• +1

    Elektronlar eksi yüklü, protonlar da artı yüklüyse ve bu iki yük birbirini çekiyorsa neden elektronlar çekirdeğin üzerine düşmüyorlar?

    Supernova 11 Şubat 2018
  • 0
    Diğer soruların yanında aslında tam da yerinde sorulmuş bir soru... Direk bir cevap yazmayacağım ama hem konunun dikkati çekmesi için, hem de bir şeyler yazmak isteyenlerin toparlaması için bir durum özeti deneyeceğim.

    Eğer farklı kutuplar iseler ve birbirlerini çekiyorlarsa, niye düşmüyor?

    Aralarındaki kütle cekimi kuvveti gözardı edilecek kadar küçük...Aralarındaki elektromanyetik çekime oranla hele...
    Bazıları dönen elektronun dönme momentinden dolayı (Rutherford) düşmediğini söyleyecek ama bu seferde sürekli enerji harcamalı elektron. Yoksa, hız kaybedip atoma yaklaşması-eninde sonunda düşmesi gerekirdi.
    Ya da elektronun bulunduğu enerji seviyesini kapsayan yörüngesinde, açısal momentumuna göre belirlerdiğini düşünebilir ama bu da tek elektronlu atomlar için sağlıklı ölçümler vermiş. (Bohr)

    Bazıları olasılık bulutu diyor ve elektronun yeri belirsiz diyor. Ama konumu belli olunca bu sefer hızı dolayısıyla momentumu belirsiz oluyor. Momentumdaki belirsizliği aşmak içinde, belli bir nokta değilde, bir "değerler aralığında" tanım yapmak gerekiyor. Tabii bu aralığın belirsizliği çok küçük bir değerde (indirgenmiş Planck/2) Bence çapraşık fazla gizemli...(Broglie ile başlayıp, Heisenberg, Schrödinger ile devam eden güncel akım)
    Elektronların bulunabileceği yörüngeleri kapsayan ve enerji seviyelerini belirleyen kabuklar daha net ve kullanışlı hal aldı.
    Buna göre, elektron enerji seviyesi değiştikçe kabuk içinde veye kabuklar arasında yörüngelere yerleşebiliyor ama hep bir miktar enerjisi olduğu için atomla birleşmiyor... Konumundaki ve hızındaki belirsizlikten dolayı bulut olarak ele alınıyor elektronlar...

    Aslında sorunuza cevap vermese de özetlemeye çalıştığım bu yaklaşımlar (aralarında hatalı yazdıklarım olabilir, atom modeli önermeleri için bakacağınız kişi adlarını da ekledim) ın ortak noktaları ve sonuçlar önemli bence...
    *Elektronlar çekirdeğe asla düşmüyor, böyle bir durum öngörülmüyor.
    * Tüm elektron yörünge hareketlerinde, yörüngelerin belirlenmesinde Planck değeri ve katları söz konusu
    * Elektronlar sahip oldukları enerji seviyesine göre yörünge değiştirebiliyorlar.
    * Işıma, alınan enerjinin atılması ile oluşuyor. Yörüngesinde sabit bir elektronun ışıması demek, enerji yani momentum kaybı demek. Kütle değişmediğine göre hız kaybı demek. Yani ivmeli bir hareket. (Ama ışıma, ivmenin sonucu değil. Tam tersi, sebebi...)
    * Her elektronun doğal taşıyabileceği ve durmayı tercih ettiği bir enerji seviyesi var. Elektron uyarıldıkça veya ışıdıkça maruz kaldğı enerji değişimlerinden sonra; "hep eski durumuna dönmeye" meyilli...
    * Tüm yaklaşımlarda "parçacıklar" üzerine kurulu...
    ___ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _
    Artı yük nedir? Eksi yük nedir? Niye birbirlerini çekerler? Bir parçacıktaki "ne" onun artı, eksi veya nötr olmasını belirler?

    Sorunuzun cevabı tüm bu koşulları içeren ve açıklayan doğru ya da doğruya yakın bir atom modeli tanımlamasında yatıyor.(???)

