• +4

    ışık hızı neden geçilemez?

    almira gür 12 Temmuz 2019
  • -4
    Aslında geçilebilir
    saybır 12 Temmuz 2019
  • -2
    şöyle ki bunun için önce sonsuz bir enerjinin ya da boyutunun olmaması gerekiyor bizim açımızdan maddesel olarak ikisi de mümkün olmadığı için Işık hızını geçemiyoruz oysa foton Evren’imize baktığımızda oldukça yavaş bir parçacık
    saybır 12 Temmuz 2019
  • 0
    Zamanın akışı şu formüle göre değişir:

    t = 1 / √(1 - v²/c²)

    Yani v hızı arttıkça zamanın akışı yavaşlar. v=c olduğunda zaman durduğu için ışık hızı geçilemez.
    Ahmet Yılmaz 12 Temmuz 2019
  • 0
    Uzayzaman ve Kütle yüzünden.

    Ancak bu ilkenin etrafından dönülebilir örneğin solucan delikleri veya warp sürücüleri sayesinde ışık hızı dolaylı yoldan aşılabilir solucan delikleri için varsayimsal negatif kutleli madde gerekiyor bu maddeyle solucan deliği yapılabilir negatif madde davranışları gösteren bir süper akışkan gözlemlenmişti belkide farklı bir yol vardır örneğin yüksek titreşimli(çok yüksek frekanslı) elektromanyetik alanlarda maddenin gösterdiği davranışlar ne olabilir? Süper akışkan bir madde aşırı yüksek frekanslı elektromanyetik alanlarda belki Uzay zaman ile bütünleşik bir davranış gösterebilir buda ışık hızının aşılması problemine çözüm olabilir
    Rick Sanchez 12 Temmuz 2019
  • -1
    Bir kılıçbalığı suda yüzen en hızlı canlılardan biridir. Ama onun için bile bir sınır vardır.

    Işık hızının bir sınır olmasının nedeni de benzer... Ama mekanizma biraz farklı.

    Sorunun cevabını çeşitli şekillerde defalarca verdik. Sadece ben değil, bir çok arkadaşta farklı açılardan konuyu ele aldı... Cevabı vermeyeceğim. ama düşünmeniz ve sonucu bulmanız için doneler vereceğim.

    Işık hızını aşmaya yönelik önerilerin hepsi, henüz teori... Yani sadece teorik olarak aşılabileceği sanılıyor. Ne bir solucan deliği, ne bir warp motoru ne de negatif kütleli madde var.

    Bunların bir kısmı, bence, bilim-kurgu dünyasının ortaya koyduğu safsatalar.

    Solucan deliği ancak Planck ölçeklerinde düşünülüyor, çünkü böyle bir alanı stabil tutmak için gereken enerji (hani şu negatif enerji) çok fazla. Aslında enerjinini negatifi bile olmaz. Potansiyeli fazla olan ile az olan alanlar var sadece... Aralarındaki fark pozitif veya negatif...

    Zaman'ın yavaşlaması ise tamamen bir algı hatası... Evet, zaman genleşiyor. (Akışı gözleyenen göre çok yavaşlıyor ama) Bu hareket eden nesne'nin evrende işgal ettiği alandaki varlığı için geçerli.
    Yani nesnenin hızı, azalmıyor, durmuyor. Bu bir engel, sebep sayılamaz. Başka bir dille;
    "Zaman algısı değişiyor sadece, oysa dışındaki evrene göre hareket ediyor. Kendisine göre zaten durağan."
    Bu yüzden açıklamadaki bu yaklaşımda yeterli değil.

    Elimizde açıklamada kullanılabilinecek iki temel veri var.
    1) Hız artıkça, daha da hızlanmak (ivmelenmek) için, çok daha fazlası gerekiyor ve limiti ışık hızı olmak üzere ivmelendikçe bu ihtiyaç geometrik olarak artıyor.

    2) Hız, ivme, eylemsizlik, relativistik kütle, zaman genişlemesi (aslında doğru tanım; genişleme, yavaşlama değil. Yavaşlama; göreli olarak değerlendirmenin açıklaması), uzamsal boyut daralması ve ışık hızı sınırı, aynı olgunun farklı derecelerdeki sonucu: Hareketin...

