• +1

    Kütle nedir?

  • 0
    @Alliance33'e ithaftır.
    Sorunun özü şu; Ya sabit olduğunu düşündüğümüz kütle , aslında sabit değil ise, kütle nedir?
  • 0
    Kütle ile ivme arasında bir benzerlik var.
    Ayrıca evrenin genişlemsiyle gerçekleşen bir sürekli hareket var.
    Ve gene ayrıca, aynı trendeki yolcular aynı hıza sahip oldukları için, biribirlerinin dışarıya göre hareketli olduklarını asla farkedemezler. (Trenin dışarısı ile görsel ve bilişsel teması olmaması şartıyla) Tüm hareketleri trenin içine göre ve görecelidir.

    Tüm bunlar altında, Sabit olduğunu sandığımız kütlemiz , bu tür bir eşdeğerli hareketin ürünü ise...
    Bu durumda her ekstra hareket (tren içindeki), bu kütlenin üstüne kütle eklenmesi olarak kendisini gösterebilir (mi?).

  • 0
    Dışarıdaki gözlemciye ve onun sonuçlarına ulaşma şansımız yok. (Evrene dışarıdan ancak hayalgücümüzle bakabiliriz).
    İçerideki gözlemci (bizler ve evrendeki tüm nesneler) ise bu durumu saptayamayız çünkü hepimiz aynı trendeyiz. Tüm ölçümlerimiz göreceli (trene ve içindekilere göre) olacak.

    Hatta hızımız azalsa veya artsa bile durumu saptayamayız. Çünkü sistem dışından referans alabileceğimiz bir yer yok.

    Bu durumda elimizde ışık hızı dahil, sabit olan hiç bir şey olmayabilir. Işık hızı sadece gözlemciye göre sabit çünkü. ( Kafa karıştırıcı gibi gelse de, üzerinde düşünürseniz net bir durum. Özel Görelilik bu durumun bir sonucu çünkü)

    Sabit olan bir şeye ihtiyacımız var. Ki ona göre ölçüm yapıp, değer atfedebilelim. Değerler üretebilelim.
    Bana göre, evrenin genişlemesinden kaynaklandığını düşündüğüm dalgaların frekansı sabit olabilecek tek şey gibi evren içinden baktığımızda. (Dışarıdan bu bile göreceli olabilir ).

    Elimizdeki bilimsel bilgi birikimi ve bakışı sınırlı. Özellikle evren ötesi için. Bu nedenle burası için varsayımlar üretmekle enerji harcanmamalı. Evren içi için bile çok sınırlı bilgilerimiz. Bunları göreceli olarakta olsa bir sisteme ve yapıya kavuşturmuş durumdayız. Bu yolda ilerlemeli.

    Evrenin süper akışkan dokusu olduğunu (eter kavramı karşılık geliyor ve bu 20nci yy başlarında yok olarak kabul edildi. Literatürde hala öyle ama Higgs alanı, soru işaretleri oluşturdu... Bence eşdeğerli bir karşılığı var.) kabul ederek, tüm olgular tekrar ele alınmalı.

    Mesela ; Casimir etkisi ile kütleçekim kuvveti aynı sebebin, koşullara göre farklı sonuçları ise? Eğer evreni süper akışkan kabul edersek bu mümkün oluyor.

    Son sorunuza gelince; Trende koşanın bulduğu değer yanlış değil. Ama net, kesin değil. Tren hareketinden kaynaklanan kütle+ tren içindeki hareketinden kaynaklanan kütle olarak ölçer bence.
    Trenin hızı değişince bile, tren içi hareketinden kaynaklanan kütle artışı, içerdiği enerji yoğunluğu aynı olduğu için, oranlı olacaktır. Ölçümüde bu orana göre yapacağından, aynı sonucu bulacaktır.

