• 0

    kütle çekim üzerine; dünyayı ele alırsak mevcut bir kütle çekim alanı var... devamı aşağıda...

  • 0
    şimdi dünyanın kütle çekimini oluşturan nokta, dünyanın kütle merkezimidir yoksa dünyayı oluşturan her bir parçacığın kendisine ait oluşturduğu kütle çekim alanlarının toplamı mıdır_?
  • 0
    Kütlesi büyük olan cisimlerin kütle çekimi fazla olur. Buna dayanarak her bir parçacığın kendisine ait kütlesi sonucu birleşip oluşturdukları toplam kütledir. Eğer dünya üzerine daha çok madde gelseydi kütle çekimi artardı. Benim fikrim bu yönde.
    bilimsel bilgi 05 Haziran 2017
  • +1


    Burada bilmediğim şey, iki nesne arasındaki mesafe ölçülürken (mesela; dünya ile ay), bunların kütle merkezlerine göre mi, yoksa dış yüzeyleri arasındaki mesafeye göre mi ölçüldüğü ?

    Sonuçta "bilimsel bilginin" yaklaşımı mantıklı, kütle bir sistem... Alt sistemlerin toplamı.

    Ana kütleden ayrılan her parça-sistem bağımsız bir kütle olarak denkleme girebiliyor.

    Bu yüzden Ay'dan ölçülen kütle çekim kuvveti, dünyanın tüm kütlesinin bileşke kuvveti olmalı.

    Peki bu bileşke kuvvetin başlangıcı nerede? İşte hala anlamadığım durum.
    Çok basit bir durum değil.

    Bileşke kuvvet merkezde ise, merkeze doğru yaklaştıkça, aradaki kütleçekim kuvvetinin düşmesi azalması anlamlı oluyor. Çünkü aradaki mesafe azalıyor.

    Ama bu sefer dünyanın kalan kütle parçacıkları ile olan mesafesi artıyor. (Dış yüzey tarafında kalan kütle miktarı ile).. Sanki dünyadaki tüm mevcut parçacıklar, kütle çekim hakkını ve gücünü vekilliği için merkezi seçmiş ve tüm gücü devretmişler, etkisizler.

    Düşünce Deneyi: Dünyayı oluşturan her kütle parçacığının durumunu ayrı ayrı ele alın. Bu sistem olarak tam merkezde yoğunlaşsın.

    Dünyanın yüzeyinden uzaklaşan ve dünyanın merkezine doğru yol alan eş değerli 2 kütle parçası ile olan ilişkilerini değerlendirin.

    Eğer bileşke kuvvet merkezde ise dünyanın kalan tüm diğer kütleli parçacıklarını "yok saymadan" bu ilişkiyi tanımlamak çok zor. Ama bu fiilen mantıksız.
    Dağdaki kaya, tüm kütleçekim kuvvetini dünyanın merkezine tevdi ettiği için, artık çekim gücüne sahip değildir mi diyeceğiz?

    Ne Newton, ne de Einstein yaklaşımı bence kütleçekimi için tatminkar bir açıklama veremiyor.

    Bu yüzden bence en mantıklı yaklaşım, "basınç alanı" olarak ele almak.


  • 0
    Dünya ile ay arasında ki mesafeyi merkezleri arasındaki uzaklıkları ölçerek buluyormuşuz. Asıl konuya dönersek.
    Bileşke kuvvet Dünya'nın her yerini kaplıyor bence. Dünya'nın merkezine yaklaşmamız bizim için bir şey farketmez. Kütle çekim kuvveti , uzayı bir çarşaf gibi düşünürsek Dünya'yı bir top varsayarsak attığımız da nasıl ki çarşafı aşağı doğru çekiyorsa Dünya'da aynı şekil ama bu kuvvet'in merkezde olduğunu zannetmiyorum. Bir bütün olarak düşünmeliyiz. Nasıl ki hacim küçüldükçe kütle çekim artıyor (aynı kütleli cisimler için ). Bu bize aslında bileşke kuvvetin merkezde olmadığını gösterir. Her yere eşit dağılmıştır. Eğer toptan ufacık bir parça kesip çarşafa atarsak gene farkedilmese bile kütle çekimini gösterecektir.
    bilimsel bilgi 05 Haziran 2017
  • -1
    O bahsettiğim deneyi biliyorsunuzdur zaten. Benim görüşüm bu yönde.
    bilimsel bilgi 05 Haziran 2017
  • -1
    Dünyanın cisme uyguladığı kütle çekim kuvveti bileşke bir kuvvet olmalıdır. Böyle olmasaydı eğer ne gelgit dalgaları olurdu ne de ay dünyaya kütleçekim ile kilitlenmemiş olurdu. Yani dünyanın aya uyguladığı kütleçekim kuvveti, ayın kütle merkezinden farklı noktalara düşebildiği için bu kuvvet bir tork oluşturarak ayın dönüş hızını değiştirebilir ancak. Tabi merkezler birbirlerine çok yakın olduğundan dolayı newton denkleminde ayı tamamen homojen kütle dağılımda düşünerek direk merkezinden olan uzaklığa göre hesap yapıyor olabiliriz.

    Burtay bey çok ilginç bir noktadan bahsediyorsunuz bence. Klasik uzay-çarşaf benzetmesi dünyanın merkezine doğru bir sonsuz çukuru betimliyor. Yani merkezde artan şey bileşke kuvvet değil de kütleçekim alanının yoğunluğu gibi bir mantık yürütmek lazım galiba. Fakat uzayın gerilme durumu açısından bakarsak en yüksek yerçekimi ivmesi yaklaşık olarak gezegenin yüzeyinde ve merkeze inildikçe bu ivme azalıyor. Bir çukur varsa eğer bu merkezde değil de ivmenin en yüksek olduğu bölgede olması gerekir gibi.
    https://encrypted-tbn3.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcRsYAEa2xOAQWLkwbnYrdj5Z5G7dcnVAVLBZm_5MnyO3WdpFvAOGzVgf-TX
    Vide supra 05 Haziran 2017
  • 0
    @Vide Supra, link için teşekkür ederim.
    Burada bir soru eklememin zamanı geldi gibi...

    Kütleçekiminin nesnenin yüzeyinde en yüksek olduğu, merkeze doğru azaldığı konusu tartışılmaz bir tespit.
    Uzaydan dünyaya yaklaşan bir göktaşı, dünyanın uyguladığı yüksek yerçekimi nedeniyle düşüyor. İzlediği rota tam dünyanın merkezine doğru. Yani hedefi dünyanın merkezi... Eğer yoğunluğu dünyanın magmanın yüzdürücü etkisini de yenecek kadar yoğun ise, dünyanın merkezine doğru azalan ivme ile batma eğiliminde oluyor.
    Sanırım buraya kadar bilimsel sonuçlara sadık kaldım. (Eksiğim veya yanlışım var ise düzeltmenizi rica ederim.)

