• 0

    Solucan deliğini genişletebilir miyiz? Bunun icin ne gerekiyor? eger genisletebilirsek evrende ve dolayisiyla zamanda yolculuk yapabilir miyiz?

    mimiuzay 04 Ağustos 2017
  • +1
    solucan deliklerin varlığı kesin olarak kanıtlanmış bir şey değildir. evrende iki noktayı birbirine bağlayan kara ve ak delikler arasındaki bağlantıya denir. boyutları zaten devasa cüssede olabilirler ve boyut çok önemli bir etken değildir onlar için karadeliğin içine giren he madde büyük küçük çekiliyor bunun gibi
    onur cem dağ 04 Ağustos 2017
  • 0
    ışığı bile bükebiliyor bu delikler boyut larının önemi yok
    onur cem dağ 04 Ağustos 2017
  • 0
    kütle önemli
    onur cem dağ 04 Ağustos 2017
  • 0
    çok düz düşünüyorsunuz sorulardan önce araştırma yapmanızı tavsiye ederim saygılarımla ...
    onur cem dağ 04 Ağustos 2017
  • -1
    Onur cem dağ Solucan deligi bir teoridir ve solucan delihinin her iki agzindada kara delik vardir.ustelik bu karadelikler ölmus yildizin olusturdugu cinsten karadelik degil. bigbangin baslarinda olusan solucan delikleri cok cok kucuk ancak evren genisledikce buydugu dusunuluyor.
    mimiuzay 04 Ağustos 2017
  • 0
    Solucan delikleri insanların üretebildiği bir yapı değildir.Doğada kendiliğinden var olurlar.Bu yüzden büyütmek,küçültmek veya herhangi bir istenilen açıya getirmek insanların elinde olan bir durum değil.Keşfetmeside bir o kadar zor.Uzay-zaman yapısındaki bozukluklarla keşfedilebiliyor.
    Zafer Kaan Karan 04 Ağustos 2017
  • 0
    karadelik değil solucak deliğinin açıldığı diğer tarafa boyuta yada evrenin herhangi bir köşesine(belirsiz) ak delik denir ve karadelikle aynı foksiyonellikleri gösterip göstermediği bilinmiyor genişleme maddelerin oluşmaya başlaması ile anlatılır bu maddeler birbirinden uzaklaşır parçacıklar reaksiyonlara girer sıcaklıktan dolayı ve genişleme ile birleşerek büyük yapılar oluştururlar var olan bir şey küçükten büyüğe doğu büyümüyor bigbang başlarındaki bahsettiğiniz delikler kuantum taşıyıcı olarak işlev görür parçacık seyahati üzerine teoriler tartışmıştık çok önceden ekipçe
    onur cem dağ 04 Ağustos 2017
  • -1
    Zamanda yolculuklu ilgili olarak, Bay Hiçkimse'ye hazırladığım cevaba okumadıysanız bakabilirsiniz. http://bit.ly/2hqsl4w
    Karadelikler ile solucan delikleri, benzer yapılarına rağmen, tamamen farklı şeyler.

    Benzer yapıları; evrenin dokusunu kullanma şekillerinden kaynaklanıyor. Yani tabii oldukları fizik kuralları arasında ortak olanlar var.

    Farklı olan kısmı ise, "solucan delikleri şu an için, tamamen matematiksel bir sonuç" sadece. Yani evrende bilinen veya gözlemlenmiş hiç bir solucan deliği yok.
    (Karadelik oluşturmak, solucan deliğine oranla çok daha kolay gibi ayrıca...)
    Tamamen bilgilerime dayalı olarak mantık çıkarımıyla yazdığım kıyaslamalı karadelik ve solucan delikleri hakkındaki düşüncelerime yukarıda adresini verdiğim blogtan ulaşılabilir.
    (Blog avantajı: resim dosyasıda eklenebiliniyor.)