    Çünkü ölçüm yaptığımız aletlerimizde, bu değişimden aynı şekilde etkileniyor. BENCE...
  • 0
    Durgun kütleden bahsedemeyiz , haklısın kesinlikle haklısın @alliance33 . Evrenin genişlemesinin dışında sabit duran bir gözlemcinin evrenin içinde ki gözlemcilerin hızını ölçtüğünde ki değer ile evrenin içinde ki gözlemcilerin ölçtüğü değerler farklı olacaktır , bu göreliliğin kaçınılmaz sonucu .
  • 0
    Peki evrende sabit olan bir nokta var mıdır ? Göreceliğe göre yok tabi sonuçta genişleyen bir evrendeyiz . Yinede evrensel bir ölçüm için referans alabileceğimiz bir 0, momentumsuz , enerjisiz bir nokta var mıdır ?
  • 0
    Duran bir kütle ile ivmelendirilmiş aynı kütle arasındaki tek fark; içerdikleri enerji yoğunluğu...
    Tüm olayı bu ufak fark'a göre elden geçirince, çok daha farklı bir bakış ve kavrayış ortaya çıkıyor.


  • 0
    Son sorunuz, ilham perisinin dokunduğunu ve bir şeyleri kavramaya başladığınızı gösteriyor. Bulduğum cevaba yakın olduğunuzu düşünüyorum. Ama kendiniz bulmalısınız. Direk vereceğim bir cevap, daha farklı ve zengin bir kavrayışı engelleyebilir. (Belki benim düşüncemi değiştirmemi sağlayacak kadar vurucu)...
    İp ucu, fractal yapılar, çok basit bir şeyin tekrarından, karmaşık ve komplike sistemlere dönüşüyorlar.

    Size yardımcı olacak bir soru sorayım: Dış ortama göre belli bir hız da hareket eden bir ortam düşünelim. (Tren ortamımızdaki gibi.)
    Bu ortamdaki iç gözlemciye göre hareketsiz bir konumdayken, liliput ülkesinden (Güliverin cüceleri) bir grup insanı, dışarıyı göremeyecekleri ve algılayamayacakları şekilde minikbir trene bindirip hareket ettirseydik.

    Onlar durumlarını ve çevreyle olan ilişkilerini nasıl tanımlarlardı?
  • 0
    Şimdi bir aşama daha ileri düşünelim.
    a) Liliput cücesinin gövdesini etkiyen kuvvetler sonucu,liliput cücesinin duruşu (spini) nasıl olabilirdi?
    b) Ya liliput cücesininde "bir liliput cücesi durumu" olsaydı? Hatta liliput cücesinin, liliput cücesinin de bir liliput cücesi olsaydı.
    En küçük liliput cücesi hariç, tüm trenleri bırakıp cüceleri kaldırsaydık, bu sistemin toplamı bize nasıl görünürdü? (en küçük liliput cücesini etkeyen kuvvetler açısından )

    Bu durumu değerlendirdiğinizde, bakış açısına katılacak bir aşama daha kalacak.
    Ancak bu sefer çabuk (bir günde) dönmeyin konuya , bir önceki ve bu bakış açısını kavrayışınızı iyice tartıp hazmetmeye, yani alışıp bu kavramları doğal algılamaya başlayıncaya kadar değerlendirin.

    Bizim çok yaptığımız bir hata; aceleciliğimiz. Bir kavrama alışmadan, içselleştirmeden bir sonrakine geçiyoruz. Bir sonraki üst kavram için, basit bir bileşen olan alt kavram içselleştirilmediğinde, bir üst kavramda anlaşılmıyor.

