• 0

    Işığın hızı aslında zamanın/zaman boyutunun hızıdır. Zaman/zaman boyutu bir saniye içınde 300bin km hız ile akmakta/hareket etmektedir.

    gokhan deveci 01 Temmuz 2019
  • -1
    Işığın, çıktığı kaynağın hızına bağlı olmaksızın süreķli aynı hız ile hareket edebilmesini sağlayan, içinde bulunduğumuz zamanın/zaman boyutunun hızının sabit oluşudur.
    gokhan deveci 01 Temmuz 2019
  • -1
    Ve zaman hiçbir şekilde yavaşlamaz.
    gokhan deveci 01 Temmuz 2019
  • -1
    Ayrıntılar için 》》 gokhandeveci.blogspot.com
    gokhan deveci 01 Temmuz 2019
  • 0
    Niye ayrı ayrı yazıyorsunuz ki? Tuhaf oluyor...

    Fizik ile metafizik karışımı olduğu için yazıyı fazla okuyamadım.

    Burada Zaman için nasıl bir yapı, tanım düşünüyorsunuz? Zaman Skalar mı? Vektörel mi?
    "Zaman'ın hızı" dediğiniz kavramın kaynağı ne? (Hız'ı olması için, vektörel olması gerekir bence..)

    Ve Zaman'ın hızı, ışığın hızını nasıl belirliyor?
    Eğer Zaman yavaşlamaz ise, ışığın da yavaşlamaması gerekir.
    Oysa cam bir çubuktan geçen ışığın hızı, kırılma sonucu yavaşlıyor. Bu durumda cam çubuğun içinde Zaman da mı yavaşlıyor?

    Hız artışı ile oluşan Zaman genişlemesi ise ışığın hızını niye ve nasıl etkilemiyor?
    Vereceğiniz yanıtlardan sonra, ayrıntılara bakmayı tercih ederim.

  • 0
    Zaman biliyorsunuz ki, soyut bir kavram. Zaman/zaman boyutu ile ilgili söylenen herşey ise bu bağlamda farazi/varsayımsal. Einstein, ışık hızına yaklaşıldığında zaman yavaşlar derken sadece bir tahminde bulunuyordu.
    gokhan deveci 01 Temmuz 2019
  • 0
    Öncelikle zamanın/zaman boyutunun ne olduğunu anlamaya çalışalım.
    gokhan deveci 01 Temmuz 2019
  • 0
    Blogdan ilgili bölümü olduğu gibi aktaracağım.
    gokhan deveci 01 Temmuz 2019
  • 0
    ... Boyutlar

    İçinde yaşadığımız evren üç adet mekan boyutundan oluşmaktadır. Uzunluk boyutu ileri-geri, genişlik boyutu sağa-sola ve yükseklik boyutu yukarı-aşağı yönlerde hareket edebilmemize olanak sağlamaktadır.

    Ve fakat mekân boyutları içinde hareket edebilmemizi sağlayan ise zaman boyutudur.

    Çünkü her hareketin bir hızı olmak zorundadır ve bu neden ile her hareket ancak bir zaman/zaman boyutu içinde gerçekleşebilir.

    Yani mekân boyutları içinde hareket edebilmek için bir zaman boyutu olmak zorundadır.

    O halde evrenimizdeki tüm varlıklar bir zaman boyutu içinde hareket etmektedirler.

    Bu zaman boyutu içinde en hızlı hareket eden cisim/varlık ışıktır. Ve ışık bir saniye içinde kesin olarak 299.792.458 metre(Bu değer yazının devamında yaklaşık değeri olan 300.000 km/sn olarak alınacaktır.) hız ile hareket etmektedir. Ve ışık sürekli bu hız ile hareket etmektedir. Yani onun hızı sabittir.

    Aslında hızı sabit olan zamandır ve ışık, zaman ile aynı hızda hareket etmektedir.

    Yani içinde bulunduğumuz zaman boyutu bir saniye içinde 300.000 kilometre hız ile akmakta/hareket etmektedir.

    Işığın, çıktığı kaynağın hızına bağlı olmaksızın sürekli aynı hız ile hareket edebilmesini sağlayan, zamanın hızının sabit olmasıdır.

    Yani ışık en fazla, zaman ile aynı hızda hareket edebilir. Çünkü ne ışık ne de başka bir cisim içinde bulunduğu zamandan/zaman boyutundan daha hızlı hareket edemez.

    Ve herhangi bir cisim ışık/zaman ile aynı hızda hareket edemez çünkü; o cisimden çıkan ışığın zamandan hızlı hareket etmesi gerekir ki bu olanaklı değildir. O halde o cisimden çıkan ışığın durması gerekir ki ışık duramayacağı için bu da olanaklı değildir.

    Peki ışık hızına yaklaşıldığında zamanın hızı yavaşlar mı?

    Yavaşlamaz. Çünkü içinde bulunduğumuz zamanın hızı sabittir. Sadece ışık artık boşlukta hareket ederken görülebilir.

    Örnek olarak, bir saniye içinde 299.999,999 km hız ile hareket eden bir araç ile seyahat etmekteyiz. Bu araç farlarını yaktığında, ışık sadece bir saniye içinde bir metre hız ile araçtan uzaklaşırken onu izleyebiliriz.

    Sonuç olarak, içinde bulunduğumuz zaman/zaman boyutu bir saniye içinde 300.000 km hız ile hareket etmektedir. Ve bu zaman boyutu içinde hiçbir cisim/varlık bu hızın üzerinde hareket edemez.

    Bu hızın üzerinde hareket eden bir cisim/varlık var ise bu ancak başka bir zaman boyutunun varlığı ile mümkün olabilir.

    Takyonlar...
    gokhan deveci 01 Temmuz 2019
  • 0
    Alıntı burda bitiyor.

    Einstein, iki somut bilgiden yola çıkarak görelilik denklemlerini oluşturmuştur. Yani zaman ile ilgili çıkarımlarının arkasında bu iki bilgi vardır.

    Bunlar:

    1) Işığın, çıktığı kaynağın hızına bağlı olmaksızın sürekli aynı hız ile hareket etmesi.

    2) Işığın durmuyor olması.

    Yani bu iki bilgiden yola çıkılarak; zamanın, ışık hızına yaklaşıldığında yavaşlayacağı varsayımında bulunulmuştur.

    Ve ışık hızına çıkıldığında zamanın duracağı varsayımınında arkasında yine bu iki bilgi vardır.

    Bu iki bilgi doğru ama varsayımlar yanlış.
    gokhan deveci 01 Temmuz 2019
  • 0
    peki neden ışık zaman ile aynı hızda akıyor
    günay karaoğlu 01 Temmuz 2019
  • 0
    Günay Bey, güzel bir soru, teşekkür ediyorum.

    Neden ışık, zaman ile aynı hızda akmakta/hareket etmektedir?

    Öncelikle zamanın/zaman boyutunun bir saniye içinde 300bin km hız ile aktığını/hareket ettiğini neye dayanarak söylediğimi açıklayacağım.

    Işık, çıktığı kaynağın hızına bağlı olmaksızın sürekli ve sabit bir hız ile yol almaktadır.

    Bir örnek ile açıklamaya çalışacağım.

    Örneğin, bir saniye içinde 150bin km hız ile hareket eden bir galaksi olduğunu varsayalım.

    Bu galaksiden uzaya yayılan bir foton bir saniye icinde 450bin km mesafe katetmeliydi.

    Ama sadece 300bin km katedebilir.

    Bu durum, bir üst hız limiti olduğunu göstermektedir.

    Ve bu limit, zamanın hızıdır. Zaman oluşmadan, hareket gerçekleşemez. Yani zamandan hızlı hareket edilemez.

    Ve zaman saniyede 300bin km hız ile OLUŞMAKTADIR.

    Işığın hızının bir üst limiti olup olmadığını bilemeyiz. Ama zamanın hızı neyse yani üst limit, ışığın o hıza çıkabildiğini anlamalıyız.
    gokhan deveci 01 Temmuz 2019
  • 0
    "Einstein, ışık hızına yaklaşıldığında zaman yavaşlar derken sadece bir tahminde bulunuyordu." sözünüzden yol çıkarak, şimdiye kadar telekomünikasyon uydularından, uzay gözlemlerine kadar kullanılan tüm hesaplamaların "sadece bir tahmine-varsayıma" dayandığını mı çıkartmalıyız?
    Bu durumda elimizdeki tüm sonuçlar ve yaklaşımlar hatalı olmaz mı?

    Sonuç açıklamalarınızla, yaklaşımım uyumlu. Ama ayrıntılar farklı tabi ki...
    ( Zaman bence kesinlikle soyut veya bir kavram değil.
    Tamamen somut ve net bir oluşum. )

    -----------------------------
    "Ve zaman saniyede 300bin km hız ile OLUŞMAKTADIR." demişsiniz? (Bence de , Evet ama..) Niçin?

    ________________________________
    "Örnek olarak, bir saniye içinde 299.999,999 km hız ile hareket eden bir araç ile seyahat etmekteyiz. Bu araç farlarını yaktığında, ışık sadece bir saniye içinde bir metre hız ile araçtan uzaklaşırken onu izleyebiliriz." yaklaşımınıza gelince...
    Dışarıdaki gözlemci de, içerideki gözlemci de "aynı ışığı, aynı hızda", 300.000 km/s hızda tespit edecekler.
    Bu ilkel açıklama da, Zaman genişlemesinin etkisi olarak tanımlanabilir. Hız farkları ile açıklanabilir alternatif olarak.

    Soruyu biraz daha geliştirirsek, bırakın gözlenilen ışığı, direk hareketli ortamdaki madde ve kütle üzerindeki bilinen etkilerini nasıl değerlendirebiliriz? Yani kütle üzerinde zaman genleşmesi niye ve nasıl oluyor? Bu sefer ışık gibi kaynağından bağımsız sabit hıza da sabit değil...
  • -1
    Burtay, soruların net olmadığı için genel bir açıklama yapacağım.

    Zaman soyut bir kavram çünkü test edilemiyor. Göremiyoruz, dokunamıyoruz vb. Somut bir varlık değil. En azından şimdilik.

    Zamanı/zaman boyutu doğru anlaşılmamaktadır.

    Zaman ile ilgili olarak, şu ana kadar yanlış anlaşıldığı için yanlış varsayımlarda bulunulduğunu iddaa etmekteyim.

    Eğer zaman/zaman boyutu olmasaydı, hareket edilemezdi. Çünkü her hareketin bir hızı olmak zorundadır.

    Yani zaman, hareketin gerçekleştiği boyuttur.

    Ve o, hareket etmektedir.

    Evrendeki hareketin hızını belirleyen, zamanın hareketinin hızıdır.

    Yani evrenki tüm varlıklar/cisimler, zamanın/zaman boyutunun hareketinin hızına referans ile hareket etmektedir.
    gokhan deveci 01 Temmuz 2019
  • 0
    Net değil mi?
    Cesaretlendireyim derken aksine sebep oldum. Özür dilerim.
  • -1
    Zaman/zaman boyutu, herhangi bir cismin hızına bağlı olarak, yavaşlayıp hızlanmaz veya genişleyip daralmaz.

    Işığın, çıktığı kaynağın hızına bağlı olmaksızın, sürekli aynı hız ile hareket ediyor olması, bu yanılgıyı doğurmuştur.

    Eğer ışığın hızının aslında zamanın/zaman boyutunun hızı olduğu anlaşılsaydı, zaman ile ilgili bu yanılgılar doğmazdı.

    Ama soyut bir kavram olması, anlamayı zorlaştırıyor haliyle.

    Zaman, hareketin kaynağıdır. Zaman/zaman boyutu olmasaydı, hareket edilemezdi.

    Buradan yola çıkarak, zamana/zaman boyutuna yaklaşmaktayım.
    gokhan deveci 01 Temmuz 2019
  • -1
    Gökhan bey fikriniz ilginç ozellikle isikhizinin limit hız olmasını belirleyen etkenin ne olduğu konusunda einstein bunu sadece zamanın değil uzayın ve aynı zamanda zamanın belirlediğini öne sürdü einstein zamanı fiziksel bir nicelik olarak ele aldı yani zamanı somut bir kavram olarak ele aldı ve özel görelilik teorisi ile genel görelilik kuramını oluşturdu genel görelilik ise kısaca uzayzamanin evrenin dokusunu kapladığını ve tüm fiziksel olayların bundan bağımsız olmayıp gerçekleştiğini söylüyor zamanın somut olacağını düşünüyorum aslında bunun için birçok sebep var ilk olarak genel görelilik kuramının öngörülerinin kanıtlanması diğer bir sebebi burtay beyin zamanın dalgasal olduğu varsayımı bu varsayım aslında kuantum kuramı ve genel görelilik kuramının uyuşmazlığını gideriyor bir bakımdan
    Rick Sanchez 01 Temmuz 2019
  • -1
    Zamanın yavaslamadigini konusunda haklı olabilirsiniz sonuçta bu bir paradox ikizler paradoxuna bir alternatif peki buna dair bir kanıtınız varmı? ışık hızı aşıldığında teknik olarak zaman hızıda asılıyor peki zamanın aşılması sonucu gerçekleşen olayları öngörebiliyor musunuz?
    Rick Sanchez 01 Temmuz 2019
  • -2
    Sayın Acar, son sorunuz ile başlayacağım.

    Zamandan daha hızlı hareket edilebilir mi?

    Varlıklar/cisimler içinde bulundukları zamandan/zaman boyutundan daha hızlı hareket edemezler.

    Peki neden?

    Çünkü her hareketin bir hızı olmak zorundadır. Hız ise bir zamanı/zaman boyutunu gerektirir.

    Zamansız/zamana tabi olmayan/zaman içinde olmayan bir hareket sözkonusu olamaz.

    Eğer mümkün olsaydı ışık, bir saniye içinde 150bin km hız ile hareket eden galaksiden uzaya doğru yöneldiğinde, bir saniye içinde 450bin km mesafe katetmeliydi.

    Ama içinde bulunduğumuz zaman/zaman boyutu, bir saniye içinde 300bin km hız ile akmakta/hareket etmekte/oluşmakta.

    Zamandan daha hızlı hareket edilemeyeceğini ışığın davranışlarından anlamaktayız.

    Yani görünen evrendeki tüm cisim/varlıklar, zaman/zaman boyutu içinde ve bu zamanın hızına referans ile hareket etmektedirler/etmekteyiz.

    İkinci sorunuza gelelim.

    Zamanın yavaşlamadığına dair bir kanıtınız var mı?

    Yok. Fiziksel olarak bir kanıtım yok. Ama zamanın yavaşladığını söyleyen Einstein'ın da bunu kanıtlayan fiziksel bir kanıtı yoktu.

    Zaman soyut bir kavram. Ona ilişkin tespitlerde  bu sebep ile varsayımsaldır.

    Zamanın yavaşladığına ilişkin düşüncelerinizi paylaşın. Bu tezleri kendi argümanlarım ile çürütmeye çalışacağım.
    gokhan deveci 01 Temmuz 2019
  • 0
    Zamansız hareketin olanaklı olmadığını anlamak açısından bir soru:

    A noktası ve B noktası arasında 100 km vardır. Zamanın olmadığını varsayalım. Bu durumda A noktasından B noktasına nasıl hareket edilir?
    gokhan deveci 01 Temmuz 2019
  • 0
    teorinize göre zamanda yolculuk imkansız mı peki
    günay karaoğlu 01 Temmuz 2019
  • -1
    Zamansız hareket kavramının olanaksız gözükmesinin sebebi bizim bu biçimde bir hareketin işleyişini kavrayamiyor olabilmemiz. tıpkı 4.boyutu hayal edemediğimiz gibi
    Rick Sanchez 01 Temmuz 2019
  • 0
    Şu an zaten zamanda/zaman boyutu içinde yolculuk yapmaktayız.

    Çünkü mekân boyutlarında yapılan her hareket bir zaman/zaman boyutu içinde gerçekleşmektedir.

    Her 1 saniye sonrasına zaman içinde hareket ederek/yolculuk ederek ilerlemekteyiz.

    Fakat sorduğunuz anlamda zamanda yolculuk yapılabilir mi?

    Cevap: Hayır.

    Peki neden?

    Örneğin geleceğe gidilebilir mi? Hayır. Çünkü gelecek oluşmadı. Her bir saniye sonrasına zamanla beraber hareket ederek ilerlemekteyiz.
    gokhan deveci 01 Temmuz 2019
  • +1
    Zaman boyutu diyorsaniz, nasil hareket eder? Bir boyut hareket etmek zorunda midir? Hareket dalgasal midir? Tasiyici parcacik hangisidir? Bonus Soru: nicin zaman boyutunun hizi C ? Peki kizila kayma bu dusunceye nerede oturur?
    morgan 02 Temmuz 2019
  • -1
    Zaman/zaman boyutu neden ve/veya nasıl hareket eder?

    Bu soru aslında zamanında Einstein'a sorulmalıydı.

    ...

    - Einstein, ışık hızına yaklaştıkça zamanın yavaşlayacağını söylemektesin. Zaman yavaşlayan birşey ise hareket ediyor olmalı ve o halde zamanın bir hızı olmalı. Zamanın hızı nedir Einstein?

    - Öldüğüm için cevap veremeyeceğim. Geldiğinizde konuşuruz...

    ...

    Bingo! Einstein'a kimse bu soruyu sormadı. Daha da tuhafı öldükten sonra da kimse bu soruyu dillendirmedi.

    Bu soru şu ana kadar ilk kez soruluyor!

    Einstein zamanın yavaşladığını söylerken, aslında zamanın hareket ediyor olduğunu da söylemiş olmaktaydı.

    Ama dikkâtlerden kaçtı.

    Cevabı vereceğim...
    gokhan deveci 02 Temmuz 2019
  • 0
    Şöyle başlayacağım...

    Bir defa, ışık hızı olarak bilinen hız, kesin olarak ışığın hızı değil.

    Neden?

    Işık, bir saniye içinde 3 km hız ile yol alan bir kaynaktan çıktığında da bir saniye içinde 300bin km mesafe katediyor, 5 km, 25 km, 150 km ya da 250 km hız ile hareket eden bir kaynaktan çıktığında da bir saniye içinde 300bin km mesafe katediyor.

