0

Kemal bey, bir kutu içerisinde bulunan momentumunu bildiğimiz bir parçacığın yerini belirlemek istiyoruz diyelim. Kutu o kadar sağlam ki parçacığın o kutuyu kırarak dışarı çıkması imkansız. Parçacığın yerini belirlemek için kutuyu giderek küçültmeye başlıyoruz. Kutunun boyutunu parçacığın boyutuna kadar küçülttüğümüzde ve parçacığın hareket alanı kalmadığı anda yeri de tam olarak belirlenmiş olacak. İşte bunu yapmaya çalıştığımızda kunatum tünelleme denilen şey oluyor. parça köşeye sıkıştığında konumunun belirlenmesini engelleyerek bir şekilde kutunun dışına çıkmayı başarıyor. Hem de kutuyu kırmadan çıkıyor çünkü zaten kıracak kadar enerjisi yok. Yıldızlarda olan şey de bu şekilde meydana geliyor. Yıldız çekirdeğinde atomlar yüksek basınç ve sıcaklık altında, birbirlerini iten elektromanyetik kuvveti yenerek birleşiyorlar ve bu sırada enerji ortaya çıkıyor. Buna füzyon reaksiyonu diyoruz. İşte yıldız çekirdeğindeki basınç ve sıcaklık, hidrojen atomlarının birleşmesi için yeterli değil aslında. Belirsizlik ilkesi ve kuantum tünelleme bu noktada devreye giriyor. Yüksek basınç altında hareket alanı kısıtlanan atomlar, birbirlerini iten elektromanyetik kuvveti yenecek kadar basınç ve sıcaklık olmamasına rağmen kuantum tünelleme ile bu bariyeri aşıp birleşerek füzyon reaksiyonunu meydana getiriyorlar ve yıldızlar da bu şekilde parlamış oluyor.