    Bu da enerji ve zaman kaybına neden oluyor. Çünkü bu sefer en baştan üstelik, araya yerleşmeiş bağlantısız ya da farklı sonuçlara yönlendiren ara kavramlarında üzerine gitmek gerekiyor.
  • 0
    Kalan son Liliput cücemizi, bir enerji alanı olarak düşünürsek, (mesela bir sabun köpüğü gibi canlandırın kafanızda) ilk dalgayı (ilk hareket yönündeki ivmeyi) yediğinde, bir momentum kazanıyor. Aynı zamanda dalganın sinüzoidal hareketi ile konumunda titreşiyor. Bu durumda iken onu (sanırım) sicim olarak tanımlıyoruz.
    Titreşen sicimimiz, ikinci dalgayı yediğinde ise momentumu artıyor. Ancak bu seferinde dalgayı karşıladığı yöne göre, yapısını koruyabileceği bir açı ile duruş sergiliyor. Yani bir spin oluşturuyor.
    Bunu en güzel, denizde farklı yönlerden ve farklı kuvvetlerden rüzgar alan bir yelkenlinin, rotasını değiştirmeden (evrenin genişleme yönü) , denize ve rüzgara göre duruşunu değiştirmesi olarak benzetebiliriz. Her yeni rüzgâr geldiğinde yelken ve gövde konumları değişecektir.
    https://1.bp.blogspot.com/-H3HfbFdisiU/VriP9vjnm4I/AAAAAAAADqg/iHl5Cn7nZNg/s320/06-02a.jpg
    Burada içine düşebileceğimiz hata, evrenin genişleme dalgalarının her yönden aynı anda etki etmesini değerlendirirken söz konusu...
    Evet, enerji alanımıza-topağımıza her yönden aynı anda etki ediyor ama her yönden eşit kuvvette etki etmiyor.
    https://2.bp.blogspot.com/-vuJn7f4uhIg/VrSAk5MsvkI/AAAAAAAADk8/MN2KC8mpeWk/s200/01-04.jpg (Şekilde "aynı" EGD nin farkı zamanlarda aynı konuma etki etmesini tanımlamaya çalıştım)
    Çünkü bunun olabileceği tek yer, evrenin merkezi olarak varsayabileceğimiz sanal bir nokta.
    Oysa bu enerji alanları, evrenin içinde heterojen olarak dağılmış durumdalar. Yani evrenin genişleme çeperine farklı açılarda, farklı uzaklıktalar. (Bir çemberin ya da kürenin içindeki bir noktayı düşünün
    Merkez nokta hariç, hangi noktada olursa olsun, noktamızın çemberin ya da kürenin diğer çeper noktalarına olan uzaklıkları farklı olacaktır) Genişleme dalgaları da, sicimin evren içindeki konumuna göre, serbest bırakıldıkları noktaya göre farklı uzaklıkta olduklarından, her etki ettiği yönden aktardığı ivme faklı değerde olacaktır.
    Kanımca, en az 4 EGD kütle üzerinde şekillendirici etkiye sahip, çünkü 4 açıdan gelen EGD 'nin yansıması ile tanımlanan kütle çekim dalgaları da bu şekilde birbirlerinden farklı olabilir. https://1.bp.blogspot.com/-s1HeFpP9HoY/VrSBGwJFC5I/AAAAAAAADm8/6uihfw5pztI/s320/06-09.png
    https://1.bp.blogspot.com/-qWwdVfArDFY/VrSBGod2tyI/AAAAAAAADm4/n2i_1fDhtFI/s320/06-08.jpg
    (Bir karadeliğin kütleçekim alanının (NASA tarafından) canlandırması)
    (Aslında daha fazla EGD etkin ama birbirlerini sönümlüyor ya da tanımlanması zor olacak kadar küçük kalıyor olabilirler.)
    Dünyanın kütleçekim alanına bakılınca da benzer şekilde olduğu görülüyor. (Küresel değil).

    (Bu nedenle başka bir yazıda; belki de kütle oluşumu ancak belli bir aralıkta sadece olabilir, diğer yerlerde enerji formunda kalıyor da olabilir ki biz de sadece 14 milyar ışık yıllık bir hacmi saptıyor olabiliriz. Demiştim.)

    Burada kendi bakışımda temel parçacık/kütlenin nasıl oluştuğunu tanımlamaya çalıştım.