    ( Kendimce bir cevabım var ama yukarıda yazdıklarımla neredeyse hiç uyuşmuyor... O yüzden bilimsel olmadığını bile rahatça düşünebiliriz. Daha sonra, diğer arkadaşların görüş eklemelerinden sonra, eklerim.)
  • 0
    Süpernova,
    Pauli dışarlama ilkesi yüzünden düşemiyorlar. (Yani, hız faktörünün (sıcaklığın) çekime karşı koyma gücünün aşılabildiği durumlarda bile yine birleşemezler. Dışarlama ilkesinin direncini de yenmeleri gerekir.)

    Yani aslında bir elektron ve bir proton elektriksel çekim yüzünden birleşemedikleri gibi onları birleştirmek için bayağı fazla güç harcamanız gerekir. Bunun sonucunda ise bir adet nötron ve kaçıp giden bir nötrino yaratmış olursunuz.
    Necmi Tüfek 13 Şubat 2018
  • 0
    dejenere elektron basıncı...
  • 0
    Pauli dışlama ilkesi, bir atomda iki elektronun aynı anda, aynı enerji seviyesinde bulunamayacaklarını ifade eden prensip. (

    http://www.kuark.org/2013/06/pauli-disarlama-ilkesi/
  • 0
    Yanlış anlaşılma olmasın diye hep düzeltme gereği hasıl oluyor. İlke derdini anlatıyor ama genel bir durumu da burada söylemek gerekir.

    Aslında "fermiyonlar" aynı konumu paylaşmayı sevmezler. Elektron fermiyondur. Proton da fermiyondur. Böylece sadece iki elektronun değil tüm fermiyonların aynı enerji seviyesinde bulunamayacaklarını belirtmek gerekir. Dışarlama ilkesi bunu gösterir.
    Necmi Tüfek 13 Şubat 2018
  • 0
    heisenberg belirsizlik ilkesine göre elektronun hem momentumunun hem de konumunun aynı anda bilinemeyeceğini biliyoruz. elektron çekirdeğe düşse hem momentumu hem de konumu aynı anda bilinmiş olmaz mı?
    Bengü Onat 14 Şubat 2018
  • 0
    Elektromanyetik kuvvet diye biliyordum ?
  • 0
    Bengü ve Burtay Mutlu cevapları doğru. Özellikle Burtay bey son zamanlarda hiç beklemediğim şekilde verdiği doğru cevaplarla beni şaşırtmaya başladı:)

    Sorunun cevabına gelirsek; Heisenberg'in belirsizlik ilkesi gereği elektron çekirdeğe düşemez. Elektronlar genellikle gösterildiği şekilde çekirdek çevresinde dönmezler. Elektronlar çekirdek çevresinde bir bulut halindedirler. Biz " nerede bu elektron"diye bakmaya çalıştığımızda bir anda herhangi bir yerde ( Bulunması muhtemel yerlerden birinde) ortaya çıkıverirler. Belirsizlik ilkesine göre bir parçacığın hem hızı hem de konumunu aynı anda bilmemiz imkansız. Birini ne kadar daraltırsak diğeri de o kadar genişlemiş oluyor. Yani elektron çekirdeğe yaklaştıkça bulunabileceği yerlerin ihtimali azalıyor ve konumu daha belirgin hale gelmeye başlıyor ama hız aralığı da o kadar artıyor. Hızın bir noktadan sonra o kadar artması gerekiyor ki elektron artık o hızla atomun çevresinde duramayarak atomdan kopması gerekiyor. İşte elektronun çekirdeğe düşmemesinin sebebi budur.
    Mehmet Ali 14 Şubat 2018
  • 0
    Belirsizlik ilkesini bu şekilde ele alırsanız o zaman evrende hiç nötron olmaması gerekir. Çünkü nötron bir elektron ve bir protonun birleşmesiyle meydana gelir.
    Belirsizlik ilkesinde kesinlik vardır. Asla mümkün olamayacak bir durumu gösterir. Ama doğada bir elektron şartlar uygun olduğunda bir protonla birleşip, kaynaşıp nötron meydana getirir.