    Önce hareket kavramını doğru açıdan ele almak gerekiyor. Sonra da hızın ve ivmelenmenin altında yatan sebepleri (Çünkü bizler sadece sonuçları biliyor ve değerlendiriyoruz. Bu sonuçlandan, sebeplara ulaşmaya çalışıyoruz.) bulmak lazım.

    Sebep hareket ise, hareketin farklı hızlarda, farklı mekanizmalara sahip olması ise mantıklı değil.

    Ne hareket eden nesne değişiyor, ne içinde bulunduğu eylem.
    Değişen sadece sisteme aktarılan enerji sebebiyle "Hız."

    Tümünde, ışık hızının limit olmasının arkasında da aynı mekanizma olmalı.

    O zaman bu nızın aşılabilmesi için, daha uyguyanabilir varsayımlar tartışılabilir.
    Ama işin doğrusu, kütle için bu hız sınırı ivmelenme ile asla aşılamaz. Çünkü mekanizma buna imkan vermiyor.
  • 0
    sayın saybır evrenin genişleme hızından mı bahsediyor acaba eğer kastettiği buysa ışık hızı ile evrenin genişleme hızını kıyaslamak anlamsız olmaz mı
    almira gür 12 Temmuz 2019
  • 0
    Hız, birim zamanda katedilen mesafedir. Formülü şudur:

    v = x/t

    Bu tanımı unutmadan düşünmeliyiz. Evrenin GENİŞLEME HIZI ile ışık hızını karşılaştırmak anlamsız.

    Kütle ışık hızına çıkamaz, enerji ise ışık hızında gider ancak geçemez. Yani foton da ışık hızını geçemez. Işık hızında giden enerji için zaman akmaz. Gözlemci için zaman akıyor olabilir ancak ışığın kendisi için zaman akmaz. Zaman görelidir.

    Dünyadaki x1 y1 z1 noktasından t1 zamanında hareket edip Aydaki x2 y2 z2 noktasına t2 zamanında vardığımızı düşünelim. Hız formülüne göre hızımızı t2-t1 zamanına göre hesaplarız. Işığın kendisi için zaman akmaz, t2=t1 olur. Yani ışığın kendisi için hızı sonsuzdur. Bu nedenle ışığın hızı gözlemciye göre değişmez. Kendisine göre sonsuz hızda gider, diğer "tüm" gözlemcilere göre c hızında gider.
    Ahmet Yılmaz 13 Temmuz 2019
  • 0
    Sayın Ahmet Yılmaz'ın, "Kütle ışık hızına çıkamaz, enerji ise ışık hızında gider ancak geçemez." cümlesi önemli... Ancak ufak bir eksik var, enerji ışık hızının altına da inemez. İnebilseydi, momentum yerine kütlesi olurdu...

    Burada şu soru aklıma geliyor. Bir taşa çekiçle vurduğumuzda, çekiç ile aktarılan enerji hangi hızda gidiyor?

    Diğer cümlesi de doğru ama ufak bir ekleme lazım. "Evrenin GENİŞLEME HIZI ile ışık hızını karşılaştırmak anlamsız."

    Bizler içinde olduğmuzu düşündüğümüz balon evrenin yüzeyindeyiz. Eğer balon sabit hızda genişlerse, bu genişleme yarıçap üzerinden olur. Buna karşılık, balon yüzeyindeki iki nokta arası mesafe artan oran şeklinde artar. Yani bir süre sonra iki nokta arası mesafe, balonun genişleme hızını geçer. (Denemek için bir çemberin çap'ını genişletirken, yay uzunluklarını hesaplayıp, oranları karşılaştırın.)
    Bu, kimi uzak galaksilerin birbirinden ışık hızını aşacak şekilde uzaklaşmasına tutarlı bir öneridir.
    Eğer evren ışık hızında genişliyorsa, ki bence öyle, evren dokusu olan yüzey alanındiki mesafeler arası artış oranı, artacaktır. İvmeli artacaktır ama oranlı olarak.
  • 0
    Sayın Burtay Mutlu, enerji ışık hızının altına inebilir. Hatta ışığı durdurdular:

    https://youtu.be/-8Nj2uTZc10
    Ahmet Yılmaz 13 Temmuz 2019
  • 0
    Burtay Bey , ya balon sabit hizda genislemiyorsa?
    morgan 13 Temmuz 2019
  • 0
    Sayın Morgan, eğer yüzeydeki noktalar arasındaki mesafede düzenli bir ivme artışı var ise sabit hız olmalı. (Yarıçapın karesi hikayesi, 4.π.r2)
    Ama mesafede ivmeli artış düzensiz ise, sabit hız diyemeyiz. O zaman sorgu da haklısınız.