    İşte bu noktaya gelmiş olan parçacığa bir ek kuvvet-ivme daha uyguladığınızda, ona bir miktar daha momentum uygulamış oluyorsunuz. Bu da onun kütlesini arttırıyor.
    Tabii burada ölçtüğümüz kütle, göreceli bir kavram, evrenin genişleme yönüne göre bir değerlendirme.
  • -1
    Göreceliği yarattığı için eınsteıni öldürmek istiyorum .
  • -1
    Katıldığım ve beni aşan bir tanımlama :-) . Einstein bize göreliliği gösterdi. Evrende hiç bir şeyin sabit olmadığını. (Einstein büyük bir basamak taşı oldu. O olmasaydı daha üst basamaklara çok geç, belki de asla çıkamayabilirdik. Üstelik onun bakışının yol göstericiliği olmasa, yeni ufuklara da dalamazdık...)

    Ama sabit bir evren düşüncesine o kadar bağlıydı ki (ayrıca dönemiminde gereği), göreliliği o bakışlara göre ele aldı. Sabit bir evrende olsaydık, mükemmeldi yaklaşımı.
    Daha sonra da genişleyen evreni zorlukla kabul etsede, denklemlerini ve bakışını çok fazla değiştiremedi. Çünkü mevcut bilgilere ve birikimlerin deney sonuçlarına göre mükemmeldiler.

    Ama biz hareketli, sürekli genişleyen bir evrendeyiz. Kütle'nin 3 uzamsal boyutlu koordinatı evrene göre sabit olsa bile, evrenin genişlemesinden dolayı ek bir hareket sürekliliğinin içindeydi. Bunu zaman olarakta tanımlıyoruz. (Aynı şey'in farklı sonuçlarından biri olarak)
    Bence, genişleyen bir evrendeki nesnelere göre, "göreceliği ele alsaydı" , sanırım çok daha farklı sonuçlar üretirdi.
    Ayrıca onun döneminde temel parçacıklar katı ve sabit olarak ele alınıyordu. Proton, elektron ve nötron.... Bütün maddeler, bu katı ve sabit parçalardan oluşuyordu o dönemde...
    Bu nedenle bakış açısı , çağının öncüsü olsa da üstelik bize de ufuklar açsa da eksik kaldı. Hatasız ama eksik.
    Çağımızda, maddenin temel parçacıklarınında temel parçacıkları olduğunu, katı değil aslında içiçe alanlardan oluşan parçacıkları farkettik. Üstelik bu alanlar büyük oranda boşluk içeriyordu. Bizler boşluğu pasif olarak ele alıyoruz. Oysa kütle oluşumunda, o boşluk olarak nitelediğimiz alanlar da "sistemin bir parçası"...
    En aşağıya indiğimizde cevaplara ulaşamadık ama matematiksel olarak sicimleri bulduk.

    Temel enerji alanımıza ivme uyguladığımızda, bir parçacık oluyor ama tek boyutlu bir alanda. Bu yapıya başka bir açıdan daha kuvvet uygulanınca, 2 boyutlu bir alana dönüşüyor. Ancak hala kütlesiz... Ancak 3ncü bir açıdan daha kuvvete maruz kalınca, enerjimiz 3 yönde titreşmeye başladığı için, kütle kazanıyor.
    Bu kütleye (3x) ek bir kuvvet (ivmelendirdiğimizde) uyguladığımızda (60N), kütlemizin (3x) uzamsal boyutlardaki titreşim alanını genişletiyor. (2 uzamsal boyutta genişlerken, hareket yönündeki uzamsal boyutta sıkışıyor) Böylece titreşim alanı genişleyen kütle(=yoğunlaşmış enerji) artık (3x)+60 N oluyor.

    (Enerjinin titreşim alanının genişlemesi, sicim kavramından ilham aldığım bir yaklaşım... Sicimlere yeterince enerji verilirse bütün evreni kapsayacak kadar genişleme esnekliğine sahip olduğu belirtiliyordu. Yani enerji, sicimin direk yapısına/dokusuna dahil oluyor ve onun alanını genişletiyordu.)