    Bir saniye içinde 150bin km hız ile hareket eden bir cisim olsaydı ve bu cisimden bir ışık yayılsaydı; bu ışık, bir saniye içinde 450bin km değil, yine 300 bin km mesafe katedecekti.

    Yani ışık, evrendeki en üst hız limiti neyse, o hız ile yol almaktadır!

    Bir örnek ile açıklamaya çalışacağım.

    3500 cc motor hacmine sahip, 340 beygir güç üreten bir motora sahip olan, 2 tonluk sedan tip bir BMW(Umarım yakında alacağım bu canavarı) normal şartlarda 280 km/saat hız ile hareket edebilecek iken, yazılım atılıyor ve maksimum 240 km/saat hız ile hareket edebiliyor.

    Işık ve evren, ya da ışık ve zaman arasındaķi ilişki tam olarak böyledir.
    gokhan deveci 02 Temmuz 2019
  • -1
    - Peki üst hız limitini belirleyen nedir? 300bin km/sn, Tanrı'nın görünen uzay otobanı için belirlediği bir hız limiti mi?

    - Kesinlikle öyle ama Tanrı'ya bağlanma joker hakkımızı daha sonra kullanacağız.

    Peki o halde en basit anlamıyla zaman nedir?

    Zaman, ileri doğru hareket eden birşeydir. Geleceğe doğru akan, ya da.

    Yani zaman, geleceğe doğru hareket ediyor ya da akıyor...

    Hareket ettiğine göre onun bir hızı olmalı!?

    Tam şu an bu cümleyi okumaya başladınız ve bu cümlenin sonuna geldiğinizde ki gelmek üzeresiniz, yaklaşık olarak 3 saniye geçti bile.

    Saniyeler akıyor, zaman akıyor yani hareket ediyor...

    İşte zaman bir saniyeden diğerine, 300bin km/sn hızıyla akıyor/hareket ediyor.

    Yani sen şu an arabayla bir saniyede 25 metre hız ile giderken ki aslında içinde bulunduğun gezegen, güneş sistemi ve galaksi itibariyle, uzayda bir saniye içinde 100 km falan katetmektesin, zaman bir sonraki saniyeye 300bin km hız ile gitmekte.

    O halde bonus soru gelsin:

    Zaman bir sonraki saniyeye gitmeden, ışık nasıl gidebilir?
    gokhan deveci 02 Temmuz 2019
  • 0
    zamanın hızı c diyorsunuz
    günay karaoğlu 03 Temmuz 2019
  • -1
    0Sorumda “isik hiz” diye birsey, ozellikle gecmiyor, C tabirini kullanirim aciklamaniz biraz gereksiz oldu ama tekrar sorayim.Joker hakkinizi kullanmayin, cunku bu C limitinin nedeni C nin limitinin kutlesiz de olsa parcaciklar acisndan aciklamasi uzayzaman dokusu, ama zamanin hiz limitinin nedeni nedir? Bu nedenle zaman nasil hareket yapar, midir, dalga ozeligi var midir, tasiyici bir parcacigi var midir, kizila kayma zaman acisindan olur mu gibi sorular sormustum.
    morgan 03 Temmuz 2019
  • -1
    Sayın Morgan,

    Öncelikle biraz gayret gösterip daha düzgün bir Türkçe ile sorularınızı sorarsanız, sorularınızı anlayabilir ve cevap verebilirim.

    Kırmızıya kaymanın konumuz ile hiçbir ilgisi olmadığını düşünmekteyim.

    Aksini düşünüyorsanız daha açık ifadeler ile tekrar sorunuz.

    Bir diğer sorunuz aynen şöyle:

    "Zamanın hız limitinin nedeni nedir?"

    Cevap:

    Öncelikle "Zamanın hız limiti" ifadesi sorunlu/sakat bir ifade.

    Zaman bir saniye içinde 300bin km hız ile hareket etmektedir. Ve bu hız, evrendeki hareketin üst hız limitidir.

    Çünkü zamandan daha hızlı hareket edilemez.

    Eğer neden zaman 300bin km hız ile hareket etmektedir demek istediyseniz, bunun cevabı için kesinlikle jokere gitmem gerekecek.

    Çünkü bunu sadece o şekilde kodlayan bilebilir.

    Ama 300bin değilde, 100bin olabilirdi mesela ki bence bir mahsuru olmazdı. Ya da 150'de anlaşılırdı en kötü...

    Diğer ifadelerinizi ve sorularınızı toparlayarak, şöyle bir soru elde ettim:

    Zamanın nasıl bir yapısı vardır?

    Zaman bir boyuttur ve üç adet mekân boyutu gibi zaman boyutu da soyuttur.

    Daha önce ifade ettiğim gibi, mekân boyutları farklı yönlerde hareket edebilmemize olanak sağlarken, hareketin gerçekleşmesini sağlayan zaman boyutu/boyutlarıdır.

    Zaman boyutu hareket eden bir boyuttur. Çünkü evrenki tüm varlıklar/cisimler zaman/zaman boyutu içinde ve zaman ile beraber hareket etmektedirler.

    M kuramı itibariyle evrenimiz, 10 boyutlu ve membran olarak isimlendirilen bir yapı olarak, 11. Boyut içinde süzülmektedir.

    Bu bağlamda zaman boyutu ve diğer tüm boyutlar birer zar gibi olabilirler.

    Örneğin odanızdaki gardırobunuzun bir membran/evren olduğunu varsayalım. Bu dolabın içinde, 2 boyutlu görünmeyen yapılar mevcut ve fakat tüm dolabın içini sarmış durumdalar. Bu yapılar sayesinde gardırobunuz içindeki blüzleri ve pantolanları hareket ettirebilmektesiniz.

    Bu yapılar sicimlerden oluşuyor ve titreşiyor olabilirler.
    gokhan deveci 03 Temmuz 2019
  • 0
    peki tam olarak zamanın hızında gidersek ne olur?
    günay karaoğlu 03 Temmuz 2019
  • 0
    zaman akmaya devam eder mi
    günay karaoğlu 03 Temmuz 2019
  • 0

    Bu sorunun cevabını verdim.

    Ekstra ifadeler ile beraber tekrarlayacağım.

    Zaman ile aynı hızda hareket edilemez. Çünkü ışıktan başka herhangi bir cisim/varlık bu hıza ulaştığında, bu cisimden/varlıktan ışık yayılamaz.

    Yani ışık durmak zorunda kalır.

    Işık duramayacağına göre, bu hıza çıkılamaz.

    Işığın durması veya durma ihtimalinin ortaya çıkmasına sistem izin vermemektedir.

    Çünkü ışığın durması veya durma ihtimali, pek çok problemi beraberinde getirir.
    gokhan deveci 03 Temmuz 2019
  • 0
    Kirmiziya kaymanin konumuzla ilgisi nicin olmasin? Siz isik acisindan nasil ki hizini zamanin hizina baglamissiniz ( veya kutlecekim dalgalarinin ) , zamanin hizinin da bir nedeni olmali.
    morgan 03 Temmuz 2019
  • -1
    Morgan, önemli bir noktaya parmak basıyor.
    Eğer fotonun enerjisi değişmeden, zaman genleşmesine tabii olursa, tabi ki kızıla kayma olur.
    Bu yüzden büyük kütleli nesnelerin yanından geçen ışıkta kızıla kayma gözüküyor. Oysa ışığın hızı her durumda sabit.

    "- Einstein, ışık hızına yaklaştıkça zamanın yavaşlayacağını söylemektesin. Zaman yavaşlayan birşey ise hareket ediyor olmalı ve o halde zamanın bir hızı olmalı. Zamanın hızı nedir Einstein?

    - Öldüğüm için cevap veremeyeceğim. Geldiğinizde konuşuruz...

    ...

    Bingo! Einstein'a kimse bu soruyu sormadı. Daha da tuhafı öldükten sonra da kimse bu soruyu dillendirmedi. "
    İfadesi de pek yakışık değil..
    Şu anki fizik bilgilerimizi bu adamın getirdiği bakış açısıyla elde ettik. Üstelik vardığı sonuçlar, defalarca sınanmış ve varsayımları ile uyuşmuş.
    Yani varolan bir şeyi açıklamış.
    Belki açıklaması yanlış olabilir. Eksik olabilir ama önemli olan açıklamaya çalıştığı bir durumun olması.
    -Hayır! Öyle bir durum yoktur!" gibi ve altı boş ifadelerle farklı bir açıklama getirilemez.
    Olay var ve oluyor. Bu olayı nasıl açıkladığınız önemli...

    Hükümlerinizi bildiriyorsunuz ama tutarlı ve oturan gerekçeleri, bonus'a kaydırıyorsunuz...

    Eğer ışığın hızı, ışıktan dolayı değil de Zaman'dan dolayı ise.... Foton niçin bu hızda ve nasıl hareket ediyor?
    Ve bu hız bir limit olarak Zaman'ın hızı ise, bu limitin tutarlı gerekçesi ne?
    Yoksa Yaradan'ın iradesine sığınarak yaptığınız boş bir açıklama olur. O, hiç şeyi nedenleri olmadan yaratamaz.



  • 0
    Peki kırmızıya kayma durumunu ele alacağım. Ama sadece kütleçekimsel olduğu iddia edileni...

    Evet, ışığın, uzayda gökcisimlerinin yakınlarından geçerken dalgaboyu değişmektedir. Bu durum kütleçekimsel kırmızıya kayma olarak ifade edilmektedir.
    Kütleçekimsel olduğu bir iddiadır çünkü kütleçekim kuvveti diye bir kuvvetin olup olmadığı henüz bilinmemektedir.

    Bu kuvvete sebep olduğu düşünülen ve graviton olarak isimlendirilen parçacık henüz tespit edilememiştir.

    Işığın, uzayda gökcisimlerinin yakınlarından geçerken dalgaboyunun değişmesi, gökcisimlerinin, sadece, "uzayı/uzay dokusunu/uzay-zamanı",  "büktüğüne, bozduğuna" yorumlanabilir.

    Yani bu durum, ne ışığın hızının yavaşladığını ne de zamanın/zaman boyutunun yavaşladığını göstermemektedir.

    Hazır konusu açılmışken, kütlelerin birbirini çekmediğini, kütleçekim kuvvetine sebep olduğu sanılan ve graviton olarak isimlendirilen bir parçacığın olmadığını düşünüyorum.

    Bir örnek ile açıklayacağım.

    1) Graviton isimli parçacık, bulunduğu sistemdeki - atom diyelim- kütlenin bilgisini bilmek zorunda.

    2) Bu atom, başka bir sisteme dahil oldu, örneğin molekül.

     Bu molekülün toplam kütlesinin bilgisi hangi atomun altındaki graviton parçacığına aktarılacak?

    Şimdi Dünya ve Ay'ı ele alalım.

    Dünya ile Ay arasında kütleçekim kuvveti olduğunu varsayalım.

    Dünyayı oluşturan tüm atomlar, kendi sistemlerindeki kütle bilgisini, birbirlerine aktarmak zorundalar. Ve en nihayetinde bir atomda veya sistemde bu bilgi toplanmak zorunda. Çünkü toplam kütleleri oranında bir çekim kuvveti uygulayacaklar. Öyle değil mi?

    Daha sonra Dünya içindeki toplam kütle bilgisini taşıyan lider graviton ile Ay içindeki lider graviton arasındaki bu bilgi değişecek ve Dünya, Ay'ı çekmeye başlayacak...

    ...

    Kütleler kesinlikle birbirini çekmiyor. Yani kütleçekim kuvveti diye bir kuvvet yok.

    Einstein'in dediği gibi, büyük gökcisimleri "uzay-zamanı büküyor" ve kütleçekim etkisi gibi algılanan duruma bu sebep oluyor.
    gokhan deveci 03 Temmuz 2019
  • 0
    Kutlecekim vardir, ama kuvvet midir o kismi baska tabii ki.
    Einstein kutlecekiminin uzayzamanin bukulmesi oldugunu soyler.
    Ama bir binanin 50.katina cikip atlayan bir kisi, bunun bukulme olmadigini, bir kuvvet oldugunu ,sans eseri kurtulursa bize anlatacaktir.
    Ozetle vardir, ama nedir sorusuna cevap veremiyoruz.
    morgan 03 Temmuz 2019
  • 0
    Morgan,

    Verdiğiniz örnekte, binanın 50. katından atlayan kişinin, yeryüzüne doğru hareket etmesini sağlayan yerçekimidir.

    Kütleçekim, olduğu düşünülen/sanılan bir kuvvetin ismidir.

    Ve parçacığı olmak zorundadır.

    Yerçekimi etkisi ise "bükülme" ile açıklanabilir.
    gokhan deveci 03 Temmuz 2019
  • 0
    peki yerçekimi neden var ?
    günay karaoğlu 03 Temmuz 2019
  • 0
    kavramsal olarak yerçekiminin kütleçekimden ne farkı var .
    neden yerçekimi var
    günay karaoğlu 03 Temmuz 2019
  • 0
    ayrıca yerçekimi hangi yöne doğrudur .uzayda yer yoktur .Dünya geoit olduğu için dünya üzerinde de yer yoktur.yerçekimi hangi yöne doğrudur?
    günay karaoğlu 03 Temmuz 2019
  • 0
    Yercekimi ile kutlecekimini ayirdiniz, ne diyeyim
    morgan 04 Temmuz 2019
  • 0
    Graviton fan club uyesi degilim Ama lutfen acik ve kapali sicimleti inceleyin ki lider graviton vs gibi ironide bulunmayin.
    morgan 04 Temmuz 2019
  • 0
    Yerçekimi de, kütleçekimi de aynıdır. Türkçe de bilim öğrencileri genel de , evrensel düşünemediği için, konuyu anlasınlar diye yerçekimi denmiş. Bu şekilde konunun, özdeşleştirme ile anlaşılması amaçlanmış.
    Oysa ikisinin İngilizce karşılığı da "Gravity" olarak, aynıdır.

    Neyse, kütleçekiminin vektör yönü, her zaman kütlenin ağırlık merkezidir.
    Daha önce bu konuda tartışılmıştı, "dünyanın merkezine gidildikçe kütle çekimi azalıyor"diye...

    Bu durumda, Gökhan Bey'e sormak lazım; "Dünya'ya düşen meteor, dünyanın merkezini hedefliyor. Eğer aradaki doku engellenemese, ulaşır da... Oysa, merkeze yaklaştıkça nesne üzerindeki kütle çekim kuvveti de azalıyor.

    O zaman bu merkeze ulaşma eğiliminin altında yatan sebep, zorunluluk ne?
  • 0
    Kütleçekim kuvveti olduğunu iddia ediyorsanız, kütle bilgisi taşıyan parçacığın(Graviton) ve farklı sistemlerdeki benzer parçacıklar(Gravitonlar) arasındaki bilgi transferinin nasıl gerçekleştiği tespit edilmelidir.

    Bu tespit gerçekleşene kadar kütleçekim kuvveti diye bir kuvvet bilimsel olarak yoktur.

    Burada ekstra bir parantez açacağım.

    Eğer kütleçekim kuvveti olsaydı ki yok, bu kuvvetin taşıyıcı birimlerinin(Bilgi transferini gerçekleştiren) kesin olarak ışıktan hızlı hareket etmeleri gerekirdi.

    Parantezi kapatacağım. Bu yönde soru gelirse duruma göre ki esas konudan sapılsın istemiyorum, açabilirim.

    Peki o halde Ayın, Dünya etrafında dönmesini sağlayan nedir? Ve 50. kattan atlayan canlı/cansız herhangi bir cisim/varlık neden yeryüzüne doğru hareket etmektedir?

    Einstein, gökcisimlerinin kütleleri oranında "uzay-zaman dokusunu", "büktüğünü" söylemekteydi.

    Bu bükülme nedeniyle Ay, Dünya etrafında dönmektedir.

    Ve yine aynı bükülme, 50. kattan atlayan canlı/cansız herhangi bir varlığın yeryüzüne doğru hareket etmesini sağlıyor.

    Yani kütleçekim kuvvetini, aslında "yerçekimi" olarak tanımlayan Einstein'dır.

    Aslında "çeken yer" yani "Dünya" da değildir. Dünya'nın "uzay-zaman dokusunda" büktüğü yere doğrudur esas, 50. kattan düşen canlı/cansız o varlığın hareket yönü.

    Yani "yere doğru çekilmek", "uzay-zaman dokusunun" bükülmesinin bir maliyetidir
    gokhan deveci 04 Temmuz 2019
  • 0
    "Eğer kütleçekim kuvveti olsaydı ki yok, bu kuvvetin taşıyıcı birimlerinin(Bilgi transferini gerçekleştiren) kesin olarak ışıktan hızlı hareket etmeleri gerekirdi. "

    Bu ifadeye göre, güneş bir anda ortadan kaybolsa, ışıkları 8 dakika daha dünya'ya gelirken, serbest kalan dünyanın yörüngeden anlık olarak fırlaması gerekirdi.

    Bu arada yazdığınız onca satıra ve kelimeye rağmen, soruma bir cevap üretemediniz.
    "...bu merkeze ulaşma eğiliminin altında yatan sebep, zorunluluk ne?"
  • 0
    Hiç kimseyle tartışmaz,

    Polemik yaratma çaban ortaya çıkmasın diye mi bu lakap ile yazıyorsun?

    Sorularına cevap vermek zorunda olduğumu sana düşündürten nedir?

    Cevap alamadığını iddia ederek bu durumu "üretemediniz" diye lanse etmek bir çeşit kendini tatmin etme yöntemin mi?

    Polemik için burada değilim. Açtığım konunun bütünlüğünü gözeterek, kayda değer gördüğüm soruları cevaplayarak devam etmeyi planlıyorum.

    Yazdığım kelimelerin miktarıyla ilgili olarak ne düşündüğünüde sormadım.
    gokhan deveci 04 Temmuz 2019
  • 0
    Polemiklerinizi kendinize saklayın. Burada çok yönlü iletişim var. Tek yönlü değil.
    Burada varsayımızı ısrarlı sorularla geliştirebilirsiniz ancak. Her soruya daha detaylı ve ayrıntıya inerek cevap vermeye çalışın. Şu anki hali, sadece başlangıç... Siz yazıyorsunuz diye, kimse ikna olacak değil.