    En son 72 değil 67 km/sn hızlık bir ivmeden söz ediliyordu. (Rakamları yanlış hatırlıyor olabilirim.)
    Sonuçta, her saniye genişleme 67 km/s artan bir hıza sahip gibi...

    Sayın Ahmet Yılmaz, lazerle aşırı soğutulmuş sodyum atomu ortamından geçen fotonun hızı düşüyor. Bu şaşırtıcı değil. Ama müthiş başarılı bir deney.
    Ortamdaki atomun bu şekilde soğumuş olmasını, varsayımsal olarak, aynı ortamda Zaman dalgalarının da kırılarak çok yavaşladığını iddia edebiliriz. Bu şekilde foton, Zaman'ın mevcut durumuna itaat ediyor olur.

    Burada ana soru şu bence; mevcut fizikte söylendiği gibi foton madde-burada sodyum atomu- madde tarafından absorbe edilip, sonra aynı dalga boyunda tekrar ışıma ile mi salınıyor. Yoksa atomdaki hiç bir parçacık ile etkileşmeye girmeden, aralarından mı geçiyor?

    Doğru cevabı bilmiyorum.

    Eski bir tartışma da bir arkadaş, saydam ortamlardaki kırılma için, özet olarak; fotonun soğurulup, giriş açısıyla tekrar atom tarafından salındığını, böylece hızının düştüğünün belirtmişti.

    Çünkü hiç bir etkileşime girmese, bu sefer boşluktaki hızını koruması gerektiğini, ifade etmişti...
    Fotonun bir kristale girdiği zaman bir atom altı parçacık (ağırlıkla elektron) ile çarpışmaması anormal olur bence...
    Eh... Soğuk ortamda elektronun soğurma ve serbest bırakma süreleri de farklı olmalı... Enerji seviyesi farklı çünkü..

    Bu yüzden yapılan deney değerli ama farklı bakış açılarından da ele alınmalı ki; tespit edilen bu durum neyi anlatıyor ? Anlayalım.

    Şimdi hala ışığın hızının yavaşladığını/durduğunu düşünebilir miyiz?
    Şartlar özel ve deney tekrarlanabilir sağlamlıkta...
    Yavaşlayan şey soğurma/serbest bırakma hızı da olabilir.
    Ya da benim varsayım gibi Zaman dalgalarının (bu sefer) aşırı kırılması...

    Çünkü fotonun, ortamda hiç bir şey ile etkileşime girmeden yavaşlamasını (kırılma) açıklayacak bir teori yok.
  • -3
    Hubble sabitinin Hubble degiskeni olmasi gerektigi savi da yok degil ama aslinda benim gorusunuze karsit oldugum durum var.
    Nicin merkezcil bir olusummus gibi , sismeyi tek br noktadan aldiginiz, (tabii ki siz de cok iyi biliyorsunuz), genisleme her noktada olusuyor.Yani bu anlamda genisleme "isik hizinda" da degil.Toplamda isik hizini gecse de, genisleme hizi , sanki bizim "hiz" tanimindan farkli.
    morgan 14 Temmuz 2019
  • -3
    Sayın Morgan, bilerek ya da farketmeyerek, Hologram evren yaklaşımını gündeme getiriyorsunuz. Karşıt görüş olarak düşünemiyorum sizin sorunuzu, hala aynı yönde... Bakış açısı farklı sadece...

    Evet, evren her noktada genişliyor. Ve evet bu genişleme hızı bu şekilde bizim tanımımızdan farklı...