    Mantık çıkarımına dayandığı için; eksik ve yanlış bilgilerin izlerini de taşıyorlar. Yine de konuya bakışınızı etkileyeceğini düşünüyorum.
    Burtay Mutlu (shibumi-tr) 04 Ağustos 2017
  • 0
    Bunun için yanılmıyorsam evrenin büzülmesi ama yırtılmaması gerekiyor. Evreni büzmek yada yırtmak için de küçük kütle büyük ağırlık lazım. Kim bilir karadeliklerin karadelik olmadan bir önceki evresi olabilir. Yırtılma nasıl gerçekleşiyor yavaş yavaş büzülerek mi oluyor, yoksa aniden mi bilmiyoruz.
    serdarrah 06 Ağustos 2017
  • -5
    Değerli arkadaşlar;
    -Evren : bir tanesi tek olan ve daha ucunu - bucağını tespit edemediğimiz tek olan uzay,
    diğer(leri)de: tek olan uzayın sağılımından oluşan minik uzay parçacıklarından oluşmaktadır.
    Hal böyle olunca pek çok şey bu kriterlerin dışında kalmakta olup ne karadelik ne solucan deliği , ne uzay yırtılması ne kütle çekimi gibi anlatımları oturtabileceğiniz bir fon kalmıyor elinizde.
    Bu arada fahşi emperyalizmin kucağında sorgusuz sualsiz , dehtengiz maaşlar alan çağımızın değerli astronom-fizikci ve bunların basın yayın temsilcilerinin ve medyalarının sürekli olarak kamu oyuna birşeyler anlatma ihtiyacı en üst seviyede olmaktadır.
    -Artık masallarda ki "KAF DAĞI"nı bile "-Ahanda şurada izini gördüm" diyen uzay bilimcileri çıkarsa asla şaşırmayın ,çünkü reel bilimlerde üç günün başında bir şeylerin icadını yapmak akıl karı değil.
    İlk olarak bilim kurgu filmlerde karşımıza çıkan "SOLUCAN DELİKLERİ" hangi mantığın eseridir bilmiyorum ama ,sorgusuz sualsız kabul görmesi ilginç, çünkü olabilecek en saçma masal olayı diyorum ben solucan deliklerine, kaldı ki "KARADELİKLER" için bile farklı şeyler düşünebilmem bile karadelik teorisi hakkında bende önemli bir kırılma noktası olmaktadır.
    Bilim mutlak realite gerektirir, realite önce şüphe ardından o şüpheyi irdelemeyi , Soruyorum size siz hangi araştrırmayı yapıp bu karadeliklere,solucan deliklerine inanır oldunuz,Bu kadar her söylenene inanıyorsanız ,"CÜBBELİ AHMET HOCA"nın ne günahı var ona da inanın ,Adamcağız gitmiş - gelmiş oralarda araştırmalar yapmış, bakmış hangi terlikler yanıyor hangileri yanmıyor,olmadı kendisi yanmaz terlik icad etmiş , bi bakmış kefenlere yananı var yanmayanı var adamcağız,dalmış cehennemlere ,taa gayya kuyularına kadar inmiş , bi araştırmış bi araştırmış, bir sürü cehennem savar icadı var ,muhterem kardeşimizin(Bu arada kendisi benim akranım olup ben ona kardeşim diyebilirim zinhar ufaklar yeltenmeye).
    Şimdi bu Cübbelinin cehennem savar icadlarıyla, Batı uzaybilimcilerinin bir türlü açıklayamadıkları savlarının arasında ne fark var.
    Bana kalkıpta Güneşin katmanlarını tane tane anlatmanın , 10000 ışık yılı mesafeden alkol bulutu görüyoruz,demenin arasında ki farkı kim izah edebilir.
    Saygılarımla.
    Muzaffer Erdem
    muzaffer erdem 06 Ağustos 2017
  • -2
    bilimin bizim bir teoriyi var yada yok saymamız ile ilgilendiğini pek sanmıyorum açıkçası.görüşüne saygılar.
    mimiuzay 06 Ağustos 2017
  • 0
    Muzaffer Bey, kamusal bir kurumda topografya uzmanı olarak çalıştınız diye biliyorum. İş arkadaşlarınız bu tür fikirlerininizi nasıl değerlendiriyordu?
    Hiç Kimseyle Tartışmaz 06 Ağustos 2017
  • -4
    Sn . Cahille Tartışmaz ;
    Kamu kuruluşunda değilim , özel sektörde haritacılık yapıyorum.
    Ayrıca olur olmaz kişilerle konuşulabilecek şeyler değil ki bu konular , hani anlatsan da anlasalar ne mutlu,çoğu sadece mehtaba bakıp efkarlı efkarlı nasıl demlenirim peşinde.
    İşin doğrusunu isterseniz benimde bu konulara böylesine saplanabileceğim yakın zamana kadar aklıma gelmezdi. Ben çok farklı bir konudan iz süre süre buralara kadar geldim.
    İlk merakım elektrik nedir olmuştu, çünkü çok farklı bir sıfır sürtünme katsayılı ve özgül ağırlığı çok yüksek bir malzemeden nasıl elektrik üretirimden , buralara geldim.
    İlk bulduğum "GÜNEŞ"in aslında anlatılan şey olmadığı idi, sonra biri diğerini derken,kendimi burada buldum.
    Biliyorum , insanlar alışık oldukları söylemlerin dışında bir şey duydular mı hem ilgi ve hemde inkarın ardından giderler. İlk bilgiler insan beynine Agora sutunu gibi dikilir ve o sutunları oraya diken kişi de artık onları yıkamaz , Zor olan yeni şeyi araştırmak yerine ona karşı çıkmaktır bence,
    Çünkü karşı çıktığın şeyin ne olduğunu hiç bilmeden ona dikilmek , yani sürüden biri olmak , mevcudun alışılagelmişliğini kabullenmek , yormaz insanı.
    Güneş hakkında anlatılanların en ufak bir kanıtı bile yokken o anlatılanlara inanabilmek benim yapımda ki bir insan için fazla kolay bir şey. Koskoca güneş o kadar kolay anlatılamamalıydı .
    Ve iyice bakınca (görmek için bakmak değil anlamak için bakmak) güneşin ve tüm yıldızların aslında birer üreteç olduklarını buldum.Jeneratör gibi dönen bu dehşet verici yapılar aslında bütün güçlerini dönüşlerinden ve etraflarında yörünge oluşturan gezegenlerden oluşturuyorlardı.
    Tüm evren dönmekteydi ve evren tamamen enerji üretiyordu, dönen tüm cisimler birer jeneratördü, (Mars'ta sönmüş volkanlar var yani mağması var) .Aklınıza gelen tüm gök cisimleri dönüyordu, dönüş dışa doğruydu.Atomlar bu dönüşlerle yörüngeleri genişlemekte ve bu genişleme de ısınım olarak tarafımızdan hissedilmekteydi.Ekseni etrafında dönen tüm gezegenler bu dönüşler sayesinde merkezlerinde ısınım oluşturmakta oda mağma olarak karşımıza çıkmaktaydı. Ama sadece dışa dönen sistemler yoktu birde içe dönen sistemler vardı bunlarda "KARADELİK" olarak adlandırılan benim"SOĞUK GÜNEŞ SİSTEMLERİ"dediğim gök ada sistemleriydi. Bunlarda soğuk elektrik ve soğuk güneşler vardı.
    Kesinlikle ve kesinlikle gece karanlığında ne görebiliyorsak olan onlardır.
    Ne bir anti madde ne bir karanlık madde nede solucan deliği, bunlar tamamen uydurma şeyler.
    Ayda 15000$ 20000$ maaş alsaydınız sizde böyle şeyler icat etmek durumunda kalabilirdiniz.
    Kolay değil o kadar maaş verilen elemana sorarlar"-Ne var -ne yok ? " diye.
    Saygılarımla.
    Muzaffer Erdem
    muzaffer erdem 07 Ağustos 2017
  • 0
    Anlaşılan araştırmak yerine, fazla bilmeden yorum yapmak daha çok seviliyor.
    Elde ettiğim çeşitli bilimsel varsayımlardan (bunlarda bu sonuçları ölçüm ve matematik sonuçlarına göre yapıyorlar) anladığıma göre:

