• 0

    Canlılık doğa ya da evrenle uyum amacı mı güder yoksa evrendeki dağılan ve zamanla kullanılamayacak olan enerjinin keni yarattığı bir ivme midir?

    Vide supra 04 Ağustos 2017
  • 0
    Düzeltme: *kendi.

    https://www.quantamagazine.org/first-support-for-a-physics-theory-of-life-20170726/
    Makakenin özünde canlılığın, doğadan/evrenden daha yüksek miktarda enerjiyi toplamak ve aynı zamanda normalden daha hızlı yayarak entropiyi daha hızlı yüksektmek amacıyla özelleşmiş sistemler olduğunu söylüyor. Doğru koşullar altında örnek sistemlere enerjiler vererek çeşitli kimyasal tepkimeler ve fiziksel etkileşimlerin de sonunda moleküllerin daha karışık yapılar oluşturdukları biliniyor artık. Bu noktada canlılığı sadece daha özelleşmiş bir etropi üretim makinası olarak düşünmek sizce neyi ifade ediyor? Bunu doğru kabul edersek ahlaki ve etik kuralları doğa açısından nasıl ele alırsınız?
    Vide supra 04 Ağustos 2017
  • +1
    0Sayın Vide Supra, aşağıdaki yazılar çeşitli zamanlarda paylaştığım düşüncelerdir.
    Sorunuza cevap olarak; bence; canlılık doğayla-evrenle armoni amacındadır. Armoni dediğim şey homojenleşmek.

    Yukarıdaki yazıdan farklı olarak, canlılık bence entropinin hızlanması amacıyla değildir. O bir yan ürün. Homojenleşme eğilimindeki enerjinin, geçici olarak oluşturduğu düşük entropili sistemlerden biridir.
    Düşük entropili sistemlerin oluşturduğu geçici boşluk-freahlık, yüksek entropideki enerjinin de, daha rahat homojenleşmesine katkıda buluacaktır.

    ---------------------------------------------000---------------------------------------------------
    Canlılık: Bence, canlılık maddenin doğal bir formudur. (?)

    Evrendeki temel varlık; enerjidir. Enerjinin temel eğilimi ise, bulunduğu ortamda homojenleşmektir. Çünkü homojenleşince kararlı bir sistem olacaktır.

    Kütle'nin varlığı bu homojenleşme eğilimini baltalamıştır. Yine de entropi vasıtasıyla kütle de zaman içinde homojenleşme yönünde tepki vermektedir.

    Ancak kütlenin homojenleşme eğiliminde tek yapı; maddenin dağılması, çözünmesi, ışıması değildir. Aynı şekilde, farklı potansiyel yüklerden kararlı sistemler oluşturmakta bu homojenleşmenin bir parçasıdır.

    Atomlardan başlayarak, bileşiklere kadar bütün sistemlere bakarsanız, hepsi dışarıdan nötr iken, kendi içinde farklı potansiyel kuvvetlerin birbirini dengelemesi ile oluşmuştur.

    Canlıyı ele aldığımızda ise, hepsinden çok daha fazla ve kompleks bir sistemler bütünlüğüdür. Üstelik evren ile sürekli enerji alışverişi yaparak, kendi bütünlüğünü koruma - (kritik) dengede tutma yolundadır.
    Ancak bu tür yapıların oluşması için, özel koşullar gerekmektedir. Her ortamda mümkün değil. Bunu biliyoruz zaten.