    Niye tek nokta? Evrendeki tüm enerjinin, büyük patlama öncesi tek bir noktaya sıkışmış olduğunu düşünmüyorum çünkü. Tam tersi, uzay dediğimiz ve sonsuz olarak tanımladığımız tüm alanı her yönde dolduruyor.
    Bu alan ister 2 boyutlu olsun, ister 3 boyutlu olsun fark etmiyor. Örnekleme de iki boyutlu ise durgun su yüzeyini, 3 boyutlu ise içinde bir yerleri düşünüyorum.

    3 boyutlu olarak. Bir enerji denizi içindeki bir noktadan, bir etkinin sonucu olarak, olağandan fazla enerji sonucu simetri kırılması başladığını düşünüyorum.
    Simetrinin kırılması, bir dalga gibi yayılıyor. Bunu aynen su altı bombasından çıkan şok dalgasının yayılması gibi düşünüyorum. (3 boyutlu yayılan şok dalgasının kendisi 2 boyutlu bir yüzey alanıdır.)

    Şok dalgası bu noktadan başlayarak simetrik ve 3 boyutlu olarak dağılır. Geçtiği alanlardaki durgun birimleri de hareketlendirir. Şok dalgasının henüz ulaşmadığı alandaki yapı ile geçtiği alan arasında enerji yoğunluğu farkı olur. İçteki birimler daha enerjiktir.

    Bu kırılma öncesindeki birimlerin, çok sıkışık olduklarını sanıyorum. Çünkü bu şekilde az bir etki kuvveti ile sahip oldukları potansiyel de açığa cıkacaktır. Bunu da titreşim (ısı) olarak tespit ederiz.

    Eğer titreşimsiz ünitelerin durumunu (titreşimsiz= tekil, her yöne doğru aynı=simetrik ve özdeş birimlerden oluştuklarını= homojen) düşünürsek, şok dalgasının geçmesi ile bu birimlerin harekete geçtiğini ve hatta bazılarının birleşerek (kütle), diğerlerine var olmaları için daha geniş titreşim alanı sağladıklarını bile düşünebiliriz.

    Her durumda (2 veya 3 boyutlu) bu şok etkisi bir noktadan başlamalı ve yayılımının bir yarıçapı olmalı.
    Zaman, bu yarıçapı bize veriyor. 13,7-14 milyar ışık yılı...

    Ancak burada sizin sorunuza olan konu başlıyor. Biz-kütle bu şok alanının daha önceden geçtiği iç bölgede değiliz. O iç bölgeye ulaşım ya da gözlem şansımız yok. Bu şok dalgasının 2 boyutlu genişleme yüzeyindeyiz.
    Yani balonun içinde değil, yüzeyindeyiz. Bilim hala iç mi yoksa dış mı olduğunu tartışıyor.

    Eğer bu şekilde ise, bizler aslında bu iki boyutlu (zar) yüzey üzerindeki, 2 boyutlu varlıklar oluruz. Üç boyutlu algımıza ve varlığımıza sebep olacak tek şey ise, Zaman üzerindeki (bu iki boyutlu yapımıza dik) hareketimiz olabilir.

    Bu hız doğal olarak varlığımızda olduğu için (her kütle aslında ışık hızında hareket ediyor), bu boyut üzerindeki hızı kıyaslayabileceğimiz hiç bir başka hız ya da nesne olmaz. Yani Zaman açısından hepimizi durgun iken aynı referans çerçevesindeyiz. Göreceli olarak tespit yapamıyoruz...

    Bu noktadan sonrası için ise daha uçuk varsayımlar(ım) var sadece.
    Mesela, eğer evrenin 2 boyutlu zar yüzeyindeki 2 boyutlu alanlar olarak, genişleme ile 3 boyutlu varlık kazanıyorsak, geçmiş ve gelecek diye bilgi içeren alanlar olmamalı.
    Varlık sadece, şimdi anında var olup, etki-değişim imkanına sahip demektir. ...gibi...
    Ama metafizik çağrıştırdığı için bu kısma girmek istemiyorum.