    *Karadelikler ile Solucan deliklerinin (iç) yüzeyleri iki boyutludur. Bu ortama giren nesnenin tüm bilgisi bu alana dahil olur.
    *Her ikisi de uzay-zaman evreninde sadece bir kapı gibi 2 boyutludur.
    * Her ikisinin de içindeki hacimsel alanda "zaman" yoktur. Gerçek boşluk (enerji bile yok) var.
    * Her ikisinde de içinde maddenin varlığını koruması için, koruyucu bir cep oluşturması lazımdır.

    Karadelikler, solucan deliklerinden farklı olarak, uzay-zaman dokusunda doğal koşullar altında çok yavaş hareket ederler. Hatta bu dokuya dev bir açık zar sicim gibi tutunmuş olduğu bile düşünülüyor.

    Karadeliğe düşen nesne, diğer taraftan çıkmaz. Tekilleşir. Teorik olarak ihtimal dahilinde olan Akdelikler gözlemlenmemiştir. Bu kadar Hawking ışıması ile saptanan karadeliğe rağmen, üstelik bir de direk madde ve enerji püskürten "denk-yakın sayıda" Akdelik olmaması, ne hikmetse düşündürücü değildir.

    Karadeliği oluşturmak için, yoğunlaşmış kütle gerekirken ki daha sonra kendisini açık tutacak enerjiyi bu kütlenin tekilleşmesinden alır.

    Solucan deliğini açmak ve açık tutmak için sürekli enerji desteği vermek lazım.
    Çünkü iki tarafı açık bir yapıyı konuşuyorsunuz.