    Canlılığı bu çerçevede ele alıyorum...
    http://gunumuz-gelecegimiz.blogspot.com.tr/2017/06/bilinc-canllk-nedir.html
    -------------------------------------------000--------------------------------------------------------------
    ...Çok kısa özetle; İlk varoluşunda evrendeki engin ve dingin yapı bozulunca, yeni sistemler oluştu… Tüm bu sistemlerde tekrar nötr diyebileceğimiz eski durumlarına dönmeye çalıştılar. Sonuç olarak bu amaçla bileşikler ve birleşimler oluşturup, canlı dediğimiz üst yapıya kadar ulaştılar...
    http://burtaym.blogspot.com.tr/2014/07/canl-m-cansz-m-hayat-ve-baslangc-hakknda.html





    Burtay Mutlu (shibumi_tr) 04 Ağustos 2017

    Entropi uretim makinasindan ziyade Burtay beyin aciklamasindaki gibi canlilik evrene katliyor ve kaynasiyor.Hersey belkide birgun evrenin ölmesine katki sagliyor.evet yasam bir devinim bir ivmelenme surekli bir donusum ve alisveris icinde ancak bunun ne zaman (homojenleşip) son bulacağini bilemiyoruz.kim bilir belki canlilik yok olsa dahi evren kendi kendine yasayip biz olmadanda kendi icinde kac kere ölup dirilecektir.

    mimiuzay 04 Ağustos 2017
  • 0
    Evrendeki enerjinin neden dağılma eğiliminde olduğunu bir kenara bırakırsak dağılmanın kendisi evrenin kendi dengesine ulaşma çabasının bir ürünü gibi. Yani dengede olmayan bir durum var ve canlılığın bu noktada neden var olma gereği duyduğu sorusunun cevabı çeşitli sistemler arasındaki enerji yayılımını arttırmak ise bu noktada evren açısından doğa ile uyumlu yaşamanın bir önemi olmayacaktır.

    Bu noktada kesin olan ise evrimsel gelişmişliğe bağlı olmaksızın canlılığın her koşulda entropiyi arttırdığı. Bu noktada kardashev'in olası gelişmiş uygarlık tipleri sıralaması gibi nereden bakarsak bakalım bu süreçte insanlık teknolojik gelişme ile beraber entropiyi daha hızlı arttıracak. Yani doğa ile '' şimdilik'' kurmak zorunda olduğumuz bu ortak/mutualist ilişki az gelişmiş canlılar için bir kural olabilir ki biz çoktan bu dengeyi kaçınılmaz olarak bozmaya başladık.
    Burtay bey asıl fikrinizi öğrenmek istediğim nokta şu;
    Evrenin ısıl ölümü gerçekleşene kadar akacak olan enerjinin yan ürünü olarak oluşmuş olmakla, enerjinin direk olarak daha hızlı dağılması için kaçınılmaz olarak oluşan karışık sistemler olmamız arasında nasıl bir fark vardır?
    Vide supra 04 Ağustos 2017
  • 0
    @mimiuzay bir tercihten ziyade daha ayrıntılı olarak bu iki görüşü tartışmak aslında amacım. Canlılık izole sistemlere değil açık sistemlere muhtaçtır ve enerjinin akışı açısından entropiyi arttırmaya mecburdur. Yani entropi üretim makinesi yorumum tercih ettiğim kelimeler dışında bir gözlemin sonucu doğru olan bir yaklaşımdır. Tam bu noktada doğa ile barışık olma eğilimi/dürtüsü insanlığın şimdilik becbur kaldığı bir kural olarak varlığını sürdürüyor çünkü dünyadan henüz kaçamıyoruz. Belki şimdilik sahip olduğumuz bir hayatta kalma içgüdüsüdür bu kim bilir.
    Vide supra 04 Ağustos 2017
  • +2
    Mimi uzay, tüm cevabı tekrar kullanınca, aynı cevap tekrarına gerek yok. Daha kısa olur, diğer katılımcılar içinde...

    Sorunuza gelince " Evrenin ısıl ölümü gerçekleşene kadar akacak olan enerjinin yan ürünü olarak oluşmuş olmakla, enerjinin direk olarak daha hızlı dağılması için kaçınılmaz olarak oluşan karışık sistemler olmamız arasında nasıl bir fark vardır? "

    Öncelikle homojenlik'i ele almamız gerek bence. Enerji, bütün evrende aynı düzeyde olmak, hiç bir yerde, diğer bölgelerden farklılık olmasın istiyor diyelim. Termodinamik kanunları bunu öngörüyor ve buna uyuyor çünkü...
    Enerji her yerde aynı düzeyde olduğunda, artık enerji değişimi, eşitlemesi olmayacağı için tam, saf, homojen ve durgun olacak. Yani entropi'de duracak.
    Buraya kadar gerek bu sayfadaki, gerek öncesindeki arkadaşlarla hem fikiriz, diye düşünüyorum.