  • 0
    Burada kafamı kurcalayan soru, hızlanan cisimlerde hareket yönündeki uzamsal boyutta neden daralma olduğu, diğer iki boyutunun ise aynı kaldığı oldu.
    Kendimce bir yarı cevap buldum ama sizin fikirlerinizle daha da gelişebilir. (@Alliance33 ve @Mr. Nobody...) (Karamekik'te; "Mr. Physics" dahil olsa güzel olurdu).
    Çünkü bu durum, hareketli nesnedeki kütle artışı ölçümlemesi ile de bağlantılı gibi bence.
  • 0
    :-) PDF'si biraz katı kaldı, animasyonları ekleyemediğim için...
    Blog sitesinden (http://evreneyenibirbakis.blogspot.com ) okumak daha rahat olabilir.
    Üstelik ilgili konuların altındaki ekler linklerinde, buradaki yazışmalardan da ekleme yaptığımdan, bazı konularda daha açıklayıcı-anlaşılabilir gibi bence...

  • 0
    Şimdi iç gözlemci,(hareket halindeki ortamdaki) bu durumun farkında değil. O eğer büyük bir gemide elinde metre ile ölçüyorsa, değerleri hareket durumundan önceki ile aynı ölçecek. Çünkü ölçüm araçlarıda aynı değişimden etkileniyor.

    İkincisi, dış gözlemcinin gördüğü, hareket eden nesnenin , hareket yönündeki boyutunda bir sıkışma-daralma olduğu ... Yani sadece hareket yönünde iken bu daralma oluyor. Bunu bir balonun, bir akışkan içindeki hareketini gösteren resim ile canlandırmaya çalışmıştım.
    https://1.bp.blogspot.com/-NHqLYimc9OE/VrSBTH5oLSI/AAAAAAAADoo/PgNu-WOw9aQ/s400/08_07b.jpg

    Ancak burada muallakta olduğum bir nokta oldu. Canlandırma da balonun iç basıncının, sonsuz esneme kapasitesindeki balon dokusu sayesinde, bu sıkışma sonucunda diğer iki "dik" açılı yönde genişleyeceğini öngördüm.
    Ancak daha sonra bir yerde, diğer boyutlarda bir esnemenin-genişlemenin olmayacağını okudum. Başlangıçta kafama yatmasa da, bunu bu sefer "titreşim alanında genişleme" olarak tanımladım ve kullandım. Sonuçta daha geniş bir titreşim alanının mümkün olduğunu ve her iki durumuda karşıladığını görünce rahatladım. (Diğer iki boyut esnesin ya da esnemesin sonuç aynı...)

    Burada ilginç olan şey, eğer nesne ışık hızına ulaşabilse, artık 2 boyutlu bir yüzeye dönüşecek olması.

    Hızı artıkça, akışkandan kaynaklanan direnç ile bu yönde sıkışmaya zorluyor ve diğer boyutlar (ki onlarda birbirlerine başlangıçtaki gibi 90 derece kalmaya devam ederek , 2 boyutlu bir yüzey olarak kalıyorlar)ın titreşim alanı genişliyor olmalı... Diye düşündüm.

    Titreşim alanının genişlemesi demek; uzay-zaman dokusuyla olan dik temas alanının değişken olarak azalıp/artması demek. Alt limiti; nesnemizin doğal uzamsal boyutları iken, üst limiti; artan enerjiyle hızlanan frekansa göre genişleyen bir alan-boyut gibi...
    Belki bu hız artışı oranı ile zamanın yavaşlama oranının doğru orantılı olmaması arasında bir ilişki olabilir, diye düşünüyorum.
  • 0
    Başlangıçta, üç uzamsal boyutun birbirleri ile 90'a derece açı yaptığını kabul edersek, 3ünüde eşit açıda merkezden kesen tek doğru var. Bu uzamsal boyutlarla ya 45 yada 135 derece açı yapıyor. Matematiksel olarak boyutların birbirini 90'a derece ile kestiği ifade edilse de, bence bu belli koşullara bağlı. Zaman'ı bir boyut gibi ele aldığımızda, bu üç uzamsal boyutu da aynı anda 90 derece ile kesebileceği tek durum var. Bu durumda 3 uzamsal boyut, 2 boyutlu bir yüzeye indirgenmiş ve aralarında 90 değil, 120 derece açı var iken mümkün.

