• 0

    Bilimsel düşünce oluştururken sisteme nereden bakarsak ne olur._??

    muzaffer erdem 03 Temmuz 2017
  • 0
    Bilimsel teoriler yada deneyler yaparken hep yer yüzündeyiz,
    Hiç bir deney uzay ortamda yapılmadı.
    Yer kürenin bize sunduğu imkanları kullandık.
    Bize sağladığı yer çekimini.
    Dünya ortamında inceledik atomları , elementleri , her şeyi dünya ölçeğinde inceledik.
    1 kg lik ağırlığı dünyaya göre çeşitli deneylerde kullandık.
    Işık hızına dünyaya göre 300000 sn/km dedik
    Hesaplarımız asla uzay ortam için olmadı.
    Yıldızlarla gezegenlerin oluşumunu birbirine benzetmeye uğraştık.
    Yıldızların jeneratör olabileceğini asla düşünmek istemedik.
    Bu güneş sisteminde ki atom yapısını tüm evren için geçerli olduğuna o kadar inandık ki ,tüm evrene gidebileceğimiz hesaplarını hiç değiştirmeye gerek duymadık.
    Halbuki her güneş sisteminin "SPİRAL AUROSU" nun çapı kadar büyüklükte güneşi olabileceğini ve tüm o güneş sisteminin kendisine ait bir atom haritası olabileceğini hesaplama gereği duymadık.
    Israrla ve sabırsızlıkla illada bir başka gezegene gitmek oralarda medeniyetimizi var etmek istedik ama orada olmayan atmosferin filtre etmediği çok sayıda ışının oraya giden insanlara ne gibi zararlar verebileceğini hesap etmiş gibi görünüp de sanki her veri kaynağını mükemmel değerlendirip MARS a gitmeyi kafamıza koyduk.
    Uzay ortamda kriter olarak hiç uzaya gitmemiş , yaptığı dehşetengiz fiziksel icad ile
    Nagazaki ve Hiroşimada ilk anda 210000 insanın ölümüne 500000 insanında ağır yaralanmasına bilahare bölgede günümüze kadar süren kanser vakaların devamına sebep olan bir kişiyi erişilmez "TİRAN" yapıp her dediğini tartışmasız ilke kabul edip aleyh de kim derse duymamazlıkdan gelmek.
    Tüm bu gelişen teknolojiye rağmen bir asrı geçen ve mutlaka revize edilmesi gereken onca kuralı neden irdelemeyiz.
    -Bilim adamı demiyorum , gözlemci diyorum dikkatiniz, çekerim;
    hiç kimse kendi gözüyle bir şeylere bakmayacak mı?
    bizlere verilen bu beyin illa ön denetimden geçmek zorunda mı?
    Bir şeyler konuşurken söylediğimiz kelimeler bize ait olsa ne olur?
    Bizler ısrarla illa birilerinin istediği gibi düşünmek zorundamıyız?
    Bizlere sunulan "PAKET" bilgileri hiç açıp kontrol etmeyecekmiyiz?
    İnsan gelişiminin olmazsa olmazı olan"MERAK"bizde sadece magazinel olaylar için mi aktif olacak?
    "Direnmek" siyasal platformda her türlü haksızlığın karşısında sergilenen haklı bir eylem iken,
    neden aynı dirençi bilimde gösteremiyoruz?
    Ne kadar eminsiniz size sunulan bilgilere?
    Ve bu bilgiler küflenmiş ve dinsel dogmalar gibi , "yersen marka" olmuşsa ve siz hala bunların asla yanlış olamayacağını iddia etmeye devam ederseniz?
    ...................?
    ...................?
    Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.
    Devrim kökeni itibarıyla bir şeylerin yıkılıp yerine yenisinin yapılmasıdır.
    Yani "DEVRİM" "DEĞİŞİMDİR"
    Saygılarımla..
    Muzaffer Erdem
    muzaffer erdem 03 Temmuz 2017
  • +2
    Bilimsel bilgiler temel olarak asla dogmatik değildir öncelikle bunu belirtmemiz gerekli. Bilim insanlarının siyasi görüşü ise yaptıkları ve anlattıkları bilimin bir nebze taraflı olmasına neden olabilir. Bunun tarihte pek çok örneği bulunmakta. Fakat bilimsel yöntemin temeli zaten bir yönteme, deney ve gözleme dayanması, evrensel olmasıdır. Yani temel olarak devrimin saf hali bilimin yönteminin ta kendisidir. Bir fikrin çürütülerek, yerine daha akla uygun ve aynı zamanda deney ve gözlemeler ile kanıtlanabilen başka bir fikrin geçmesi kadar doğal ve tartışılamaz bir yöntem bulunmamaktadır. Bu süreç matematiğin kendisi kadar gerçek ve nesneldir. Dolayısıyla bir yerlerde birisi çok büyük bir yalan ile çeşitli fikir ve görüşlerini gerçeklik olarak bilime empoze etmeyi başarmış olsaydı, o andan itibaren işleyişin kendisi sürdürülemez bir hal alırdı.