    Evrenin ilk düzenli ve düşük entropili homojen halini düşünüce, şu anki kaotik hali keşmekeş tuhaf kalıyor.

    Bir ortamı homojenleştirmek için iki olasılık vardır. Üçüncüsünü ben bilmiyorum.
    Diyelim ki elimizde bir leğen ve içinde tepeleme yığılmış kum var. Leğenin ortasında tepe yapsın.
    Evrenimizin aksine, leğen genişlemiyor.

    Bu kumu tüm leğene eşit oranda yaymak için, ya elimizle eşit olacak şekilde dağıtırız.
    Ya da leğenin ağzını kapatıp, hafifçe leğeni titreştirirz. Tüm kumların kaynaşmasına ve karışmasına rağmen, eninde sonunda kum miktarı (çalkalama için verdiğimiz titreşime göre) eşitlenir.

    Oysa evrenimizde, bunların üstüne iki tane daha durum var.
    İlki; leğen habire büyüyor. İkincisi, bazı kum tanecikleri bölgesel olarak topaklaşmış.

    Bu durumda homojenleşme için, düzenli bir dağıtım mümkün değil. Bu hedeflenen düzen ancak kaos'tan çıkabilir.

    Kütle oluşumu şans eseri mi oldu, yoksa bilinçli bir karar mıydı bilemiyorum. Zaten beni aşar.
    Ama entropiyi, enerjinin homojenleşmesinde "bir araç" olarak ele alırsak:
    Canlılığın iki işlevi var.
    İlki sizin ifade ettiğiniz şekilde, enerjinin dağılmasına, evrene yayılmasına iş üreterek ve maddeyi farklı bileşenlerine dağıtarak destek veriyor. Üstelik bunu seçerek yapıyor. Mesela bir astroidi parçalayıp, birimlerine ayırmak evren için uzun bir uğraş iken, kâr amaçlı madencilik şirketleri için bir kaç yıllık olabilir. (Yarı şaka, yarı ciddi bir örnektir.)

    Diğer bir işlevi ise, evrendeki zaten hali hazırdaki enerji hareketi içinde, önce temel olanları eşitlemeye çalışıyordur.
    Leğendeki kum topaklarına dönersek, titreştirme işimizi bittikten sonra, kalan topakaları parçalarız. Önce parçalayıp, işlem sırasında tekrar topak oluşma riskine giremeyiz. İş bitince topakları parçalar sonra hafifçe titreştiririz. Hatta esas titreştirme sırasında bazı topakların da, çarpan kum taneleri ile parçalanmasını bile bekleyebiliriz.
    Fakat bu galaktik çerçeveyi tek bir sistem olarak ele aldığımızda karşımıza çıkan durum.

    Yani topaklar açısından?
    Onlarda aynı eğilim altında, mini sistemler kurmuş durumdalar. Bunlar, sistem bazında (burada topakları-madde yerine kullanıyorum tam olarak) varlıklarını korumak ve sürdürmek için dışarıya (evrene-leğendeki genel titreşime) karşı hem dengelere (temel kuvvetler) dayanan sağlam bir yapı oluşturmaya çalışacaklar , hem de evrenden gelebilecek tepkilere uyumlu olmak, sistemleri bozulduğu zaman kendilerini koruyabilmek için de ona karşı nötr olma (artı-eksi yük eşitliği gibi) eğiliminde olacaklar.

