarlanıyor/uyduruluyor(!) bu teori?

    Müon ışık hızında(%99.995C) atmosferden Dünya'ya girerken, evet(?), müonun perspektifinden bakacak olursak, ee(?), aslında ışık hızıyla ona doğru hareket eden Dünya'dır, aIIah aIIah(!), ee(?), bu yüzden örneğin Dünya ve atmosferin en alt katmanı arasındaki mesafe olan 10 km, 500 metreye daralıyor(Formülden teyitliyor bunu)...

    -Yersen!

    Formül gelsin diye uydurmaya bakar mısın?!

    Müonun perspektifinden bakınca aslında Dünya ışık hızıyla hareket ediyormuş, hareket eden cismin çünkü gözlemciye göre boyu kısalıyor ya, müon; gözlemci-Dünya da ışık hızıyla hareket eden oluyor! Yani bu kadar uydurulur!

    Evet, anlaşılacağı üzere Lorentz daralmasıyla ki varsayımdır, durumu açıklamaya çalışmak bütünüyle uydurmasyondur!

    Bunu geçelim: Zaman genişlemesiyle(2) açıklanıyor.

    Nasıl?

    İşte müonun sözkonusu mesafeyi almasını sağlayan deniyor ki zaman genişlemesidir. 10 km için formüle koyduğumuzda, 2.2 mikrosaniye 35 mikrosaniyeye genişliyor. Ve bu sayede müon 600 metre değil 10 km mesafeyi alıyor...

    Yani müon sözkonusu hıza çıktığı ve bu sayede müon için 2.2 mikrosaniye daha yavaş aktığı için daha fazla mesafe katetmiş oluyor.

    Tamam, buradaki süreç en azından ilkindeki gibi uydurmasyon yürümüyor. Ve rasyonel.

    Fakat pekalâ şunu soralım: Müonun durağan hâldeki ömrü ne kadar? 2.2 mikrosaniye. Rölativistik hızlarda ne kadar, 200 mikrosaniyeye kadar çıkıyor, diğmi?

    Ömrünün uzamasının nedeni neden rölativistik hızlara çıkması olamaz?!

    Yani ışık hızına yakın hızlandığında daha geç bozunuyor olamaz mı, durağan vaziyette bozunma süresine kıyasla? Bunun olmadığı ne belli?!

    Bir de şunun altını çizeyim:

    Bu tezlerden sadece birisiyle sözkonusu durum açıklanabilir. Her ikisiyle olmaz yani o iş. Orda da kafalar pırıl pırıl...

    Yani eğer Lorentz ile açıklıyorsan o vakit, zaman genişlemesine gerek yok. Zaman genişlemesi varsa, hareket eden cismin ki dediğim gibi bunu da tersinden uyduruyor, kısalmasına gerek yok!

    Ne deniyor pekalâ? İşte müonların sözkonusu durumu bu tezlerin her ikisini birden(Özel görelilik kapsamında) doğruluyormuş! Onu da nasıl beceriyor! Müon açısından bakıldığında daralma, Dünya açısından bakıldığında genişlemeymiş!
    gokhan deveci 23 Aralık 2020
  • -1
    Bu arada konu dışı bir bilgi arkadaşlar: Oluşturduğum metini buraya gönderemiyor olmamın sebebi metin içinde "aIIah aIIah" şeklinde bir ifade vardı. İçinde bu kelime geçtiği için metini kabûl etmiyormuş sistem. "AIIah" kelimesi bloklanmış kod ile. Ben şu an içinde geçen L harfini büyük I harfi olarak yazdığım için bu postu görebiliyorsunuz. Ben birşeyin bloklanmış olabileceğini düşünerek deneye yanıla buldum. Bilginiz olsun.
    gokhan deveci 23 Aralık 2020
  • 0
    Eh tum fizikciler uyduruyor demek ki.
    Saadete gelsin, daha once farkindalik yaratmadan , zaman boyutlarini yazmamistin. Astral boyut, ruhlar, Takyonik bedenler, araf falan.O seviyede aydinlat uyduranlari.
    Toronto universitesi, senin varligini reddettigin higgs bozonunu kesfeden CERN ekibi, gravitonun olamayacagini soylediginde kulaklari cinlayan tum kuantum fizikcilerini aydinlat.
    morgan 23 Aralık 2020
  • -2
    Tam bir ad hominem örneği:
    <Poisoning the well>

    Konuya dair hiçbirşey yok.
    Ve tabi "Toronto uni"den, "tüm fizikçiler"den destek almaya çalışma.

    Psikolojik semptom tabi bunlar hep: "Yetersizlik, yetersiz hissetme".

    morgan, benim açtığım ve düşüncelerimi paylaştığım başlıkların altına gelip yazmak/saçmalamak ve hatta takip etmek zorunda olmadığını sana söylememe gerek yok genç.