    Ayrıca atom denilen şey parçacıklar açısından aslında çok büyüktür. Herkes için bol bol yer vardır. En küçük hacimde yani çekirdekte nötronlar ve protonlar bulunur. Bunların hepsi de aynı belirsizlik ilkesine uymak zorundadırlar ama hiç biri zorluk yaşamaz. Ayrıca her birinin kendi spinleri ve kendi yörüngesel momentumları vardır. Tüm bunlar için yer bulurlar.

    Elektron ve proton spinleri 1/2 (yani fermiyon) oldukları ve bu spinler yüzünden birbirlerine yaklaşamadıkları için bir elektron protona yaklaşamaz. Buna da zaten "dışarlama ilkesi" denir.
    Necmi Tüfek 15 Şubat 2018
  • 0
    pauli prensibini açıklamak gerekirse; 2 fermiyonun birbiri ile aynı enerji seviyesinde olamayacağını söyler...bu fermiyonların asimetrik olmaları ile alakalıdır...

    elektrondan örnek verecek olursak; iki elektronu spinleri ve enerji seviyeleri aynı ise birbirinden ayırmanın hiçbir yolu yoktur, birbirlerine fazlaca benzerler. aynı yörüngede olmaları birbirlerini yoketmelerine sebep olurdu...
    Tam olarak öyle olmasada protonlarıda fermiyon sayabiliriz.Ancak protonlar elektrondan farklıdır be bu yüzden birbirlerinden ayırmak mümkündür...(benzerlik açısından)

    Bu yüzden elektronların kendi aralarında yörüngelerinde kalmalarının sebebi pauli prensibi, çekirdeğe düşmemelerinin sebebi de belirsizlik ilkesidir.

    Kozmik Anafor Okur Platformu....
  • 0
    ama kafam karıştı şimdi.... yıldız ölümlerinde nötron yıldızına evrilirken protonlar yörüngedeki atomları yakalayıp nötrona dönüşüyorlardı... belirsizlik ilkesine göre protonun elektronu yakalamaması gerekiyor....
  • -1
    Ömer Bey,
    Elektron kabukları ile ilgili durum farklıdır. Orada dışarlama ilkesini etkisiz hale getirmek için elektronlar ters momentumla aynı yörüngeyi paylaşabilirler. (Bu şekilde bozon gibi davranabilirler.)

    Kütle içeren tüm parçacıklar fermiyondur. Hepsi de 1/2 spinlidir. Bu spin durumu onların aynı yörüngeyi paylaşmalarına engel olur. Yani spinleri yüzünden birbirlerini dışlarlar. Bu yüzden elektron protonla birleşmez. Ama elektrik yükünün çekimi sayesinde yörüngesinden de ayrılıp gitmez. (Dışarıdan bir müdahale olmadığı müddetçe.)

    Belirsizlik ilkesi çok ekstrem durumlarda ortaya çıkar. Yani normal durumdaki bir atomun bu ilkeyle hiç bir alakası yoktur. Bir parçacığın hareketi kısıtlanmıyorsa belirsizlik ilkesine baş vurmaz. Normal durumdaki bir atomda da hiç bir sıkıntı yoktur. Tüm parçacıklar rahatça hareket ederler. Zaten böyle olduğu için bir atom kararlıdır.