    (Bence diğer boyutlarda, 90'ar derece ile kesebilseydi uzamsal boyutları, onları da ölçümleyecek şekilde spatayabilirdik. Saptayamadığımıza göre, açıları belki koşullara bağlı olarak değişiyordur.)

    Bir diğer nokta, niye hareket yönündeki boyut sıkışırken aynı zamanda , zaman doğrusu ile olan açısı daralıyor? Yani bu boyut, zaman boyutu ile üst üste binmeye gidiyor ve nesne bu boyut üzerindeki doğrultuda evrenin genişleme yönü ile paralael duruma geliyor?

    Bu konuda bir fikrim yok...
  • 0
    Makul...
    Bu konu ile karadelikler arasında ortak noktalar olabilir mi acaba?
    (Bilimcilerin tanımlamalarımıza göre karadelikler 2 boyutlu...)
  • 0
    Yalnız karadelik konusuna hemen giremeyeceğim. Çünkü zaman olarak ve zihin olarak başka bir konuya ağırlığımı vermem gerekiyor. O konudan kaçtıkça buralarda yazabiliyorum.

    Ancak teorinizi okumak ve bir an önce kavramak içinde heyecanlıyım.
  • +1
    Bu yaklaşımınız, evrenin neden küre gibi tek boyutlu değil de, çok boyutlu olarak genişlediği ile ilgili olabilir (mi?).

    Aklıma gelen sorular;
    Burada ilk soru; genişleyen bir sistemin "farklı kütleler ile karşılaşması" için, kütlelerin sistem dışında olması gerekmez mi? (Bu durumda enerji yoğunlaşmasından önce farklı kütlelerin olması ve daha sonra sisteme dahil olmaları gerekir. İç içe evrenler mi?)

    İkinci olarak, eğer kütlelerin heterojen dağılımından kaynaklanıyorsa (yazımınızda bunu kast ettiğinizi varsayarak) , farklı yoğunluktaki kütlelerin genişleme hızını etkilemesi için, hızla açılan bir çarşafın üstündeki kütlelerin çökme alanları ile bazı yerlerde (göreceli olarak) yavaşlama olduğunu mu düşünmeliyiz?

    MERAKIM ARTTI...



  • 0
    Balon örneği benzetme olarak durumu anlatıyor olsa da, ufak bir sorunu vardı. Kim ve neyi üflüyor? Bu soruya mevcut koşullar altında cevap bulmak gerekiyor.
    Yani "enerji yoktan varolmaz, vardan yokolmaz."

    Önermem de bu sorunu, sıkışıkları ortamdan kurtulduğu için genişleyen, daha doğrusu, boş alan açıldıkça, oralarda titreşerek alanını genişleten KEP'ler (Küresel Enerji Parçacıkları) ile aştım.
    Böylece evrenin her tarafı düşük yoğunluklu enerji ile dolduğu gibi, bu parçacıkların titreşimlerinden kaynaklanan toplam güçte, evreni genişlemeye zorluyor.

    Bunun anlamı, zamanla evrenin enerji yoğunluğunun düşmesi olmalı. Yani arka plan ışıma miktarı zamanla azalma eğiliminde olmalı.

    Bir diğer ama emin olamadığım nokta ise, evrenin genişleme çeperlerinden serbest kalan EGD'nin sınırının ne olabileceği? idi.
    Eğer küresel olsa evren, tam merkezde odaklanıp, buradan tekrar ama bu sefer genişlerken enerjisi dağılan (alıştığımız şekli ile dalgalar) dalgalar olarak evreni genişlemeye zorluyor olabilir. (mi?) Diye düşündüm.

    Ancak evrenin torusvari bir yapısı olduğunu düşünüyorum. Yani genişleme ile oluşan dalgalanmanın sosnuz bir kısırdöngü sürekliliğine katılabilecğei yönünde.

    Yine de net ve emin olabildiğim bir açıklamam yok bu konuda.
Yorum yazabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.
İSTATİSTİKLER

5.048 soru

30.141 cevap

30.586 kullanıcı

Giriş Yap