    Merakına, ilgine ve öğrenme isteğine yenik düşüp okudun ve bundan sonrada okuyacaksan ve yazacaksan da ben gerek gördüğümde cevabını alacaksın. Konuyu devam ettiremediğinde çocuk gibi zırlamak yerine şunu yap ki daha onurlu bir davranış bu: Yazma.

    Öte yandan kulağının üstüne yatmayan akademisyenler sadece ABD'de değil Dünya'nın her yerinde varlar. Ve benimde akademisyenlere saygım var. Ve herkes gibi bende saçmalayan birine saygı göstermekte zorlanıyorum. Çoluk çocukla, çoluk çocukla uğraşmak zorunda kaldığımda uğraşmayı tercih ediyorum.

    Şimdi madem ilgili post içinde ileri sürdüğüm iddialara ilişkin bir yanıt veremiyorsun, müsade et, birileri o iddialara ilişkin düşünce ortaya koysunlar ve biz konuya ilişkin(!) düşünceler ortaya koyarak tartışmayı sürdürürken sende okumakla yetinmeyi bil.
    gokhan deveci 23 Aralık 2020
  • 0
    Yahu adamlarin yaptiklarina, emeklerine, milyon dolarlik calismalarina balon diyorsun, sonra da saygim var diyorsun.
    Onlardan ne destegi alayim? Hicbiri kalkip da buraya bakmaz etmez.
    Saadete geldiginde , yani astral di, uzayliydi, 3 harflilerdi - ki diyeceksin en sonunda, takyonlardi ruhlardi, o zamana kadar kabul, okuyacagim.Ama yarim birakmak yok,sen yeter ki finali yaz.
    morgan 23 Aralık 2020
  • 0
    "Onlardan ne destegi alayim? Hicbiri kalkip da buraya bakmaz etmez."

    İddianı doğrulamaya çalışmak veya benimkini çürütmek için psikolojik bir destek arayışında olduğunu kastettim moron! Bunu bile anlayamıyorsun. Kalkıp da buraya mı bakıcaklar diyor, yazışmak zorunda kaldığım IQ bu.

    Açtığım başlığın altında zırvalamaman için sana para mı vermeliyim abisi ya? Tamam, süper karaladın da beni... Şimdi şu başlık altından bir s.ktir olup gider misin? Finale geldiği zaman haber vericem ben sana. Düşüncelerle tartışmak istiyorum çünkü ben şu aşamada ve gerizekalılarla bunu yapamıyorum.

    Ve bunu yaparsan eğer noktalama işaretlerinin nasıl kullanılacağını dahi bilmeyen, kendisini düzgün ifade edemeyen, cümle kuramayan, yetersiz bir embesille yazışmak zorunda bırakmamış olacaksın beni.

    "Saadet" de değil o kelime sadet, gerizekâlı seni.
    gokhan deveci 23 Aralık 2020
  • 0
    Bu daha da iyi. 2015’i unutmus olamazsin :) cagristirdigini al us tune madem, senin yapina musait.
    Neyse takip ediyorum, arka sokaklar gibi uzamasin ama.Zuzaylilara kadar sustum.
    morgan 23 Aralık 2020
  • -1
    2015 ney oğlum lan? Sanrı geçirirken böyle mi sayıklıyorsun?

    "cagristirdigini al us tune madem".

    Bu ne oğlum, bunu da anlamadım. Seni bazen bu Türkçe ile sadece ebeveynin ve doktorun anlayabiliyor olmalı.

    Bu arada yazdıkların içinden müon yazıp filtreleme yaptım. Müonların ilgili durumu ile ilgili şöyle bir başlık açmışsın:

    https://www.fizikist.com/beyin-firtinasi/43191/

    Tam tahmin ettiğim gibi işte konudan bir b.k anlamadığın sözkonusu başlık altında attığın postların içerikleriyle sabit. Hiçbirşeyi anlayamadığın için sorup durmuşsun, şu nasıl, bu nasıl oluyor, ne anlama geliyor falan... Anladığını sandığın az miktarda şeyi de yanlış anlamışsın ki bu normâl sonuç senin için.

    Ben malımı tanırım abisi. Neyse konuyla ilgili biraz belki birşeyler de öğrendin sayemde yine. Gerçi IQ düşük olunca sistem bilgiyi işleyemiyor ve sonucunda bir başlıktan diğerine aptal aptal dolaşarak saçmalamak zorunda kalıyorsun hâliyle.
    gokhan deveci 23 Aralık 2020
  • 0
    Sen kendini Einstein mı zannediyorsun Gökhan deveci
    Maxwell 25 Aralık 2020
Yorum yazabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.
İSTATİSTİKLER

5.117 soru

30.753 cevap

30.785 kullanıcı

Giriş Yap