• +1

    Uzayın 3 ekseninde hareket etmediğimiz sürece neden zaman ekseninde ışık hızıyla hareket etmiş oluruz?

    Tin Foil 30 Ağustos 2016
  • +1
    @shibumi_tr çok mantıklı güzel bir bakış açısı kurmuşsunuz...
    Doğukan Şimşek 30 Ağustos 2016
  • 0
    Yani kütlemiz yokken neden ışık hızında '' hareket '' ederiz diye mi soruyorsun ?
    Kemal ( Bay Hiçkimse ) 30 Ağustos 2016
  • 0
    hayır kütlemiz varken hatta şu anki halimizle iken, referansı dünya olarak kabul edelim ve üç boyutta hareket etmediğimizi varsayalım. zaman eksenindeki hızımızın ışık hızı olmasının nedenini anlayamıyorum
    Tin Foil 30 Ağustos 2016
  • 0
    Tam anlamadım . Bir cismin hareketinin 0 olması '' yani entropinin 0 olması '' anlamında mı ?
    Kemal ( Bay Hiçkimse ) 30 Ağustos 2016
  • 0
    hayır makro düzende hareketinin sıfır olması. yatakta hareketsiz yatmamız gibi basit düşündüm. tabii ki mikro hareketler var ama zaten etropiyi zamanı durdurmadan nasıl 0 yaparız :)
    Tin Foil 30 Ağustos 2016
  • +1
    Bunu bir konu başlığında derin konuştuk linki atayım bir bak olur mu
    Kemal ( Bay Hiçkimse ) 30 Ağustos 2016
  • +1
    Kemal ( Bay Hiçkimse ) 30 Ağustos 2016
  • +1
    Kemal ( Bay Hiçkimse ) 30 Ağustos 2016
  • +1
    @Tin Foil,ışı hızını aşarsak diğer boyutları terk etmiş oluruz.Bu neden böyle olmak zorunda? Işık hızını geçmek için neden diğer üç boyuttan feragat ediyoruz.Bu mu sormak istediğiniz? Ben öyle anladım: (Saçmaladıysam da kusura bakmayın :)
    Fizikist 30 Ağustos 2016
  • +1
    teşekkürler ama sorum daha çok genel görelilik üzerineydi. eğer ışık hızına yakın hızlarda hareket edersek zaman bizim için yavaşlıyorsa, durağan konumda olduğumuzda da ışık hızında hareket etmemiz gerekir. çünkü zaman ekseni uzayın 3 eksenine de diktir. toplam hızımız sabitken uzayda başlayacağımız hareket, başlangıçta tamamen zaman ekseninde olan hız vektörümüzün bir kısmını uzaya kaydıracak ve uzayın 3 ekseni ile zaman ekseni arasında paylaştıracaktır. yani zaman eksenindeki hızımız azaldığından, zaman bizim için yavaşlamış olacaktır. sonuçtan başlangıca gittim ama bir yerde yanlış düşünüyorum gibi bir his var. :(
    Tin Foil 30 Ağustos 2016
  • 0
    @gülcan zaman ekseniyle 3 uzay ekseni arasındaki hız paylaşımından yola çıktım aslında yakın sayılır söylediğinize ama ışık hızını aşmak ile alakalı değil sorum :)
    Tin Foil 30 Ağustos 2016
  • 0
    Açıkcası ne dediğin hakkında hiçbir şey anlamadım , anlayan bana anlatsın (:
    Kemal ( Bay Hiçkimse ) 30 Ağustos 2016
  • +1
    Soru çok güzel bir soru... Cevabı da ilginç bence...
    Şimdi biliyoruz ki, hız göreceli bir durum. Örneklersek, iki tren yan yana duruyor ve sizde yolcusunuz. Etrafınızda da ivme sönümleyiciler varsayalım. böylece aracınız hareket ettiğinde farketmeyeceksiniz., Karşısınızdaki tren ile treniniz arasında hareket kaynaklı bir değişim olsa ve ivme algılamıyor olsaydınız. Hangi tren hareket ediyor olurdu?
    %50 ihtimalle doğru cevabı verseniz bile, esas önemli nokta bu değil. Önemli olan iki trenin birbirine göre göreceli hareket ediyor oluşudur. Herhangi birini sabit varsaydığınızda , diğerinin uzaklaşma hızını aynı ölçersiniz.

