• 0

    "Mutluluk Nedir?"

  • 0
    Size göre; Mutluluk nedir? Mutlu olmayı nasıl tarif edebilirsiniz?
    Bir insanın mutlu olması için ihtiyacı olan ve aradığı nedir?

    Elbette paylaşmayı düşündüğüm uzun bir fikrim var. t=0 durumunu düşününce...
    t>0 durumunu eşitliğe dönüşmeden değerlendirmek gerekiyor. (Hayatı bu şekilde "t eşitlikleriyle" tanımlama dehalığı bana ait bir yaklaşım değil ama benimsemekte tereddüt etmedim.)

    Mutluluk arayışımızda da bazı denklemlere ihtiyacımız var gibi... Ben kendimce bir denklem buldum. Paylaşmadan önce sizlerin özgün fikirlerini de merak ediyorum.
    Kendi düşünce ve tanımlayabildiğiniz duyguları ekleyebilirseniz, bir çok arkadaşımıza da ilham olabilecek bir sayfa oluşturabiliriz.
    Serbest bir kürsü olarak değerlendirin.

    Not: Sibel Hanım, sizin değerlendirmenizi özellikle talep ediyorum.
  • +1
    Merhaba Burtay Bey, üzerinde çok düşünülmüş, yazılmış bir konuya el atmışsınız. Şairliğe doğru bir yöneliş mi var yoksa :)
    Çok çeşitli konuya kafa yormuş biri olarak mutluluk konusu beni pek de ilgilendirmemiştir desem yalan olmaz. Mutluluk bir beden durumu gibi gelir bana, bedenden alınan geri bildirimler söz konusu hali yaşatır ya da yaşatmaz. Yaşatırsa pek de farkında olunmaz tıpkı nefes almanın kutsiyetini fark etmeyiş gibi, çünkü doğal bir haldir. Eğer geri bildirim mutluluk hali yaşatmazsa, eksikliği hissedip üzerinde düşünebilir, neyin eksik ya da hatalı geliştiğini sorgulayabiliriz. (Bu tanımlamam haliyle bir çok düşünürün ve şairin mutluluk halinin yokluğunu çektiğine karine olabilir!)
    Kişisel düzeyde, mutluluğun AŞK ile birebir ilişkisi olduğunu söyleyebilirim sanırım. Tabi bunu iki kişi arasındaki aşk olarak değil, soyut somut ilişkide olduğumuz şeylerin tümüyle aramızda aşkın varlığı veya yokluğu ile ilgisi olduğunu söylemek isterim. AŞK ile kurduğumuz tüm ilişkilerde bireysel kaygılarımızı, arzularımızı hatta kendimizi unutma eğilimi vardır ve "kendimiz" aradan çekildiğinde yaşanan birlik hissi bedenden şaşırtıcı bir sevinç hissi algılamamıza sebep olur ve bunu tarif etmek de, kalıplara sokmak da gerçekten imkansız gibidir.
    Bu durumda sizin formülünüzü duymak için sabırsızlanıyor olduğum açık. Cebiri her zaman çok sevmişimdir :)
    Sibel Atasoy 05 Aralık 2017
  • 0
    mutluluğun bir formülü olabileceğini düşünmek bile mutlu etti beni :)
    mimiuzay 05 Aralık 2017
  • +2
    mutluluğu iki şekilde düşündüm her zaman ; birincisi kendine özgü ikincisi insanlığın ortak mutluluğu tabi bide diğer canlılarla ortak mutluluklarımız da olabilir. bir video izlemiştim videoda bir yahudi haham şöyle bir düşüncesini anlatıyordu sevmek nedir ? sevmek kültürümüzde anlamını yitirmiş bir kelimedir. haham genç adama sorar ; o balığı niçin yiyorsun ? genç adam cevap verir ; çünkü balığı seviyorum.. haham ;öyle mi demek o balığı sudan çıkardın öldürdün pişirdin yedin.'bana o balığı sevdiğini söyleme' . der. sen kendini seviyorsun çünkü balığın tadı sana güzel geldiği için.sevgiden anladığımız genelde böyledir. genç bir adamla kadın birbirlerini severler bu ne anlama gelir.bu kadının tüm fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarını karşıladığını düşünür kadın içinde aynı şekilde.bu 'diğer kişi benim doyumum için bir araçtır' demektir. gerçek sevgi ise ne aldığımla değil ne verdiğimle ilgilidir. insanlar sevdikleri kişilere parçalarını verdiklerini düşünerek bir hata yaparlar. aslında bunun doğrusu 'bir parçanızı verdiğiniz kişiyi seversiniz ' eğer bir parçamı sana verirsem kendimi sende değerlendirebilirim anlamına gelir.ve benlik sevgisi zaten verili olduğundan dolayı herkes kendisini sever.gerçek sevgi özverili sevgidir karşılığını aldığın sevgi değildir. bu alıntıyla bağlantılı olarak mutluluğun sevgiyle içe olmasından sebep mutluluk kendi içimizdedir demek istiyorum.mutluluğun kaynağı biziz.mutlu olmak için sebepler bulabiliriz bu her zaman mümkün olmasa bile..ve bence insanlar sürekli mutlu olursa mutluluğun anlamı kalmaz savına sonuna kadar katılıyorum.karmaşıklık duygularımızın doğasında var :)
    mimiuzay 05 Aralık 2017
  • +2
    Yazım çok uzun geliyor maalesef. Son kısmını yazıyorum.