    Casimir etkisine tekrar bakın. Solucan deliği dev bir Casimir alanı. Bu alanın mikro düzeylerde bile sahip olduğu potansiyel kuvvet bu kadar yüksek (sınırsız olarak tanımlanıyor) iken, makro düzeyde içinden bir insanın geçebileceği boyutta bile olsa açmak ve açık tutmak ne kadar enerji ister bilemiyorum.
    Eski örneğimi tekrarlarsam, 11 bin metre derinlikteki Marinana Çukuru'nda elinizle yaptığınız bir anafor ile boşluk oluşturmak çok ama çok daha kolay olmalı.
    Burtay Mutlu (shibumi-tr) 07 Ağustos 2017
  • -4
    Değerli arkadaşlar ;
    Şu ana kadar mevcut gözlemlenen uzayda , sözünü ettiğiniz solucan deliklerinden her nerede varsa bilmek isterim.Yada nasıl oluşturulabiliyorsa teknolojisi hakkında bilgi edinmek isterim , araştırma inceleme yapmadan yorum yaptığımı beyan etmişsiniz , üzerinde onca yazı yazdığınız solucan delikleri hakkında , nasıl oluşturulur desem , bana nasıl cevap vereceğinizi merak ediyorum.
    Ben çok fazla şeyin iddiasında değilim , ve üzerinde konuştuğum tezleri ispat ederim.
    Çünkü yazdıklarımın tamamı benim gözlemlerime aittir.
    Ayrıca ; bu anlattıklarıma ilaveten anlatacak daha o kadar çok şeyim var ki , bu halimizle sanırım
    zaman buna müsait değil.
    Saygılarımla...
    Muzaffer Erdem
    muzaffer erdem 07 Ağustos 2017
  • +1
    Muzaffer, kimseye saygı filan duyduğun yok. Boş boş yazıyorsun. Alenen geçerli her bilimsel düşünceye düşman gibisin.
    Bilmek istediğin bir şey var ise, elinde internet var; aç, oku!
    Ne gözlemlediğine gelince, sınırlı ve yanlış bilgin ile 200 yıl evvelki yorum ve sonuçlara bile ulaşamıyorsun. Mantık çıkarımlarında bu yüzden kalitesiz.

    Bu yaştan sonra ne okuyacak ve ne de anlayacak değilsin. Yaz, bol bol yaz.
    Kutsal Bilge 07 Ağustos 2017
  • -2
    Eğer bir şeyler yanlışsa , onu belirtmek , karşında tüm insanlık olsa da belirtmek gerekir.
    Sürekli sorduğum sanırım bu gidişle de tekrar tekrar da soracağım şey şudur;
    -Israrla savunuculuğunu yaptığınız , asla yanlış değildir dediğiniz , bilgiler kime ait_? size mi ait_?
    sizin şahsınızın bulup da bilim dünyasına sunduğunuz sunduğunuz bilimsel özgün eserleriniz varmı?
    Burada anlattığım tüm buluşlar şahsıma aittir , ayrıca ben bu ülkenin bir vatandaşıyım ,eğer sizlerde benim gibi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı iseniz , en azından yüzlerce yıldır bilim dünyasına doğru dürüst hiç bir şey verememiş bir ülkenin vatandaşı olarak hiç bir şey yapamıyorsanız oturup ne dediğimi araştırırsınız.
    En ufak bir merağa dahi kapılmadan ezbere söylemlerle beni yıldırabileceğinizi düşünüyorsanız yanıldığınızı bilmenizi isterim.
    Size ait olmayan bilgileri almış olduğunuz (-artık her nasıl bir eğitim ise-) eğitim artık başka bir şey öğrenmene gerek yok mu diyor? yoksa bu anlattıklarım kutsaldır mı diyor bilmiyorum , gördüğüm o ki bildiklerinizin dışında her şeye yumduğunuz gözlerinizi açtığınızda , birileri tarafından hatırı sayılır bir şekilde aldatıldığınızı anlayacaksınız.
    Ayrıca saygısız biri olduğumu söylemenize kırıldığımı ifade edeyim.
    Saygılarımla...
    Muzaffer Erdem
    muzaffer erdem 07 Ağustos 2017
  • +2
    Bilimsel bilgi, kişilere öz-has değildir. Tüm insanlığa aittir. Bu nedenle doğru olarak kabul edilmiş bilgiler çok titiz ve sert kıstaslarla oluşmuş süzgeçler ile belirlenir. İnsanlar kafalarından bilgi üretmez.
    Varsayım üretir.
    Varsayımlar bu süzgeçten geçince, doğru niteliği kazanır. (Bililmsel) "Bilgi" denir.