    Sorum şu; bu düşen göktaşı kütleçekiminin en yoğun olduğu yüzeyde kalma yerine, niye merkeze doğru, çekim kuvvetinin en düşük olduğu yere ulaşmaya çalışıyor?

    (Burada okumaya ara verip biraz sorgulamanızı tavsiye ediyorum. Çünkü bir bileşik soru ekleyeceğim.)

    Bence de belirttiğiniz "kütle çekim alanının yoğunluğu"nun bir belirleyici özelliği var.

    Hava gibi bir akışkan içinde fırlatılan bir topun hareketi tek boyut üzerindedir. Topun yakınından geçtiği sinekler, topun neresine doğru sürüklenir? Niçin?

    Evrende ise genişlemeden kaynaklanan doğal bir hareket var. Bütün nesneler genişleme ile hareket ediyor. Biz haritalarımız da bunu 2 boyutlu olarak (parçacıklı evren modelindeki gibi- balonun yüzeyindeki noktaların birbirinden uzaklaşması olarak) temsil etsekte, bu hareket gerçekte 3 boyutlu yani her yöne doğru (genişleme gibi) bir hareket...

    Bu durumda, yukarıda tek boyut üzerinde olan topun hareketi ve sineğin durumunu , üç boyutlu -her yöne doğru olan bir harekete uygularsak sonuç sizce nasıl olmalı?

    Ve topa yaklaşan sineklerin (Dünya örneğinde olduğu zaman, astroitlerin) hedefleri neresi olur?

    İşte bu açıdan bakınca, kütlenin merkezi, uzay-zaman dalgaları açısından en düşük basınç alanına sahip bölge oluyor bence...
  • -1
    Dünyayı akışkan bir cisim gibi düşündüğünüzü(balistik jel diyelim) ve gök taşının çarpışma ile parçalanmadan battığını düşündüğünüzü varsayıyorum. Bu gök taşı kütleçekiminin en büyük olduğu noktayı geçmiş olsa dahi hala üzerine etki eden ve zamanla azalan bir kuvvete maruz kaldığından dolayı batmaya devam edecektir. Yani kütleçekiminin en büyük olduğu yeri değil, daha kararlı olacağı toplam potansiyel farkın en düşük olduğu yeri arıyor aslında.

    Buraya kadar akışkanlar dinamiğine değineceğinizden haberim olmadan yorum yapmış oldum. Akışkan uzay üzerine bir tahmin yapacak olsaydım eğer; kütleçekimi ile bağlı olmayan sistemlerin, bağlı olanlara göre tam tersi davrandığını düşürdüm. Mesela süper kümeler arasındaki uzay her noktada(ya da her akışkan parçacığında) kendiliğinden 3 boyutlu olarak genişliyorsa, örnek olarak güneş sisteminde kütleçekimi bu genişlemeyi yendiğinden dolayı bu sefer büzülme tarzı tam zıt bir hareket olabilir. Yani klasik çarşaf betimlemesinde çarşafı çökerten dünyayı kaldıracak olsak, çarşaf düz konuma gelmek yerine yukarıya doğru eğim yapabilirdi belki. Ya da top örneğindeki gibi kütle varlığında sürekli bir alçak basınç alanı gibi davranan uzayın dünya kaldırıldığında yüksek basınç alanı gibi davranması mantıklı olabilir. Fakat bu sefer negatif kütleçekimi ya da boş uzayda kütle itmesi olduğu gibi bir durum ne kadar mantıklıdır ayrıca düşünmek lazım.

    Kütle merkezi madde ile alakalı olduğundan bu yaklaşım sonucu değişmemesi gerekir diye düşünüyorum. Bu durumda kütleçekim dalgalarına da hala ihtiyaç varmış gibi tabi yanlış düşünüyorsam düzeltin @Burtay bey.
    Vide supra 06 Haziran 2017
  • 0
    Kendi ekseni etrafında dönen hiç bir şeyin çekim kuvveti olmaz itim kuvveti olur.
    Ben buna "DIŞ MANYETİK ALAN OLUŞUMU" diyorum .Bu oluşum esnasında dönen cisim elektrik jeneratörlerinde olduğu gibi mutlak üreteç durumundadır,ilk aldığı hız değişmediği sürece elnerji üretmeye devam eder.
    Dünyanın "MANTO KABUĞUNUN" mağmaya gömülmemesi bundandır.Eğer sözü edildiği gibi çekim kuvveti diye bir şey olsaydı başta "DÜNYA" olmak üzere dünya gibi kendi etrafında dönen tüm gezegenler üzerlerinde ki manto tabakasını merkeze doğru çekerek kabuk oluşumunu engellerlerdi.
    Ayrıca sözü edilen çekim gücü olaydı bu güç nerede bir uzay cismi varsa bu türlü gezegenlerin üzerine düşerdi.
    Derseniz ki efendim o kadar meteor düşüyor onlara ne diyeceksiniz? Onların gezegenlerle kesişen yörüngeleri bunun sebebidir,hatta gezegenlerin itim gücü yüzünden hemen hemen tamamı gezegenlere dik açı oluşturacak şekile düşmezler.Gezegenin itim gücü sayesinde ilkin yörüngesine girip itim gücü ile mücadele ederek oldukça yatay bir şekilde düşerler.
    -Sanırım yardımcı oldum.
    Saygılarımla.
    Muzaffer Erdem
    muzaffer erdem 06 Haziran 2017
  • 0
    @Vide supra, Eğer bir yanlışınız var ise en fazla benimki kadar olabilir. Ama yanlıştan ziyade aynı olguyu farklı açılardan ele alıyoruz. Düşüncelerinizde bir yanlış varsa bile bunu ifade edecek yetkinlikte de değilim.
    Dünyayı bir akışkan jel olarak ele almıyorum, büyük kütleye düşen küçük kütlelerin eğilimini anlatırken yaptığım bir benzetme sadece... Küçük kütleler, her zaman büyük kütlelerin merkezine ulaşmaya çalışır. Ana fikir bu idi...

    Uzay-zamanı bir süperakışkan olarak ele alıyorum.
    Akışkan dinamiğine baktığımızda, temel kurallarından biri; bir akışkan içinde hareket eden iki nesnenin iki türlü ilişkisi var. Aralarındaki kritik mesafeye göre ya birbirlerine yanaşırlar ya da bu mesafenin üzerinde iseler uzaklaşırlar.
    Ya da akışkanın hareket ettiği ortam darlaştıkça; basıncı düşer, hızı artar. İkisi de aynı kapıya çıkıyor.

    Bu şartlarda akışkanın hızı artıkça, basıncının düşmesi, ana dayanağım.
    Tek koşulu, bir "hareketin" gerekliliği. Ya akışkan hareket edecek, ya da parçacıklar...

    Eğer parçacıklar birbirlerine yakın iseler; aralarındaki akışkan basıncı düşüyor ve dış ortamın basıncı bunları birbirine yakınlaştırıyor. Tam tersi durumda ise uzaklaştırıyor. Kritik mesafe, tamamen akışkanın yoğunluğu ve akışkanlık düzeyine göre belirlenen bir mesafe...