    Şimdi evrendeki nesnenin, evrenin genişlemesiyle beraber, 3 boyutlu uzaya göre değil ama evren dışından bir gözlemciye göre olan hareketini düşünün. Bize göre 3 boyutlu koordinatlar sabit olsa da, bu nesnenin evrenin genişleme hareketinden kaynaklanan bir tanımlanmayan hareketi var.
    Zaman bu hareketin ölçüsüdür.

    Bu kısmı zihinsel hazırlıktı. Şimdi ana konuya girebiliriz. Bence, evrenin genişlemesinden oluşan bir yoğunluk farkı kaynaklı bir enerji dalgalanması evrene salınıyor. (Genişleme çeperlerinden).Bu dalganın özellikleri önemli çünkü, 1 planck mesafesindeki dalga aralıklarını, 1 planck süresinde ve C hızında alıyor.
    (C burada sadece bir hız göstergesi değil, tam tanımını bulamasamda, dalganın aktardığı enerji miktarı ile de bağlantılı).
    (Bu dalgalar evreni dalgalandırırken, farklı enerji yoğunluklarını da etkiliyor. Bir kısmını kütleli parçacık olarak tanımlıyoruz) Bu dalgalar, evrenin genişleme yönü ile ters doğrultuda olduğundan, kütleli nesnelerin 3 uzamsal boyutunu da etkiliyor.
    Ancak bir konuda farklı düşünüyorum. 3 uzamsal boyutu, ancak bunlar arasında 120 derece açı olduğunda, yani iki boyutlu olduklarında mümkün. https://qph.is.quoracdn.net/main-qimg-1e4faaa6878cf6661695035c94710365?convert_to_webp=true çünkü 2 tane 2 boyutlu düzlem ancak bir araya geldiğinde bir 3 boyutlu yapı oluşturuyor. https://qph.is.quoracdn.net/main-qimg-b3e5551386e03b8b95de7efa04bec487?convert_to_webp=true ve https://qph.is.quoracdn.net/main-qimg-6a6cbbf3563e9c76b6661d59f61c8b6b?convert_to_webp=true tabii bu hareketli biryapı. değişen enerji seviylerine göre pozisyonları değişiyor (sicim teorisindeki 5 temel yaklaşıma dayalı olarak) https://3.bp.blogspot.com/-4uIafmkaq8o/VrSAlUxNk3I/AAAAAAAADlU/r6chCiiXlhk/s320/01-07.gif

    3 uzamsal boyut arasında 90 derece olduğunda ise, zaman ile olan doğal açıları 45 ya da 135 derece olmalı. Bu farklılık, kütlenin evrenin genişlemesiyle hareketinden kaynaklanıyor. https://qph.is.quoracdn.net/main-qimg-aa769db42d908a57d100916dfe402e54?convert_to_webp=true

    Bildiğiniz gibi hareket her zaman bu 3 uzamsal boyuttan biri üzerinde olur. Hız artıkça, bu uzamsal boyut zaman ile aynı doğruya yaklaşır bu arada nesnenin de dış gözlemciye göre boyutları değişir. En sonunda eğer ulaşabilse, ışık hızında iken 2 boyutlu bir hale dönüşürdü.
    https://3.bp.blogspot.com/-1G5ds2Ojnv4/VsGNBFqsdGI/AAAAAAAADrI/9_POh3L3Vb8/s640/08_06.jpg

    Şimdi soru'nuza dönersek. Kütle zaten sürekli olarak bu dalgalar ile taranmaktadır. Evrene göre hareket etmediği zamanda taranmaktadır. (Hareket ettiğinde de taranıyor ama bu sefer etkileşime girdiği için, zaman onun için göreceli oluyor) . Bu dalgaların hızı bize göre zaten ışık hızında, nesne 3 boyutlu olarak durduğunda (tren konusuna dönersek) , nesne gene bu dalgalarla etkileşimdedir.
    Yani zamanı tanımlayan dalgalar ışık hızında olduğu için, durduğumuzda da ışık hızıyla hareket ediyor nesneler. Daha fazla ayrıntı için, bu sitedeği tartışmalarımıza bakabilrsiniz.

    Resim linkleri için üzgünüm; ancak site direk yapıştırmaya izin vermiyor.