    Konuya dönersek;

    "...Aslında "çeken yer" yani "Dünya" da değildir. Dünya'nın "uzay-zaman dokusunda" büktüğü yere doğrudur esas, 50. kattan düşen canlı/cansız o varlığın hareket yönü.
    Yani "yere doğru çekilmek", "uzay-zaman dokusunun" bükülmesinin bir maliyetidir."
    -0-


    Kutle merkezinde gravity sıfıra yaklaştığına göre, bu bükülme orada yok demektir.

    - Bu merkeze ulaşma eğiliminin altında yatan sebep, zorunluluk ne?
    - Bu nasıl bir bükülme? Kütle çekim (bükülme ) olmadığı halde, merkeze çekiliyor düşen nesne?

    Hadi düşüyor-çekiliyor diyelim. Bu düşmeyi-çekmeyi sağlayan kuvvet veya etki ne? Alttaki mekanizma ne?

    Şu anki durumda, açıklamanız havada kalıyor. Var olan durumu yorumluyor ama altına alternatif öneri getirmiyor. Umut vaat ediyor olmasanız, yazmam...

    Morgan'ın kızıla kayma konusunu detaylandırabilirseniz, isze çözüm de önerdiğini görebilirsiniz.

    Eğer gravitonlar yok ise, parçacık temelli fiziğe bu kuvvet değişimi için alternatif bir mekanizma önermeniz gerekiyor.


  • 0
    Ek olarak Hiç Kimseyle Tartışmaz,

    Demişsin ki:

    "Bu ifadeye göre, güneş bir anda ortadan kaybolsa, ışıkları 8 dakika daha dünya'ya gelirken, serbest kalan dünyanın yörüngeden anlık olarak fırlaması gerekirdi."

    Peki ben sana soruyorum: Bu ifadelerin ile neyi kanıtladın veya hangi tezimi çürüttün?

    "Anlık olarak fırlama" ifadesiyle(nasıl bir tabirse artik) anladığım kadarıyla ışığın hızını tam olarak "300bin x 60 x 8" olarak aldığını anlıyorum kendimi zorlayarak.

    Peki ben öyle bir rakam mı verdim?

    Anlık fırlama nedir? Kim nereye fırlıyor? Güneş ortadan kayboldu daha önceden de Dünya biryerlere mi fırladı...

    ...

    Laf kalabalığı, başka birşey değil... Yeni postuna da bakacağım...
    gokhan deveci 04 Temmuz 2019
  • 0
    Kütle Çekim dalgaları, ışık hızı ile hareket ediyor. Bu nedenle, güneş ortadan kaybolsa, ancak 8 dakika sonra dünya açısal hızını kaybedip, düz olarak yoluna devam eder.

    Ama arada graviton var ise bilginin ışıktan hızlı iletilmeleri gerektiğini yazdınız.
    "(Bilgi transferini gerçekleştiren) kesin olarak ışıktan hızlı hareket etmeleri gerekirdi."
    O zaman bilgi nasıl iletiliyor? Ve ışıktan hızlı olamayacağına göre, graviton yerine ne öneriyorsunuz?


  • 0
    "Graviton isimli parçacık, bulunduğu sistemdeki - atom diyelim- kütlenin bilgisini bilmek zorunda."
    O zaman basit bir soru, gluon hangi protonun,hangi notronun bilgisini hangi proton/notrona iletiyor da bu parcaciklar cekirdekte bir arada kalabiliyorlar?
    morgan 04 Temmuz 2019
  • 0
    Evet yazı yazacağım ama öncesinde bir soru:

    Morgan,

    Çok daha basit bir soru: Çekirdeği birarada tutan gücün kütleçekim kuvveti olduğunu mu söylemiş oldun sen?

    Arkadaşlar...

    Laf kalabalığı yok, polemik yok. Düşüncelerimi paylaşmaya devam edeceğim ama doğru soruları cevaplayarak...
    gokhan deveci 04 Temmuz 2019
  • 0
    Hayir, ne alakasi var, ayri kuvvetler,
    ancak gravitonun atomun bilgisine sahip olmasi gerektigini iddia ettiniz, ben de dedim ki gluonlar neyin bilgisine sahipler ki ? Bir benzetme idi.
    morgan 04 Temmuz 2019
  • 0
    Şu ana kadar ileri sürdüğüm düşünceleri toparlayıp, yeni tezlerimi ileri süreceğim...

    1) Işığın hızı, aslında içinde bulunduğumuz zamanın/zaman boyutunun hızıdır. Yani ışık, limit hız ile hareket etmekte ve limit, zamanın hareketinin hızıdır.

    2) İçinde bulunduğumuz zaman/zaman boyutu 300bin km/sn hız ile hareket etmektedir. Ve zaman, evrenimizdeki varlıkların/cisimlerin hareketlerinin hızına bağlı olarak yavaşlamaz/durmaz.

    Yani bana göre Einstein bu noktada yanılmaktadır. O'nun bu yanılgıya saplanmasına neden olan da, ışığın çıktığı kaynağın hızına bağlı olmaksızın sürekli ve sabit bir hız ile hareket etmesidir.

    Ve zamanın yavaşladığına dair tek bir somut delilde yoktur. (Olduğunu iddia eden tezini ilerisürsün, çürüteceğim.)

    3) Kütleçekim kuvvetine sebep olduğu düşünülen graviton olarak isimlendirilen parçacık, sadece bir iddiadır.  Kuvvetin taşıyıcı birimleri olarak ifade edilen "kütleçekim dalgaları" somut olarak test edilmemiştir. Yani o da bir iddiadır ve bilimsel olarak yoktur.

    Bana göre graviton olarak isimlendirilen o parçacık ve transferi gerçekleştiren taşıyıcı birimler asla tespit edilemeyektir. Çünkü yokturlar.

    4) Einstein, kütlelerin birbirlerini çekmelerini bir kuvvete değil uzayın yapısına bağlamıştır. O'na göre, gökcisimleri kütleleri oranında "uzay-zaman dokusunu bükmekteydiler". Ve bu "bükülme" onların birbiri etrafında dönmelerine neden oluyordu. Yani kütleler birbirini çekmemekteydiler.

    Ve kütleçekimsel olduğu iddia edilen kırmızıya kayma, "uzay-zamanın", gökcisimlerinin etraflarında "büküldüğünü, bozulduğunu" net olarak göstermektedir. Ve Einstein'ın tespitini kanıtlar niteliktedir.

    Yani ışığın, gökcisimlerinin etrafından geçerken dalgaboyunun değişmesinin sebebi, o cisimlerin uyguladığı "kütleçekim kuvveti" değil "uzay-zaman dokusunun" "bükülmüş, bozulmuş" olmasıdır.

    O halde Einstein bu noktada haklıysa ki bence haklı, bir "uzay-zaman dokusu" var ve bu yapı "bükülüyor, ya da "bozuluyor".

    O halde soru açık: "Bükülen" nedir ve "uzay-zaman dokusu" hangi yöne "bükülüyor"?

    Öncelikle uzayda üç adet mekân boyutu olduğuna göre ve uzayda herhangi bir yöne bükülme gerçekleşmesi içinde bir sebebin olmaması,  "uzay-zaman dokusunun" en az üç boyutlu bütünleşik bir yapı olmasını gerektirmektedir.

    Bu yapının bir saniye içinde 300bin km hız ile titreşen sicimlerden oluştuğunu ve bu titreşimin/hareketin bizim tarafımızdan zaman olarak algılandığını düşünmekteyim.

    Detaylandıracağım. Sorularınıza da cevap vermeye çalışacağım...
    gokhan deveci 04 Temmuz 2019
  • 0
    Bir üstteki yazıma ek olarak,

    Demiştim ki:

    Öncelikle uzayda üç adet mekân boyutu olduğuna göre ve uzayda herhangi bir yöne bükülme gerçekleşmesi içinde bir sebebin olmaması,  "uzay-zaman dokusunun" en az üç boyutlu bütünleşik bir yapı olmasını gerektirmektedir.

    Herhangi bir yöne bükülme gerçekleşmesi için bir sebebin olmaması derken bükülmenin her yöne eşit miktarda olması gerektiğini ima etmekteyim

    Yani gökcisimleri, kütleleri oranında uzay-zaman dokusunu her yönden eşit miktarda bükerek kendilerine çekmektedir.
    gokhan deveci 05 Temmuz 2019
  • 0
    Evet...

    En can alıcı noktaya geldik. Tüm dikkâtiniz ile okuyunuz. Yukarda okuduklarınız gibi bu bilgileride ilk kez okuyacaksınız...

    Planck ölçeğine ineceğiz...

    ☆ Sicimlerin, zaman ve ışık ile olan ilişkisi

    Sicim, planck uzunluğunda olduğu düşünülen, ve titreşen enerji dalgasıdır/iplikçiğidir.

    İçinde bulunduğumuz membran/evren, tümüyle sicimlerden oluşmaktadır.

    Bu sicimler, planck uzunluğunda olup, her "planck zamanında bir" titreşmektedirler.

    Bu bağlamda içinde bulunduğumuz membran/evren, kesikli bir yapıdadır. Yani evrendeki zaman, planck zamanlarının toplamından oluşmaktadır.

    Sicimler birer enerji dalgalarıdır. Işık, bir enerji oluşu(Dalgasal yapı) itibariyle bir planck zamanında bir sicimin frekansı ile aynı miktarda yol alabilmektedir. Yani ışığın hızını belirleyen sicimin, planck zamanındaki frekansıdır.

    İçinde yaşadığımız evrendeki/membrandaki zaman kavramı, sicimlerin planck zamanı içindeki titreşiminin sıklığına yani sicimin frekansına karşılık gelmektedir.

    Bu noktada bir parantez daha açacağım.

    Çift yarık deneyinde, parçacıkların gözlemlenmedikleri takdirde dalga formunda oldukları tespit edilmiştir.

    Ve bu dalga formu, sicimlere karşılık gelmektedir.

    Parantezi burada kapatacağım.

    Devam edeceğiz...
    gokhan deveci 05 Temmuz 2019
  • 0
    Anlayış geliştirebilmeniz için ifadeleri çeşitlendireceğim. Çünkü bu bilgilerin tüm Dünya için önemli olduğunu düşünmekteyim.

    İçinde bulunduğumuz evren/membran tümüyle planck uzunluğunda olan ve titreşen sicimlerden oluşmaktadır.

    Sicimler her planck zamanında bir titreşmektedirler.

    Işık her seferinde ancak planck uzunluğunda yani bir sicim kadar mesafe katetmektedir.

    Çünkü evrendeki hareket "her planck zamanında bir" durmaktadır.

    Işık bir sicimden diğerine geçerek hareketini sürdürmektedir.

    Işığın hızını belirleyen, sicimin frekansıdır.

    Ve ışığın hızının sabit olmasını sağlayan, sicimlerin sürekli aynı hızda titreşiyor olmalarıdır.

    Bu hız bir saniye üzerinden hesaplandığında ki bu çok çok fazla planck zamanı etmekte, 300bin km/sn hıza karşılık gelmektedir.

    Zaman olarak anlamaya çalıştığımız şey de, sicimlerin hareketidir/titreşiyor olmalarıdır.
    gokhan deveci 05 Temmuz 2019
  • 0
    "bir saniye içinde 300bin km hız ile titreşen sicimler" ne demek ?
    morgan 06 Temmuz 2019
  • 0
    Morgan,

    O ifade bir ön ifade idi. O duruma bir sonraki yazımda açıklık getirdiğimi düşünüyorum.

    Daha açık ifadeler ile altını çizmiş olalım.

    Her bir sicim, bir planck uzunluğuna karşılık gelmektedir.

    Ve ışık, her bir planck zamanında, bir planck uzunluğu yolu, her bir sicimin titreşim hareketi sayesinde almaktadır.

    Sicimler birer enerji dalgasıdır. Ve herhangi bir dalganın yayılma hızı, dalga boyu ve frekansının çarpımına eşittir. Planck ölçeğinde olduğu için dalga boyunu hesaba katmadan, dalganın frekans değerini dalganın yayılma hızı olarak lanse ettim.

    Ama sicimin yayılma hızıda tabiki dalgaboyu ve frekansının çarpımına eşittir.

    Sonuç olarak ışık, bir planck zamanında, bir sicim kadar yol almaktadır. Ve bu bir sicim kadar yolu, sicimle beraber/sicim üzerinde almaktadır ve ışığın hızı sicimin(enerji dalgasının) yayılma hızıdır.

    Ve sicimler üzerinde bir saniye boyunca yol alan ışık bu süre zarfında 300bin km mesafe katetmiş olmaktadır...
    gokhan deveci 06 Temmuz 2019
  • 0
    Planck sabitlerini biliyorum, titresim hizini anlamamistim, frekansi aciklamissiniz, sorun yok.
    Ancak sonuc olarak sizin zaman boyutunun hizi zaten planck sabitlerinde ,"isigin bir planck zamaninda katettigi yok 1 planck uzunlugudur" ve de bu hiz C olarak gecmektedir.
    Sizin savinizdaki tek farklilik isigin degil, zamanin hizinin C oldugu, bu nedenle de C hizina sahip olan olgularin burada limitlenmis olmasi.
    Yani bilinen zaten C nin plank uzunlugu/planck zamani oldugu.
    Ancak planck uzunlugu, zaten "C" uzerine hesaplanmis bir uzunluk.
    Dilerim anlatabilmisimdir. C de, ilk olarak foton hizinda kesfedildi.Fotonun hizinin bagil olmadigini ve sabi kaldigini anladiklarinda, C nin bir limit oldugu anlasildi.
    Ancak planck uzunlugu, zaten "C" uzerine hesaplanmis bir uzunluk.
    Yani zamanin hizini hesaplarken, isik hizi limitinin kullanildigi bir birim sistemi uzerinden yurumeniz ne kadar dogru olabilir ?
    morgan 06 Temmuz 2019
  • 0
    Morgan,

    Yeni tezimi lanse edeceğim birazdan ve herşey daha iyi anlaşılacak.

    Fakat açıklama yapmamı gerektiren bir ifaden ve iddian olduğu için birşeyler yazmak zorunda bırakıyorsun beni.

    "Ancak planck uzunlugu, zaten "C" uzerine hesaplanmis bir uzunluk" diyorsun.

    Zamanı anlamaya ilişkin elimizdeki tek veri ışığın bir saniye içinde sürekli ve sabit olarak 300bin km hız ile hareket ediyor olmasıdır.

    Sana bu sabiti veren evren. Ve yine evrendeki birtakım başka sabitleride bularak planck ölçeğindeki sabitleri de bu sayede tespit edebiliyorsun.

    Gelinen noktada bilimi bu soru yormuyor mu zaten:

    Evrendeki sabit değerler neden sabit ve neden tespit edilen bu rakamdalar?

    Yeni tezimi bekle, soru sormadan önce...
    gokhan deveci 06 Temmuz 2019
  • 0
    Evet...

    Yeni bir tez daha...

    Bu tezler yeni bir kuramın* ayak sesleridir...

    Tez:

    ZAMAN, MADDENİN KENDİSİDİR.

    [ ZAMAN = MADDE ]


    4. boyut olarak anlamaya çalıştığımız zaman/zaman boyutu, maddenin ta kendisidir.

    Yani aslında 4. Boyut, madde boyutudur.

    Peki madde nedir?

    Görünen evreninin kendisi de dahil olmak üzere tüm görünen varlıktır.

    Yani:

    MADDE = VARLIK = CİSİM = ENERJİ = KÜTLE

    Görünen evren, birbirine bağlı olan ve titreşen sicimlerden oluşan 3 boyutlu bütünleşik bir yapıdır.

    Ve aynı frekansta titreşen ve birbirine bağlı sicimlerin oluşturduğu bu 3 boyutlu yapının tamamı, bir zaman/varlık/madde boyutudur.

    "Uzay-zaman dokusu" olarak anlamaya çalıştığımız, bu yapıdır.

    Bu noktada kavramları tekrar ele alalım.

    Daha önce ifade ettiğim üzere, içinde yaşadığımız evren üç adet mekan boyutundan oluşmaktadır. Uzunluk boyutu ileri-geri, genişlik boyutu sağa-sola ve yükseklik boyutu yukarı-aşağı yönlerde hareket edebilmemize olanak sağlamaktadır.

    Ve fakat mekân boyutları içinde hareket edebilmemizi sağlayan ise zaman boyutudur/boyutlarıdır diye ifade etmiştim.

    Bir örnekle ile anlamaya çalışalım.

    Odanızda oturuyorsunuz. Haliyle evrendeki herşey gibi sizin odanızda 3 boyutlu.

    Odanızın 100 metreküp olduğunu varsayalım.

    Odanızdaki tüm oksijen çekip alınıyor ve sadece bir şekilde, odanızın bir köşesindeki 8 metreküp hacmindeki görünmeyen bir küpün içine veriliyor.

    Oksijensiz hareket edemeyeceğiniz için bu görünmeyen küpün içinde artık sadece hareket edebilirsiniz.

    Bu örnekte uzay mekâna(mekân boyutlarına) yani odanın tamamına, oksijen ve oksijenin olduğu görünmeyen küp ise zaman boyutuna karşılık gelmektedir.

    Oda ve küpün tamamı ise evrene karşılık gelmektedir.

    İşte bu oksijenden oluşan küpün yani 4. boyutun içindeyiz.

    Bu küp tamamen birbirine bağlı ve aynı frekansta titreşen sicimlerden oluşmaktadır. Bu sicimler hem "uzay-dokusunu" hemde atomu ve tüm onu oluşturan parçacıkları ve tabi maddeyi oluşturmaktadır.

    Yani madde ve "uzay-zaman dokusu" bütünleşik bir yapının unsurlarıdır.

    Devam edeceğiz...


    *Kuram: Bir düşüncenin veya düşüncelerin genel, soyut ve rasyonel olmasıdır.
    gokhan deveci 06 Temmuz 2019
  • 0
    Gokhan Bey...
    "Fakat açıklama yapmamı gerektiren bir ifaden ve iddian olduğu için birşeyler yazmak zorunda bırakıyorsun beni." , eh iste bu platform beyin firtinasi platformu, makale yazip kabul ettirme yeri degil.Size sorular sormadan, karsi taraflarin kafasinda sizin dusuncenizde eksik oldugunu dusundugu yerleri sordurmadan fikrinizi aciklamanizin anlami var mi ?
    Hala size "siz" diye hitap ediyorum.
    Beyin firtinasinda hicbir fikir sacma olmaz.

    morgan 06 Temmuz 2019
  • 0
    Polemik yok. Konuyu gürültüye getirmek yok.