    Ayrıca, elektronun çekirdekle bir ilişkisi yoktur. O sadece protonla ilgilidir. Sadece protonun elektrik yükünü takip eder ve onunla birlikte dans eder. Yani tek bir proton da olsa, çok parçacıklı bir çekirdek de olsa onun için fark etmez. Çekirdek deyince sanki başka kuvvetlerle ilgisi varmış gibi anlaşılmasın. Yanıltıcı olur.
    Necmi Tüfek 15 Şubat 2018
  • +1
    Ömer bey konuyla ilgili olarak kuantum tünelleme konusunu incelemenizi öneririm. Örneğin yıldızlar kuantum tünelleme sonucunda parlarlar. kuantum tünelleme olmasaydı hidrojenler birleşerek helyuma dönüşemezlerdi. Güneşin merkezinde sıcaklık ve basınç çok yüksek olmasına rağmen hidrojen izotoplarını birleştirmeye yeterli olmuyor aslında. Bu noktada belirsizlik ilkesi devreye giriyor. Basınç altında sıkışan ve hareket alanı kalmayan ve konumları belli olmaya başlayan hidrojen atomları kuantum tünelleme ile yeterli enerji bile olmadan elektromanyetik bariyeri kırarak birleşip füzyon tepkimesini meydana getiriyorlar. Bu sayede güneş parlıyor ve dünyamızda hayat var. Yani belirsizlik olmasaydı biz de olmazdık hatta evrende başıboş parçacıklar haricinde hiç bir şey olmazdı.
    Mehmet Ali 19 Şubat 2018
  • 0
    Mehmet ali bey biraz daha açıklayıcı olarak anlatmanız mümkün mü ? Tünelleme ve yıldızların füzyon olayını. ?
  • 0
    Kemal bey, bir kutu içerisinde bulunan momentumunu bildiğimiz bir parçacığın yerini belirlemek istiyoruz diyelim. Kutu o kadar sağlam ki parçacığın o kutuyu kırarak dışarı çıkması imkansız. Parçacığın yerini belirlemek için kutuyu giderek küçültmeye başlıyoruz. Kutunun boyutunu parçacığın boyutuna kadar küçülttüğümüzde ve parçacığın hareket alanı kalmadığı anda yeri de tam olarak belirlenmiş olacak. İşte bunu yapmaya çalıştığımızda kunatum tünelleme denilen şey oluyor. parça köşeye sıkıştığında konumunun belirlenmesini engelleyerek bir şekilde kutunun dışına çıkmayı başarıyor. Hem de kutuyu kırmadan çıkıyor çünkü zaten kıracak kadar enerjisi yok. Yıldızlarda olan şey de bu şekilde meydana geliyor. Yıldız çekirdeğinde atomlar yüksek basınç ve sıcaklık altında, birbirlerini iten elektromanyetik kuvveti yenerek birleşiyorlar ve bu sırada enerji ortaya çıkıyor. Buna füzyon reaksiyonu diyoruz. İşte yıldız çekirdeğindeki basınç ve sıcaklık, hidrojen atomlarının birleşmesi için yeterli değil aslında. Belirsizlik ilkesi ve kuantum tünelleme bu noktada devreye giriyor. Yüksek basınç altında hareket alanı kısıtlanan atomlar, birbirlerini iten elektromanyetik kuvveti yenecek kadar basınç ve sıcaklık olmamasına rağmen kuantum tünelleme ile bu bariyeri aşıp birleşerek füzyon reaksiyonunu meydana getiriyorlar ve yıldızlar da bu şekilde parlamış oluyor.
    Mehmet Ali 19 Şubat 2018
  • 0
    Mehmet Ali,
    Yukarıdaki soru elektronların neden protonun, çekirdeğin üzerine düşmediği konusundaydı. Siz önce bunun nedeni olarak belirsizlik ilkesini gösterdiniz. Şimdi ise birbirleriyle kaynaşmalarını sağlayan şeyin belirsizlik ilkesi olduğunu söylüyorsunuz ve çok doğru. Yani ilk yazdığınız yazı yanlıştı, doğrusu benim söylediğim gibi dışarlama ilkesiydi.

    Şimdi konuyu birleşmeye getirdiniz. Yani bu tam ters bir durum oluyor. Hem konuyu saptırmış hem de sanki ben yanlış bir şey söylemişim gibi size artı bana eksi veriliyor. Umurumda değil ama biraz haksızlık etmiş olmuyor musunuz? Ya da yazılanları iyi anlamadan okuyorsunuz.

    Şimdi doğru olanı söyler misiniz... Yani elektron neden çekirdeğe, protona düşmez?
    Necmi Tüfek 19 Şubat 2018
  • 0
    Necmi Bey, hem elektron-proton konusu hem de füzyon konusu belirsizlik ilkesiyle alakalıdır. Elektronların protonların üzerine düşmemesinin sebebi belirsizlik ilkesidir.
    Mehmet Ali 19 Şubat 2018
  • 0
    proton-proton reaksiyonunda kuantum tünelleme oluyor... + yüklü 2 proton sıcaklık ve basınç ne kadar büyük olursa olsun birbirleri ile birleşemiyorlar....basınç yüzünden hareket alanı kalmayan proton ise tünelleme ile diğer protona yapışıyor... sanırım olay bu şekilde...