    Basitleştirirsek, balonun yüzeyindeki genişleme, balon zarının her noktasında olur. (Bilinen) Her yöne doğru olur. Ama yüzeyden, yarıçaptaki genişleme görülemez, tespit edilemez. Oysa genişleme, bir zamanlar o içte kalmış tespit edilemeyen bir alanda, bir merkezden başlamıştı...
  • -1
    Ancak tek nokta dusuncesi, uzay zaman cizgilerinin pararlelligi ile kesismiyor mu ? Oysa evreninj duz oldugu kesin.
    morgan 14 Temmuz 2019
  • -1
    Küre yüzeyindeki birbirine paralel iki çizgiyi nasıl kesiştireceğiz? Küre yüzeyi açısından her yer düz...

    "Paralel Uzay/Zaman çizgileri" derken, neyi kast ettiğiniz anlamadım.

    Eğer benim varsayımsal Zaman dalgaları ise, birbirlerine paraleller. (Ağacın yıl halkaları gibi...)
    Ama bunlar, 3 uzamsal boyut ile "dik olarak kesişmeye başlıyor." (Kesişim sonucu hareket ile bu açıda 45 dereceye dönüşüyor. Bu açı (zamanın) sürekliliğinden dolayı korunuyor.

    Genişleme ile Zaman vektörleri zıt ama paraleller. Bu yüzden bu vektörler tek yönlü.

    (Elimden geldiğince cevaplamaya çalıştım, uzay-zaman çizgilerinin paralelliğini ama ... Belki bir sonra yazacağınız ile?...)
  • 0
    https://advances.sciencemag.org/content/5/7/eaaw2563

    Sayın Morgan, linki inceliyorum. Dün paragrafı cevapla tıkladığım anda çıktı. Soru için teşekkür ederim.

    Açıkçası, anlatımı ve sonuçları olarak beni aştı. Keşke rahatça kavrayacak düzeyde bir fizikçi olsaydım... Hem orijinalini, hem gogle tercümesini defalarca okudum...

    Sonuç olarak, deney hakkında bir fikir edindim sayılır...
    Öncelikle, bildiğim kadarıyla, (hata ve eksiklerimin bilgi sahibi olan arkadaşlarca düzeltilmesini de rica ediyorum) bir derleme yapacağım ki konuyu takip eden ama bu konuyla karşılaşmamış arkadaşlar da bilgi-fikir paylaşımı yapabilsin.


    Dolanıklık kavramının temelinde, tamamlayıcılık var. Yani sistem toplamı sıfır (=nötr) olacak şekilde parçalar olduğu zaman ancak dolanıklık söz konusu. Yani , + ve eksi yük veya yukarı, aşağı spin gibi birbirini (sıfıra) tamamlayan özelliklerdeki parçacıkların dolanıklığı söz konusu.
    Foton + /- elektrik yükü taşımadığı ve spini olmadığı için, onun için dolanıklık ancak faz farkıyla mümkün oluyor. (Yani benzetme olarak; bir foton 90 derece titreşim yaparken, diğer foton aynı frekans ve dalga boyunda olmak üzere 45 veya 135 derece de titreşim yapması gibi...)

    Bell eşitsizliği, belirlenimci (kısaca kuantum belirsizliğine karşı ileri sürülen tüm veriler elde olursa, parçacığın durumu ve konumu hakkında daha fazla bilgi sahibi olunabilir yaklaşımı) gizli değişkenlere (eğer sistem içinde-alanında -yerelsel- tüm değişken verileri yeterli değil ise bu sefer sistemi etkileyen yerel saptanamayan diğer değişkenler) karşı, kuantum mekainiğini avantajlı duruma geçiren bir yaklaşım.
    Anladığım kadarıyla bir parçacığın dalga fonksiyonunun istatistiksel olarak verilerin dağılımının, dolanık ilen diğer parçacığın verileri ile eşleşerek, sistemi tamamladığı nötrlediği yönünde.
    Yani gizli değişkenlere ve yerelliğe gerek kalmıyor. Böylece bir parçacığın durumunun (istatistiksel) saptanması, aradaki mesafeye karşı diğer parçacığın da bilgisini (gene istatistiksel-olasılık olarak) sağlıyor.