    Burada kimseye birşey "kabul ettirmenin" peşinde değilim.

    Farkındalık yaratmak için buradayım.

    Tezlerim net.

    Antitez varsa buyrun...

    Yoksa kaydadeğer sorulara cevap vererek devam edeceğim...
    gokhan deveci 07 Temmuz 2019
  • -1
    Gökhan Bey, tezleriniz yeni değil. Bu sitede daha önce benzerleri ile karşılaştık. İspatlanamayacak bir iddanın anti tezi de olmaz. Bu sizi haklı veya doğru yapmaz. Sadece bir bakış açısı değerli olabilirler.

    Ama son kararı, ölçüm ve değerlendirme yapan bilimcilerin deneye ve gözleme bağlı sonuçları belirler.
    Doğru veya haklı olmak için, bilimcilerin sizi doğrulayan sonuçlarını da belirtmek lazım.
  • -1
    Bilmukabele...
  • -2
    Evet...

    Devam ediyoruz...

    Atomaltı parçacıkların kütle kazanmasını sağlayan higgs adı verilen bir alanın olduğu düşünülmektedir.

    Bu alan, çok sayıda higgs bozonunun bir araya gelmesiyle oluşmaktadır. Ve atomaltı parçacıklar arasındaki kütle farklılıklarının sebebi, bu alan ile farklı düzeylerde etkileşim içinde olmalarıdır.

    Örneğin bir parçacık diğerine göre daha ağırsa, bunun nedeni; higgs alanı ile daha fazla etkileşim halinde olmasıdır.

    Yani aslında tüm parçacıklar kütlesizdir. Higgs parçacığı onları "kütleliymiş gibi" gösterir.

    Higgs parçacığı, hernekadar Cern'de gözlemlendiği/test edildiği iddia edilsede, hâlâ varsayım düzeyindedir.

    Tez:

    Parçacıklara kütle kazandırdığı düşünülen ve higgs olarak adlandırılan bir bozon ve bu bozonların biraraya gelmesiyle oluşan bir alan yoktur.

    Soru:

    Higgs bozonu ve alanı varsayımı neden üretildi?

    Tüm atomaltı parçacıkların hemen hemen aynı ölçülerde olduğu düşünülmektedir. Ve fakat aynı ölçülerde olmasına karşılık, örneğin bir parçacık bir diğer parçacığın 100bin katı kadar daha ağır iken, başka bir parçacık ise kütlesizdir.

    İşte aynı ölçülerde olan parçacıklar arasındaki kütle farklılıklarına bir açıklama getirmek için higgs alanı tezi üretilmiştir.

    Eğer iddia ettiğim üzere higgs bozonu ve alanı yok ise o halde parçacıklar arasındaki kütle farklılığının sebebi nedir?

    Bu sorunun cevabı aynı zamanda ileri sürdüğüm tezinde gerekçesidir.

    Daha önce ifade ettiğim üzere madde, atom ve onu oluşturan tüm parçacıklar sicimlerden oluşmaktadır.

    Ve sicimler birer enerjidirler/enerji dalgasıdırlar.

    Ve enerji için bir mekân boyutu gerekmemektedir.

    Parçacıkların hemen hemen aynı ölçülerde olmasına karşılık farklı kütlelere sahip olmalarının nedeni farklı sayıda sicimlerden meydana geliyor olmalarıdır.

    İleri sürdüğüm bu tez aynı zamanda karadelikleri de anlamamıza yardımcı olacaktır.

    Karadelikler tek bir "noktadaki" sicimlerden meydana gelmektedir. Bu sicimler "taşıdıkları bilgiler ile beraber" karadeliklerde varlıklarını sürdürmektedirler.

    Devam edeceğiz...
    gokhan deveci 21 Temmuz 2019
  • -1
    Evet...

    Şu ana kadar ileri sürdüğüm tezlerin bir kısmını M kuramcılarının tezleri ile birlikte değerlendirip yeni tezlerimi ileri süreceğim.

    M kuramcıları, zaman/zaman boyutu ile ilgili olarak, Einstein'ın tezlerinin ötesinde bir anlayış geliştirebilmiş ve perspektif getirebilmiş değiller.

    Yani zamanı/zaman boyutunu anlayamadıkları için haliyle zamanın/zaman boyutunun("uzay-zaman dokusunun") sicimlerle olan ilişkisinin/bağlantısının farkında değiller.

    M kuramcıları, atomu oluşturan tüm parçacıkların sicimlerden oluştuğunu ve bu parçacıkların herbirinin sicimlerin farklı frekanslardaki titreşimlerine karşılık geldiğini düşünmektedirler.

    Evet, atomu oluşturan tüm parçacıklar sicimlerden meydana geliyorlar. Ama farklı frekansta titreşen sicimlerden değil, aynı frekansta titreşen sicimlerden meydana geliyorlar.

    Peki sicimler farklı frekanslarda değilde iddia ettiğim üzere aynı frekansta titreşiyor iseler o halde tüm bu çeşitlilik nasıl olabiliyor?

    Cevap: BİLGİ.

    Her sicim farklı bilgiler taşıyor. Ve sicimler arasında bilgiler değişiyor ve bu bilgi transferi sırasında parçacık, atom, madde ve "görünen evren" meydana geliyor.

    Daha önce parantez içinde demiştim ki, çift yarık deneyinde parçacıkların gözlemlenmedikleri takdirde dalga formunda oldukları tespit edilmiştir. İşte bu dalga formu sicimlere karşılık gelmektedir.

    Çift yarık deneyi göstermektedir ki, elektronlar gözlemlenmedikleri takdirde dalgasal bir forma sahiptirler.

    Peki gözlemlemek ne demek?

    Deneyde elektronun foton ile etkileşime girmek zorunda kalmasıdır.

    Yani elektrona bir foton gönderirseniz yani elektronu bir foton ile etkileşime girmek zorunda bırakırsınız, elektron bir parçacık gibi davranmakta, foton göndermez iseniz dalga gibi davranmaktadır.

    Peki etkileşim ne demek?

    Bilgi transferidir/değişimidir.

    Tüm parçacıklar, atom, madde ve "görünen evren" sicimlerden oluşmaktadır ve sicimler birer enerjidirler/enerji dalgasıdırlar.

    Sicimlerin birbirleriyle etkileşimi sırasında bilgi transferi/değişimi gerçekleşmekte ve bu transferin gerçekleşmesi parçacık algısını yaratmaktadır.

    Bir sonraki yazımda 11 boyutu ele alacağım ve sona doğru yaklaşmaktayız...

    [İletişim için gkdeveci12@gmail.com]
    gokhan deveci 24 Temmuz 2019
  • 0
    Higgs parçacığı, hernekadar Cern'de gözlemlendiği/test edildiği iddia edilsede, hâlâ varsayım düzeyindedir. demissin de boyle bisey yok. Higgs bosonu gozlemlendi. Ilgili makale: https://arxiv.org/pdf/1207.7214.pdf Makaleyi once bi oku fizigini anlamassan biz burada anlatiriz.

    destroyer 26 Temmuz 2019
  • 0
    Destroyer,

    Sen şimdi öncelikle o "biz" olarak lanse ettiğin arkadaşlarından, burada yazdıklarımı büsbütün okumalarını iste.

    Deneyde higgs bozonu için teorik olarak öngörülen özelliklerin bir kısmına sahip bir parçacık tespit edilmiştir.

    Teorik olarak öngörülen özelliklerin tamamını taşıyor olsa bile, bu o parçacığın halihazırda kütleli olan parçacıklara kütle kazandırdığı sonucunu doğurmaz.

    Halihazırda kütleli olan bir parçacığın, higgs bozonu ve alanı ile etkileşimi ve bu etkileşimi sonucunda kütle kazandığı anbean tespit edilmediği sürece higgs bozonu/alanı tezi bir varsayım olarak kalacaktır.

    Ve bu bağlamda bu tezin hala varsayım düzeyinde olduğu açıktır.
    gokhan deveci 26 Temmuz 2019
  • 0
    her hangi bi etkilesim anbean tespit edilemez. energy-time uncertainty diye bisey var. boyle bi fizik anlayisi yok yani. o makalede gosteriyo butun datalari. predict ettikleri hersey cikiyo. anlamak istemiyosan senin sorunun.
    destroyer 26 Temmuz 2019
  • 0
    Destroyer,

    Teorik olarak öngörülen özelliklere sahip olan bir parçacığın test ve tespit edilmesi, bu parçacığın hâlihazırda tüm kütleli parçacıklara kütle kazandırdığı sonucunu doğurmaz.

    Bu test edilen bozonun ve bu bozonun oluşturduğu alanın, örneğin bir elektron ile etkileşimi engellenir ve etkileşimsizlik hâlinde o elektronun kütlesiz olduğu test ve tespit edilirse ancak bu şekilde bu tez varsayım düzeyinden çıkarak realiteye dönüşür.

    Bu testin ve tespitin gerçekleşmesi için daha yüksek enerjilere ihtiyaç duyulduğu ilerisürülebilir. O hâlde de kesin olarak kabul edilmelidir ki en azından "o enerji düzeylerine" çıkılıncaya kadar higgs bozonu/alanı tezi bir varsayımdır.

    Bana göre de hep öyle kalacaktır.

    Neyse ilgili makale linkin orada. Buna yönelik verdiğim yanıt ve senin yanıtlarında ortada. Çürütmem veya açıklık getirmem başkaca bir düşüncen olduğunu sanmıyorum.

    Ben şimdi bir sonraki yazımı hazırlarken, sen ve o "biz" olarak lanse ettiğin arkadaşların ile beraber ileri sürdüğüm diğer tezlere odaklanın.

    Örnegin "zaman yavaşlamıyor" diyorum. Zaman ile ortaya atılan ve paradoks olarak ifade edilen durumların tamamının, zamanın yanlış anlaşıldığından kaynaklandığını ileri sürüyorum.

    Einstein tezlerine karşılık antitezlerim ortada. Bu tezlerimi çürütmeye çalışın. Çürütemiyor iseniz yeni bir farkındalık oluşması, normal sonuç olacaktır.
    gokhan deveci 26 Temmuz 2019
  • +1
    Oncelikle diyalektik materyalizm gecen yuzyilda kaldi. Terminolojisini kullandigina gore gunceli takip etmiyosun anlasilan.

    İkinci olarak fikirlerine guveniyorsan neden hakemli bi dergide yayinlamiyorsun da boyle internet koselerinde harciyosun?
    destroyer 26 Temmuz 2019
  • -1
    Destroyer,

    Kişiselleştiriyorsun ve konu dışı polemik peşindesin.

    Kişisel polemikler ilgimi çekmiyor. Ve fakat kibirli ve entellektüel dilin dikkâtimi çekti. Tabi entellektüel görünmek adına araya yuvarladığın onca ingilizce kelimeden sonra "manane ya, anlamıyosan senin sorunun daam mı" edasıyla bitirişindeki o çocuksu tatlılıkta gözümden kaçmış değil.

    Evet, tartışalım bakalım. Ama topu taca atmak yok.

    Öncelikle, Higgs bozonu/alanı, iddia edildiği üzere kütle kazandırıyorsa, bu süreç gözlemlene/test edilene kadar, bilimsel bir gerçek olmayıp varsayım düzeyinde kalacaktır.

    Yani parçacığın, herhangi kütleli bir parçacık üzerindeki etkisi gözlemlenmeli ki varsayım realize olsun.

    Yoksa olan biten şu oluyor:

    - Higgs bozonunu bulduk...
    - Evet, harika, kütle kazandırırken gözlemlendi o halde???
    - Yok. Daha sadece kendisini bulduk...
    - ...
    - ...

    Öte yandan herhangi bir düşünce sistematiğini referans almış değilim.

    Bir tez/düşünce/fikir, gözlemlene/test edilene kadar varsayım düzeyindedir. "Rasyonel" gerekçeleri olması, o tezi bilimsel bir realite/ gerçeklik haline getirmez.

    Senin ve tüm bilimcilerin farkına varması gereken bir gerçek var.

    Einstein'in zaman ile ilgili ileri sürdüğü ve hâlâ kabul gören tüm tezler, rasyonel gerekçeleri olmasıyla beraber varsayım düzeyindedir.

    Zaman yavaşlar, durur, daralır ve genişler gibi tezlerin tamamı varsayımsaldır.

    Çünkü zaman bilimsel olarak test ve tespit edilmedi.

    Ve eğer bir tez/fikir varsayım düzeyindeyse antitezleri/karşıt fikirleri pek tabiki doğabilir. Ve bu tezlerin hangisi daha rasyonelse o varlığını devam ettirir.

    Örneğin "ışık bir saniye içinde 158bin km hız ile gidiyor" diye bir düşünce ileri sürülebilir mi?

    Sürülemez. Çünkü bilimsel bir realite/tespit/gözlem sözkonusu.

    İkinci paragrafta sorduğun soruya gelelim.

    Sayfada kalmaya devam et. Daha paylaşacağım tezlerim var. İkna olursan belki sen yazarsın.
    gokhan deveci 26 Temmuz 2019
  • -1
    Bu arada kendi yazdıklarımdan bir bilimkurgu ürettim.

    Ve bu düşünce Hollywood'da kesin olarak satar/satmalı.

    # HIGGS BOZONU TABANCASI

    Bu tabancayı herhangi bir cismin/varlığın/maddenin üzerine tuttuğunuzda, o maddeyi oluşturan tüm atom altı parçacıkların, higgs bozonu/alanı ile etkileşimi engelleniyor ve bingo!: o madde artık kütlesiz...

    Örneğin ufolar/uçan daireler...

    Sözde görüntülerde, koca koca gemilerin sanki birer tüy kadar hafiflermiş gibi çok yüksek hızlarda hareket ettiği görülüyor.

    Higgs bozonu tabancasını üretmiş olmalılar. Herneyse bu çok gizli ve önemli silahın patenti alınmış olunamaz ne de olsa. Hâlâ şansım var. Çok küçük bir problemim var sadece. Nasıl yapılacağını bilmiyorum!

    Bu arafa ufo yok. Yani var ama düşündüğünüz gibi değil. Bu konu ile ilgili de tabiki tezlerim var.

    Zaten olsa bile higgs bozonu yok...

    O hâlde kendi bilimkurgu tezimi çürütmüş oldum.

     :-)

    Neyse bu da bilimkurgu yazarları için ufuk açıcı nitelikte bir yazı olsun...

    (Ülkede bilimkurgu yazarı yok ki!)
    gokhan deveci 27 Temmuz 2019
  • 0
    Dediginizi Solaris’ in en kotu versiyonunda kullandilar.
    morgan 27 Temmuz 2019
  • -1
    Evet...

    Devam edelim aynı zamanda...

    Boyutlar ile ilgili tezlerimi ileri sürecektim fakat ondan önce oldukça heyecan verici olduğunu düşündüğüm başka bir tezimi ileri sürmeye karar verdim.

    BIG BANG&EVRENİN GENİŞLEMESİ

    Öncelikle büyük patlama teorisyenleri de M kuramcıları da evrenin başlangıcına ilişkin çokyönlü bir açıklama getirebilmiş değillerdir.

    Büyük patlama teorisyenleri evrenin tek bir noktadaki "büyük miktardaki enerjinin" patlamasıyla oluştuğunu iddia etmektedirler. Ama teori, bu enerji "neden tek bir noktaya sıkışmıştı", "patlamasına ne sebep oldu" gibi soruları cevaplamaz/cevaplayamaz.

    M kuramcıları ise, "enerjinin tek bir noktaya sıkışmadığını, bu enerjilerin membran olarak isimlendirilen çok boyutlu yapılar olarak zaten varolduklarını ve bu membranların bir şekilde birbirleriyle çarpışmaları sonucu evreni oluşturan patlamanın gerçekleştiğini" iddia etmektedirler.

    Ve yine bu teoride bu yaklaşımı ile birçok bilinmezi içinde barındırmaktadır.

    "Membranlar neden ve nasıl birbirine çarpmaktadırlar" ve "çarpışmaları neden bir patlamaya sebep olmaktadır" gibi soruların cevapları teoride yoktur.

    Sonuç olarak her iki teoride de evrenin bir noktadan "patlama" ile oluştuğu ileri sürülmektedir.

    Evrenin genişlemesinin sebebi olarak ise her iki teoride de "karanlık enerji" ileri sürülmektedir.

    Evren genişliyor çünkü "karanlık enerji evreni bir şekilde şişiriyor/itiyor."

    Gelelim kendi tezime...

    Evrenin bir noktadan bir patlama veya benzeri birşey ile oluştuğunu varsaymak zorundayız. En azından fiziksel olarak bu varsayım bir zorunluluktur ve bu patlamaya sebep olana da fiziksel olarak cevap bulmanın kolay olmadığı kabul edilmelidir.

    "Patlamaya" ilişkin bir cevabım var ama fiziksel değil. Şu noktada metafiziksel bir açıklama yapmak niyetinde de değilim ki blogumda paylaştığım makalede metafizik içeren tezlerimi okumanız mümkün.

    Ama "patlama" ve evrenin genişlemesi arasında bir ilişki olduğunu ileri süreceğim ve bu tez fiziksel olacak.

    İşte heyecan verici olduğunu düşündüğüm o tezim:

    Evrenin genişlemesine sebep olan, evrenin yaklaşık olarak 14 milyar yıl önce "ilk patladığı o noktadan", "patlamaya" devam etmesidir.

    Yukarıda bahsettiğim her iki teoride de evrenin 14 milyar yıl önce patladığı ve şu an evreni oluşturan tüm enerji/kütlenin o patlama sırasında ortaya çıktığı düşünülmektedir.

    Yani yanılgı bu noktada.

    Evren o "ilk patladığı o noktadan her yöne patlamaya" kesin olarak devam etmektedir.

    Şimdi bu tezimi daha önceden ileri sürdüğüm tezlerimle birlikte değerlendireceğim.

    Zaman ve maddenin(atomun) birbirine bağlı ve aynı frekansta titreşen sicimlerden oluşan 3 boyutlu bütünleşik bir yapının unsurları olduğunu ileri sürmüştüm.

    14 milyar yıl önce bu sicimler tek bir noktaydı(Enerji olmaları itibariyle). Ve "patlama" ile beraber 3 boyutlu uzaya(mekân boyutları) bütünleşik bir şekilde yayılmaya başladılar ve  hâlâ daha yayılmaktadırlar.