    Bilimin kendisinin bir çeşit göz boyama olduğunu, dogmatik bilgilerin gerçekmiş gibi yansıtıldığını söyleyebilirsiniz. Fakat bu eleştirilerin tartışılabilir bir hale gelmesi için karşı tezinizi oluşturmanız ve asıl olanın ne olduğunu bize söylemeniz gerekir. Bu da bilimsel konuları çeşitli politik söylemler ile harmanlayarak kendi kişisel yaklaşımınızı dahil etmenizle olacak iş değildir Sayın Muzaffer Erdem. Bu açıdan bir örnek verecek olursak yönteminiz evrimi çürütmeye çalışan yaratılışçı görüşlere benzemektedir. Yani bilimsel yöntemi kullanmadan bilim ile ilişkili gerçekler çürütülmez ya da sorgulanamaz.

    Fakat kişisel fikrim olarak sizin çok önemli bir gerçeği yanlış yöntemler kullanarak belirttiğinizi düşünüyorum. Bilim; gerçek anlamda bireysel yaratıcılık ve var olmanın getirdiği merak duygusunu gidermek amacıyla gerçekleştirilen bir "hayati" eylem olarak ele alınmamakta. Yıllar süren zorunlu eğitim sisteminin içerisine birilerinin kararı ile eklenmiş seçici gerçeklerden oluşmakta. Bilimi kendimiz için değil, dahil olduğumuz toplumun ekonomik, kültürel hatta siyasi ihtiyaçları doğrultusunda gerçekleştiriyoruz.
    Vide supra 03 Temmuz 2017
  • 0
    Sn . Vide supra ;
    "Fakat kişisel fikrim olarak sizin çok önemli bir gerçeği yanlış yöntemler kullanarak belirttiğinizi düşünüyorum."
    derken , benim aslında bilim adamı - bu konunun uzmanı , olmadığımı da anlamış olduğunuzu görüyorum.
    Doğrudur zaten benim beyanlarımda da bunu defalarca belirttim.
    Ben bir gözlemciyim ,zaten mesleğimde bakmak "RASAT YAPMAK" Yani ben bir haritacıyım.
    gördüğüm şeyleri düşünerek yorumluyorum.
    Israrla ilk yazılarımdan beri burada ki değerli arkadaşlarımızı bazı şeylere şüphe duymalarına çalıştım ama ,başarılı olduğum söylenemez.
    Israrla ,denendiğini,kanıtlandığını, çok değişik şekillerde doğruluğunun kanıtlandığını iddia ettiler.
    Ne yalan söyleyeyim , bir gün enerjinin ,elektriğin ne olduğu bulduğunda birileri ,ama sanırım bu gidişle bu birileri aramızdan olmayacak, ısrarla bilimde Kabe-kıble olan mecraalardan olur bu kişiler , tamam denedik doğrudur dedikden sonra benin anlattıklarım aklınıza gelir sanırım.
    Israrla atomların Kinetik enerjiye benzer bir şekilde enerji üretiyorlar demelerini benim aklım almıyor.
    Kinetik enerji hesaplanabilir ekonomik yönü olan bir enerjidir.
    Atom altı parçacıklarının yada serbest elektronlarının bir atomdan atoma geçerek enerji oluşturduğu iddiası , benim asla doğruluğunu kendim denemeden inanacağım bir enerji anlatımı olmayacaktır.
    Saygılarımla.
    Muzafer Erdem
    muzaffer erdem 03 Temmuz 2017
  • 0
    Necmi tüfeğe ve Vide supra'ya katılıyorum.
  • 0
    Yazdığım yazı panoda görünmedi.
    Benim bilgisayarda mı sorun var?
    Öğrenebilirmiyim.
    muzaffer erdem 03 Temmuz 2017
  • 0
    Muzaffer Bey,
    Acikcasi sunulanlarin gercekliginden suphe etmekle kalmiyor, cogunun gercek disi oldugunu savunuyorsunuz, ama biraz once de dikkat ettim "isik hizi asilacak, zamanda yolculuk olacak" demissiniz, isik hizi ile zamanin alakasina nasil inandiniz?
    Tabii ki inanacaksiniz, nirengi noktalarimiz, bilimin birikimleridir.Sifirdan baslar, kisisel buluslara gecersek, iskenderiye kutuphanesine yapilani yapip yakalim tum bilgileri.
    Bilim birikimdir.
    Morgan Frei 04 Temmuz 2017
  • 0
    Değerli arkadaşlar;
    Elektriğin gerçek de ne olduğunu öğrendiğinizde pek çok yeni bilimsel alanınız olacak.
    Bunlardan bir tanesi ışık hızına erişmek ve bu hızı kullanarak yaşanmış anları , o hızı da geçerek yakalayabilmek.
    Merak etmeyin aldığım tepkiler çok güzel.
    Demek ki istikamettim de bi yanlışlık yok.
    Ben aslında bilimsel bir çalışma yapmıyorum,
    alışıla gelmiş kuralları yıkmaya uğraşıyorum.
    Ne Amerikayı tekrar keşfetmenin derdindeyim, nede insanları yanlış yönlendirme niyetindeyim.
    Ben elektriğin malum tarifi ile canlı organların bozulamayacağından çıktım ve buralara kadar geldim.
    Güneşin an itibarı ile (salise) uydumuz olan Ay'ın kütlesine yakın bir kütle salınımı (Sarfiyatı)yapan GÜNEŞ in anlatıldığı gibi helyumdan hidrojene sonra tekrar helyuma dönmesi, aklı başında bir insanın pek de inanacağı bir iddia değil.
    Anlattıklarım için bana tepki gösterene kadar size bildiğiniz bilgileri öğretenlere gidip sorun ;
    Delinin biri bir şeyler diyor doğru mu diyor? diye.
    Sonra onlar kalksın bana ;
    Ne diyorsun ? ne anlatıyorsun diye sorsun.
    Saygılarımla.
    Muzaffer Erdem
    muzaffer erdem 04 Temmuz 2017
  • 0
    Muzaffer Bey, kendi doğrularınızdan hiç şaşmıyorsunuz. Kendine bu kadar güven iyi de, insanın kendisini sorgulamaması da o derece kötü...