    Buradaki hiç kimsenin, zaten doğruluğu kesinleşmiş aynı şeyleri tekrar keşfetmeye, bulmaya hem ihtiyacı yok, hem de çoğumuzun imkanı yok.
    Bilimsel bilgiye saygı duyan kişi, kesinleşmemiş her tür yaklaşıma şüphe ile yaklaşır. Bu yüzden net bir cevap veremeyebilinir.
    Bu iddia sahibinin haklılığını değil, iddia karşısındaki kişinin objektif olmaya çalıştığını gösterir. Bunu suistimal etmemek doğrusudur.

    Burada mevcut bilgilerin üstüne yeni şeyler eklenebilir. Ve güzel olanı, ekleniyor da...

    Herkes zamanı ve sırası gelince, imkanı ve yetenekleri çerçevesinde katkıda bulunuyor.
    Kimi zaman "doğru bir soru", bir çok kapıyı bile açabiliyor. Burada yapılan budur.
    Bu nedenle, bilimin doğru dediği bir "kavram, sonuç, değer" güvenilir bilgidir.

    Bilim insanlığın doğruyu bulma çabasının ürünüdür.
    Bugün "doğru" denilen bilgiler; yüzlerce yıllık birikim ve binlerce kişinin katkısı, çalışması ile oluşmuştur. Bunları görmezden gelmeye kimsenin hem hakkı, hem de yetkisi yoktur.

    Önce bilime ve emek verenlere saygı, sonra da bu yoldakilere saygı önceliklidir.

    (İlk mesajımın muhatabınca alındığını farz edip, sildim.)
    Burtay Mutlu (shibumi-tr) 07 Ağustos 2017
  • 0
    Merhaba Burtay Bey,
    Linkini verdiğiniz yazınızda şöyle bir tespitiniz var: Gelecek, geçmişi etkiler mi, biçimlendirebilir mi? Şu an ki bilgi ve uygulama düzeyine göre , Hayır. Geçmişi değiştiremiyoruz. (Gerçi tarihi, söylemlerle değiştirip, saptırıyoruz insanlık olarak ama bu sayılmaz.)
    Mantıken buna katılmamak mümkün değil fakat beni rahatsız eden bir hissim de var, bununla ilgili birşeyler sormak istiyorum.
    Evrenin kendinden kaynaklanan enerjisel bir varlığı var fakat bunları insan için bilinebilir forma getirmek bir gözlemci gerektiriyor çünkü ANLAM atanmadan ve isim takılmadan önce o doğmamış bir çocuk gibi.Sadece potansiyel. Eğer bu söylemimde mutabık isek buradan hareketle, geçmişin değişebileceğini öngörebiliyorum. Eğer gözlemci olarak benim yerim/konumum değiştiyse gördüğüm şey de açı değiştirdiği için, tamamen farklı olabilir hatta gözden yitmiş de olabilir!
    Şamanik bilgilerde, özgürlük; bilinçli olarak konum değiştirme kabiliyetine bağlanmıştır. Ve bu hem gözlemlerime hem de mantığıma uygun geliyor, acaba siz nasıl düşünürsünüz?
    Sibel Atasoy 11 Ağustos 2017
  • 0
    Öncelikle bir önceki cevabımda (topak konusu) iltifatınız için teşekkür etmeyi unuttum. Kusuruma bakmayın. Teşekkür ederim.

    Bu sorunuzdan, bilimsel bilgiyle, fantastik veya mistik yaklaşımlarda kullanabileceğiniz ortak noktalar aradığınızı hissediyorum...

    Açıkçası her şeyin bilimsel (matematiğe uygun) bir açıklaması olduğuna kesinkes inanan birisiyim. Açıklayamadıklarımı da, daha "bilgimin yetersizliğinin sonucu" olarak ele alıyorum.

    Sorunuza gelince; Yaklaşımımda "geçmiş" olmuş-bitmiştir. Yani "bilgi belirlenmiştir" ve "tek olasılığa" düşmüştür. Diğer tabirle, diğer tüm olasılıklar "çökmüştür."
    Bu yüzden 'değiştirilemez'.

    Geçmişi sadece "Şimdi","Şu An" değiştirebilirsiniz. Vereceğiniz kararlar, uygulamalar "kelebek etkisi" ile "geçmişi biçimlendirip, oluşturur".

    Bu yüzden geçmişi, "Şu an" ancak bilinçli seçim ve uygulamalarınızla biçimlendirebilirsiniz.
    ama bir kez biçimlendi mi, değiştiremezsiniz.

    Diğer yandan yazımdaki potansiyel kavramı sadece; "gelecek çizgilerine-dalgalarına" giden -ulaşabilen birisi için geçerliydi.