    Burtay Mutlu (shibumi-tr) 30 Ağustos 2016
  • 0
    @shhibumi bir soru sorabilir miyim size ?
    Kemal ( Bay Hiçkimse ) 30 Ağustos 2016
  • 0
    Açıkçası soruyu ilk okuduğumda hiçbir şey anlamadım çünkü genel göreliliği düşündüğümüm yarısı kadar dahi bilmiyormuşum. Aklımdan geçen cevap ise bilinen en yüksek hızın ve aynı zamanda etkileşimin ışık hızında olmasından dolayı olduğu. Şöyleki; zamanın dördüncü değil 3 boyutlu sistemin z kordinatı olduğunu ve x-y düzleminde hareket edebilen iki boyutlu gözlemciler olsun. Z zamanın akışı ve ışık hızı limit vektörünü yerleştirdiğimiz yer de burası. Gözlemciler sabit olduklarını söylemelerine rağmen aslında zaman akmakta. Hareketlendiklerinde ise vektör değişerek z kordinatının altına, ışık hızına ulaşıldığında ise tamamen z için sıfır değerini alıyor. Şimdi burda sabit iken ışık hızında gitmemiz sonucu var gibi görünüyor ama ben bunun sembolik anlatımdan kaynaklandığını düşünüyorum. Araştırırken bu kısımla alakalı kütleçekimi zaman ve hızın dahil olduğu bütünlükte bir açıklama bulamadım açıkçası kafamı karıştırdı
    Vide supra 30 Ağustos 2016
  • 0
    @Cemaleddin Karakaş, büyük ihtimalle göreliliği benim kadar hatta benden daha iyi biliyorsunuzdur. Farklı olarak ortaya koyduğum şey, farklı bir bakış açısı. Yazdıklarım bilimsel çalışmalarla desteklenmiş bir bakış açısı değil. Daha doğrusu bu yönde henüz hiç bir çalışma yok.
    Sorun, mevcut açıklamaları, deneylerle ve gözlemlerle tekrar tekrar deneyip doğruluğunu gördüğümüz için soruglamayışımız.
    Yani mevcut açıklamalar o akdar tatmin edici ki, sorgulanmadan doğru kabul ediliyor.
    Ancak bu sefer bir noktada 4 temel kuvveti birleştirmeye gelince, bu açıklamalar tıkanıyor.
    Buradan çıkarttığım sonuç, her mecut açıklamanın kendi için de ve alanında tam ve tartışmasız doğru olduğu ancak, olguya dar bir açıdan baktığıdır.
    Mesela sicim teoremi 5 temel bakış açısı, formülasyon ile geldi. Üstelik bunlar birbirinden çok farklıydı. Uzun süre de işin içinden çıkılamadı. Sonra (Witten, E.) sayesinde M kuramında hepsi birleşti. Aslında yaptığı bir üst bakış açısıydı. Mevcut 5 tanımı değiştirmedi, onlara farklı bir açıdan baktı.

    Söz konusu görelilik olunca da, aynı durumdayız. O kadar mükemmel ve müstesna ki, kamaşan gözlerimizle onu farklı bir açıdan ele almayı dahi düşünmüyoruz.
    Şüphesiz hatalarım vardır. Ama bunları kendim tespit edebilecek düzeyde yetkin değilim.
    Üstelik farklı bir bakış ile mantık olarak benzer sonuçların olması gerektiğini farkedince, bu bakış açısına olan güvenim de artıyor. En azından temel-ana hatlarda doğru yolda olma ihtimali yüksek gibi. (Eğer kendi içindeki mantığı ile kendini doğrulayan ama temelden hatalı olduğu için aslen tamamen yanlış değil isem...???)

    Yazdıklarınıza açıklama olarak; bizler 3 uzamsal boyutu sabit değerler olarak kabul ediyoruz. Elle tutulabilen, ölçülebilinen ...Ölçebildiğimiz içinde kafamızda onu sabit bir tanıma yüklemiş durumdayız.
    Boyut nedir? Bir çok tanımı var. Olmayan tanımı ise, boyutların enerji için bir hareket-yayılım alanı olduğu.
    (Madde kavramını tamamen enerjiye indirgedim. Maddeyi sadece "yoğunlaşmış enerji" olarak ele aldım. Böylece düşünürken; enerjiye göre ayrı, maddeye göre ayrı bir kavramsallaştırma zorluğundan kurtuldum.)
    Bu açıdan bakınca, boyutlar enerjinin titreşebildiği alanlar, bölgeler olarak kalıyor. Eğer enerji miktarı çok ise ya da titreşimi yüksek ise, o uzamsal boyutun ölçülebilen miktarıda artıyordu. Ya da tam tersi.
    Bu durumda enerjilerin en az 3 (birbirine dik) yönde titreşmesi ile bizim kütle dediğimiz, yoğunlaşmış bir enerji alanı ortaya çıkıyor.