    Daha önceden örneğini vermiştim hatırlayınız ya da tekrar okuyunuz.

    100 metreküplük odanın tamamı uzaya/mekâna karşılık gelirken, içinde hareket edebildiğimiz oksijenin olduğu 8 metreküplük küp MADDE-ZAMAN'a karşılık gelmekteydi.

    İşte bu küp yani MADDE-ZAMAN odaya yani UZAYA/MEKÂNA yayılmaya devam ediyor.

    Yani 14 milyar yıl önce "patlayan o noktadan" hâlâ sicim "fışkırmaya" devam ediyor...
    gokhan deveci 27 Temmuz 2019
  • 0
    "neden tek bir noktaya sıkışmıştı", "patlamasına ne sebep oldu" gibi soruları cevaplamaz/cevaplayamaz.
    "Membranlar neden ve nasıl birbirine çarpmaktadırlar" ve "çarpışmaları neden bir patlamaya sebep olmaktadır" gibi soruların cevapları teoride yoktur.
    Sonuc olarak sizin teziniz de hicbir sekilde bunlara aciklama getirmiyor.
    Getirmemesi normaldir, cunku evrenin olusumuyla ilgili teoriler bunlar.Aynen evrim teorisinin canlilarin cesitliligini anlatmasi,ama canliligin baslangiciyla ilgili bir fikirde bulunmamasi gibi, cunku o konu farklidir.
    Kabuller bulunur, yani siz baska goruste bulunabilirsiniz,ama bu gorusunuz mevcut teorilerin eksikligini kapatmiyor.
    Ayrica zaten halihazirda anlasilmayan, mevcut teorideki karanlik enerjinin, evrenin genislemesine ragmen nicin arttigi ( tekrar ediyorum toplam olarak).Sizde "fiskirmaya" devam eden enerjinin enerjinin korunumunu son surat ihlal etmesi gibi.
    morgan 28 Temmuz 2019
  • -1
    Evet...

    Bir ufak toparlayalım...

    Ve yeni bir tez daha...

    Zaman ve madde, üç boyutlu uzayda/mekânda herhangi bir noktadan, başka bir noktaya hareketin gerçekleşmesini sağlayan, birbirine bağlı ve aynı frekanslarda titreşen sicimlerden oluşan bütünleşik bir yapının unsurlarıdır.

    Bu yapı bir MADDE-ZAMAN boyutudur.

    Sicimler hem atomu hem de "uzay-zaman dokusunu" oluşturmaktadır.

    "Uzay-zaman" doğru bir ifade değildir. Bu üç boyutlu bütünleşik yapı, maddeyi ve zamanı oluşturmaktadır ve MADDE-ZAMAN olarak adlandırılmalıdır.

    Yani "boş uzayın", "uzay-zaman" veya "uzay-zaman dokusu" olarak değil, MADDE-ZAMAN veya MADDE-ZAMAN DOKUSU olarak ifade edilmesi gerekir.

    Evet, şimdi kaldığımız yerden devam edebiliriz...

    "14 milyar yıl önce o noktadan patlayan evren patlamaya devam etmektedir".

    Yani MADDE-ZAMAN'ı oluşturan ve aynı frekansta titreşen sicimler, o noktadan uzayın/mekânın her yönüne doğru bütünleşik bir şekilde yayılmaya başlamışlardır ve hâlâ o noktadan her yöne sicim(enerji) girişi devam etmektedir.

    Bu sicim girişi, sicimlerden oluşan bu 3 boyutlu bütünleşik yapının "şişmesine, genişlemesine" sebep olmaktadır.

    O halde sıradaki tezimi lanse edebilirim:

    "Karanlık bir enerji" yok.

    "Evren" genişliyor çünkü 14 milyar yıl önce o noktadan, uzayın/mekânın her yönüne yayılan madde ve zamanı oluşturan sicimler, aynı ve sabit bir hız ile o noktadan yayılmaya devam ediyorlar. Ve bu sicimlerden oluşan 3 boyutlu bütünleşik yapı bu nedenle genişliyor/şişiyor.

    Bu bütünleşik yapı her yöne sabit bir hızla genişliyor. Her yöne sabit bir hızla genişliyor olması, birbirine uzak gökcisimlerinin, birbirine yakın gökcisimlerine göre birbirlerinden daha hızlı uzaklaşmalarına neden oluyor.

    Yani "evren", "hızlanarak" değil "patlamadan" bu yana, sabit bir hız ile genişliyor.

    O hâlde karanlık enerji tezinin ileri sürülmesine neden olan diğer gerekçelere bakalım.

    "Evrenin o noktadan patladıktan bir süre sonra kütleçekim kuvveti sebebiyle genişlemesi yavaşlamalıydı. Genişleme hızlandığına göre karanlık enerji onu itiyor olmalı"

    Kütleçekim kuvveti diye bir kuvvet bilimsel olarak yoktur.(Açıkladım) Evrenin hızlanarak genişliyor olduğu varsayımı yanlış. Yani evreni "iten" bir güç/kuvvet olduğunu düşünmek için bir sebep yok.

    "Gözlemlenebilen evrenin şekli düzgün".

    Her yöne genişliyor çünkü.

    O hâlde karanlık enerji yoksa evrendeki enerji/kütle dağılımını tekrar ele alalım.

    Evrendeki toplam enerjinin/kütlenin yaklaşık olarak %20'si maddeye(atoma), %80'i ise karanlık maddeye karşılık gelmektedir.

    Evrende "karanlık bir enerji" olmasada, "karanlık bir maddenin olup/olmadığı" bilimsel olarak tartışmaya açık bir konu değildir. Çünkü evrende "kayıp bir kütle olduğu" test ve tespit edilmektedir.

    Bir sonraki yazımda boyutlar ve "karanlık maddeyi" birlikte ele almaya çalışacağım...
    gokhan deveci 28 Temmuz 2019
  • -1

    Evet...

    Yeni ve gerçek bir zaman ve madde anlayışı/kavrayışı için önce zaman sonra da madde tanımını netleştireceğim.

    Zaman; uzayda bir noktadan, başka bir noktaya hareketin gerçekleşmesini sağlayan bir boyuttur. Bu boyut, birbirine bağlı ve titreşen sicimlerden oluşan bütünleşik bir yapıdır. Bu sicimler her "an" titreşmektedirler. Bu titreşimler sayesinde uzayda hareket gerçekleşmektedir. 

    Yani uzayda bir noktadan başka bir noktaya gerçekleşen hareket, "bu anlarda" gerçekleşen hareketin toplamıdır.

    Bu hareketin, geçmişten geleceğe doğru gerçekleştiği sanılmaktadır.

    Zaman geçmişten geleceğe doğru "akan" birşey kesin olarak değildir. Bu hatalı sanıya/sanrıya neden olan atomun/maddenin özellikleridir.

    Bu noktada maddenin zaman ile olan ilişkisini de bir örnek ile pekiştireceğim.

    Yatağın üzerine serili olan bir çarşafın, sicimlerden meydana gelen bütünleşik bir yapı olduğunu düşünelim.

    Bu çarşafın ortasından avucumuz ile tutup, avucumuzun içine dolacak şekilde, avucumuzu kapatıyoruz.

    Çarşafın bir kısmı topaklandı ve bu topaklanma çarşafın her yönden "bükülmesine" neden oldu.

    Çarşafın topaklanan yeri atoma/maddeye karşılık gelirken, diğer yerleri zamana karşılık gelmektedir.

    Yani "uzay" yani çarşaf, sicimlerden oluşan bütünleşik bir yapı iken, bu sicimlerin biraraya gelmesi yani topaklanması, atoma/maddeye, "uzay boşluğu" yani çarşafın diğer yerleri ise zamana karşılık gelmektedir.

    [Hâlböyleyken "bükülmeyi" anlamak için çarşaf ve "bilye" ile yapılan anolojinin de hatalı bir anoloji olduğu açıktır.]

    "Evrenin 14 milyar yıl önce patladığı o yerden neden patlamaya devam ettiğine", ontolojik bir yanıt vererek bu yazımı noktalayacağım.

    Evren sicimlerden oluşan bir bütünleşik yapı olarak genişlemeye devam etmektedir çünkü zaman olmadan hareket edilemez.

    Yani sicimlerden oluşan bu yapının genişlemesi, hareket alanının genişlemesi için bir şarttır.
    gokhan deveci 30 Temmuz 2019
  • -1
    Evet...

    Şimdi tekrar Planck sabitlerini ele alacağım ve bilimsel olarak paradoks veya belirsizlik olarak kabul gören durumlardan birkaçını daha aydınlatmış olacağım.

    Evrendeki en kısa uzunluk planck uzunluğudur ve ışığın bir planck uzunluğunu aldığı zaman dilimine planck zamanı denmektedir ki bu zaman dilimi de evrendeki en kısa zaman dilimidir.

    Bu birimlerin ne anlama geldiğini bir örnek ile açıklayacağım.

    A noktası ve B noktası olsun. A ve B noktası arasındaki uzunluk bir planck uzunluğu olsun ve bu uzunluğa "U" diyelim.

    Işık A noktası ve B noktası arasındaki uzunluğu bir planck zamanında katedecektir ki bu zaman dilimine de "Z" diyelim.

    U/2 anlamsızdır çünkü U değerinden daha küçük bir uzunluk değeri yoktur. Aynı şekilde Z/2 de anlamsızdır çünkü Z değerinden daha küçük bir zaman dilimi yoktur.

    Peki o hâlde ışık A ve B noktaları arasındaki mesafeyi nasıl katetmektedir/geçmektedir?

    Tek bir şekilde açıklanabilmektedir: Işık A noktasından B noktasına "sıçramaktadır".

    Fakat "sıçrama" ifadesi gerçeği yansıtmamaktadır çünkü A ve B noktası arasında ne bir "uzay", yáni herhangi bir mekân boyutu(U/2), ne de bir zaman, yáni bir zaman dilimi(Z/2) vardır.

    Daha açık ve net bir şekilde ifade etmek gerekirse A ve B noktası arasında bir "uzay-zaman" yoktur.

    O hâlde ışık bu iki nokta arasındaki mesafeyi nasıl katetmektedir/geçmektedir?

    Sadece şu şekilde açıklanabilir: Işık A noktasında "yokoluyor" ve Z kadar bir zaman sonra B noktasında "beliriyor".

    En azından şu noktaya kadar ancak bu şekilde açıklanmalıydı/anlaşılmalıydı.

    Şu noktaya kadar diyorum çünkü şimdi ileri süreceğim tezin ardından sadece bu konu değil herşey daha net anlaşılacaktır.

    A ve B noktası arasında bir sicim vardır ve ışık A ve B noktası arasındaki mesafeyi sicimin titreşim hareketi sayesinde/nedeniyle almaktadır.

    Ve ışığın bu mesafeyi geçerken hızını belirleyen de daha önce ifade ettiğim gibi sicimin Z zaman dilimindeki frekansıdır/titreşim sıklığıdır.

    Ve yine daha önce ifade ettiğim üzere sicimler "uzay-zaman dokusunun" kendisidir.

    [Bir önceki yazımdan anlaşılacağı üzere tek bir "doku" vardır ve bu "doku" sicimlerden oluşan bütünleşik bir yapıdır ve hem uzayı hem zamanı hem de maddeyi oluşturmaktadır.]

    Yáni A ve B noktaları arasında bir "uzay-zaman" vardır. Ama bir vardır bir yoktur. Çünkü sicimler her Z değerinde bir titreşmekte ve durmaktadır.

    Bu şu anlama gelmektedir: Işık A ve B noktası arasındaki süreyi ancak sicim titreşirken katedebilir(!). Ve bu da hareketin her Z değerinde bir durduğu anlamına gelmektedir.

    Bir önceki yazımda "uzayda bir noktadan başka bir noktaya gerçekleşen hareket, bu anlarda gerçekleşen hareketin toplamıdır" derken kastettiğim bu durumdu.

    Ve Zenon, sicimlerin varolduğunu ve titreştiklerini bilmediği için kesin olarak haklıydı.

    Çünkü herhangi bir sayının sonsuza kadar 2'ye bölünmesini hiçbir güç/kuvvet engelleyemez.(Bakınız: Dikotomi paradoksu)

    Ve hareket ancak hareket eden bir sistemin içinde veya onun referansı ile mümkün olabilir. Aksi takdirde hareket mümkün olamazdı ya da bir yanılsama olurdu. (Referans sicimlerin titreşim hızıdır ve bakınız: Ok paradoksu)

    Ve Zenon; "evren her an durmaktadır ve bir andan diğerine hareket edilerek değil farklı bir şekilde geçilmektedir" tezi ile çok haklıydı ve hâlâ daha kesin olarak haklıdır.

    Çünkü her "an" hareket durmaktadır ve bir sonraki ána sicimlerin titreşimi sayesinde geçilmektedir.

    [Matematik bilimindeki "Limit" ile sonsuzluklar birer sonsuz olmaktan çıkmazlar. Sadece bu sonsuzluklara bir değer verilmiş olur ki o da yaklaşık bir değerdir. Hâlböyleyken Zenon'un birer paradoks olarak ileri sürdüğü tezler öyle sanılsada hiçbir zaman yanlışlanamamış veya çözülememiştir.(Şu ána kadar)]

    Gelelim Heisenberg belirsizliklerine...

    "Bir parçacığın momentumu ve konumu aynı anda tam doğruluk ile bilinemez".

    Zenon der ki: Hareket eden bir okun, en küçük/bölünemez o zaman diliminde yàni o "an" içinde hızı yoktur. Yáni ok, o "an" içinde hareket edemez ve durağandır. Zaman birbirine eklenen bu "anlardan" oluştuğu için o hâlde ok aslında hiç hareket etmemektedir.

    İşte Heisenberg, "Zenon'un Oku'nu" havada durdurmaya çalışıp hareketinin hızını ölçmeye çalışmış ve hâliyle bunun mümkün olmadığını tespit etmiştir.

    Sonuç:

    Parçacıkları durduramazsınız. Çünkü parçacıklar, sicimlerden oluşuyor ve sicimler her "an" titreşmekte olan birer enerjidirler/enerji dalgasıdırlar.

    Yáni parçacık diye birşey yoktur. Sadece bilgi vardır ve ancak "o parçacığa" ait birtakım bilgilere ulaşılabilir.

    [Enerji ve zaman belirsizliğide aynı minvâlde değerlendirilmelidir.]
    gokhan deveci 01 Ağustos 2019
  • -1
    Bir üstteki yazıma ek olarak,

    Demekteydim ki:

    "Işık A ve B noktaları arasındaki mesafeyi Z kadar bir zaman diliminde katetmektedir"

    Aslında sadece ışık değil, aynı zamanda tüm parçacıklar bu iki nokta arasındaki mesafeyi Z kadar bir zaman diliminde katetmektedirler/katetmek zorundadırlar.

    Çünkü U ve Z değerlerinden daha küçük değerler yoktur.

    Daha açık ifadeler ile; sadece ışık değil tüm parçacıklar, bir planck uzunluğunu, bir planck zamanında geçmektedirler/geçmek zorundadırlar.

    Bu da tüm parçacıkların sicimlerden oluştuğunu ve evrendeki tüm hareketin aslında dalgasal olduğunu kanıtlamaktadır.

    Yáni evrendeki tüm madde bir planck zamanından diğerine ışık ile aynı hızda ve dalgasal bir hareket ile geçmektedir.

    Ve bu durum kesin olarak şu anlama gelmektedir:

    PARÇACIK/MADDE YOKTUR. HERŞEY SİCİMLERDEN OLUŞMAKTADIR. PARÇACIK/MADDE, SİCİMLERE YÁNİ ENERJİ DALGALARINA YÜKLÜ BİLGİLERİN, BİRBİRLERİ ARASINDA DEĞİŞMESİNİN BİR SONUCUDUR.
    gokhan deveci 01 Ağustos 2019
  • -1
    Ek açıklamalar...

    Neden tüm parçacıklarda ışık gibi, bir planck zamanında, bir planck uzunluğu gitmektedirler/gitmek zorundadırlar?

    Zamanı yeter kadar bölüp, artık daha fazla bölünemez en küçük dilimine, yáni bir "Zenon Ánı'na", yáni bir planck zamanına gelindiğinde, bu "an" da sadece ve ancak bir planck uzunluğu yáni bir "Zenon Mesafesi" kadar gidilebilir. Çünkü planck uzunluğu da, daha fazla bölünemeyen en küçük uzunluk dilimidir.

    Yáni bir "Zenon Anı'nda", "Akhilleus" de(Işık olarak düşünelim) "kaplumbağa" da(Parçacık olarak düşünelim) ancak bir "Zenon Mesafesi" katedebilirler. Bu da planck ölçeklerine yáni bölünemez o "küçüklere" inildiğinde "kaplumbağanın" önde başladığı o "yarışı" "Akhilleus'in" asla geçemeyeceği anlamına gelmektedir(Bakınız:
    Akhilleus ve kaplumbağa paradoksu).

    Yáni Zenon'un, paradoks olarak ileri sürdüğü bu tezi de doğruydu çünkü "Akhileus" da(Işık) "kaplumbağa" da(Parçacık) sicimlerden oluşmaktadır ve sadece bu sicimlere yüklü birer "bilgi" olarak vardırlar.

    Ve evet, bu bağlamda madde de, onun hareketi de yalnızca bir "yanılsamadır/illüzyondur."
    gokhan deveci 01 Ağustos 2019
  • 0
    Evet...

    BOYUTLAR

    M Kuramı kapsamında içinde bulunduğumuz evren 4 adet değil, matematiksel olarak 11 adet boyuttan oluşmaktadır/oluşmalıdır.

    Yáni M kuramcıları, 3 adet mekân boyutu ve 1 adet zaman boyutuna ilave olarak 7 adet daha boyutun olduğunu hesap etmektedirler ve bu, matematiksel olarak bir gerçekliktir.

    Ve onlar, bu 11 boyutun 10 tanesinin mekân boyutu ve sadece 1 tanesinin zaman boyutu olduğunu ve bu fazladan boyutların, "Big Bang'den" sonra diğer boyutlar gibi "kozmik birer büyüklüğe" dönüşmediklerini sanmaktadırlar/düşünmektedirler.