    zaten füzyonda 4 tane hidrojeni aynı anda birleştirmiyor....döteryum-helyum^3 ve en son helyum^4

  • 0
    Güneş füzyon yaparken döteryum kullanır. Bu şekilde protonlar aracı nötronlar sayesinde güçlü kuvveti hissedecek kadar yakınlaşır ve hep birlikte bağlanabilirler. Yani, helyum atomu meydana getirirler. Yoksa söylediğiniz gibi iki protonu birleştirmek için milyarlar seviyesinde ısı gerekir.

    Basınç yüzünden hareket alanı kalmayan proton diğer protona yapışmaz. Çünkü hala ikisinin de spinleri vardır. Yani parçacıklar birbirlerine yapışmazlar, güçlü kuvvet sayesinde bağlanırlar ama tüm özelliklerini muhafaza ederler. Kütleler, spinler hep mevcuttur. Dışarlama ilkesi çalışmaktadır. Atom bu şekilde bir oluşumdur.

    İnternette bulduğunuz bilgilerin çoğu eski bilgilerle yeni durumları açıklamaya çalışan ve tabii ki yanlış sonuçlar içeren türdendir. Yeni bilgiler de çoğunlukla taraflı ve yönlendirici benim gördüğüm kadarıyla. Yani onlar başka bir şey anlatırlar siz başka bir şey anlarsınız. Bunu da açıklamazlar. Yani Mehmet Ali gibi elektron belirsizlik yasası yüzünden çekirdeğe düşmez dersiniz ama bunun nasıl olduğunu açıklayamazsınız. Çünkü eski bilgilerde atom çekirdeğinin kütleçekim sayesinde atomu bir arada tuttuğu sanılırdı. Bu mantıkla da elektronun çekirdeğe düşmesi gerekirdi. İşte bu durumu bertaraf etmek için belirsizlik ilkesine baş vururlar. Ama hiç alakası yoktur.

    Neyse, ben daha fazla parazit yapmayayım. Siz devam edin...
    Necmi Tüfek 20 Şubat 2018
  • 0
    Ali bey, olumlu gözleminiz için teşekkürler... Bence eski yazdıklarımın da bir kısmı doğru idi... :-) Sadece genel tanıma uymuyorlardı... Yine de teşekkürler.

    Son yazdıklarınızdan " Yüksek basınç altında hareket alanı kısıtlanan atomlar, birbirlerini iten elektromanyetik kuvveti yenecek kadar basınç ve sıcaklık olmamasına rağmen kuantum tünelleme ile bu bariyeri aşıp birleşerek füzyon reaksiyonunu meydana getiriyorlar ve yıldızlar da bu şekilde parlamış oluyor." cümlesindeki "tünelleme" hele her şeyi anlaşılır hale getirdi.
    Çok iyi bir yaklaşım ve bilgi...
    ---------------------------0-----------------------
    Pilot Wave konusunu gördükten sonra, Bohm mekaniğinin tüm isabetli ve basit açıklamalarına rağmen kuantum mekaniğinin bu kabul görmemiş, farklı versiyonu, anlamak için çok zamanımı alıyor. Daha anlamadığım çok şey var ama en azından ana kavramlarını değerlendirebiliyorum artık.
    Tabiri caiz, varsayımıma neredeyse cuk diye oturdu.

    Atom'un durumunu da bu açıdan yorumlayacağım.
    Mevcut atom modellerinin, atomu hep 3 veya 2 boyutlu olarak ele aldığını görüyoruz.
    Bu da atom modelini bir miktar gizemli belirsizliklerle-olasılıklarla karşı karşıya bırakıyor.

    Bu mekanikte, her şeyden önce evreni titreştiren bir salınıma ihtiyaç var. Evren dokusu bir akışkan niteliğinde ve içerdiği her şey, bu titreşimlerden nasibini alıyor.
    Varsayımım da "Zaman", EGD dalgaları olarak aynı işi yapıyor.