    Bundan yola çıkarak, aynı akışkan içinde gök adalar arası mesafeden dolayı, birbirlerinden uzaklaşırken, gök adaları oluşturan yıldız kümelerinin birbirine sokulduğunu düşünüyorum.

    Burada sorun hareketin nereden kaynaklandığı? Bu belirsizliği, evrenin genişlemesi ile tüm nesnelerin, her yöne doğru diyebileceğimiz ortak bir yönde (bu yönü hayal edemiyorum) evrenin genişlemesi ile hareket etmesine bağlıyorum.
    Yani uzayı genişleten kuvvet ile galaksileri toplu tutan kuvvet, AYNI kuvvetin sonucu.
    Bu durumda negatif kütle çekimi gibi bir kuvvete de ihtiyaç kalmıyor. (Karanlık enerjinin neden olduğu düşünülen.)

    Kütle bu hareketi esnasında, yoğunluğuna oranla düşük basınç alanına sebep oluyor. Nesnelerde buraya, uzay-zaman dokusu tarafından itiliyor. Bu nedenle, düşen nesneler basıncın en düşük olduğu noktaya, merkeze yöneliyor. Varsayımım bu yönde.

    Çarşaf gibi bir doku bu yaklaşımda, sadece temsili anlatımda işe yarıyor. Çökme dediğimiz şeyi, basıncın düşük olduğu alanı 2 boyutlu anlatımda temsil ediyor.

    Karanlık Profille olan bazı fikir teatilerinde bunu biraz daha deştik. Kütle ne kadar yoğun ise, dokuda o kadar derine batıyor.Ve o kadar büyük bir düşük basınç alanına sebep oluyor.

    Sorun bu "derine batmayı" tanımlayamayışım da ... Neye göre ve nasıl derine batıyor? Şimdilik bilemiyorum.
  • 0
    @Muzaffer Erdem, Teşekkürler.
  • 0
    Israrla anlatığım şey kendi ekseni etrafında dönen tüm uzay cisimlerinin mutlak içersin de mağma bulunması ve bu cisimlerin muazzam bir itiş güçlerinin olduğudur,Ay gibi stabil yarı hareketli gök cisimleri ile tam hareketli kendi etrafında dönen gök cisimlerinin yüzeylerini incelediğimizde,meteor izlerinin yarı hareketli gök cisimleri ile tam hareketli gök cisimlerinde aynı olmadığıdır.
    Yarı hareketli gök cisimlerinde kraterler net ve yanardağ ağzı gibi duruken,tam hareketli gök cisimlerinde kraterler ekvatora paralel ve belli bir sürtünmeye bağlı deformasyonun ardından izi olduğu halde kendisi ortadan kaybolmuş meteor çarpış kraterler vardır .Bunlar Türkiye'de de vardır.Van gölünün hemen batısında Bitis ilimizin sınırları içinde,Bartın 'ın Arıt ilçesini de içine alan Arıt krateri bunlara iyi birer örnektir.
    muzaffer erdem 06 Haziran 2017
  • 0
    Uzay ortamda iki türlü sarmal var
    1-) merkezden dışa doğru dönen sarmal ; Bu sarmalda merkezde mutlak surette dış basınçlı bir manyetik alan oluştuğu için ,o basınca bağlı olarak oluşan sıcak elektriğe bağlı sarmalın boyutuna birebir orantılı olan merkezi değişmeyen sıcak bir oluşum(yıldız-güneş) meydana gelir bu mutlaka oluşmak zorundadır.
    2-)Çeşitli sebeplerle dıştan merkeze doğru dönen sarmal ; Basınç içeri doğru olduğundan sarmalın çapına göre bu sefer ters orantılı bir şekilde iç manyetik basınç atomların yörünge çaplarının kısalmasına sebep olur,burada soğuma herhangi bir dünya ısı sistemiyle hesaplanabilecek alt sınırların dışındadır,şöyle ifade etmek gerekirse "50 ışık yılı bir aura dış çapı olan yıldızın" tam tersi istikamette iç sarmalda aynı ışık yılı iç çapa sahip karadelikde ısı farkı o güneşle asimetrik olarak "0" ısı baz alınarak tam tersi ( - ) eksi değerdedir.
    muzaffer erdem 06 Haziran 2017
  • 0
    Sayın Muzaffer Erdem, bir sistem ya da mantık üzerine dayanan varsayım ne kadar mükemmel olursa olsun. Ne kadar çok şeye uygun olursa olsun, eğer çok kesin ve net ise ve bu kuralı tek bir örnek bile bozuyorsa, o varsayım baştan hatalı kurulmuştur.

    "Israrla anlatığım şey kendi ekseni etrafında dönen tüm uzay cisimlerinin mutlak içersin de mağma bulunması ve bu cisimlerin muazzam bir itiş güçlerinin olduğudur... "

    Mars örneğini ne yapacağız? Küçüklüğünden dolayı ısı kaybedip, magmasını yitirmiş. Çekirdeği de yok. Manyetik alan üretemiyor. Ama Phobos ve Deimos adlı göktaşlarını uydu yapacak kadar da kütle çekim kuvveti var. Üstelik mevcut kütleçekim kurallarını da hiç bir şekilde ihlal etmeden....

    Manyetik alan, bir yan üründür. Birbirinden farklı hızlarda hareket eden iki nesne arasındaki elektron potansiyeli yüklenmeleri (+ /- ) sonucu oluşan bir üründür. Bu polarlaşma esnasında elektronların düzenli bir yapı almasının ve spinlerinin de aynı yönlü toplanmasının etkisi vardır.

    Uzayda ekseni etrafında dönmeyen nesne yoktur gibi. Bir kaç tane meteor var, Mars -Satürn arasındaki kalınıtılarda dönmeden duruyor. Onlarda zamanında bir çarpışma ise ters yönden momentum aldıkları için.
    Şimdi bu meteorların en küçüğünden, büyüğüne içlerinde magma olduğunu nasıl düşünebiliriz?

    Dünyanın her yerinde meteor izleri var. Konu meteorların nereye düştüğü değil, niye dünyanın merkezini hedefleyen bir rota üzerinde hareket ettikleri...

    Bu uzayda bahsettiğiniz iki türlü sarmalın pratik deneysel gözlemleri var mı? Yani eğer dediğiniz gibiyse, her elektromanyetik alan oluşturduğumuzda bu sarmal türlerinden biri oluşmak zorunda...