    Ve kuram kapsamında, tüm parçacıklar teorik olarak sicimlerden oluşmaktadır. Ve kuramcılar, her parçacığın bu sicimlerin farklı frekanstaki titreşimlerine karşılık geldiğini sanmaktadırlar/düşünmektedirler.

    Şimdi bu tezleri bir bütün olarak ele alacağım.

    Öncelikle matematiksel olarak 11 adet boyutun olduğu açıktır. Ve fakat kuramcılar, bu 11 tane boyutun 10 tanesinin mekân boyutu olduğunu düşünmektedirler.

    Peki matematiksel olarak 11 tane boyutun 10 tanesinin mekân boyutu olması bir şart mıdır?

    Cevap: Kesin olarak, hayır.

    En az 1 adet zaman boyutunun olduğu bilimsel bir gerçekliktir. Ve kalan boyutların en az 3 tanesi kesin olarak mekân boyutu olmak zorundadır çünkü içinde yaşadığımız evrenin en az 3 adet mekân boyutundan oluştuğu da bilimsel bir gerçekliktir.

    Geriye kalan boyutların birer mekân boyutu olması matematiksel olarak bir şart değil iken kuramcıların bu boyutların birer mekân boyutu olduklarını düşünmelerinin sebebi mekânın da zamanın da bilimsel olarak yanlış anlaşılmış olmasıdır.

    Kuramcılar için mekân da zaman da birer boyutturlar ve onlar mekân boyutlarının, içlerinde hareket edilen boyutlar olduklarını ve zamanın/zaman boyutunun da geçmişten geleceğe doğru "akan" bir boyut olduğunu sanmaktadırlar/düşünmektedirler. Ve bir belirsizlik ile beraber düşünülmektedir ki bu boyutlar birarada bir "doku" oluşturmaktadırlar ve bu dokuda "uzay-zaman dokusu" olarak adlandırılmaktadır.

    Öncelikle bu boyutların ne olduklarını netleştireceğim.

    Daha önce ifade ettiğim üzere mekân boyutları, farklı yönlerde hareket alanları oluştururlarken, zaman boyutu bu mekân boyutları içinde hareket edilmesini sağlamaktadır.

    Yáni zaman olmadan mekân boyutları içinde hareket edilemez. Yáni zaman, hareketin gerçekleştiği boyuttur.

    Ve şimdi bu bağlamda sicimleri ve sicimlerden oluştuğunu iddia ettiğim o bütünleşik yapıyı tekrar ele alacağım.

    İddia etmekteyim ki tüm "evren" birbirine bağlı ve aynı frekansta titreşen sicimlerden oluşan bütünleşik bir yapıdır. Ve daha önce açıkladığım üzere bu yapı, hem uzayı hem zamanı hem de parçacıkları ve maddeyi oluşturmaktadır.

    Başka bir ifade ile bu yapı; uzayın, zamanın ve maddenin tam olarak kendisidir.

    Bu ifadeyi açacağım.

    Sicimler, "Big Bang" ile "tek bir noktadan" genişlemeye başlamış ve bütünleşik bir şekilde genişlemeye devam etmektedirler.

    Aslında "Big Bang" ile genişlemeye başlayan "bir boyutlu sicimler" değil sıfır boyutlu enerjidir. Bu enerji "Big Bang" öncesinde tek bir noktadaydı çünkü enerji boyutsuzdur.

    Bu enerjinin "tek bir noktadan" bir bütün şekilde üç adet mekân boyutuna genişlemeye başlaması ve genişlemeye devam etmesi ile "üç boyutlu uzay" oluşmuştur/oluşmaktadır.

    Bu enerjinin, planck uzunluğunda birbirine bağlı birimler(büyüklükler) yâni bir boyutlu sicimler hâlinde her planck zamánında bir hareket etmeye/titreşmeye başlaması ve bu hareketin/titreşimin devam ediyor olması ile zaman oluşmuştur/oluşmaktadır.

    Bu birimler/sicimler aynı zamánda parçacıkları, atomu ve maddeyi oluşturmaktadırlar.

    Daha önce ifade ettiğim gibi parçacıklar, atom ve madde, sadece bu sicimlere yüklü birer bilgi olarak vardırlar.

    Ve bu durumu bilimsel olarak tekrar kanıtlayacağım.

    Zaman yeteri kadar bölündüğünde, artık daha fazla bölünemeyen o dilime, yáni bir planck zamánına gelinmektedir. Bu dilim zamánın en küçük birimidir. Yáni zaman, bu en küçük zaman birimlerinin yáni planck zamanlarının birbirine eklenmesiyle oluşmaktadır. Bir başka ifade ile zaman, planck zamanlarının toplamıdır.

    Ve yine mekân yáni uzayda aynı şekilde yeteri kadar bölündüğünde, artık daha fazla bölünemeyen o dilime, yáni bir planck uzunluğuna gelinmektedir. Bu dilim de mekânın/uzayın en küçük birimidir. Yani mekân/uzay bu en küçük mekân/uzay birimlerinin yáni planck uzunluklarının birbirine eklenmesiyle oluşmaktadır. Bir başka ifade ile mekân/uzay, planck uzunluklarının toplamıdır.

    Hâlböyleyken içinde bulunduğumuz evrende hareket hâlindeki her cisim/varlık, bir planck zamánında bir planck uzunluğu mesafe katetmektedir/katetmek zorundadır(!).

    Bir planck zamánında bir planck uzunluğu katetmek zorundadırlar çünkü bir planck uzunluğundan daha kısa bir mesafe yoktur.

    Başka bir ifade ile içinde bulunduğumuz evrende hareket hâlindeki her cisim/varlık en az bir planck uzunluğu katetmek zorundadır ve bu bir planck zamánında gerçekleşmek zorundadır(!).

    Bir planck uzunluğunu bir planck zamánında katetmek zorundadırlar çünkü bir planck zamánından daha kısa bir zaman yoktur.

    Hâlböyleyken tüm parçacıklar, atomlar ve niháyetinde madde yáni evrende hareket hâlinde olan her varlık ki evrende hareket hâlinde olmayan bir varlık yoktur, tıpkı ışık gibi bir planck zamánında bir planck uzunluğu katetmektedirler/katetmek zorundadırlar.

    [Işık bir saniyelik bir zaman dilimi içinde yaklaşık olarak 300.000 km hız ile hareket etmektedir. Ve bu hız ile bir planck zamánı içinde ki yaklaşık olarak 10 üzeri eksi 43 sániyelik bir zaman dilimi, bir planck uzunluğu ki yaklaşık olarak 10 üzeri eksi 35 metre, katedilmektedir.]

    Bu şu anlama gelmektedir: Sadece ışık değil, tüm parçacıklar, atom ve niháyetinde madde bir saniye içinde yaklaşık olarak 300.000 km hız ile hareket etmektedirler.

    Peki bu ne demek oluyor?

    Işık dışındaki diğer parçacıklar ışık hızına yakın hızlarda hareket edebilmektedirler.

    Madde ise örneğin Dünya üzerindeki tüm canlı/cansız cisimler/maddeler, ışık hızı ile kıyaslanamayacak düzeyde yavaş hareket etmektedirler. Ama örneğin şu an içinde bulunduğumuz gezegen, güneş sistemi ve galaksi bünyesinde uzayda bir sániye içinde 300 km civarı bir hız ile hareket etmekteysede ışık bu hızdan yaklaşık olarak 1000 kat daha hızlı hareket etmektedir. Yáni bu hız bile ışığın hızına kıyas ile çok düşüktür.

    Hâlböyleyken ışık, evrende en hızlı hareket eden cisimden/maddeden aşağı yukarı 1000 kat daha hızlı hareket etmektedir.

    Peki evrende hareket hâlinde olan tüm varlıklar bir planck zamánında bir planck uzunluğu katederlerken yáni aynı hız ile hareket ederlerken, bir sániyelik zaman dilimlerinde varlıkların hızları arasında nasıl fark olabilmektedir/oluşabilmektedir?

    Matematiksel olarak bu mümkün değildir çünkü zamánın en küçük diliminde yáni bir planck zamánında birbirleri ile aynı hızda hareket eden/hareket etmek zorunda olan tüm varlıklar(Işık, diğer parçacıklar, atom ve madde) zamánın daha büyük dilimlerinde de birbirleri ile aynı hızda hareket etmek zorundadırlar. Çünkü zaman dilimleri, örneğin bir sániyelik bir zaman dilimi, zamánın en küçük birimi olan planck zamánlarından oluşmaktadır.

    Hâlböyleyken matematiksel olarak mümkün olmayan şeyler mi gerçekleşmektedir?

    Cevap: Kesin olarak, hayır. Tam aksine olan biten herşey bir matematik dáhilinde gerçekleşmektedir.

    Çünkü hareket eden tek bir varlık vardır ki o da sicimlerdir. Ve sicimler her planck zamánında bir aynı hız ile titreşmektedirler.

    Sicimler bilgi taşımaktadırlar ve her titreştiklerinde ki bu bir planck zamánına karşılık gelmektedir, taşıdıkları bu bilgileri birbirlerine iletmektedirler/aktarmaktadırlar.

    Bu bilgiler parçacıklara, atoma ve maddeye ait bilgilerdir. Ve parçacıksal ve maddesel hareketler sicimler üzerinden gerçekleşen bir bilgi akışından başka birşey değildirler.

    Ve sicimlerin titreşim hızı, sicimler üzerinden gerçekleşen bilgi akışının hızıdır.

    O hâlde fotoğrafı daha da netleştirebiliriz.

    "Big Bang" ile üç adet mekân/uzay boyutuna yayılmaya başlayan boyutsuz enerji, bu şekilde mekânı/uzayı oluşturmuştur.

    Bu boyutsuz enerji mekâna/uzaya yayılırken planck uzunluğunda büyüklükler/birimler hâlinde yáni bir boyutlu sicimler hálinde planck zamánında bir titreşmeye başlamışlardır.

    Bu titreşen her birim/sicim bilgi taşımaktadır. Ve bu birimler/sicimler taşıdıkları bu bilgileri, yine bu titreşen birimlerin/sicimlerin oluşturduğu bütünleşik yapı üzerinden birbirlerine aktarmaktadırlar/iletmektedirler.

    Ve işte bu bilgi akışı da parçacıkları, atomu, maddeyi yáni "görünen evreni" oluşturmaktadır.

    Ve sicimlerin titreşim hızı, bilgi akışının hızıdır ki bilgi akışının hızı da zamána(Bir zaman boyutuna) karşılık gelmektedir.

    Devam edeceğiz...
    gokhan deveci 07 Ağustos 2019
  • 0
    "Evrende "karanlık bir enerji" olmasada, "karanlık bir maddenin olup/olmadığı" bilimsel olarak tartışmaya açık bir konu değildir. Çünkü evrende "kayıp bir kütle olduğu" test ve tespit edilmektedir."
    Bir de demissiniz "Kütleçekim kuvveti diye bir kuvvet bilimsel olarak yoktur."
    Burada celiski var.Kara madde, kutlecekimsel mercekleme ile hesaplaniyor.
    morgan 16 Ağustos 2019
  • 0
    Işık "bükülmektedir" çünkü gökcisimleri kütleleri oranında "uzay-zaman dokusunu" "bükmektedirler".

    Yáni Einstein'ın genel görelilik teorisi kapsamında ileri sürdüğü tezlerden biri olan "bükülme" ile açıklanabilmektedir/açıklanmalıdır.

    Yáni ışığın yolunun değişmesini sağlayan "olmayan kütleçekim kuvveti" değil, "uzay-zaman dokusunun eğrilmiş/bükülmüş" olmasıdır.

    Sonuç:

    Işığın yolunun değişmesi sebebi ile ortaya çıkan mercek/merceklenme etkisi "kütleçekimsel" değildir.

    Işığın yolu değişmektedir çünkü "karanlık bir madde" ya da karanlık bir kütle tıpkı görünen maddeler ya da görünen kütleli varlıklar gibi "uzay-zaman dokusunu" "bükmektedir".

    Yáni yazılarım birbirleriyle çelişmemektedirler.

    Ayrıca "karanlık bir maddenin" olduğunu düşünmek için tek sebep "kütleçekimsel" olduğu iddia edilen merceklenme değildir.

    Ve málesef yazılarımda bir çelişki bulamayacaksınız.

    Çelişki bir yana dursun, yazılarım(İleri sürdüğüm tezler) bilimsel olarak yanlışlanabilir de değildir.

    Bilimsel olarak yanlışlanabilir olmaması, kaçınılmaz olarak yeni bir hareketin/akımın doğmasına sebep olacaktır.

    Bu bakımdan burada yazılanlar bilimsel bir manifesto değeri taşımaktadır.

    Yanlışlamaya çalışın veyá "çelişki" tespit etmeye devám edin.

    Buradayım, yanıtlanması gerekenleri yanıtlayacağım...

    Ana tezlerim:

    • Zaman bir boyuttur ama geçmişten geleceğe doğru hareket edilmesini sağlayan bir boyut değildir. Zaman, mekânda yáni uzayda bir noktadan başka bir noktaya hareket edilmesini sağlayan bir boyuttur.

    • Evrende hareket hâlinde olan her varlık, tıpkı ışık gibi bir planck zamánında, bir planck uzunluğu katetmektedirler/katetmek zorundadırlar.
    gokhan deveci 17 Ağustos 2019
  • 0
    Genel goreli lol kutlecekimini uzay zaman bukulmesi olarak aciklar zaten. Kuvvet olmadigini soyler :)
    morgan 17 Ağustos 2019
  • 0
    Morgan,

    Senin Türkçen kesin olarak bozuk.

    Türkçe yazamadığın gibi, Türkçe yazılan metinleride(Özellikle uzun cümleleri) anlayamıyorsun ya da yanlış anlıyorsun. Bu da sakat/sorunlu bir iletişim kurmana sebep oluyor.

    Ne demek istemeye çalıştığını anlamasamda, anlayamadığını düşünerek, bir kez daha ve bu kez daha basit bir şekilde ifade etmeye çalışacağım.

    "Karanlık maddenin" "kütleçekimsel merceklenme" ile test/tespit edildiğini ve kütleçekim kuvveti olmadığını iddia etmem sebebi ile kendim ile çeliştiğimi ifade ettin.

    Öncelikle "kütleçekimsel" merceklenme ne demek?

    Işığın, çıktığı kaynaktan gözlemciye doğru gelirken, kaynak ve gözlemci arasındaki başka gökcisimlerinin etrafından geçerken yol değiştirmesidir. Ve bunun sonucunda da ışık kaynağı, gözlemci tarafından olduğundan başka yerlerde de eşzamanlı olarak görülebilmektedir. Ve bu yanılsamaya merceklenme etkisi deniyor.

    "Karanlık madde" ile ilgisi nedir?

    Merceklenme etkisi tespit ediliyor ama ışığın yolunun değiştiği yerde herhangi bir gökcismi yok.

    "O hâlde ışığın yolunun değiştiği uzayın o bölgesi boş olamaz. Orada bir madde/kütle olmalı".

    Ve o maddeyede/kütleyede "karanlık madde" deniyor.

    Bende diyorum ki: Evet, orada "karanlık bir madde/kütle" var ama ışığın yolunun değişmesini sağlayan bu "maddenin" uyguladığı sözde kütleçekim kuvveti değil "bu maddenin uzay-zaman dokusunu eğiyor/büküyor olmasıdır".

    Ve Einstein Genel Görelilik Teorisi kapsamında "görünen maddenin" "uzay-zaman dokusunu" "büktüğünü" iddia etmekteydi.

    Haklıydı ve O'na ek olarak diyorum ki görünmeyen maddede yáni "karanlık maddede" "uzay-zaman dokusunu" "bükmektedir".

    Sonuç:

    Kütleçekim kuvveti olmadığını düşünüp "karanlık bir maddenin" olduğunu düşünmek bir çelişki değildir.
    gokhan deveci 17 Ağustos 2019
  • 0
    yurtdisinda yasiyip da telefon "autocorrect" yapinca bu yazdiklarimin yarisini yazmak basari, ama sizin meseleniz kisisel.
    Ben sizin hak verdiginiz ( ben de hak veriyorum tabii ki ) Einstein'in sozunu yaziyim. "the energy of the gravitational field shall act gravitatively in the same way as any other kind of energy"
    Butun kabul goren kaynaklarin ortak fikri, "Genel Gorelilige gore", kutlesi arttikca, bir cismin "kutlecekim alani" genisler , uzay zaman dokusunu buker ve dogal olarak isigi da.
    morgan 17 Ağustos 2019
  • 0
    Farkına varılmıştır ki Einstein'in her tezini doğru bulmuyorum. Doğru bulmadığım gibi antitezlerini de gerekçeleri ile beraber ileri sürmekteyim.

    Ve genel bir açıklama yapmam gerektiğini farkettim.

    Einstein'in Genel Görecelilik Teorisi ile Standart Model hiçbir zaman birleşmeyeceklerdir.

    Ve birleştirdiği veyá birleştireceği sanılsada Sicim Kuramları da M Kuramı da bu iki teoriyi birleştirmemişlerdir ve birleştirmeyeceklerdir.

    M Kuramı'nın bir teori olması için bu iki teoriyi birleştirmesi de gerekmemektedir.

    Standart modele göre, maddeyi oluşturan temel parçacıklar vardır ki bunlara fermiyon denir. Birde kuvvet(bilgi) taşıyan parçacıklar vardır ki bu parçacıklarda bozon olarak adlandırılır.

    Kütlelerin birbirlerini çekmesini sağlayan bir kuvvet olmadığı için hâliyle "kütleçekim kuvvetine" sebep olan bir fermiyon ve bozon yoktur.
    gokhan deveci 17 Ağustos 2019
  • 0
    Öte yandan yaptığın alıntıya yanıt olarak:

    "Bir cismin kütlesi arttıkça kütleçekim alanı genişler ve bu neden ile uzay-zaman dokusunu daha fazla büker".

    Bu sakat/sorunlu bir ifade ama bilerek kullanılıyor ve demek isteniyor ki: "Bükülme olsa bile kütleçekim kuvvetide vardır".

    Einstein da dáhil olmak üzere tüm bilimcilerin kafası karışık çünkü Einstein ve tüm bilimciler  farklı durumları "kütleçekim kuvveti" ile açıklamaktadırlar.