    İlgili kısımdan alıntı: " Fakat bu (gelecek) dalgalar, olayların gerçekleştiği, "An" koordinatlarımıza (B) ulaşmadığı için, o bilgileri henüz taşımıyor olacaktır.Yani belirsizdir.

    Buna karşılık bu bulunduğunuz noktaya (C) yapacağınız "etkilerin bilgisi", daha sonra esas var oluş noktamıza (B) ulaşacağı için; "Matematiksel olarak; "geleceği değiştirerek, bugünümüzü etkileyebilme olasılığı var gibi gözüküyor."
    Ancak bu teoride mümkün gözükse de, pratikte pek olası değil bence...
    Çünkü geleceği temsil eden "C" noktasına ulaştığımız "an"da, "Şimdi'miz C noktasına ait" olacak.
    Geriye, "B" noktasına" döndüğümüz zaman, (tıpkı daha önce "A noktasında" olduğu gibi), kendi geçmişimizi seyrediyor olacağız. Olmamış olayları henüz bilmediğimiz içinde, "C" noktasına, bunlar hakkında bilgi götürme ve oradan değiştirme şansımız da olmayacak. (Olanlar ise zaten geçmişe ait artık.)

    Önemli Not: Ama pratikte, neyi ve nasıl değiştireceğimizi bilmek için, önce bilginin oluşmuş olması lazım. Bu da ancak "An" içinde mümkün.
    Diğer yandan geçmişe de etki edemediğimiz için, "oluşan bilgi" çoktan bizden uzaklaşmış (geçmişin tozlu sayfalarında yerini almış) olacak."... (Alıntı bitti)

    Ancak bu (gelecek dalgalarına ulaşan) kişi bile, olmamış olayların bilgisine sahip olmadığı için, kendi geçmişini etkileyemezdi. (Bizler için "şimdi an"ı olan, ama onun geçmişine ait süre...)

    Çünkü evren-zaman dokusunda geçmişi etkileyebilmeniz ancak, sadece "Zaman" (veya ifade ettiğim dalgaların içinde) olarak değil, aynı zamanda "evrensel mekan" olarak da aynı noktada olmanız gerekiyor. Üstüne üstlük bütün bunlar yetmiyormuş gibi, tüm evrenin entropisini de düşürmeniz (geriye çevirmeniz) gerekiyor.
    Oysa entropi, zamanda hangi yöne giderseniz gidin, tek yönlüdür. Değişmez.
    Yani geçmiş, an ve gelecek bir bakıma kişiye (hatta maddeye-parçacığa )özeldir. (Bu kavram uzun bir yazı istediği için açmıyorum.)

    Özetle: "Evrenin kendinden kaynaklanan enerjisel bir varlığı var fakat bunları insan için bilinebilir forma getirmek bir gözlemci gerektiriyor çünkü ANLAM atanmadan ve isim takılmadan önce o doğmamış bir çocuk gibi. Sadece potansiyel. " konularında,

    Evrenin enerjisel varlığında, mutabıkız.
    Bunların bilgiye dönüşmesinde, mutabıkız.
    Anlam kazanmaları için bir gözlemci gerekliliğinde mutabıkız.

    Potansiyel çocuk konusunda, "mutabık değilim." Çünkü potansiyeller bir çok farklı çocuğun bilgisini taşıyor. Elimizdeki ise "Tek"

    Hangi bakış açısından bakarsanız bakın, karadeliğe yaklaşan bir uzay gemisi gibi, sadece tek bir ve aynı olasılık sonucunu görürüz. (Kaç boyutlu veya hangi açıdan bakarsanız bakın, karadelikler 3 boyutlu bir etki alanına sahip, 2 boyutlu alandırlar. Çünkü onların olasılık bilgisi bu...
    Başka olası bilgiler gerçekliği olsaydı, aynı yoğunluğa düşen maddeler için farklı oluşumlarda olurdu...)
    Burtay Mutlu (shibumi-tr) 11 Ağustos 2017
  • 0
    (Şimdi konuyu sizin kavramlarınıza ve anladığım kadarıyla bakışınıza daha yakın olacak şekilde ele almaya çalışırsak...)

    Bütün bunlar, evrenin uzay(mekan)-zaman dokularının iç içe olmasından kaynaklanıyor.
    Yani geçmişi değiştirme imkanı bizler için (evrenin içinden bir gözlemci olarak) yok.

    Evrenin dışından bir gözlemci de, tek bir çizgiye inmiş, diğerleri çökmüş bir "olasılıklar" dizisini zaten değiştirmez. Çünkü bu matematiksel ilişkiler zinciridir.