    Bizler atomu göreceli olarak durağan- (uzayda sabit bir konumda) görsek de, aslında atomda bizimle beraber, uzay ve zaman da eşdeğerli olarak, genişleme yönüne doğru serbest düşme hareketi içinde...

    Bunun anlamı, EGD dalgaları ile yani Zaman ile karşılaşan atom çekirdeğinin kütlesi, hareket yönüne ters olacak şekilde bir dalgalanım'a neden oluyor. Bunu suya düşen bir taşın batarken su içinde arkasında bıraktığı dalgaların büyümesi olarak düşünebilirsiniz.
    Tabii EGD dalgalarının en önemli özelliklerinden biri de 1 Planck Mesafesi aralıklarla , bir Planck zamanında salınmış olmalarıydı.
    Yani bu durumda düşen taşın arkasında bıraktığı dalgaların aralığı bir Planck mesafesi olacaktır.
    (EGD-Zaman dalgalarının aksine) Bir merkezden dağılan tüm dalgalar gibi, bu dalgalarda yayıldıkça alan-birim başına olan enerjileri azalacaktır.

    İşte elektronlarda, bu alanlara enerji düzeylerine göre yerleşmektedirler.
    Tabii şu ana kadar anlattığım model 3 boyutlu idi. Bunu 4 boyutluya çevirmek için geçmeli -konik bardak modelini 360 derece ve her yönü kapsayacak şekilde döndürmeniz gerekiyor. Yani, evrenin genişleme doğrultusuna...
    O zaman elimizde, küresel matruşka bebekler olacaktır. Her matruşka bebeği bir yörünge sayarsak, belirli aralıktaki matruşkalar da kabukları temsil edecektir.

    Buradan çıkan ilk sonuç: Elektron bir parçacık olarak değil, küresel bir alan olarak çekirdeğin çevresine yerleşmektedir. Ölçüm yapıldığında ölçülen momentum, bir dalganın momentumu. Bir bakıma, bir anafora elinizi soktuğunuzda, elinizin üstünde hissettiğiniz basıncın kuvveti gibi...
    Neresinden ölçüm yaparsanız yapın, yaptığınız anda bu basıncı ölçeceksiniz.

    Aynı yörünge de niye iki tane aynı spinli elektron bulunmuyor? Çünkü elektronun bir titreşimi var. Aynı spinli bir elektronla karşı karşıya gelse aynı yörüngede, eşdeğerli ve fazlı olduklarından, bu ikisi genliği - artacak şekilde "girişim" yaparlar ve dolayısıyla o enerji seviyesindeki yörüngeden çıkarlar. Tünelleme gibi...
    Bu nedenle tam tersi şekilde birbirlerini sönümleyecek şekilde olurlarsa ancak ortak bir yörüngede olabilirler. (Dalgalar enerji kaybetmeden birbirleri içinden geçebilir.)Tabii bu bir yörünge üzerinde 2 taneden daha fazla elektron olmayışını da açıklıyor. (Kabuk ile yörünge kavramlarını ayrı kullanmaya çalışıyorum)...

    Elektrik yükü dediğimiz şey: Bu titreşimlerin yönü, şekli veya bir şekilde yapısı ile alakalı olmalı. Daha net fikrim yok. Ancak birbirini tamamlayan bir bakıma sönümleyen 2 farklı dalganın bir araya gelmesi... Bir bakıma Ying-Yang gibi... Oluşan yeni nesne, artık titreşim olarak nötr oluyor.
    Yani iyon atom çekirdeğinin yaydığı dalgaları her kademesinde, onu sönümleyecek elektronlar bulunuyor.

    Bu şekilde elektronlar atomla bir büyün oluştururken, elektronlar sadece çekirdek tarafından oluşan bu alanlara yerleşebildiğinden düşmüyorlar. Aslında düşecek bir şey yok.


    Tünelleme için ise başka bir örnek vereceğim.
    Elimizde bir kutu olsun, bu kutunun içinde tam esneklikte çarpışma yüzeyleri. İçine attığımız lastik top, sürekli aynı enerji seviyesinde bir uçtan öbür uca sekebilsin. (Duvarlara ve çarpışmaya enerji kaybetmiyor farz ediyoruz.)
    Şimdi duruma bakalım. Topun bir uçtan, bir diğer uca gidişinde sadece ortadan tek zıplama yaptığını düşünüyorum. Böylece frekansı, dalga genişliği, genliği tanımlanmış bir dalgamız var. Hareketi "anlık birimlerle" incelersek, elimizde bir parçacık olacaktır.