    Yáni "bükülme" olsa bile "kütleçekim kuvvetide" vardır demek zorunda kalıyorlar çünkü "kütleçekim kuvvetine" dayanarak yaptıkları çözümlemeler var.

    Soru çok net:

    Madem kütleçekim kuvveti var o hâlde "bükülme" neyi sağlıyor?

    Bu soruya Einstein da bilimcilerde yanıt veremezler.

    Çünkü "kütleçekim kuvveti" varsa "uzay-zaman dokusunun" "büküldüğünü" düşünmek için bir sebep yok(!).

    [Yáni "kütleçekim kuvveti" varsa "bükülme" neden olmalı ve neyi açıklıyor?]

    Ben ise "kütleçekim kuvveti" olmadığını iddia ediyorum ve benim "kütleçekim kuvveti" ile açıklamak zorunda kaldığım bir durum da yok.

    Bu nedenle doğru ifadeyi kullanabiliyorum:

    Bir cismin kütlesi arttıkça "uzay-zaman dokusu" daha fazla "bükülmektedir".

    Yáni cismin kütlesi arttıkça daha geniş bir alan(Uzay-zaman dokusu) "bükülmektedir".
    gokhan deveci 17 Ağustos 2019
  • 0
    Dedim ki:

    "Kütleçekim kuvveti varsa uzay-zaman dokusunun bükülmesini düşünmek için bir sebep yok".

    Denebilir ki:

    "Sebep var: Bükülme, ışığın yolunun değişmesini açıklıyor".

    O hâlde soru şu:

    Dünya'nın Güneş'in etrafında dönmesini sağlayan, Güneş'in "uzay-zaman dokusunu" "bükmesi" mi yoksa Güneş'in Dünya'ya uyguladığı "kütleçekim kuvveti" mi?
    gokhan deveci 18 Ağustos 2019
  • 0
    Kütleçekim kuvveti olmadığını iddia ettiğim için bu soruya ben çok rahat bir şekilde cevap verebilirim:

    Dünya'nın Güneş etrafında dönmesini sağlayan Güneş'in "uzay-zaman dokusunu" bükmesidir.

    Ama hem "bükülme" hem de kütleçekim kuvveti olduğunu iddia eden birinin bu soruya aynı netlikle cevap vermesi mümkün değildir.

    Çünkü:

    Örnek olarak Güneş, "uzay-zaman dokusunu" "büküyor" ve bu sebeple ışığın(Uzaktaki bir cisimden gelen) yolunun değişmesini sağlıyorsa, Dünya'nın yáni gökcisimlerinin yolunu kesin olarak değiştirir/değiştirmelidir.

    Yáni Dünya'nın Güneş etrafında bir yörüngeye oturmasını sağlayan Güneş tarafından "uzay-zaman dokusunun bükülmüş olmasıdır".

    Peki öyleyse Güneş'in Dünya'ya uyguladığı "kütleçekim kuvveti" nerde devreye giriyor?

    Örnek olarak emekli gezegen Plüton'u ele alalım.

    Güneş'e yaklaşık ve ortalama olarak 6 milyar km uzakta bir yörünge içinde hareket etmektedir.

    6 milyar km şu anlama geliyor:

    Güneş'in Plüton'a ışığını göndermesi 5 saatten fazla sürüyor.

    Ve bu da şu demek oluyor:

    Eğer kütleçekim kuvveti varsa bu kuvvetin taşıyıcı birimleri(Kuvvet bilgisi taşıyan bozonlar)Güneş'ten Plüton'a en az 5 saat sonra ulaşabilir. Çünkü bilgi en fazla ışık hızıyla iletilebilir(!).

    O hâlde soru şu:

    Plüton henüz Güneş'in yörüngesine oturmamış ve Güneş'in 5 milyar km uzağından geçerken, Güneş'in kütleçekim kuvvetini taşıyan bozonları, Plüton'a ulaşıp ki en az 5 saat sürecek yolculukları, O'nun bir yörüngeye oturmasını sağlayabilirler mi?

    Kütleçekim kuvveti olduğunu düşünenler için zor sorular...
    gokhan deveci 18 Ağustos 2019
  • -1
    Ek olarak:

    Güneş'ten ayrılıp Plüton'a doğru yola çıkan ve  Güneş'in kütleçekim kuvvetinin bilgisini taşıyan/ileten bozonlarla ilgili olarak:

    Bu bozonlar(Graviton olarak isimlendirilmektedirler) Güneş'i meydana getiren hangi atomların altından/içinden yola çıktılar?

    Bu soruya iki şekilde cevap verilebilir:

    1) "Graviton'un atomaltı bir parçacık olması sebebi ile"; Güneş'i meydana getiren tüm atomların her birinin içınden yola çıkmaktadırlar,

    2) Güneş'i oluşturan tüm atomların altındaki Gravitonlar, birbirleriyle záten bir şekilde etkileşim hâlindedirler ve Plüton'a daha önceden seçtikleri "lider Graviton'u" göndermektedirler.

    İkinci seçenek daha mákul çünkü Güneş, Plüton'a toplam kütlesi itibariyle bir kuvvet uygulayacak.

    Bu nedenle "lider bir Graviton" olması seçeneğini dışarlasak bile, en azından Güneş'i meydana getiren tüm atomların içlerindeki Gravitonlar'ın bir şekilde birbirleriyle etkileşime girmiş olmaları ve yine bir şekilde toplam kütle bilgisini oluşturmuş olmaları bir şarttır(!).

    Pekâlâ Güneş'in toplam kütle bilgisine sáhip ve bu bağlamda uygulayacağı "kütleçekim kuvvetinin miktarını" bilen bir Graviton veya Gravitonlar'dan oluşan bir grup, Plüton'a doğru yola çıktılar ve Plüton'a ulaşmak üzereler: Pekâlâ Plüton adına Onlar'ı kim karşılayacak?

    Aynı mantık ile Plüton'un toplam kütle bilgisini taşıyan gravitonlarla karşılaşmalılar ve aralarında bir etkileşim olmalı yáni bilgi alışverişi ki şöyle birşey olabilir, "Beyler, bunlar bizden çok daha kalabalık bir grup, bizi çekecekler yapacak birşey yok, dönüp fermiyonlarımıza haber verelim" ve Güneş bu prosesin ardından ancak Plüton'u kütleçekim etkisi altına alacaktır(?).

    Evet...

    Kütleçekim kuvveti olduğunu düşünenler proses hakkında daha fazla ayrıntı verebileceklerdir(?).
    gokhan deveci 19 Ağustos 2019
  • 0
    Olay karisti.Einstein kitlecekimini kabul etmekte ancak “ kuvvet “ olmadigini soylemekte zaten :) Yani diyor ki , kutlecekimi kuvvet degil ama maddenin uzay zamani bukmesidir.Ortada farkli birsey yok
    morgan 19 Ağustos 2019
  • 0
    Morgan,

    Konu ile ilgili yazılması gerekenleri yazdım. Kaydadeğer başka bir sorun olduğunda yanıtlayacağım.

    Bu arada bak benimde sorduğum sorular var. Onları yanıtlamaya çalışabilirsin.

    Bu arada boyutları ve "Karanlık Madde'nin" ne olduğunu yazacağım.
    gokhan deveci 19 Ağustos 2019
  • 0
    Zor ama belki bir umut anlayacağını düşünerek son bir deneme daha yapacağım.

    1) "Kütleçekimsel merceklenme", kütleçekimsel değildir. "Karanlık bir madde/kütle" tıpkı "görünen madde/kütle" gibi "uzay-zamanı" bükmektedir ve ışığın yolunu değiştirmektedir. Ve yáni merceklenme etkisinin ortaya çıkmasını sağlayan "uzay-zaman dokusunun bükülmüş" olmasıdır.

    2) Kütleçekim kuvveti yoktur. "Bükülme" vardır ve bu konuda Einstein'a katılıyorum.

    3) Bir çelişki olmadığını anlayıp anlamadığın ile artık ilgilenmiyorum.
    gokhan deveci 20 Ağustos 2019
  • 0
    "Kütleçekimsel" merceklenme "karanlık bir maddenin" olduğunu düşünmek için bir sebeptir. Ve fakat "karanlık bir maddenin" olduğunu düşünmek için daha önemli sebepler vardır.

    Öncelikle "karanlık bir maddenin" olmasını gerektiren veyá olduğunu düşündürten bu sebeplere bir göz atalım.

    1) Galaksilerin içlerinde bulunan çok sıcak gaz bulutlarının, çok sıcak olmaları sebebi ile çok daha hızlı bir şekilde birbirlerinden ayrılmaları yáni dağılmaları gerekirdi.

    "Bu sıcak gaz bulutları birarada kalıyorlar çünkü görünmeyen bir maddenin/kütlenin kütleçekim etkisi altında olmalılar".

    2) Galaksilerdeki "görünen" toplam kütlenin büyük çoğunluğunun merkezdeki şişkin bölgede toplanması sebebi ile merkezden uzak yıldızların, merkeze yakın yıldızlara göre daha yavaş hareket etmeleri gerekirdi.

    Ve fakat merkezden uzaktaki yıldızların daha yavaş hareket etmedikleri ve özellikle halo bölgesindeki yıldızların sabit bir hız ile hareket ettikleri tespit edilmektedir.

    Merkezden uzaklaştıkça yıldızların hızlarında bir azalma olmayışını tek birşey açıklayabilir:

    "Galaksinin her bölgesinde eşit miktarda kütle olmalı. Ve fakat görünen madde/kütle galaksiye eşit miktarda dağılmadığına göre o hâlde görünmeyen bir madde/kütle olmalı ki özellikle halo bölgesinde bu maddeden oldukça fazla olmalı".

    3) Galaksiler uzayda, olması gerekenden daha hızlı hareket etmektedirler.

    "Galaksilerin bu hızlarda hareket etmelerini sağlayan ışımayan bir madde/kütle olmalı".

    [Işımayan bir madde olmalı çünkü galaksilerin toplam ışımaları ve hızları arasında, Hubble Yasası'da(Kırmızıya kayma) kullanılarak bir bağlantı kurulabilmektedir.]

    Bunlar, "karanlık bir maddenin/kütlenin" olmasını gerektiren başlıca sebeplerdir.

    Yáni evrende görünmeyen bir kütle olduğu kesindir. Görünmemektedir, gözlemlenememektedir çünkü bu madde/kütle elektromanyetik radyasyon ile etkileşime girmemektedir.

    ["Karanlık maddenin" sadece elektromanyetik radyasyon ile değil, görünen evrene áit herhangi bir unsur ile veyá görünen evreni oluşturan herhangi bir parçacık ile de etkileşime girdiği test veyá tespit edilmemiştir.]

    Ve düşünülmektedir ki galaksi içindeki gaz bulutları dağılmamaktadır çünkü "karanlık bir maddenin/kütlenin kütleçekim etkisi" altındadırlar ve yine düşünülmektedir ki halodaki yıldızların o hızlarda hareket edebilmesinin nedeni de "karanlık bir maddenin/kütlenin kütleçekim etkisi" altında olmalarıdır.

    Yanlış düşünmektedirler çünkü bunlara sebep olan "karanlık bir maddenin/kütlenin kütleçekim kuvveti" değil, "karanlık bir maddenin/kütlenin" tıpkı görünen madde/kütle gibi "uzay-zaman dokusunu büküyor" olmasıdır.

    [Daha önce belirttiğim gibi karanlık bir maddenin/kütlenin olduğunu düşündürten sebeplerden biri olan "kütleçekimsel" merceklenme" de kütleçekimsel değildir. Merceklenme etkisinin oluşmasına neden olan "uzay-zaman dokusunun karanlık bir madde/kütle tarafından bükülmüş olmasıdır".]

    Yáni bilinen görünen evrene áit hiçbir unsurla etkileşime girmeyen ve "uzay-zaman dokusunu büken bir "kütle" vardır.

    Bu noktada bilimcilerin "karanlık madde/kütle" adaylarına bir göz atalım.

    Baryonik olan karanlık made ve baryonik olmayan karanlık madde olarak iki ayrı kategoride ele alınmaktadır ki şu anlama gelmektedir: Kuarkların oluşturduğu karanlık madde ve kuarkların oluşturmadığı karanlık madde.

    Öncelikle baryonik "karanlık madde" adaylarına göz atalım.

    1) Macho'lar yáni bir sebepten ötürü ışıma yapmayan gökcisimleri. Örnek olarak beyaz cüceler, kahverengi cüceler, karadelikler gibi.

    2) Işıma yapmayan gaz ve toz bulutları.

    3) Bir şekilde kararlı kalmayı başaran bir grup kuarkın kümelenmesiyle meydana gelen kuark külçeleri.

    Baryonik olmayan "karanlık madde" adayları:

    1) Işık hızına yakın hızlarda hareket eden parçacıklar. Nötrinolar aday bu kategoriden.

    2) Daha düşük hızlarda hareket eden daha büyük kütleli parçacıklar. Fotinolar örneğin. Varolup olmadıkları bilinmiyor.

    Görüldüğü üzere bilimcilerin ileri sürdüğü "karanlık" yáni görünmeyen madde adayları yine görünen evrene ait tespit edilen veyá edilemeyen parçacıklardır veyá görünen evren içindeki gökcisimleridir.

    Yáni cevabı yanlış yerde aramaktadırlar.

    "Karanlık madde" tanımını tekrar yapıp yeni bir karanlık madde adayı ileri süreceğim.

    Evrende tıpkı görünen madde/kütle gibi "uzay-zaman dokusunu büken" görünmeyen bir kütle vardır. Bu kütle görünen evrene àit hiçbir unsur ile etkileşime girmemektedir. Başka bir ifade ile algılanamamaktadır. Yáni "karanlık madde" algılanamayan maddedir/kütledir.

    Hâlböyleyken "karanlık madde" kütlesi olan ama bir sebepten algılanamayan bir madde olmalıdır.

    Takyonlar

    Işık hızından daha yüksek hızlarda hareket edebilen ve bu sebeple "sanal" bir kütleye sáhip olan teorik parçacıklardır.

    Bir başka ifade ile Einstein tarafından oluşturulan o sansasyonel formülde cismin hızı(v), ışık hızından(c) büyük olduğunda cismin kütlesi aynı formül kapsamında "sanal" olmaktadır veyá "sanal" bir sayı ile ifade edilmektedir.

    Pekâlâ "sanal" ne demek?

    Matematikte "sanal sayılar" var ama bu sayıların ne anlama geldiği yorumlanabildi mi?

    En azından bu sayıları somut, gözlemlenebilir, görülebilir veyá algılanabilir varlıkları/maddeleri sayarken kullanmıyoruz değil mi?

    Pekâlâ bu sayılar soyut, gözlemlenemeyen, görülemeyen veyá algılanamayan varlıkları/maddeleri işaret ediyor olabilirler mi?

    "Karanlık madde" algılanamıyor yáni görünen madde ile etkileşime girmiyor çünkü "karanlık madde" takyonlardan oluşmaktadır.

    "Karanlık madde" algılanamıyor çünkü bu maddeyi/kütleyi meydana getiren takyonlar ışık hızı üstündeki hızlarda hareket etmektedirler.

    Bilimciler...

    Gerekçeleriyle beraber "karanlık maddenin" takyonlardan oluştuğunu iddia etmiş bulunuyorum.

    Bilimsel olarak yanlışlayabilecek misiniz?

    Yavaş yavaş yeni bir farkındalık oluşuyor gibi...
    gokhan deveci 23 Ağustos 2019
  • 0
    Karmaşık Sayılar

    Şöyle tanımlanmaktadırlar:

    z = a + ib

    a ve b gerçel, reel veyá gerçek sayılardır veyá nesnelerdir. i ise karesi -1 olan sanal sayıdır veyá "sanal bir nesnedir" çünkü karesi -1 olan gerçel, reel veyá gerçek bir sayı olamaz. Bu bağlamda z karmaşık bir sayı olmak zorundadır çünkü bir gerçek ve bir de sanal  kısımdan oluşur.

    Yorumlayacağım.

    Öncelikle sadece (a + ib) değil (a - ib), (a × ib) ve (a ÷ ib) veyá (ib ÷ a) da karmaşık bir sayı ifade eder çünkü sayının karmaşık olmasına veyá karmaşık kalmasına neden olan gerçek kısım ile sanal kısım arasında herhangi bir matematiksel işlem yapılamamasıdır.

    Gerçel, reel veyá gerçek ne demek?

    Somut, görülebilen, gözlemlenebilen veyá algılanabilen nesnelerdir.

    Nesne ne demek?

    Madde veyá kütle.

    Sanal ne demek?

    Daha önce ifade ettiğim üzere soyut, görülemeyen, gözlemlenemeyen veyá algılanamayan nesnelerdir. Başka bir ifade ile aynı uzayda olduğumuz hâlde algılanamayan veyá algı dışı maddelerdir.

    Yáni gerçel, reel veyá gerçek sayılar; görülebilen evrene áit maddelere karşılık gelirken, sanal sayılar; görünemeyen evrene áit maddelere yáni "karanlık maddeye" karşılık gelmektedir.

    Gerçel sayılar ile sanal sayılar arasında herhangi bir işlem yapılamamaktadır çünkü görünen madde ile "karanlık madde" arasında bir etkileşim olmamaktadır.

    Bir örnek:

    Mutfağımda 4 adet kürdan var. Fakat ben 4 adet kürdan daha olduğunu hayâl ediyorum.

    Şimdi sadece bu kürdanların olduğu bir uzayda kürdan sayısını ifade edelim.

    z: Toplam kürdan sayısını ifade eden karmaşık sayı
    a: Gerçel sayı
    b: Gerçel sayı
    i: Hayali yáni sanal sayı

    z = 4 + 4i

    z sayısı; gerçel veyá gerçek kısmı 4 iken yáni Re(4+4i)=4, sanal kısmı 4i yáni Im(4+4i)=4 olan C Uzayı'nda(Karmaşık sayıların olduğu uzay) bir karmaşık sayıdır.

    Hayâlimde ürettiğim 4 adet kürdan yáni 4i, gerçek veyá somut 4 adet kürdan ile toplanamamaktadır.

    Yáni somut 4 adet kürdan ile hayâlimde ürettiğim 4 adet kürdan toplamda 8 etmemektedir(!).

    Çünkü biri gerçek varlıktır, maddedir veya kütledir, diğeri ise soyut varlıktır, maddedir veyá kütledir.