    Sıcak elektrik nedir?
  • 0
    dünyanın iç çekirdeği ile dış çekirdeğinin farklı hızlarda ve farklı yönlere dönmesinden dolayı manyetik alan ortaya çıkar...
  • 0
    bu soruyu sormamdaki sebep, eğer her bir parçacığın kütle çekim alanlarının toplamı ise kütle çekim dalgalarının birbirleri ile etkileşime girdiği sonucuna ulaşacağım...yani birleşip daha büyük bir dalga oluşturabilirler yada birbirlerini sönümleyebilirler...
  • 0
    Mars üzerinde ki nihai araştırmalar tamamlanmış değil ve Marsın mağmasının olmadığını söylemek için bence henüz çok erken.
    Dünyanın dışında yapılan araştırmaların teknik neticeleri çoğu kez çok az bir kanıtla,ona kanıta yüklenen çok fazla kanaatle oluşturulmaktadır.
    Yani gelişen teknoloji ile birlikte bu gün kabul gören pek çok konu yarın başka bir bakış açı ile ele alınacaktır.
    muzaffer erdem 06 Haziran 2017
  • 0
    Sn. Burtay Mutlu (shibumi_tr) bey daha önce de bir yazımda belirttiğim gibi ben fizikçi-matematikçi- uzay bilimci değilim,sadece yüksek merak sahibi bir araştırmacıyım.
    Asıl amacım konunun uzmanlarını şüpheye sürüklemek,tabirim için kusura bakmayın ama ben ;
    Çarşıyı karıştırmayı düşünüyorum.Bakalım bu karışan çarşıdan ne türlü cevherler çıkar.
    Benimle yaptığınız yazışmalarda ,anlattığınız konularda size ait ,sizin bulmuş olduğunuz herhangi bir şey var mı?
    Ben burada yazdığım hiç bir şeyi siz , değil Türkiye'de ,dünyanın hiç bir tekno-bilim yayınlarında bulamazsınız.
    Sizce bunun hiç önemi yok mu.?
    Mesleğinizi - ne iş yaptığınızı bilmiyorum.<ben Y.T.Ü. Harita bölümü mezunu haritacıyım.
    Ali Kuşcu ve Hazerfen Çelebiden sonra gök biliminde tek bir cümle yazımız yok.
    Bir şeylerin peşindeyim.
    Kafamı karıştıran şüphelendiğim her şeyi yazıyorum.
    En hoşuma giden de ,hiç kimsenin kendisine ait bir ürettiği bilgi yada teori olmadığı halde , söylemlerime muhalefet etmesi.
    Bu çok güzel bir şey nasıl mı?
    Eğer gündelik yaşamda kolayca kullanılabilecek şeyler deseydim ( ki o türlü icatlarım da var ve bende mahfuz) her ne demişsem birileri tarafından sahiplenilebilir olmasıydı.
    O yüzden sizin bu eleştirel tavrınızı adece siden değil yazımı okuyan herkesden bekliyorum.
    Ayrıca ben ne "ASTRONOMİDE,ne FİZİKDE ve MATEMATİK DE"rüştü kabul edilmiş bir kişilik değilim.
    Yani benim sözlerim bu camiada kanun değil.
    Bense ne diyorsam ,dediklerimi iyice bir irdeleyin ve Lütfen biraz şüphelenin.
    Çeşitli yabancı tekno -bilgi yayınlarından edindiğiniz bilgileri KURAN AYETİ gibi kabul etmeyin onları da irdeleyin.
    Saygılarımla.
    Muzaffer Erdem
    muzaffer erdem 06 Haziran 2017
  • 0
    @Karanlık Profil,
    Mevcut kütle çekim anlayışına uygun olan açıklama şu gibi; A ve B kütlelerinin her birinin parçacıklarına (a1,a2,...an) ve (b1,b2,...., bn) diyelim.

    A ve B arasındaki kütleçekimi parçacıklar açısından ele alıp, hesaplamak gerekirse (uzaklığın karesine bölüme çarpım işlemlerine hiç bulaşmadan)

    a1(b1+b2+....+bn) + a2(b1+b2+....+bn) +.....an (b1+b2+....+bn) şeklinde hesaplanması çok zor bir bileşkenin bileşkesi kuvvet hesaplaması çıkıyor.

    Çünkü kütleçekimi tek yönlü, sadece çekici... Bu nedenle iki kütle arasındaki kalan bir nesne üzerindeki kütleçekim kuvveti yok gibi gözükse de, 3ncü bir nesneye bu kuvvetlerin toplamı etki ediyor. Yani birbirlerini sönümlemiyorlar.

    İşin daha ilginç yanı... Dünya ile Ay arasında kütlelerine oranlı olarak saptanmış mesafede duran bir astronotu etkiyen kütleçekim kuvvetlerinin bileşkesi sıfır iken, bu üçünden de uzaktaki bir başka nesneye uyguladıkları kütle çekim kuvveti, üçünün kütle toplam bileşkesine eşit.

    (Hatta ben bu üç kütlenin toplamından da bir miktar fazla olması gerektiğini düşünüyorum ama ayrı bir konu bu)

    Sonuç: Birleşip daha büyük bir kütleçekim kuvvetine sebep oluyorlar.

    https://www.quora.com/What-is-the-logic-of-the-multiplication-of-masses-m-times-M-in-gravitational-formula-Why-not-+
  • 0
    ""Bu uzayda bahsettiğiniz iki türlü sarmalın pratik deneysel gözlemleri var mı? Yani eğer dediğiniz gibiyse, her elektromanyetik alan oluşturduğumuzda bu sarmal türlerinden biri oluşmak zorunda...

    Sıcak elektrik nedir?""
    Elektromanyetik alan oluşturduğunuzda sarmal oluşmuyor,
    Sarmal oluşmaya başladığında merkez noktası dinamo görevi görmeye başlayıp hem enerji ve hemde çeşitli materyaller oluşturuyor.
    muzaffer erdem 06 Haziran 2017
  • 0
    Sayın Muzaffer Erdem Bey, şimdiye kadar yazdıklarınızı olduğu gibi kabul edip, sorgulamadık bile. Son seferinde yazdıklarınızı sorgulayınca, eleştirilere tepki veriyor gibisiniz...

    Yazdıklarınızın özel şeyler olduğunu kabul ediyorum. Ve yazdıklarınızı mevcut bilimsel bilgi ve deneylerle uyuşan sonuçlarını da açıklamanızı talep ettim. Böylece hem teorinizi geliştirme imkanı bulacaksınız, hem de bizim ne dediğinizi anlamamızı kolaylaştıracaktınız.
    sizden beklentimiz bu, sorularım da bu amaçlıdır.

    Verdiğiniz bilgilerle, mevcut bilimsel bilgiler en azından sonuç olarak uyuşmalı. Çünkü bu bilimsel sonuçlar, defalarca testden geçmiş ve doğruluğu kabul edilmiş şeyler.

    Bir bakıma sizinle aynı pozisyondayım. Daha önce düşünülmemiş bir açıdan konuyu ele alıyorum. Mesela bu başlık altında incelediğimiz kütleçekimi için, "düşük basınç alanı" diyorum.
    Ama bu kadar ile kalmıyorum, bunu akışkan dinamiğinin mevcut geçerli verileri ile ele alıyorum.

    Siz yazışmalara yeni dahil olduğunuz. anladığım kadarı ile yazanların geçmiş paylaşımlarına bakmayı da gereksiz görmüşsünüz. Fikrinizin doğruluğuna bu kadar inanmanız güzel ama esneklik olmaz ise fikrinizi geliştiremezsiniz de...