    Ancak evrenin enerji ile dolu olduğunu düşünürsek, bu kütleleşmiş enerji yoğunluklarını diğerlerinden ayıran bazı özellikle gerekiyor. Bu nedenle ekstra bir dış kuvvete daha ihtiyaç olması gerektiğini düşünüyorum.
    (Bizler, ben merkezli yaratıklar olarak, her şeyin kaynağını kendimizden görüyoruz. Ya bu bir yanılsama ise, daha doğrusu her şey tek bir kuvvetin farklı yansıması ise? Ki burada işin içine biraz teoloji giriyor :-)

    İşte bu noktada zaman devreye giriyor. Sürekli, tek yönlü ama her yönde aynı değerde bir kavram.
    Üstelik boyut kavramına bu farklı tanımla uyuyor çünkü, tek yönlü de olsa, enerjinin sürekli hareket ettiği , ya da enerji hareket etmese bile sürekli hareket ettiği için, göreceli olarak bir hareketin olduğu, bir alan.

    Işık hızına çıkılırsa, z boyutu zaman ile aynı doğrultuya düşüyor. Z 'nin açık kalması için gereken enerji, zamandaki hareketten dolayı, x ve y üzerine dağılıyor. Bu sefer nesen 2 boyutlu bir düzlem alanında titreşirken, zaman ile olan açıları dik olduğundan daha geniş bir alanı tarıyorlar sonuç, gözlemlenen nesnende direnç artışı. Yani artan kütle.
    Örneklersek, blogta da yazdığım gibi bir yarı açık şemssiye ile suda (sapı yönünde bir hareket yapın. Hızınız düşük iken, şemsiye yarı açık iken, şemsiyenin yayı bu açıklık düzeyini koruyacak kuvvette olsun. (Yukarıda verdiğim linklerdeki şekillerden 3 uzamsal boyut ve zaman etkileşimini gösteren şekil gibi olsunlar)
    Hızınız artıkça, şemsiye içine giren su, şemsiyeyi açılmaya zorlayacaktır. Eğer sağlam, kırılmaz bir malzemeden ise, belli bir noktadan sonra, şemsiyeye ne kadar ivme verirseniz, verin, direnç arttığı için hızı sabir kalacaktır. Bunu asla aşamayacatır.
    Eğer şemsiye üzerinde bir ölçü aleti var ise ve su ile yaptığı toplam direnci ölçerseniz, hız artıkça da direncin kuvvet olarak arttığını ölçeceksiniz. Yani şemsiyenin, suya göre kütlesi artacaktır. Bu bir kısır döngüdür. Ne kadar ivme verirseniz, verin, hızı sabit kalacağından ve direnç artacağından sonunda sonsuz değerlere bile ulaşabilirsiniz :-)