    Deneyde fotonlardan biri direk incelenirken, diğeri rasgele faz değişimi geçirecek şekilde filtreden geçirilmiş ve 45'er derece açılarla, ölçümlemesi gibi gözüküyor.

    Sonucu tam anlayamış olsamda, fotonlar arasında "bell eşitsizliğinin" saptandığını ve olasılık sonuçlarının birbiriyle (hata payı ile) tamamlayıcı olduğunu anlıyorum.

    Eğer yorumlamak gerekirse, gizli değişkenler sadece sistem içinde (yerel) olmak zorunda değil. Daha önce paylaştığım sudoku sistem önreğinde olduğu gibi. Bizim için kapalı gözüken bir sistem, bir başka sistemin alt birimi olduğu için, ikisini de barındıran aynı üst sistem altındaki diğer alt sistemdeki değişiklikten etkilenebilir.
    Yani kümeler diagramı ile anlatırsam; birbiri ile kesişmeyen A ve B kümeleri, eğer C kümesinin alt elemanları ise, B kümesinde gerçekleşecek bir değişiklik , arada bir yerel bağlantı olmamasına rağmen C sistemindeki yeni denge düzenlemeleri nedeniyle A kümesindeki bir elemanı etkileyecektir.

    Deney sırasındaki fotonların da benzer bir etkileşim içinde olduğunu "düşünmek istiyorum." Ama kesin ve net bir fikrim yok...(Henüz. Dilerim olur.)
  • 0
    Fotograf denilen, bir triggering, yani kagitta yazildigi gibi "40,000" "foton"un tetiklenmesinin ustuste binmesi, tek bir bifotunun karsilastirilmasi degil.
    Ama merak ettigim, nicin Baryum kristali kullanilmis, potasyum kristalden farki ne?
    Afshar deneylerinden farki, kameranin "hassasligi".
    Grafikler yerine bir "illustrasyon" yapilmis.
    Deneyde anlamadigim, simultanenin nasil ayarlandigi, splitterin ayriminda fotonlarin hicbir sekilde enerji farklarina sahip olup olmadiklari.Ilk olcumde dolanikligin "aslinda" kirilip kirilmadigi.

    morgan 20 Temmuz 2019
  • +1
    O teknik ayrıntıları ben de anlamadım. Deney esasında hologram teknolojisi için çığır açabilir. Biliyorsunuzudur, hologramın bir parçası bütünün bilgisini taşıyor.
    Mesela (banka kartları üzerindeki gibi) dünyanının hologramı , 10 cm^2 diyelim. Bunun 1 mm^2 lik alanı 3 boyutluya çevrilse, gene tüm dünya görüntüsü çıkıyor (muş). Sadece çözünürlüğü aynı oranda düşüyor (muş).

    Belki detay (yoğun) bilginin depolanmasında ve aktarılmasında işe yarayacak(?). eğer dolanıklık ilk ölçümde kırılırsa, o zaman yarallikten söz edilebilinir mi? Sizce..?

  • 0
    Cozunurlugun dusmemesi icin vektorel sistemin yeterli olmasi gerekir ( flash programlamadaki gibi pixelin kullanilmamasi ). Ancak 3 boyutta tum bilginin ( makro olcekte ) hazirlanmasi icin deneyin kuantum programlama ile yapilmasi gerekir ki ( sonsuz sayida dolanikligin her olasilikta bilgi toplamasi ve bir yandan tepkiye girdigi an yeni dolanikligin da teyidi ve kontrolu ) , ne kadar mumkun olabilir.
    Belki buyuk resme bakmiyorum.
    morgan 21 Temmuz 2019
  • 0
    Resimi benden daha geniş bir açıda gördüğünüz kesin en azından.

    (Bu arada F klavye hatalarım için özür dilerim. "Yerellikten söz edilebilinir mi" olacaktı.
  • 0
    Bence de yerellik uygun bir analiz olurdu, ancak kisisel olarak, henuz deneyin cok fazla guvenilir olmadigi.Kesinlikle resmi olarak tasdiklenmesi gerekir.Nicin birbirinden ayri iki kamera ile, faz farklari anlarinda cekilmiyor da tek bir kamera kullaniliyor?
    morgan 21 Temmuz 2019
Yorum yazabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Giriş Yap