    İşte canlılık tam bu noktada yüksek işleve sahip, hem dengelere dayanan kararlı bir sistem, hem de dışarıdan gelene tepkilere kendi iç sisteminde değişiklik yaparak uyum sağlama ve sistemini koruma açısından yüksek kapasiteye sahip.
    Hatta organizma geliştikçe, dışarıdan gelen etkilere karşı, diğer sistemlerle (canlılarla) işbirliği yapacak (çok hücreli organizmadan, sosyal oluşumlara ) kadar farklı olasılıkları geliştirebilecek kapasitede olacak.
    Bu nedenle canlılığın varlığını, evrenle uyumlu olarak varolmak ve kendi sistemini dengede tutmak için geliştirilmiş, maddenin değişik bir doğal formu olarak görüyorum.










    Burtay Mutlu (shibumi-tr) 04 Ağustos 2017
  • 0
    Burtay Mutlu )
    Kopyalamada Yanlışlık yaptim kusura bakmayın.
    mimiuzay 04 Ağustos 2017
  • 0
    Hiç önemli değil. Üzerinde durulacak bir konu değil.
    Sadece tekrar gözükmemesi açısından sildim benimkini...
    Burtay Mutlu (shibumi-tr) 04 Ağustos 2017
  • 0
    vide supra evet entropiye sebep oluyor canlilik bunu yok saymadim.demek istedigim bundan dahada genis dusunursek evrenin amacina entropiyle bile olsa asil amaca yoneliyor.Burtay mutlunun aciklamarini mantikli buluyor ve onayliyorum.
    mimiuzay 04 Ağustos 2017
  • 0
    Enerji ;
    Tek uzayın , minik uzay parçacıkları üzerinde , çeşitli versiyonlar halinde gördüğümüz baskıdır.
    İlk gözlemlenen enerji hali, ilk sağılım anından sonra tek uzayın yaptığı baskı ile ,membaında çıkarken kütlesinin büyüklüğüne göre hissedilen sıcaklığı ve yine aynı kütlenin ilk hızı (bu hız membadan uzaklaştıkca azalır ve kütle küçülerek hissedilen ısı düşer)
    Devam eden aşamalarda aynı uzay parçacıkları sırasıyla atomun çeşitli unsurlarını oluşturur.
    Her aşamada Tek uzayın baskısı , enerji olarak karşımıza çıkar.
    Tüm bu süreç uygun ortam bulan elementlerin zemine bağlı olmadan kendi başlarına organize olana kadar devam eder.
    Aynı baskı tüm evreni mutlak hareket halinde olmasını sağlar.
    İlk asit dizilimleri de aynı baskının ürünüdür. Bu bitmeyen baskınını oluşturduğu enerjili unsur , oluşan metabolizmaların mutlaka enerji arayışı içinde olmalarını gerektirir,Yani yeme ihtiyacı oluşur.
    Yeme ihtiyacı metabolizmanın bilinçlenmesine,bilinçlenme de kendi bilinç halinin devam etme hali oluşturur.Üreme-çoğalma tamamen enerji gerektiren tüm bu durumlar mutlak baskı altında kalan küçük uzay parçacıklarının bize kadar uzanan enerjilerinin eseridir.
    Organize bir bilince sahip tüm varlıklar bir gün bu bilinçli birlikteliği sona erdirseler bile , organizmanın tüm unsurları enerjilerini yitirmeden , yollarına devam ederler.
    Yani her ne kadar ömrümüz sınırlı olsa da bizi oluşturan hiç bir şey kaybolmaz.
    Enerjinin hissedilmesi ,"SICAK GÜNEŞ SİSTEMİNDEN" "SOĞUK GÜNEŞ SİSTEMİ" nde ki soğuk güneşe kavuşana kadar devam eder.
    Saygılarımla.
    Muzaffer Erdem
    muzaffer erdem 06 Ağustos 2017
  • 0
    Merhaba Burtay bey, yukarıdaki son açıklamanız felsefi açıdan bence mükemmel olmuş, anlaşılabilir ve sade. Çok önemli olmasa da iki minik sorum var:
    1. Evrenin genişlediğinden gerçekten emin miyiz?
    Burada evreni somut görüş alanımızdaki varlık alemi olarak kullandığımızı varsayıyorum. Bu total varlık alanını ne ile kıyaslayıp genişlediğine kani oluyoruz?
    2. Örneğinizdeki TOPAKlar (harika bir benzetme), teolojideki ayrılık fikrinin mimarı şeytan'ın (!) kendilerini ifade şekilleri midir acaba? (Ki bildiğimiz üzere bunlar da kendi aralarında pozitif ve negatif olarak ayrılmışlardır)
    Şimdiden teşekkürler
    Sibel Atasoy 11 Ağustos 2017
  • 0
    Sayın Sibel Atasoy,
    Evrenin genişlemesi sistem (evren) dışından mukayese ile değil, iç gözlemler sonucu elde edilen verilerin birbiriyle kıyaslanması sonucu elde edilmiş bir veridir.
    İkinci olarak, fizik kanunlarının gerektirdiği bir zorlamadır.