    Fizik kuralları ezberlenecek, katı değiştirilemez kurallar değildir. İçeriğini kavradığınız her fizik kuralını, hayatınıza adapte edebilirsiniz. Sonuçta fizik kuralları birer denklemden ibaret ve eşitliğin diğer tarafını uygun verilerle doldurabiliriz. (Dik üçgen bağıntılarının, hız veya vektör hesabında kullanılması gibi...)

    Fizik, evrenin şairi değildir bence ama "evrenin tablosunu çizen ressamıdır" diyebilirim. Sonuçta canlılarda madde kökenli olgular.

    Kuantum belirsizliği ve olasılıklar kullanabileceğimiz en uygun kuralları içeriyor. Çift yarık deneyinden benzetme yaparak.

    Öncelikle deneyin sonuçlanıp, olasılık dalgalarının çökmesini ele alırsak; artık tüm olasılıklar tükenmiştir. Olay gerçekleşmiş ve elde edilen sonucu değiştirebilecek, etkileyecek bir olasılık kalmamıştır.
    Bu durumdaki dalga fonksiyonu belirlenmiş ve yazılabilir olduğu için, buna "geçmişimiz" diyebiliriz. Değiştiremeyeceğimiz, etkileyemeyeceğimiz sonuçlanmış deney sonuçlarını değiştirmeye kalkmak ve buna kafa yormak, beyhude bir zaman ve enerji kaybıdır. (Geçmişe kafayı takmak)

    Elbette deney sürecini sonradan incelemek ve bundan ders notları çıkarmak iyidir. Bu notlara göre, bir sonraki deneyde, dalganın hangi dar aralıkta 1 (%100) olmasının istiyorsak sonucu, onu belirleme yeteneğimiz daha fazla olacaktır. (Geçmişten ders almak)

    Deneyin gerçekleşme anına ele alırsak, eğer deneği izlemezsek, sonuç herhangi bir yerde olabilir. Elbette büyük olasılıkla hangi genişlikteki aralıklarda sonuçlanacağını tahmin edebiliriz ama yüzde yüz kesinlikle sonucu öngöremeyiz. (Düzensiz, kontrolsüz, amaçsız yaşam)

    Eğer "deney sırasında" dikkatli bir şekilde gözlem yaparsak, deney sonucunu da büyük ihtimalle tahmin edebiliriz. Deneği izlemek ve koşulları gerekirse anlık düzeltmelerle belirlemek kesinliği artıracaktır.(Carpe Diem, An'ı yaşamak)

    Ama her durumda, daha gerçekleşmemiş, hatta hangi koşullarda gerçekleşeceğini bile bilmediğimiz deneyleri ve sonuçlarını belirlemeye kalkmak, bize ciddi ve zaman maliyeti çıkartır. Hele bunu mevcut deneyin içinde yapmak kaynak israfı getirdiği gibi, mevcut deneyin de kontrol ve gözlemleme imkanlarını daraltır. Yaşanılan deneyimden hatalı sonuçlar bile çıkartabilir. (Belirsiz gelecek ve endişeleri).

    O zaman; Geçmişe 0, Geleceğe de 1 dersek , arası "Şimdi" olur. Hayatımızı (H) bu "Şimdi Aralığında" hissetmek ve yaşamak çözümü getiriyor.

    0> H> 1

    Elbette gelecek belirsizliğinin verdiği güvensizlik kaynaklı huzursuzlukla baş etmek çok zor. Ama kaos teorisine göre, düzeltme esnasındaki değişkenlerdeki herhangi bir değişiklik, olabilecek sonuçları çok daha olumsuza çevirebilir.

    Mümkün olan en iyi ve güvenli olasılık, içinde bulunulan mevcut koşulları en iyi şekilde kullanmak bu yüzden.

    Zaten evrene bakarsak, her şey sadece "şimdi" üzerinde gerçekleşiyor. Geçmiş ya da gelecek kaynaklı hiç bir şey yok. Belki foton bile bu yüzden şimdiye yerleşmiş olabilir.

    Kanıt mı? Şöyle bir mutlu olduğunuz zamanları anımsayın...
    Hangisinde 1-2 saat sonrasını bile düşünüyordunuz?

    O an yaptığımız işten haz alıyorsak ve geleceği unutmuşsak, mutluyuz. Hepsi bu...
    Dilerim daha karmaşık formül bekleyenleri hayal kırıklığına uğratmamışımdır.
  • +1
    Sevgili Mimiuzay'ın yazdıklarıyla da örtüşen bir formul oldu, beni gülümsettiniz Burtay Bey, teşekkürler.
    Şimdi balkona çıkacağım ve "şimdi ve burada her şey yolundaaaa" diye bağıracağım, artık komşular ne hissedecek bunu da takmayacağım (zaten işlerinde güçlerindedirler)
    Sibel Atasoy 05 Aralık 2017
  • +1
    Geçmiş, şu an ve gelecek arasındaki fark; inatçı bir illüzyondan ibarettir der Einstein..
    Sibel Atasoy 05 Aralık 2017
  • +1
    O.
    Marcellus 06 Aralık 2017
  • 0
    Beynin kimyasının iç ve dış etkenler sonucu değişmesidir.
  • 0
    Mutluluk dopamindir...
    Yusuf dusgun 29 Aralık 2017
Yorum yazabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Giriş Yap