Mehmet Ali 4 yıl önce 0
0

Ali bey, olumlu gözleminiz için teşekkürler... Bence eski yazdıklarımın da bir kısmı doğru idi... :-) Sadece genel tanıma uymuyorlardı... Yine de teşekkürler. Son yazdıklarınızdan " Yüksek basınç altında hareket alanı kısıtlanan atomlar, birbirlerini iten elektromanyetik kuvveti yenecek kadar basınç ve sıcaklık olmamasına rağmen kuantum tünelleme ile bu bariyeri aşıp birleşerek füzyon reaksiyonunu meydana getiriyorlar ve yıldızlar da bu şekilde parlamış oluyor." cümlesindeki "tünelleme" hele her şeyi anlaşılır hale getirdi. Çok iyi bir yaklaşım ve bilgi... ---------------------------0----------------------- Pilot Wave konusunu gördükten sonra, Bohm mekaniğinin tüm isabetli ve basit açıklamalarına rağmen kuantum mekaniğinin bu kabul görmemiş, farklı versiyonu, anlamak için çok zamanımı alıyor. Daha anlamadığım çok şey var ama en azından ana kavramlarını değerlendirebiliyorum artık. Tabiri caiz, varsayımıma neredeyse cuk diye oturdu. Atom'un durumunu da bu açıdan yorumlayacağım. Mevcut atom modellerinin, atomu hep 3 veya 2 boyutlu olarak ele aldığını görüyoruz. Bu da atom modelini bir miktar gizemli belirsizliklerle-olasılıklarla karşı karşıya bırakıyor. Bu mekanikte, her şeyden önce evreni titreştiren bir salınıma ihtiyaç var. Evren dokusu bir akışkan niteliğinde ve içerdiği her şey, bu titreşimlerden nasibini alıyor. Varsayımım da "Zaman", EGD dalgaları olarak aynı işi yapıyor. Bizler atomu göreceli olarak durağan- (uzayda sabit bir konumda) görsek de, aslında atomda bizimle beraber, uzay ve zaman da eşdeğerli olarak, genişleme yönüne doğru serbest düşme hareketi içinde... Bunun anlamı, EGD dalgaları ile yani Zaman ile karşılaşan atom çekirdeğinin kütlesi, hareket yönüne ters olacak şekilde bir dalgalanım'a neden oluyor. Bunu suya düşen bir taşın batarken su içinde arkasında bıraktığı dalgaların büyümesi olarak düşünebilirsiniz. Tabii EGD dalgalarının en önemli özelliklerinden biri de 1 Planck Mesafesi aralıklarla , bir Planck zamanında salınmış olmalarıydı. Yani bu durumda düşen taşın arkasında bıraktığı dalgaların aralığı bir Planck mesafesi olacaktır. (EGD-Zaman dalgalarının aksine) Bir merkezden dağılan tüm dalgalar gibi, bu dalgalarda yayıldıkça alan-birim başına olan enerjileri azalacaktır. İşte elektronlarda, bu alanlara enerji düzeylerine göre yerleşmektedirler. Tabii şu ana kadar anlattığım model 3 boyutlu idi. Bunu 4 boyutluya çevirmek için geçmeli -konik bardak modelini 360 derece ve her yönü kapsayacak şekilde döndürmeniz gerekiyor. Yani, evrenin genişleme doğrultusuna... O zaman elimizde, küresel matruşka bebekler olacaktır. Her matruşka bebeği bir yörünge sayarsak, belirli aralıktaki matruşkalar da kabukları temsil edecektir. Buradan çıkan ilk sonuç: Elektron bir parçacık olarak değil, küresel bir alan olarak çekirdeğin çevresine yerleşmektedir. Ölçüm yapıldığında ölçülen momentum, bir dalganın momentumu. Bir bakıma, bir anafora elinizi soktuğunuzda, elinizin üstünde hissettiğiniz basıncın kuvveti gibi... Neresinden ölçüm yaparsanız yapın, yaptığınız anda bu basıncı ölçeceksiniz. Aynı yörünge de niye iki tane aynı spinli elektron bulunmuyor? Çünkü elektronun bir titreşimi var. Aynı spinli bir elektronla karşı karşıya gelse aynı yörüngede, eşdeğerli ve fazlı olduklarından, bu ikisi genliği - artacak şekilde "girişim" yaparlar ve dolayısıyla o enerji seviyesindeki yörüngeden çıkarlar. Tünelleme gibi... Bu nedenle tam tersi şekilde birbirlerini sönümleyecek şekilde olurlarsa ancak ortak bir yörüngede olabilirler. (Dalgalar enerji kaybetmeden birbirleri içinden geçebilir.)Tabii bu bir yörünge üzerinde 2 taneden daha fazla elektron olmayışını da açıklıyor. (Kabuk ile yörünge kavramlarını ayrı kullanmaya çalışıyorum)... Elektrik yükü dediğimiz şey: Bu titreşimlerin yönü, şekli veya bir şekilde yapısı ile alakalı olmalı. Daha net fikrim yok. Ancak birbirini tamamlayan bir bakıma sönümleyen 2 farklı dalganın bir araya gelmesi... Bir bakıma Ying-Yang gibi... Oluşan yeni nesne, artık titreşim olarak nötr oluyor. Yani iyon atom çekirdeğinin yaydığı dalgaları her kademesinde, onu sönümleyecek elektronlar bulunuyor. Bu şekilde elektronlar atomla bir büyün oluştururken, elektronlar sadece çekirdek tarafından oluşan bu alanlara yerleşebildiğinden düşmüyorlar. Aslında düşecek bir şey yok. Tünelleme için ise başka bir örnek vereceğim. Elimizde bir kutu olsun, bu kutunun içinde tam esneklikte çarpışma yüzeyleri. İçine attığımız lastik top, sürekli aynı enerji seviyesinde bir uçtan öbür uca sekebilsin. (Duvarlara ve çarpışmaya enerji kaybetmiyor farz ediyoruz.) Şimdi duruma bakalım. Topun bir uçtan, bir diğer uca gidişinde sadece ortadan tek zıplama yaptığını düşünüyorum. Böylece frekansı, dalga genişliği, genliği tanımlanmış bir dalgamız var. Hareketi "anlık birimlerle" incelersek, elimizde bir parçacık olacaktır. Şimdi kutuyu, topun hareket doğrultusunda sıkıştıralım. Dalga boyu azalacaktır böylece... Fakat bir uçtan diğer uca gidiş dönüş süresi kısaldığı için, frekansı artacaktır. Üstelik enerji seviyesi değişmediği içinde, artık genliği daha yüksek olacaktır. Yani top daha yükseğe zıplayacaktır. Kutu iyicene daraltıldığında ise, artık aşırı artan frekansının yanında, artık kutuya sığmayan bir genliği olacaktır. Tünelleme dediğimiz şeyde, bu zaten, belli bir alana sıkıştırılan parçacığın, genliğinin artması ile bu alanın dışına çıkması. Çıkabileceği bir yol bulması. Frekansı arttığı için, eninde sonunda kaçabileceği bir açıklık bulması ya da açması mümkün olacaktır.

Burtay Mutlu (shibumi_tr) 4 yıl önce 0
0

https://www.fizikist.com/beyin-firtinasi/35096/

Burtay Mutlu (shibumi_tr) 4 yıl önce 0