    C uzayı yáni karmaşık sayıların olduğu uzay, aynı zamanda içinde olduğumuz uzaydır çünkü bu uzayda hem görünen madde hem de "karanlık madde" biraradadır.
    gokhan deveci 27 Ağustos 2019
  • 0
    lise bilgisiyle evreni anlamak ne zor lol
    destroyer 27 Ağustos 2019
  • 0
    Destroyer,

    Pekâlâ dediğinin doğru olduğunu varsayalım.

    Şimdi bana takyonların neden karanlık madde adayı olamayacaklarını bilimsel olarak açıkla.

    [Yanlışlayabiliyorsan bunu bilimsel gerekçeleriyle yapmalısın(Diğer ileri sürdüğüm tezler içinde geçerli).]

    Karanlık madde adayı olunması için gereken asgari şartlar nelerdir?

    Karanlık madde adayı olarak ileri sürülen parçacığın veyá gökcisminin:

    1) Kütlesinin olması,

    2) Elektromanyetik radyasyon ile etkileşime girmemesi(Bu bir gökcismi ise radyasyonu bir sebepten yutması veyá emmesi) veyá hiçbir parçacık ile etkileşime girmemesi.

    Takyonlar asgari şartları yerine getirmiyor mu?

    1) Kütleleri var(!),

    2) Henüz hiçbir takyon tespit edilemedi, tespit edilemiyor çünkü görünen madde ile etkileşime girmiyorlar(!).

    Etkileşime girmiyorlar çünkü "sanal" bir kütleye sáhipler(!).

    Hadi yanlışla...

    Takyonların neden karanlık madde adayı olamayacaklarını açıkla. Yanlışlarken bilimsel bir gerekçe ileri sürebilirsen, haklısın diyip yazılarımı sileceğim.

    Yanlışlayamıyorsan bu tezi değerlendirmeye almak zorundasın ki alacaksın, alacaklar çünkü yanlışlanabilir olmaması sebebi ile bu kaçınılmaz(!).

    [Takyonlar ile ilgili ayrıntıları yazacağım.]
    gokhan deveci 27 Ağustos 2019
  • 0
    bir sey yanlislanabilir degilse bilimsel de degildir. scientific methodology 101
    destroyer 27 Ağustos 2019
  • 0
    Sen topu taca atıyorsun çünkü topu sahada tutamayacağının farkındasın.

    Bilimsel gerekçeleri ortada ileri sürdüğüm tezlerin. Ve bilimsel gerekçeleri olan bir tez yanlışlanabilmelidir eğer yanlış ise.

    Sen bilimsel gerekçeleri olan yáni bilimsel olan bir tezi yanlışlayamıyorsun.

    Ve bilimsel gerekçeleri olan bir tezin yanlışlanamıyor olması bilimsel olmadığı anlamına gelmez, bilimsel olarak yanlışlanamadığı anlamına gelir.

    Tez ortada, beton gibi bilimsel gerekçeleriyle beraber.

    Öte yandan fotinoların karanlık madde adayı olarak ileri sürüldüğü yerde ki varolmaları için teorik bir sebep bile yokken(Süpersimetri iyi bir denemeydi, öngörüydü ama büyük patladı sanki), takyonlar bu kategoride kesin olarak adaydırlar ve oskarıda alacaklardır.
    gokhan deveci 27 Ağustos 2019
  • 0
    aynen aynen
    destroyer 27 Ağustos 2019
  • 0
    Evet...

    Ezberleriyle bilgi taslayamayınca egosu, kibri büzüştü tabi hâliyle bunun...

    Ama kendi içine çökmeni engelleyecek bir mekanizma olduğundan emin olmadığım için başka birşey yazmayacağım sana...

    Böyle büzüşük kal biraz...
    gokhan deveci 27 Ağustos 2019
  • 0
    Ve fakat takyonların hangi bilimsel gerekçe ile karanlık madde adayı olamayacaklarını açıklarsan egonu tatmin edebilir, büzüşükken tekrar şişebilirsin...

    Hadi dene... Başarırsan sana bir adet "higgs bozonu" alacağım.
    gokhan deveci 27 Ağustos 2019
  • 0
    Karanlik maddenin hizi C’nin altinda, takyonlarin ise alt limiti C’den fazla.
    morgan 27 Ağustos 2019
  • 0
    Evet...

    Karanlık maddenin sadece "kütleçekimsel" merceklenme ile tespit edildiğini sanan arkadaş da geldi.

    Morgan, senin için ekstra bir bilgi vereyim öncelikle.

    Merceklenme etkisinin ortaya çıkmasını sağladığı espit edilen 30'a yakın gökcisminin "karanlık madde" ile bir ilgisi olmayabilir. Bu gökcisimlerinin, haloda elektromanyetik radyasyonu bir sebepten yutan ve hiçbir şekilde ışıma yapmayan gökcisimleri olması yàni bir Macho olmaları kuvvetle muhtemeldir.

    Macho'ların karanlık madde adayı olduğunu düşünenler için "kütleçekimsel" merceklenme "karanlık bir madde veyá karanlık gökcisimleri" olduğunu düşündürtsede, "karanlık maddeyi" oluşturanın Macho'lar olmadığını düşünenler için "kütleçekimsel" merceklenme birşey ifade etmeyebilir.

    Daha önce ifade ettiğim üzere "karanlık bir maddenin" olduğunu ama bu maddenin Macho olmadığını başka birşey olduğunu düşünmek için başkaca ve daha geçerli sebepler vardır.

    Şimdi gelelim ileri sürdüğün teze...

    "Karanlık maddenin hızı ışık hızının altındadır".

    Nasıl bir "boş" çıkacak yine çantanın içinden merák içindeyim.

    Evet tezini gerekçelendir bakalım.

    "Karanlık maddenin" ne olduğu tespit edilmiş olmalı böyle bir tez ileri sürebilmen için.

    Evet...

    Neye dayanarak bu tezi ileri sürdüğünü açıkla bakalım...
    gokhan deveci 27 Ağustos 2019
  • 0
    Morgan,

    Yukarda, "Karanlık madde kütleçekimsel merceklenme ile hesaplanıyor" şeklinde bir ifaden vardı.

    Bu cümlene istináden yazdım son yazdıklarımı.

    "Hesaplanıyor" ifadene istináden bir bilgi daha vereceğim sana. Çünkü ileri sürdüğün bilgilerin çoğu gibi bu bilgi de yanlış.

    "Kütleçekimsel" merceklenmenin evrendeki "karanlık madde" miktarının belirlenmesinde hiçbir rolü yoktur.

    "Karanlık bir maddenin" olmasını gerektiren sebepleri yazdım. Bu sebepler kapsamında "karanlık madde" miktarı hesaplanmaktadır.

    Kısaca yazayım o sebepleri tekrar:

    1) Galaksi içindeki sıcak gazların olması gerekenden daha yavaş dağılım göstermeleri,

    2) Halodaki yıldızların olması gerekenden daha hızlı hareket ediyor olmaları(Haloda bulunan toplam görünen kütle miktarı itibariyle bu hızlarda hareket etmeleri mümkün değil.)

    3) Galaksilerden gelen toplam ışıma itibariyle galaksilerin kütleleri hesaplanabilmektedir. Toplam kütleleri itibariyle, galaksilerin farklı yöntemler ile hesaplanan hızlarının çok daha düşük olması veyá çıkması gerekirdi.

    "Kütleçekimsel" merceklenme sadece "karanlık bir madde" olduğunu düşünmek için bir sebeptir.

    Yáni olmasını gerektiren değil, olduğunu düşündürten.

    Ve merceklenme etkisinin ortaya çıktığı 30'a yakın cisim veyá madde halodaki gökcisimleridir. Yáni Macho'lardır ve öyle sanılsada Macho'ların "karanlık madde" ile hiçbir âlâkaları yoktur.

    Bir bilgi daha:

    Bilimciler tarafındanda Macho'ların záten "karanlık madde" miktarının tamamını oluşturduğu düşünülmüyor.

    Macho'lar da dáhil olmak üzere baryonik kökenli "karanlık madde" adaylarının oluşturduğu toplam kütle miktarının, toplam "karanlık madde" miktárının düşük bir yüzdesini oluşturabileceği düşünülüyor.

    Karanlık maddenin oldukça büyük çoğunluğunun baryonik olmayan "karanlık madde" adayları tarafından oluşturulduğu düşünülüyor.

    Ama yanlış düşünüyorlar çünkü karanlık madde tek bir şeyden oluşmakta: Takyonlar...

    Evet morgan, sorduğum sorulara cevap vereceksin kesin olarak ve bu bilgiler ışığında daha az saçmalayacağını umuyorum.
    gokhan deveci 28 Ağustos 2019
  • 0
    Velocity of dark matter, seklinde arayabilirsin.
    Ayrica https://www.quora.com/Is-dark-matter-tachyons https://www.quora.com/Can-dark-matter-be-a-class-of-tachyons gibi pek cok tartismada bu konuda gorusler belli.
    Haluk Berkman’in zaten Takyon Evren Modeli mevcut.
    morgan 28 Ağustos 2019
  • 0
    morgan,

    Bırak şimdi kaynak göstermeyi, link vermeyi...

    Takyonların "karanlık madde" adayı olamayacaklarına dáir ileri bir tez sürdün ki hiçbir makûl gerekçeside olmayan.

    Bunu gerekçelendireceksin.

    Gerekçelendiremiyorsun çünkü temelsiz ve mesnetsiz bir iddiada bulundun.

    Neyine açıklama yapayım yáni ben şimdi gerekçesi olmayan tezin veyá iddianın?

    Gerekçem yok de, itiraf et en azından da, ona yönelik cevabını al.
    gokhan deveci 28 Ağustos 2019
  • 0
    Yazdim, hizlari tutmuyor.Daha baska nedenler de mevcut.Istersen okursun.Ingilizce bilmiyorsan ceviririm, halihaxirda bilgiler mevcut.
    morgan 28 Ağustos 2019
  • 0
    Arkadaşım, hızları tutmuyor ne demek?

    "Karanlık madde" ne zaman tespit edildi de hızı ölçüldü?

    Sen "karanlık maddenin" ne olduğunu sanıyorsun?

    Birde çeviri yapacakmış bana...

    "Boş yapma" kâfi...
    gokhan deveci 28 Ağustos 2019
  • 0
    Hızları tutmuyormuş...

    Hayır, bilimsel bir test veyá gözlem sözkonusuysa karanlık maddeye ilişkin, karanlık maddeyle ilgili tez oluşturmaktan vazgeçelim...

    morgan, yaptığın resmen bilimsel bir çarpıtmadır(!).

    Bilimsel gerçek şudur ki:

    "Karanlık madde" ile bilim arasında bir temas yoktur, olmamıştır.

    [Temas: Bilimsel bir test veyá gözlem.]

    Evrende DİĞER MADDELER VEYÁ VARLIKLAR ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ itibariyle "karanlık bir madde" olduğu düşünülmektedir.

    VE BİLİM, "KARANLIK MADDE" İLE DOĞRUDAN TEMAS SAĞLAMAMIŞTIR VEYÁ SAĞLAYAMAMIŞTIR.

    "Karanlık maddenin" hızı ile ilgili olarak bilimsel bir veri yoktur(!).

    Bu bağlamda "Karanlık maddenin hızı ışık hızının altındadır" cümlesi bilimsel bir veriymiş gibi lanse edilsede, külliyen asılsızdır.
    gokhan deveci 28 Ağustos 2019
  • 0
    Evet...

    Anlaşılacağı üzere takyonların, "karanlık madde" adayı olmalarını engelleyecek bilimsel bir veri yoktur.

    Ve "karanlık maddenin" takyonlardan oluştuğunu düşünmek için gayet mákûl sebepler sözkonusudur(Açıkladım).

    Ve sıra geldi takyonlar ve boyutlar ile ilgili tezlerime...

    Yazacağım...
    gokhan deveci 28 Ağustos 2019
  • 0
    Evet...

    Şu ána kadar ileri sürdüğüm tezlere bir göz atalım. Yeni ve önemli ayrıntılar vereceğim ayrıca.

    1a) Zaman hiçbir şekilde yavaşlamaz.

    1b) Zaman bir boyuttur ama geçmişten geleceğe doğru hareket eden veyá geçmişten geleceğe doğru hareket edilmesini sağlayan bir boyut değil, uzayda veyá mekânda bir noktadan başka bir noktaya hareket edilmesini sağlayan bir boyuttur.

    [Evet, 1c maddesine dikkât ediniz. Daha önce açıkladıysamda ilk kez bu şekilde ifade edeceğim.]

    1c) Zaman, bilginin taşındığı veyá bilginin taşınmasını sağlayan bir boyuttur. Uzayda veyá mekânda bir noktadan başka bir noktaya hareket eden bilgidir(!).

    1d) Boyutsuz veyá "saf(!)" enerjinin "Big Bang" ile "o noktadan" üç adet mekán boyutuna genişlemeye başlamasıyla üç boyutlu mekân veyá uzay oluşmuştur.

    1e) Bu enerjinin planck uzunluğunda büyüklükler veyá birimler ya da bir boyutlu sicimler hâlinde titreşmeye başlamasıyla zaman oluşmuştur. Yáni zaman, birbirine bağlı ve planck uzunluğunda titreşen sicimlerin oluşturduğu üç boyutlu bütünleşik bir yapıdır.

    [Evet, 1f maddesine dikkât ediniz. İlk kez bu şekilde ifade edeceğim.]

    1f) Sicimlerin titreşim hızları, uzayda bilginin taşınma hızıdır(!).

    1g) İçinde bulunduğumuz zaman boyutunda ışık hızı olarak bilinen hız, bilginin taşınma hızıdır.

    A ve B noktalarını tekrar ele alalım. Bu iki nokta arasındaki mesafe planck uzunluğu olsun. Işık A ve B noktaları arasındaki mesafeyi bir planck zamánında kateder. A ve B noktası arasında bir sicim vardır ve ışığın A noktasından B noktasına hareket ederken, hareketinin hızını belirleyen sicimin titreşim hızıdır. Ve A noktasından B noktasına hareket eden ışık değil ışığa ait bilgidir(!).

    1h) Bilinen anlamıyla ışık, parçacıklar, atom ve madde yoktur. Bunlara áit bilgiler vardır.

    Bunu kanıtladım.

    Kısaca:

    Evrendeki en kısa uzunluk planck uzunluğudur ve en kısa zaman dilimide planck zamánıdır. Evrende hareket hâlinde olan her varlık bir planck zamánında bir planck uzunluğu katetmek zorundadırlar. Bu da tüm varlıkların aslında aynı hız ile hareket ettikleri anlamına gelmektedir. Ama tüm varlıklar aynı hız ile hareket etmemektedirler. Çünkü hareket eden varlıklar değil, onlara áit bilgilerdir(!).

    Yáni bir planck zamánından diğer bir planck zamánına bilgiler "ışık" hızı ile aktarılıyor ve bu sáyede madde yáni görünen evren oluşuyor.


    2) Kütleçekim kuvveti yoktur. "Bükülme" vardır.

    Daha önce "bükülmeye" sebep olanın sicimlerin biraraya gelmesidir demiştim. Tezin akışı ve o bölümde anlaşılabilmesi itibariyle o şekilde ifade etmiştim.

    Doğrusu şu:

    Sicimler biraraya gelmemektedir. Sicimler üzerinden bilgi akışı gerçekleşmektedir. Ve uzay, sicimlerin taşıdığı bilgiler sebebi ile bükülmektedir.

    3) "Karanlık bir enerji" yoktur.

    "Big Bang" ile "o noktadan" üç adet mekân boyutuna genişlemeye başlayan ve bu sáyede uzayı oluşturan o "saf(!)" enerji hâlâ o noktadan genişlemeye devám etmektedir. Yáni evrenin genişlemesine neden olan evreni oluşturan o "saf" enerjinin kendisidir.

    Evrenin nasıl genişlediğini bir analoji yardımı ile anlatmaya çalışacağım ve bu yeni bir açıklama olacak.

    10 km uzunluğunda bir demiryolu düşünelim. Bir tren ancak demiryolunda ilerleyebilir veyá hareket edebilir değil mi?

    Bir sebepten demiryolu hattının olduğu toprak üzerinde bir toprak kayması oldu ve demiryolu hattı ikiye ayrıldı.

    Demiryolu hattının birleştirilmesi yáni trenin hareketini sürdürebilmesi için 2 km demiryolu daha döşendi.

    Toplam demiryolu hat uzunluğu 12 km'ye çıktı.

    Ve tren eskiden 10 km boyunca hareket edebiliyordu, hâliyle artık 12 km boyunca hareket edebiliyor.

    Evet...

    Toprak kaymasına sebep olan "Big Bang" ile "o noktadan" üç adet mekân boyutuna genişlemeye başlayan saf enerjinin hâlâ o noktadan genişlemeye devam etmesidir.

    [Anlaşılması için şöyle ifade edeceğim: "14 milyar" yıl önce "patlama" oldu, evren oluştu evet ama "patlayan" yerden enerji girmeye hâlâ devam ediyor.]

    Toprak kayması ile demiryolu hattı birbirinden ayrıldı.

    Yáni sicimlerden oluşan bütünleşik yapı birbirinden ayrılıyor ama yeni gelen enerjide aynı şekilde bir boyutlu sicimler hâlinde titreşmeye başlıyor ve bu şekilde madde(madde bilgisi) hareketine devam ediyor ve uzay ile beraber zamanda bu şekilde genişlemiş oluyor.

    4) Higgs Bozonu yoktur(Parçacıklara kütle kazandırdığı sanılan bozon).

    Evet...

    Sıradaki tezimin takyonlar, karanlık madde ve boyutlar ile ilgili olacağını söylemiştim.

    Şöyle bir giriş yapacağım.

    Demiştim ki:

    Sicimlerin titreşim hızı, uzayda bilginin taşınma hızıdır.

    Ve sicimler tam olarak 7 birbirinden farklı frekansta titreşmektedirler. Her bir frekanstaki titreşimleri bir zaman boyutuna karşılık gelmektedir. Yáni içinde bulunduğumuz zaman boyutundan hariç tam olarak 6 adet zaman boyutu daha vardır.

    Ayrıntıları yazacağım...
    gokhan deveci 29 Ağustos 2019
Yorum yazabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Giriş Yap