    Size bir kolaylık olması açısından, paylaşımlarıma bakabilirsiniz. Fikrim özet olarak sayflaarda var. Ayrıca her sayfa altındaki kısa link (....ek düşünceler ) ile de aynı konuda daha sonra tartışmalarda eklediklerimiz, değiştirdiklerimiz soru bazında var. Çoğul yazıyorum çünkü fikri ortaya ilk atmış olmama rağmen, buradaki arkadaşların sorgulamasıyla geliştiriyoruz. Onlarda kendilerininkini geliştiriyor(uz). Yani işbirliği yapıyoruz.
    2015
    http://burtaym.blogspot.com.tr/

    2016
    http://evreneyenibirbakis.blogspot.com.tr/
    https://anewviewforuniverse.blogspot.com.tr/

    Sizden farklı olarak yazdığım her şeyin, Türkiye'de ve Dünya da bilimcilerin vardıkları sonuçlarla uyumlu olması için uğraşıyorum. Bu yüzden belki size yeni veya farklı değilmiş gibi gözükebilir.
    Başkalarının araştırma bilgilerini, farklı açılardan birleştirmeye çalışıyorum.

    Bu yüzden savlarınızı, mevcut araştırma sonuçları ile uyumlu olacak şekilde açıklarsanız (mesela manyetik sarmal nasıl bir yapı?) daha olumlu sonuçar alırız.
    Sonuçta burada çarşıyı karıştıran bir çok beyin zaten var. Üstelik bir çoğunun eline su da dökemeyiz. Ve gençler, bizden çok daha iyiler.Yani daha hızlı gelişiyorlar, daha esnekler.

  • 0
    Sn.Burtay Mutlu;
    Ben aslında bu konu hakkında uğraşacağımı inanın hiç düşünmemiştim,aklımdan bile geçmemişti.
    Ama üzerinde çalıştığım çok farklı bir konuda(Likit metallerle enerji üreteci) irdeledikce önce mevcut elektrik bilgileri ile mevcut elektriğin çok farklı şeyler olduğunu gördüm.
    Ve gele gele astronomiye dayandım,bu arada size de teşekkür etmem lazım bu siteyi tesadüfen buldum yaklaşık 1 hafta 10 gündür mutlu-mesut yazıp duruyorum.
    Hep tepki bekledim ama sizin dışınızda doğru dürüst yazılarımı tenkit eden bile çıkmadı.
    Ben bu konuda her hangi bir şekilde uzman değilim ,ama iyi bir gözlemciyim.
    Gözlemlerim bana anlatılanlarla ;mevcudun pek de örtüşmediğini gösterdi,
    Mesela zaman zaman 6750000 km2 ile 8500000km2 değişen güneş yüzeyinin an itibarı ile (salise) başta ışığı oluşturan kuarklar olmak üzere ,foton-elektron-her türlü madde atomunu uzaya salan bu büyük üretecin nasıl hala bir dinamo olduğunun fark edilememesi tuhafıma gitti.
    Ardından karadelikleri inceledim.Bunlar güneş sistemimizin tersine dıştan içe doğru dönmekte ve merkezde bulunan tüm atomları sıkıştırmakta ve bu atomların elektronlarının yörüngeleri kısaldıkca merkezin sıcaklığı düşmesi lazımdı.Zaten ışığın yansıyamamasının sebebi de bu müthiş küçülmüş atomların gelen ışık kuarklarına tepki veremeyecek kadar minimize olmuş olmalarıydı.
    Anlatacak daha çok şeyim var ; ama hala daha istediğim tereddütlü ve şüpheci insanları bulabilmiş değilim.
    Birde çoğu dünya basınında anlatılan bilimsel anlatımlara %100 doğrudur diye bakmasanız sevinirim.
    Üzerinde çalıştığım bu konu aslında % 3-5 doğru bilgi ve belgeye %95-97 sanı ve tasarım eklenerek varmış gibi anlatılıyor.Böylece sözde bilimsel alanda ne denli ilerlemiş oldukları gibi bir algı oluşturuyorlar.
    Yazımı okuduğunuz için teşekkür ederim.
    Size bilimsel şüphelerle dolu bir gece dilerim.
    Muzaffer Erdem
    muzaffer erdem 07 Haziran 2017
  • 0
    Sn. Necmi Tüfek ;
    Sözünü ettiğiniz ,bana ait iddiaları ben bir şekilde kanıtlarım.
    Çünkü bunlar bana ait iddialar.
    Sizin zati - alinize ait her hangi iddianız varsa ; buyrun onlarıda görelim .
    Bu iddiaların tamamı bana aittir,benim iddialarımı çürütmek için yabancı kaynaklı makalelerle bana gelirseniz ben sizin adınıza üzülürüm.
    Çünkü ısrarla doğru olarak kabul ettiğiniz iddialar sizin değil.
    Yazımı okuduğunuz için teşekkür ederim.
    Muzaffer Erdem
    muzaffer erdem 07 Haziran 2017
  • 0
    Muzaffer Bey, üzgünüm ama sizinle tartışmak ciddi zaman kaybı olacak gibi gözüküyor. Özürdilerim.
    Varsayımlarınız bilimsel sonuçlarla "UYUŞMUYOR".
    Gerekçeleriniz ve ileri sürdüğünüz yaklaşımlar, bilimle "UYUŞMUYOR"...

    KANITLAMAYA GELİNCE, EĞER KANITLAMAK O KADAR KOLAY OLSA İDİ, BEN KANITLARDIM.
    Bu yüzden sizinde kanıtlama şansınız hiç yok.
    Aksini savunuyorsanız ;İşte size fırsat kanıtlayın. Yalnız bu kanıtları bilimsel araştırmalarınızla desteklemeniz gerekiyor. Eğer siz yapamıyorsanız bu araştırmaları, yapanlarınkinden faydalanmak zorundasınız.
    Hem kendi içinde, hem de mevcut bilimsel verilerle uyuşan bir savlar bütünü koyun önümüze...
    Bunu bu sitede sorularda değil, ayrı bir web sitesi üzerinden hazırlayın. Ki konular iç içe olsun biz de aralarındaki bağlantıları görebilelim.

    Yabancı makalelere gelince, onlar bilimcilerin imkanları dahilinde yaptıkları çalışma yöntem ve sonuçları ile ortaya çıkıyor. Ülkemizde bilim ise sadece askeri teknoloji olarak birazcık var. Bu ülkede yaşayanların, bilimsel araştırma yapması ve sonuçlandırması hele hele bir de bundan geçim sağlaması çok zor.
    Yapmaya çalışanlarda ciddi fedakarlıklarla-özverilerle yapıyorlar. O yüzden ülkemizden gösterilebilinecek kaynak imkanı dar. Şanslıyız ki bilim, evrensel... Herkes biribirinin, bilimsel temel oturmuş bir doğrusundan ve yanlışından bir şeyler öğrenebilir.

    İddialarınızı çürütemeyiz. Çünkü bilimsel açıdan (Karl Popper'ın bilimsel felsefe konulu çalışmalarına bakın), yanlışlanabilir düzeyde bile bilimsel değiller.