    Çok uzadığı için bazı konuları atlayarak yazdım. Ama temel bakışları vermeye çalıştım. Dilerim geliştirdiğiniz düşüncelerinize katkım olur.
    Burtay Mutlu (shibumi-tr) 30 Ağustos 2016
  • 0
    @nobody, elbette bilgiyle alakalı sorulara çaığım. ancak kitaplarda veya internette olan bilgileri tekrarlamaktansa, kendi yorumumu kullanmayı tercih edeceğim. Zaten burası da beyin fırtınası değil mi? Hatalarım için ise kusura bakmayın.
    Burtay Mutlu (shibumi-tr) 30 Ağustos 2016
  • +1
    Senin uzay-zaman tanımında ışık hızı evrensel bir sınır mı yoksa '' boyutsal '' bir sınır mı onu merak ettim . @shibumi Zaten bu bakış açını emin bir şekilde belirtriyorsun belli ki sağlam temeller üzerine kurmuşsun .
    Kemal ( Bay Hiçkimse ) 30 Ağustos 2016
  • 0
    @shibumi zamanın evrenin genişleme hareketinden kaynaklanan hareketin ölçüsü olma fikri çok hoşuma gitti, oldukça ilginç. Fakat uzamsal boyutları tanımlarken eksenlerin dik kesişmemesi, ve zaman ekseninin bunları dik kesmemesi ihtimalini düşünemiyorum, matematikçilerin görüş birliği bu şekilde çünkü, dolayısıyla hesaplar da bu kabul(?) üzerinden ilerliyor diye biliyorum.
    @nobody senin soruna da atlamış gibi olmayayım ama :) ışık hızını evrensel bir üst limit olarak biliyorum, tekillikler ve evren sınırlarında tabii ki çalışmıyor kullandığımız formuller ve ışık hızı aşılabilir - evrenin genişleme hızı gibi-
    Tin Foil 30 Ağustos 2016
  • +1
    @Tin Foil, Dik keşişme (bana göre) şu koşullarda var. Eğer uzamsal boyutlar 3 boyutlu bir ortamdaysa, birbirlerini dik kesiyorlar. Bu durumda hepsine eşit derecede açı yapan tek ortay 45 ya da 135 derece olmak zorunda.
    Zamanın (hareketsiz) nesnelerin uzamsal boyutları için eşit açıda olduğunu biliyoruz. Hareket halinde ise, hareket yönü bu üç uzamsal boyuttan biri üzerinde olduğundan, bu açıların durumu değişiyor.

    3 Uzamsal boyutun, zaman ile olan dik kesişmesi , eğer bu nesneyi 2 boyutlu ortamda yani bir düzlemde ele alırsak mümkün. O zaman , "zaman" 3 uzamsal boyutu birden dik açıyla kesiyor.
    Ancak bunun olması için uzay-zaman dokusunun durağan olması lazım.

    (Eğer durağan olmaz ise; bu düzlemimiz evrenin genişlemesinden etkilenirse)
    Oysa nesnelerin (içeriden) gözlemlenemeyen ama evrenin genişlemesinden kaynaklanan bir yer değiştirme-hareketi var.Üstelik 3 uzamsal boyut üzerinde birden geçerli bu hareket. ( Bu hareketi saptamak için, evrenin dışından bir gözlemci olup, evrenin dışından bir noktaya göre tespit yapması lazım ki bu bizim için imkansız. Hayalinizde, masanın üstüne koyduğunuz şişen bir balonun içindeki sabit bir 3 boyutlu nokta koordinatı izlediğinizi düşünün. Balon ne kadar şişerse şişsin, balona göre bu nokta sabittir. Peki masaya göre?)

    Örneklemeye çalışırsam, elinizde elastik bir çarşaf var. Etrafı çerçevelenmiş olsun. Zaman bu çarşafla 90 derece dik olduğunda, 3 uzamsal boyut ile de 90'ar derece açıda oluyor. (Bu arada 3 uzamsal boyut arası 120 derece ve aynı düzlem üzerindeler)
    Şimdi bu düzleme dik bir açıdan (zaman doğrultusunu temsil eden) bir hareket-itme verdiğinizde (evrenin genişlemesinden kaynaklanan) bu açılar değişiyor. https://qph.is.quoracdn.net/main-qimg-f429457d2205143f9ada1ad87c5ec5e0?convert_to_webp=true (başka bir konunun ama ilk 4 kısmı iş görür) çarşaf dokusunda bir çökme (ki bunu kütle olarak tanımlıyoruz)ile 2 boyutlu yüzeyimiz(= titreşim alanımız), 3 boyutlu bir yapıya dönüşür.
    Kast etmeye çalıştığım şey bu.

    Matematikçilerin hesaplarında bir hata yok. Bence, sadece evrendeki kütleyi durağan olarak ele alıyorlar, yani nesneyi uzay-zamanda sabitlenmiş (3 boyutlu koordinattan kıpırdamayan) halde... Çünkü gözlemlediğimiz bu binlerce yıldır ve matematikte bu gözlemlerden yola çıkılarak başladı.
    (1+1 ile)
    Oysa gerçekte evrende asla aynı noktada değiliz. Sürekli bir hareketin içindeyiz. Duruyor olsak bile. (Sadece bunu gözlemcinin yerine göre saptamak mümkün. Balon örneklemesinde olduğu gibi )
    Burtay Mutlu (shibumi-tr) 30 Ağustos 2016
Yorum yazabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Giriş Yap