• +1

    Yerçekimi hakkında.

    serdarrah 19 Ekim 2017
  • 0
    Merhaba, muhtemelen benzer teoriler olmuştur ama bilmediğim için sorayım istedim. Uzay ı büyük bir okyanus gibi düşünürsek ve gezegenlerin de bu okyanusa gömülü olduğunu. Gezegenlerin yoğunluklarına göre uzay boşluğunda olan dokuyu dışarı ittiği için kütle çekimi kuvvetinin oluşabileceğinden bahsedebilirmiyiz?
    serdarrah 19 Ekim 2017
  • 0
    Yerçekimi, dünya gibi belirli gökcisimleri için, o cismin üzerindekiler için geçerli bir kavramdır.
    Yani o cismin, üzerindeki nesneye uyguladığı kütleçekim kuvvetini tanımlar.

    Kavramı, kütleçekimi olarak ele almak, genelleştirme açısından daha faydalı olacaktır.

    Varsayımınıza gelince, bunu geliştiren ve destekleyen önerileriniz, kanıtlarınız nelerdir?
    (Burada "kanıt kavramı"; var olan ve sonuç olarak doğruluğu tespit edilmiş bir bilimsel veriyi, savınız açısından yorumlanmasını kast ediyor. )

    Örneğin, sıvı dinamiği açısından, gezegenlerin dokuya itiş uygulayabilmesi için bir yüzme ya da çökme olgusu olmalı.
    Yüzüyorsa, neye göre yüzüyor. Çöküyorsa, neye göre çöküyor? Eğer bir hareket var ise, bunun nasıl ve neye göre olduğunu ( gezegenlerin yoğunluklarına göre uzay boşluğunda olan dokuyu dışarı ittiği için... kısmına göre )düşünüyorsunuz?

    Siz, ilgili fikirlerinizi ortaya koyduktan sonra, biz de bahsedip bahsedemeyeceğimizi bilebiliriz.
  • 0
    Teşekkürler.
    Teorim içerisinde kanıt niteliğini taşıyabilecek veriler şunlar.
    A-Uzayın boş olmaması ve uzay zaman boşluğunda varolan maddeler ya da enerjinin boş alana ihtiyacı olması.
    B- Gezegenlerin ya da yoğun her hangi bir nesnenin uzay zaman boşluğunda kendine yer açabilmesi için var olan diğer olan şeyleri dışarı itmesi gerektiği. Havuza atılan taşın havuzun yüksekliğini değiştirmesi gibi.
    C- Kendine yer açan bir nesnenin etrafındaki diğer şeylerin tıpkı su altında maruz kalınan basınç gibi nesneye dışarıdan bir basınç uygulaması gerekiyor, ve kütleçekimi etki mesafenini de bu basınç zarının oluşturabileceğini düşünüyorum.

    Kısaca uzayın bizi itiyor olabileceğini de düşünüyorum.

    Teşekkürler.
    serdarrah 19 Ekim 2017
  • +1
    Enteresan bir sekilde bu teoriye gore kutlecekimi yorunge ve karadeliklerin davranislari daha mantikli bir sekilde aciklanabiliyor. Ucuyor da olabilirim (:
    serdarrah 19 Ekim 2017
  • +1
    Güzel...
    Şimdi bunları biraz açalım. (?)

    A) 1) Uzay'ın boş olmadığının kanıtı nedir?
    2) Madde ve enerji, boş alana, nasıl ve niçin ihtiyaç duyuyor?

    B) Gezegenler veya yoğun nesneler nereden geliyor? (Atılan taş örneğiyle, uzay'a dışarıdan dahil olduklarını ima ediyor gibisiniz. Uzay-zaman dokusu dışından olmaları lazım ki, yere ihtiyaçları olsun...)

    C) Basınç uygulanması için bir kuvvet gerekir. Mesela su altında iken, yerçekimi kuvvetinin suya uyguladığı kütleçekim kuvvetinden kaynaklanan ve suyun yüksekliği ile artan bir basınç vardır. Sizin yaklaşımınızda nasıl bir ilişki kuruyorsunuz?

    (Bu konuda, burada yazan bir başka arkadaşın da kütleçekim kuvvetini, düşük basınç alanı ile ilişkilendiren yaklaşımı var. Ama o farklı açılardan ele alıyor.)
  • 0
    Teşekkürler.
    A- Uzayın boş olmadığını farzediyorum. Ki bazı teorilere göre karanlık madde ve karanlık enerji uzayın bir arada tutan bir ağaç. Uzayda boşluk yok.

    B- Gezegenler ve nesneler, gaz ve tozlar bu teoriye göre kendilerinden daha yoğun bir parçacığın etrafında yine uzayın itmesiyle kümelenmeye başlayarak oluşuyor.

    C- Uzay dokusunun içinden geçemediği ya da geçmekte zorlandığı her şey üzerinde, karşılaştığı direnç düzeyinde bir basınç oluşturması gerektiğini düşünüyorum. Uzayda boşluk olmadığını ve evrenin de sınırları olduğunu farz edersek ve etkenler de bu sonucu destekliyor.