    Karadelik konusuna girmiyorum. Çünkü alanı daralan atomlarda, elektron yörüngeleri de daralırsa, çekirdeğe yaklaştıkça daha çok enerji yükleniyorlar. Siz ise tam aksini iddia ediyorsunuz.

    Bir de bilimsel kavram ve terimleri birbirine çok karıştırıyorsunuz. Anlattıklarınız bu nedenle, zaten zar zor anlayabildiğimiz kavramlara da hiç oturmuyorlar.
  • 0
    Değerli arkadaşlar ben sizden ,hem bildikleriniz ve hem de benim sözünü ettiğim şeyler hakkında sadece şüphe etmenizi rica ediyorum.
    Neden üzerinde hiç bir emeğiniz olmayan bilgilere ,doğruluğu dahi resmen kanıtlanmadığı halde inanıyorsunuz.
    Bilim mutlak şüphe ile büyür gelişir.
    eğer bilimsel çalışmalarda her hangi birini idol olarak kabul ederseniz o kişinin tüm söylemleri size kanun kuralıymış gibi gelir.
    Değerli arkadaşlar gelin bu düşünceden vaz geçin, 2017 yılı artık size 21.yy. da olduğunuzu hatırlatsın.
    LÜTFEN !!!
    LÜTFEN !!!
    LÜTFEN !!!
    Bilimsel eleştiriyi ve tüm bildiklerinizi yeniden gözden geçirmeyi deneyin.
    Size söylenen her şey doğru olmayabilir.
    Yazımı okuduğunuz için teşekkür ederim
    Muzaffer Erdem
    muzaffer erdem 07 Haziran 2017
  • 0
    Sn. Burtay Mutlu (shibumi_tr) ;
    Yazınızı keyifle okudum,
    ama sizin anladığınız anlamda enerji nedir?
    zaten başından beri ona karşıyım.
    anlatılan enerji tarifi" ke sin lik le"doğru değil.
    lütfen bence bir daha o tarifleri inceleyin.
    ayrıca teknik deyimleri karıştırdığım konusunda çok haklısınız ,
    sürekli söylediğim gibi ; ben fizikçi değilim-matematikçi değilim-astronomist değilim.
    bu güne kadar olduğu gibi bundan sonrada bir sürü yanlış kelimeler kullanabileceğime emin olabilirsiniz.
    Çok değerli Burtay bey ;
    bence enerjini ne olup ne olmadığını bir değil bir kaç kez daha incelerseniz çok sevinirim.
    Bu arada size verdiğim sıkıntı içinde özür dilerim.
    Saygılarımla
    muzaffer erdem
    muzaffer erdem 07 Haziran 2017
  • 0
    @muzaffer erdem;
    karadeliklere önce sanırım yıldız önce beyaz cüceye dönüşüyor...yani sıkışmaya başlıyor...daha fazla sıkışmasını önleyen şey ''ELEKTRON'' basıncıdır...chandrasekhar limiti diye bir limit vardır...inceleyebilirsiniz...
    kütle çekimi elektron basıncına üstün geldikten sonra atom çekirdeklerinde protonlar yörüngelerindeki elektronları yakalamaya başlarlar ve nötrono dönüşürler....böylece nötron yıldızı oluşmaya başlar....
    nötron yıldızında ise nötron basıncı söz konusudur...
    yani bir yıldız karadeliğe dönüşürken sırasıyla elektronları-protonları ve nötronları enerjiye çevirir...hatta ilk enerjiye dönüşen elektronlar olur...bu genel bir bilgiydi...
    2. kısım da sizin soğuk elektrik olarak adlandırdığınız olay şu mu acaba elektron akımı oluştuğunda cisimlerin ısınması yerine soğuması mı_?
    zira karadeliklere inanılmaz bir enerji girişi vardır...bu kadar enerji haliyle karadeliğin iç tarafını ısındıracaktır...


  • 0
    Sayın Muzaffer Erdem,
    "UYUŞMUYOR" derken, sorunun çok kaba bir anlatımını yaptığımı anladım.
    Aslında bazı yönlerden, aynı durumdayız. Ben de tamamen yeni bir bakış açısı ile olayları ele almaya çalışıyorum.
    Ancak bilimcilerin yaptıkları çalışmaları ve sonuçlarını yanlışlyarak bu bakış açısı kabul ettirilmiyor.

    Çünkü bilim, defalarca bağımsız kişi ya da gruplarca denemiş ve aynı sonuçların alınması ile doğruluğu-yanlışlığı kabullenilmiş verilerden oluşuyor.

    Yani bilimsel bir veriyi, sonucu yok ya da yanlış kabul ederek , yeni bir bakış üretmek mümkün değil. Bu bilimle UYUŞMAZ.

    Bu yüzden benim izlediğim yol, var olan veri ve sonuçların doğruluğunu hiç tartışmadan, bunları elde etmede kullanılan yöntem ve amaçları, farklı bir açıdan ele almak oluyor.

    Yani iki kütle arası kütleçekim kuvveti, uzaklığın karesi ile ters orantılı ise, bunu tartışmıyorum bile.
    Bunun yerine aynı deneyi, aynı sonuçları , aynı şekilde alacak, FARKLI bir YORUM ile olguyu ele alıyorum.

    Artık doğruluğu kesinleşmiş bir durumu tartışmaya açmanın anlamı yok. Bilim geçmişten gelen verilerle ileriyor ama onların üstüne sadece yeni araştırma sonuçları eklenmiyor.

    Olgular farklı bir açıdan yorumlanıyor.
    Burada yaptığımız da bu, bilimcilerin vardıkları sonuçları ve verileri, farklı bir açıdan değerlendirmek.
    Örneğin, eğer sarmal manyetik alan ve etkilerinden söz ediyorsanız, bunu hangi durumlara nasıl uygulayacağımızı ve yorumlayacağımızı anlatmalısınız.
    Yani dünyanın sarmal manyetik alanının var olduğunu gösteren ama farklı yorumlanmış araştırma sonuçları koymalısınız.

    Örneğin, atom modelinin gelişmesine bakın. Her model, bir şeyleri açıklarken ve o dönemki hesaplara uygun sonuçlar üretirken, cevapsız bıraktığı sorular üzerine gidilince değişmiş ve GELİŞMİŞ. Sonuçta bir atom da çekirdek ve etrafında elektronların varlığı artık tartışılmaz. ama atomun üzümlü bir kek gibi mi, yoksa, güneş sistemi gibimi yoksa, bir dağın tepesinin etrafındaki bulutlar gibi mi olduğu tartışma konusu olabilir. Bu dayapılan öngörülere uygun sonuçların değerlendirilmesiyle mümkün...

    Bilim şüphe ile gelişir ama şüphe edilmeyecek kadar netleşmiş bilgileri sorgulamakta, zaman kaybı ve geriye adımdır.