    Şimdi kutuyu, topun hareket doğrultusunda sıkıştıralım. Dalga boyu azalacaktır böylece... Fakat bir uçtan diğer uca gidiş dönüş süresi kısaldığı için, frekansı artacaktır. Üstelik enerji seviyesi değişmediği içinde, artık genliği daha yüksek olacaktır. Yani top daha yükseğe zıplayacaktır.
    Kutu iyicene daraltıldığında ise, artık aşırı artan frekansının yanında, artık kutuya sığmayan bir genliği olacaktır.
    Tünelleme dediğimiz şeyde, bu zaten, belli bir alana sıkıştırılan parçacığın, genliğinin artması ile bu alanın dışına çıkması. Çıkabileceği bir yol bulması.
    Frekansı arttığı için, eninde sonunda kaçabileceği bir açıklık bulması ya da açması mümkün olacaktır.
  • 0
    Burtay bey egd lere geri dönüyorsanız sözlerimi geri alırım ama:)
    Necmi bey sizin okuduğunuz kitaplar hatalı ve yanlış bilgiler içeriyor. Daha ciddi kaynaklardan okumanızı tavsiye ederim.
    Mehmet Ali 20 Şubat 2018
  • 0
    Kitaplarda genellikle yanlış bilgi olmaz. Çünkü kalıcıdırlar, editörlük garantisi taşırlar ve zaten yanlış şey söylüyorlarsa popüler olup geniş okuyucu kitlesine ulaşamazlar. Ayrıca ben çok çeşitli kaynakları karşılaştırabilir ve doğru olanı kendi bilgi birikimimle bulabilirim.

    Ama siz internete bağımlısınız. Orada konutrolsüz ve spekülatif çok fazla şey var. Onları da insan ayıklayabilir tabii ama bunun için de yine alt yapı ve bilgi birikimi gerekir. Yani aslında internet sizi kandırıyor ve siz de dolayısı ile bu yanlış bilgileri paylaşıp takip eden insanları kandırmış oluyorsunuz.

    Neyse, burada herkes kolaycı yolu seçip internete itibar ediyor. Aynı şeyleri okuduğunuzdan taraftar edinmiş olup kendinizi haklı sanıyorsunuz. Bu bir savaşsa eğer ben zaten daha önce kaybedilmiş bir savaş olduğunu söylemiştim. Ama önemli olan yeni neslin, gençlerin kaybedilmemesidir bence. Ne yazık ki benim çabam arada kaynayıp gitmek zorunda...

    Yani Mehmet Ali, bana söyleyeceğine asıl sen bu konuları kitaplardan okumalısın. Sosyal medyayı kim denetleyip yönlendiriyorsa sizler onu takip etmiş ve kendi dalınızı kesip küresel sermayenin elinde esarete düşmüş oluyorsunuz.
    Haklı olmak istemediğim tek şey bu ne yazık ki...
    Necmi Tüfek 21 Şubat 2018
  • 0
    İki türlü internet kaynağı vardır. Birincisi kaynağı yine internet kaynağı olan internet kaynağı. İkincisi kaynağı kitaplar ve yazınsal eserler olan internet kaynağı. Bu kaynak türleri her zaman yanlış olacak diye bir kaide yok. Çoğu zamanda yazınsal kaynakların farklı yorumları sonucu oluşan internet kaynakları ve internet kaynaklarının direkt olarak kopyalanması sonucu da yanlış bilgi oluşuyor. Diğer yandan ben bile yanlış bilgiler içeren bilimsel kitaplar ( daha çok popüler ) görmüştüm. O yüzden kimin haklı olduğuna değil de neyin doğru olduğuna odaklanırsanız belki bir orta yol bulabilirsiniz. Kaynakları ve temek fikirler üzerinden tabiki de.
  • 0
Yorum yazabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Giriş Yap

Facebook ile Bağlan