    Onun yerine kudretiyle, alternatif evrenler yaratıp, aralarında biraz farklılıklar ile zaman çizgilerini izleyebilir. Birinde olmuş olan olayları ve sonuçlarını analiz edip, bir diğerinde daha olmamış olanları biçimlendirebilir.
    (Zaten öyle yapıyor olmalı. Yoksa ne diye alternatif evrenler yaratsın.)
    Sonuçta her şey, bu gözlemcinin bilgisinden ibaret olur zaten. (Beğenmediği bilgiyi sıfırlarsa, işte o zaman kötü...:-)

    Şaman olsun, Druid olsun, Cadı Doktor olsun, onlarında geçmişi değiştirme imkanı ve ihtimali bana "çok uzak"- hatta imkansız gözüküyor.

    Çünkü varlığımız, maddeselliğimiz ve hatta tinselliğimiz üzerinde bulunduğumuz "Zaman" çizgisinden kaynaklanıyor. Bu çizgiden ayrılamayız. Ayrılınca varlık son bulur". Üstelik konum-mekan değiştirebilmek de pek işe yarar değil.
    Çünkü olguların olduğu, gerçekleştiği konum-mekan, artık uzay-zaman boşluğunda başka bir mekan (koordinat) da olacaktır.
    Yani " artık var olmayan bir yere (mekan(uzay)-zamanda bir noktaya) " ulaşmak olurdu, konum değiştirmek.

    Ancak mistik bir yaklaşımla, geleceği "öngörebilirler". Eğer evrende belirttiğiniz gibi doğmamış çocuğa konulmamış adlar gibi, bir potansiyeli var ise bu "bilgi olasılığı paketleri" olabilir. (Diğer yazıda belirttiğiniz paketler gibi) Kesinlikle, net ve kesin bilgi taşıyamaz. Yoksa daha doğmamış çocuğun, nasıl birisi olacağı önceden belirlenmiş olur, ona kendi kaderini yazma imkanı -fırsatı verilmemiş olurdu.

    Bu bilgi içeren olasılık paketlerinin, gelecekte bir şekilde potansiyel olarak var olduklarını
    kabul edersek, bu mistik kişilerin, bu paketleri alıp, çözümleyip, bunlar sayesinde sahip oldukları kavramları yorumlayabildiklerini düşünebiliriz.

    Ama onların bilgisi bile %100 değildir. Büyük ihtimalle tüm (henüz çökmemiş) olasılık paketlerinden, en güçlü olanlara göre karar vereceklerdir. Bu da gelecek öngörülerinin bir miktar hata içermesi gerektiğini söylüyor.

    Bu güçlü olasılıkların bilgisi ile, geçmişi istedikleri yönde biçimlendirme imkanı olurdu ellerinde...
    ---------------------000--------------

    Ancak bu, benim benimsediğim veya düşündüğüm bir fikir değil. Bu bakış açısından düşününce, ulaştığım bir sonuç sadece.

    "Gelecek" bilgisi, "bilgi daha oluşmadığı için" bilinemez. En fazla olasılıklara göre biçimlendirilebilinir.
    Geçmiş bilgisi de zaten belirlendiği için hiç bir koşulda değiştirilemez.

    İşin doğrusu, varlık bulduğumuz tek bir an vardır. O da bir Planck süresidir. Bilebileceğimiz ve değiştirebileceğimiz her şey sadece "şimdi" anında vardır. (Aksilik bu süre de durağandır. Yani Zaman, kesiklidir. Fotonun hareketi gibi...)
    Burtay Mutlu (shibumi-tr) 11 Ağustos 2017
  • 0
    Teşekkür ederim. Şimdi anı karar anıdır. Olasılıklardan birini seçtiğimizde dalga çöker ve gerçeklik haline gelir. O bir kere çöktüğü için artık ona bir şey yapılamaz diyorsunuz özetle ve kulağa gayet doğru geliyor. Ben ise ya ben konum değiştirirsem ve paralel bir gerçeklikte öncekini değil de bir başka olasılığı seçersem ne olur? Muhtemelen ilk konumumdaki A gerçekliğindeki geçmiş değişmeden aynen devam eder fakat ben artık orada değilim (algım orada değil). Bunun fantezi olduğunu düşünüyor olmanıza hiç şaşırmam, matamatiksel bir ispatı yapılana kadar sadece çocuk hayali olarak kalacaktır. Ama Feynman'ın da dediği gibi fikirler extrapole edilmişlerdir. kendimize bu fırsatı tanımamız gerekir. Zaten kurgu sanatları da bunun için var diyebiliriz. Biz aslında şu anda ve pek çok zamanda Danah Zohar'ın zilli kız örneğindeki gibiyiz, etrafa sanal geçişler yapmaktayız :)
    Sibel Atasoy 11 Ağustos 2017
  • 0
    Sayın Sibel Atasoy,
    Hayalgücünü hiç hafife almam. Özellikle, çok kullandığım bir olgu olmasından dolayı.
    Sadece, kullanım şeklim ve amacım farklı sanırım. :-)