    Sorunuzda enerjinin vasfını sormuşsunuz. bilmiyorum. Gerçekten bilen biri de yok. Yok.
    Sadece onun hareketine, eğilimine, çeşitli durumlardaki sonuçlarına bakarak varlığının nelere sebep olduğunu değerlendirebiliyoruz. Ama kendisini tanımıyoruz.

    Anlatılan enerji tarifi nedir?
    Siz neresine karşısınız? Niçin karşısınız? Gerekçeleriniz (inançtan öte olarak, bilimsel araştırma sonuçları ile uyumlu olacak şekilde) nedir?

    Alternatif öneriniz (varsa) nedir?

    Eğer bunları paylaşabilirseniz ve bildiklerimizi kullanarak mantığınızın kendi içinde tutarlı olduğuna ikna ederseniz, o zaman bilimsel olarak sonucunuz, yanlış bile olsa, değerlidir.

    Biz de o tarifleri inceliyoruz. ama sizin gördüğünüz açıdan görmediğimiz için, olduğunu düşündüğünüz şeyi göremiyoruz. Göremeyeceğiz de... Çünkü olaylara farklı pencerelerden bakıyoruz.
    Siz ortaya koyacaksınız gerkeç ve sonuçlarını aralarındaki bağlantıları ile.

    Ondan sonra, yeni bilgileri ve sonuçları kendi bakışınızla yorumladığınızda, aradaki uyuma bakacağız. Bakışınız da bu sonuçları öngörüyorsa, güçlü bir varsayım sahibi olursunuz.

    Ama bilimci olmamak, bu işi doğru yapmamaya bahane değil.
    Bende konuya meraktan değil, oğlumun bir sorusu ile işe başladım. "Işık durursa ne olur?"
    Tatmin edici bir cevap için 1.5 yıl inceledim. Verdiğim cevap tatmin edici olmayınca (benim için)
    (çünkü verilen cevabın evrendeki diğer olgularla olan ilişkiside bilimsel verilerle tutarlı olmalıydı), 2 yıl daha diğer konuları da ele almaya başladım.

    Burada çok zengin dimağlar var. Kimi bilgi, kimi bakış açısı olarak. Daha hiç biri bana "haklısın" demedi. Demeyecekte...Çünkü doğruyu arıyorum.
    Yazdıklarım sadece bir bakış açısından olayları ele almak. (eğer evren süper akışkan ise,bu sonuçlar nasıl açıklanır ve ne tür öngörülerde bulunulabilinir.)

    Ama bunda bile arkadaşlarımın desteği ve düzeltmeleri olmasa çoktan çuvallardım. Benim göremediğimi, anlayamadığımı onlar görüyor, anlatıyor.
    Bütün olay bu...

    Şu anki yazışma ve yaklaşım şeklinizle ne biz sizden faydalanabiliriz, ne de siz bizden...

    ...."Sizin zati - alinize ait her hangi iddianız varsa ; buyrun onlarıda görelim .
    Bu iddiaların tamamı bana aittir,benim iddialarımı çürütmek için yabancı kaynaklı makalelerle bana gelirseniz ben sizin adınıza üzülürüm.
    Çünkü ısrarla doğru olarak kabul ettiğiniz iddialar sizin değil."
    ----Verdiğiniz gözlem ve inceleme verileri, sayıları (Karadelikler, güneş, gezegenler, vs.vs.) Türk kökenli olamaz. Çünkü bizdekiler hep tercüme. Biz de karadelikleri gözlemleyen kaç rasathane var?
    Bu durumda, kullandığımız için eleştirdiğiniz başkalarına ait verileri sizde kullanmak zorunda kalıyorsunuz.
    ..."Anlatacak daha çok şeyim var ; ama hala daha istediğim tereddütlü ve şüpheci insanları bulabilmiş değilim. "
    --- Bu ifade de , bizleri yetersiz ve eksik gördüğünüzü ima ediyor gibi...

    Sanırım sizin ifadenizle bitirmek en doğrusu olur.
    "-Sanırım yardımcı oldum.
    Saygılarımla."
  • 0
    Değerli arkadaşlar;
    Çok iyi biliyorum ki , sindirilerek verilen eğitimlerin sonunda , öğretilen her ne olursa olsun , başta fikirsel hatıralarımız olmak üzere ,ne türlü düşüneceğimizi şekillendirildiği ve aksi düşüncelerin her ne surette olursa olsun tepki verir durumda olmamızı sağlarlar.
    Tarihin tüm dönemleri, bu tepkinin çeşitli örnekleri ile doludur. Her ne olursa olsun mevcut fikir yada sistem ne pahasına olursa olsun savunulur. Kendi fikrini açıklayan birey yada gurup çoğu kez çok taşkınca muhalefetle karşılanır. Maalesef bu muhalafet yine çoğu kez o yeni fikri kısa bir süreliğine de olsa sindirir. Çünkü mevcut sistem sözü edilen yani fikir için teknik donanımını yenilemek zorundadır , ayrıca mevcut klasik fikrin uygulayıcıları ve o fikirden gelir temin edenler için bu ekonomik anlamda facia demek olur.
    Yani bana söylediğiniz şeyler aslında tarih de görülen örneklere göre gayet ılımlı ve oldukca kibar, bütün bu sözünü ettiğim hoşgörünüze ve sabrınıza tekrar teşekkür ederim.

    Gelelim asıl meselemize !!! ;
    Değerli arkadaşlar,bu konuda ki ,anlatırken benim dahi zorlandığım""enerji nedir? elektrik nedir?""
    de takıldığım asıl konu elektrik enerjisinin mevcut tarife göre asla ölümcül olamayacağı.
    Ve güneşin ortalama sekiz milyon kilometre karelik yüzeyinin an itibarı ile (SALİSE) başta ışık olarak tabir edilen kuarklar ardından fotonlar,ardından tüm gezegenlerin içerinde bulunan tüm atomları uzaya salması ile oluşan kütle kaybının ortalama (SALİSE) an itibarı ile bizim dünyamızın uydusu ayın kütlesine yakın bir hacme sahip olduğunu ve bunun bu güne kadar hiç bir bilim- kültür yayınında rastlamadığımı söylemek isterim.
    Ben ; Siz değerli arkadaşlarımdan tek bir ricam olmuştu ve hala bu ricam da ısrarcıyım, lütfen merak edin ve şüphe edin.
    Ben sizden çok bir şey istemiyorum ki.
    Ne bildiklerinizi unutun ve nede dediklerimi Kuran ayeti gibi kabul edin diyorum.
    Kaç yazımda söyledim tekrar tekrar da diyeceğim, ben , kesinlikle ve kesinlikle bilim adamı yada üzerine tartıştığımız bilimlerin herhangi bir tanesinde uzman değilim.
    Ben Y.T.Ü. harita bölümü mezunu teknikerim. bana "X ; Y ; Z ;" sorun koordinatların nerde olduğunu diyeyim.
    Konuyla alakalı sadece gözlemlerim ,anlatılan ve tarif edilenlerle uygulamanın hiç de uyuşmadığını gösteriyor.
    Yazımı okuduğunuz için teşekkür ederim.
    Saygılarımla.
    Muzaffer Erdem