    Muhakkak Einstein'i şaşırtan ve "durağan evren yaklaşımından" vaz geçmesine neden olan gözlem sonuçlarını biliyorsunuzdur. (Bence, Görelilikleri geliştirirken durağan değil de genişleyen evren bilgisine sahip olsaydı, çok daha başarılı bir kuram geliştirirdi.)

    Galaksilerin birbirlerinden ayrılmaları ve artan hızları ve yönleri bu veriyi doğruluyor.
    Ayrıca, tekillik düzeyindeki enerjinin dağılıp topaklar halinde yoğunlaşabilmesi, termodinamik kanunları çerçevesinde bile ancak yoğunluğu genişlemesi ile mümkün.

    Üçüncüsü, (büyük ihtimalle eski paylaşımlarımızı daha inceleyememişsiniz, yoksa daha önce belirtmiştim) bence, evrenin genişlemesinin getirdiği dinamik sayesinde bugün bildiğimiz anlamda, "zaman" ,"entropi", "madde" , "temel kuvvetler" vb. her şey mümkün oluyor.

    Evren genişlemesiyle ilgili sorular ve cevaplar toplu:
    https://www.fizikist.com/beyin-firtinasi/etiket/evren/

    Spesifik olarak fikirlerimi beyan ettiklerim:
    https://www.fizikist.com/beyin-firtinasi/12709/
    https://www.fizikist.com/beyin-firtinasi/11862/


    Sorunuzun ikinci kısmına gelince, teolojik açıdan hiç ele almadım.
    Topaklar, yoğunlaşmış enerjiyi ve dolayısı ile maddeyi temsil ediyordu...

    Teolojik açıdan konuyu ele almak istiyorsanız, anti/karşıt evren, anti/karşıt madde düşüncesi daha uygun olabilir.
    İkisi aslında birbirini hem bütünlüyor hem de bir araya gelince, yok ediyor.
    Madde için anti madde, anti madde için madde evreni tamamen bir cehennem (yok oluş, varlığını kaybetme anlamında)...

    (Sanırım bu hoşunuza gidecek); Cern'de üretilmeye çalışılan anti madde deneylerinde, kaza ile "karşıt evrenden bir canlı" burada, manyetik alanlarda "tutsak alınsaydı", bu dünya onun için cehennem yakıcılığında yok edici bir yer olurdu.

    Eğer anti/karşıt evren ile ilgili sorularınız söz konusu olursa, varsayımım
    https://evreneyenibirbakis.blogspot.com.tr/2017/04/anti-madde-nerede.html adresinde.
    Burtay Mutlu (shibumi-tr) 11 Ağustos 2017
  • 0
    Açıklama için teşekkür ederim Burtay Bey
    Sibel Atasoy 11 Ağustos 2017
Yorum yazabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.
İSTATİSTİKLER

4.632 soru

27.424 cevap

30.083 kullanıcı

Giriş Yap