    Ancak yazınızda paralel evrene geçişten söz etmemiştiniz.(?) Soruları var olduğumuz evren çerçevesinde sorguladık diye düşünüyorum. (Yoksa gözden mi kaçırdım?)
    Gerçi paralel evrenlerden söz etseydik, çoğu düşüncem benzer olurdu.

    Sadece paralel evrenlerdeki olasılıklar ilgimi çekmiyor. Kendi ortamımın yaşayacağım olasılıkları ve (mümkün olduğunca) onları biçimlendirebilmek daha cazip benim için.

    Eğer konu paralel evrenler olursa; ek olarak:
    Bence tüm paralel evrenlerdeki, tüm matematik ve dolayısıyla fizik "kuralları" da aynı olurdu.
    (Bu aynı zamanda bir "matematik yüceltmesi"dir.)
    Ancak o evrenlerin, enerji büyüklükleri, eğimleri, objenin o evrendeki zaman-mekan konumuna göre farklı olabileceğinden, evrensel sabitler farklı olabilirdi.
    Yani "Pi sayısı" 3.14... değil de, mesela 2.93... olabilirdi. Bunlardan dolayı, bizimkiyle aynı koşullarda gerçekleşen olgularda, sonuçlar farklı olabilir.

    Bu nedenle, kendi değerlerimizi taban alarak geliştirdiğimiz müdahaleler, bizi çok ciddi hesap hatalarına da sevk edebilirdi.
    Burtay Mutlu (shibumi-tr) 11 Ağustos 2017
  • +1
    Matematiği çok severim. Yalnız söylemek istediğimi iyi ifade edemediğimi cevabınızdan anlıyorum. Diyelim ki A gerçekliğinde verdiğim kararın iki dakika öncesine gidip yeni bir karar versem, A gerçekliği eskisi gibi devam eder ancak ben yaratımından kararımla sorumlu olduğum B gerçekliğinde yeni durumun keyfini çıkarırım. Tabi eğer beş yıl sonra B gerçekliğinde bu kararı da değiştiremem, o da artık çökmüş bir dalga.Eğer ille istiyorsam bu kez aynı işlemi yapıp C gerçekliğine geçerim. bu paralel gerçekliklerde herkes birbirinden habersiz olarak yaşamaya ve belki de "tüh" keşke" demeye devam eder. Bilimkurgu okumayı sevdiğinizi söylemiştiniz belki vaktiniz olursa Laniakea'yı okursunuz. Teşekkürler
    Sibel Atasoy 11 Ağustos 2017
  • 0
    Teşekkür ederim. :-) "Tüh! Keşke..." dememek dileğimle,
    Burtay Mutlu (shibumi-tr) 11 Ağustos 2017
  • 0
    Vakit ayırdığınız için teşekkürler, sevgiler
    Sibel Atasoy 11 Ağustos 2017
  • 0
    Bunları artık sorgulamaktan çıkıp keşfedecek inşa alanları yapmamız gerekiyor.
    Onur 13 Ağustos 2017
  • 0
    Değerli arkadaşlar ;
    Paralel evren bizi oluşturan güç iyice tetkik edildiğinde pek de olası gözükmüyor , çünkü bizim oluştuğumuz bu döngü öyle pekte ince eleyip sık dokuyan ve hayli dikkatli bir kurgu mekanizması değil, Tüm oluşum bilinçli şaşmalar neticesinde , hiç bir oluşmuş nesnenin bir diğerine benzemediği ilginç bir kurgulama neticesinde oluşmuş bir varlıklar bütünü-yüz .
    Kaldı ki böylesine bir bilinçli bozuk hafızalı oluşturuculuğun ; kalkıpda paralel evren kurgulaması , sistemin oluşum mandalitesine uymuyor.
    Yani değerli arkadaşlar paralel evrenlerin olup olmadığı , yoksa tek yumurta paraleli mi ,çift yumurta paraleli mi olduğuna görmeden inanmam desen bana darılmayın.
    Saygılarımla.
    Muzaffer Erdem
    muzaffer erdem 01 Eylül 2017
Yorum yazabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Giriş Yap