    Teşekkürler.
    serdarrah 19 Ekim 2017
  • 0
    Ancak bu teoriye göre büyük patlamadan kısa bir süre sonra evrenin çökme evresine geçmesi de gerekiyor olabilir. Çökmeden sonra genişlemesi de oluşan yeni gezegenlerin evreni itmesiyle olması gerekir.
    serdarrah 19 Ekim 2017
  • +1
    İlgi çekici bir yaklaşım ama üzerinde çok çalışılması ve geliştirilmesi gerekiyor. Şu an için söylediklerinizi destekleyebilecek bir bilimsel veri ile hala bağdaşmış değil.

    En başta uzayın belirttiğiniz şekilde dokusu (eter) var mı yok mu? Bilimsel veriler olmadığını söylüyor. Haklılar mı, yanılıyorlar mı? Niçin?

    Kütle çekim kuvveti ile toplanma (B şıkkı) tamam da, işleyişi eksik henüz. Mesela, nehirden 20 tonluk gemide geçse, 200 tonluk gemide geçse su seviyesi değişmez.

    Teorinizi geliştirip, daha tutarlı verilerle zenginleştirme ihtimaliniz var. O zaman , şu anki gibi "dikkat çeken" değil, "etkileyen" de olabilir.
  • +1
    Dediğim gibi sadece bir teori. Ayrıca B şıkkını biraz daha açmak istiyorum. Nehir in üzerinden geçerse evet dediğiniz gibi olur. Ancak nehir in içinden geçen ve nehir suyunun içinden geçemediği her kütle nehir in su seviyesini yükseltir.
    serdarrah 19 Ekim 2017
  • 0
    Teşekkürler ayrıca.
    serdarrah 19 Ekim 2017
  • +1
    Asagidaki gibi bir deney bu teoriyi dogrulayabilir ya da curutebilir sanirim.

    Yercekimsiz ortamda kapali bir kutu icinde ortada sabitlenmis bir yogun madde bir de cok daha kucuk kutleli toz halinde maddeler serpistirilir. Iceride yuksek basinc ile eşzamanlı olarak bir kaos olusturulur. Teorinin dogru olmasi durumunda kucuk toz zerreleri agir maddenin etrafinda toplanmasi gerekir. Daha sonra agir cekirdegin uzerindeki basinc daha da artacagi icin ancak disari enerji cikisi olamayacagi icin kendi icinde degime ugramasi ya da nukleer tepkimeler olusturmasi gerekir.
    serdarrah 19 Ekim 2017
  • +1
    Yüksek basınca hatta radyasyon ortamına bile gerek yok. Zaman içinde toz zerreleri, kütleçekim kuvveti gereği, yoğun maddenin etrafında yoğunlaşır. Yoğunluk oranına göre de tepki verecektir.

    Yıldızlar, gezegenler de bu şekilde oluşmuştur. Bu durum, benzerlik teorinizin doğru olduğu anlamına gelmez.
    Daha ayrıntılı bir teori sunmalısınız.

    Kapalı kapta bir başka öşey daha olabilir. Tüm toz, yoğun maddenin etrafında toplanıp bütünleştikten sonra, mliyarlarca yıl sonra kutu içindeki tüm madde toz haline geçecektir. Ve homojen bir şekilde kutuyu dolduracaktır. Bunun nedeni ise entropi'dir.

    Nehir suyu hikayesine gelince, hacimle kütle kavramlarını eşdeğer tutuyorsunuz. Bu hatalı varsayımlara yol açıyor ...
    Yüzme kanunlarını, gezegenlere ve uzay dokusuna uygulayacaksanız. önce yüzme kavramını doğru tanımlamalısınız. Dediğinize göre gezegenler, uzay-zaman dokusunda yüzüyor (ya da batıyor). Sıvılardaki yüzme ile ilgili hacim ve kütle ilişkisini, uzaya nasıl uyarlayacaksınız ? Bu çok belirsiz?
  • +1
    süper akışkan uzay-zaman kavramı için @burtay mutlu dan yardım alabilirsiniz...
  • 0
    Teşekkürler, basınç örneğinde varmaya çalıştığım konu küteçekimi aslında. Şu an da uzay zaman bükülmesi sonucunda daha küçük maddelerin büyük olan maddenin üzerine düşmesi olarak açıklanıyor en mantıklı haliyle. Ancak bu da bir teori.

    Kütlenin kendi çekim gücü olmadığını farzedersek yukarıda verdiğim deney de tüm yönlerden gelen yüksek basınç ağır madde üzerinde diğerlerine karşı uygulayabileceği bir çekim kuvveti yaratacak. Bu hesaplama da teori değil, basit matematik. Yüksek basınç altında büyük maddeye yaklaşan diğer küçük maddeler, basınç dengesi bozulduğu için büyük maddeye yapışacak.

    Sadece kütleçekimi dediğimiz şey bu olabilir mi acaba?
    serdarrah 20 Ekim 2017
Yorum yazabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Giriş Yap