    muzaffer erdem 08 Haziran 2017
  • 0
    Muzaffer Bey, Yazdıklarınızdan, ifade ettiğiniz idialarınızdan değil sadece sizinle ilgili olarak şüphe ediyorum. Dalga geçer gibisiniz bizlerle...
    Siz de düşüncelerinizden şüphe etmiyor musunuz? Bize öğütlerken...
  • 0
    Sn.Cahille Tartışmaz ;
    söylemlerinizi saygıyla karşılıyorum , bilimsel anlamda konumuza ne katkısı olur onu bilmiyorum,
    kişilere duyulan şüphe sosyolojik ve psikolojik kavramlar eşliğinde incelenir . Tamamı ile bilimsel bir konuda bana şüphe duymanız en fazla benim akıl sağlığımın üzerine dikkat çekilmesi demektir.
    Ben dikkatinizi sözünü ettiğim konuya çevirmenizi temenni ederim.
    Saygılarımla.
    Muzaffer Erdem
    muzaffer erdem 09 Haziran 2017
  • +1
    Necmi Bey, Teşekkür ederim. :-)
    Yakında yıllık izin kullanacağım bir süre (rahatça uzun uzadıya) yazamam artık... :-)

    Diğer yandan kütle çekiminde merkezi esas almak zorunda oluşumuz mantıklı ve tutarlı olmasına rağmen ilginçte geliyor. Sanki kütleyi oluşturuan tüm parçacıklar, merkezdeki bir noktaya vekalet vermişler gibi... (Çünkü diğer türlü, merkez dışı hesaplamalarda hatalı oluyor.)

    Ama bu vekalet verme işinin yoğunluktan ziyade, geometrik bir ortalama olmasından şüpheleniyorum.
    (Daha açık bir deyişle, "düşük basınç alanı" varsayımımla uygunluğunu sorguluyorum.)

    Tekrar Teşekkür ederim. :-)
  • 0
    @burtay hocam; zaten geormetrik...
    uzay-zamanı sadece matemetik ile değilde ayrıca geometri ile de bakarsak ve hesaplamaları bu geometriye göre yaparsak çok daha verimli sonuçlar alabiliriz.
    mesela benim çöküş açıları teorim, veyahut karadeliklerdeki ışığın çıkamaması durumu yada kütlenin neden ışık hızına ulaşamadığının KENDİMCE nedenini geometri sayesinde çözdüm :)
  • 0
    Küresel bir cisimde merkez, dışa nazaran ne kadar yoğun olursa olsun yakın mesafelerde kütle çekimi tam merkezden etki etmeyecektir. Tam merkez alınması muhtemelen hata payı yeterince düşük olan bir hesap için yeterli olduğundan dolayıdır fakat gerçek bir proje için çok daha karışık hesaplar kullanılması gerekir gibi geliyor bana.

    Örneğin homojen bir demir bilyenin geometrik merkezi ile ağırlık merkezi aynı yerde olmaması gerekir çünkü mesafenin fonksiyonu olarak parçalara etki eden kütleçekim alanı ve dolayısıyla ağırlık değişecektir. Bu durumda cismin içi boş bir top olması bir şeyi değiştirmeyecek, sadece alan içerisinde kuvvetin etki farkını daha bariz olarak gösterecektir. Buna en iyi örnek karadeliğin olay ufkuna yaklaşan bir topun parçalarına etkiyen kuvvetin çok kısa mesafelerde belki de tonlarca değişeceği olacaktır. Ay ile dünya sistemi için bile bu merkezler aynı değildir. Yani dünyanın aya uyguladığı kütle çekim kuvvetinin merkezi(vektörel olarak topladığınızı ve tek bir noktayı hedef aldığınızı düşünün) ayın kütle merkezi ile aynı nokta değildir.
    Vide supra 03 Temmuz 2017
  • 0
    Tekrar merhaba...
    Karadeliklerden ışığın çıkamaması ve çöküş açıları ile ilgili Karanlık Profil'in yaklaşımı bazı noktalardan ilham verici. Yine de daha genişletilmesi ve daha sert sorularla sorgulanması gerekiyor gibi...
    Geometri, matematiğin uzun geçmişi olan ve derin bir konu. Aslında evrendeki bir çok nesne arasındaki ilişki hep matematiğin geometri yaklaşımı ile anlaşılıyor. Mesela, kuvvet ve vektörler gibi...

    @Vide Supra, Kütlenin geomterik merkezi ile ağırlık merkezi arasındaki farkı vurgulamanız iyi oldu çünkü bu açıdan ele alamıştım.
    Diğer yandan, karadeliğe yaklaşan, aynı cisme olan çekim kuvvetlerin, mesafe farkından dolayı farklı olması ve büyük kütleye düşen küçük kütlenin durumu, ben de şu kanıyı uyandırdı:
    Kütle çekimi olarak tek bir nokta üzerinden ifade ettiğimiz değer, aslında ayrı ayrı tüm parçacıklardan kaynaklanan kuvvetlerin sinerjik (geometrik vektörlerinin) toplamı gibi...

    Bu sayede en dıştaki parçacıkta, en içteki parçacıkta hesaba katılabiliyor.
    Bu durum; bildiğimiz (daha çok Newtoncu) kütleçekim yaklaşımı ile olan açıklamasında eksiklik fikri veriyor.
    Daha sonra bunu tamamlayan Einstein'ın yaklaşımı da hala açıklamada biraz dar (kapsamsız) gibi... (Bu bilgi eksiliğimden de kaynaklanıyor olabilir.)

    Sanırım kütleler arası kütle çekimin, ilkelerini ve mekanizmasını tam kavradığımız zaman, bir çok soruya da "net cevap" üretebileceğiz.


  • 0
    Değerli arkadaşlar ;
    Karadeliklerin bizim (Sıcak) Güneş sitemimizin tam asimetriği olarak çalıştığını düşünmenizi istesem bu sefer de benim anlattığım "Sıcak Güneş Sistemi "ni kabul etmediğiniz için "Soğuk Güneş Sistemi" hakkında düşünmeyi dahi aklınıza getirmeyeceğinizi biliyorum.
    Soğuk Güneşlerde sistem soğuk güneşe doğru çalışmakta yani merkezinde bulunduğu galaksideki tüm objeler buna ışığı oluşturan kuarklar da (En küçük uzay parçacığı) dahil olmak üzere soğuk güneşe doğru akmaktalar , burada herhangi KÜTLE ÇEKİMİ aramak arayan arkadaşların yorumasının dışında pek bir işe yaramaz.
    Zaten hiç olmayan Kütle çekimi kavramı burada tamamen anlamsızlaşmaktadır.
    Soğuk güneş sistemlerinde her şey sistemin sıfır noktasında ki soğuk güneşe gider.
    Saygılarımla.
    Muzaffer Erdem
    muzaffer erdem 05 Temmuz 2017
Yorum yazabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Giriş Yap