    Bu şaşmaz güveniniz yüzünden hata yaptığınızı bile anlamıyor ve sorgulamıyorsunuz. Yapılan eleştiri ve uyarılara da ( sanıırm tepeden bakarak) küçümsüyor ve umursamıyorsunuz.
    İş hayatınızda da böyle demogojilerle günü kurtarır hale gelince anlaşmazlıklar çıkmış olmalı.
    Size göre sebepsiz, haksız ya da nedensiz sebeplerle çıkan sorunlar yaşadığınıza da eminim.

    Yazdıklarınız dolu kelimelerin boşa israf edilmesinden başka bir şey değil.
    En temizi yazdıklarınızı görmezden gelmek, umursamamak...
    Çünkü yeni bir şey katmıyorsunuz bize.

    Özde iyi niyetli olabilirsiniz ama kelimelerle ve meramınızı anlatmada iyi değilsiniz. Kafa karışıklığınız, yazılarınıza da yansıyor.

    Eğer ciddi iseniz, önce düşüncelerinizi derleyin toplayın ve anlaşılabilir kavramlara dönüştürüp, neden sonuç ilişkilerini bağlandırın.
    Farklı düşünüyor olmanız, bireysel bakışta hatalı görmemiz bile önemli değil. Belki bizim hiç dikkat etmediğimiz bir noktayı, tartışma platformuna getireceksiniz diye umdum. Ama şu an olmuyor bu.
  • 0
    Muzaffer erdem, sizi şimdi anladım. Sanırsam yazılarınızı buraya değil de; wattpad gibi platformalar da hikaye ya da bilim kurgu şeklinde yazmanız daha iyi olabilir.
  • 0
    Bilimsel düşünce, önce "gözlem"le başlar.
    Gözlem esnasında sorular sorulur ve neden-sonuç ilişkileri kurulur.
    Ancak bu sadece ilk aşamadır. Ardından bu gözlem ve sonuçları ile ilgili temel varsayımlar üretilir.
    Bu varsayımlardan en güçlü bir kaç tanesi, deneye tabi tutulur. Aynı koşullarda, aynı sonuçlar üretiliyor mu diye?
    Bu gerçekleşince, gözlem ve sonuçların arasında bir bağlantı olduğu, neden sonuç arasındaki ilişkiler irdelenmeye başlanır.
    Bu sonuçları üretecek sebepler denenir, "farklı koşullarda" vermesi gereken "farklı sonuçlar" elde edilir ve kıyaslanır. Ardından bunların arasındaki ilişkileri matematikleştirme başlar.
    Aradaki ilişkiyi doğru tanımlayan bir matematiksel yaklaşım (formülasyon, algoritma) üretilince, Bu da sınanır. Değişen koşullarda nasıl cevap vermesi gerektiği saptanır ve deney gözlem sonuçlarıyla kıyaslanır.
    Aradaki farklar, hatalı yolda olunduğunu gösterir. Hatalar, aşama aşama sorgulanır ve nerede , niçin ve nasıl yapılmış olduğu incelenir.
    Hataları azaltıkça, deney sonuçları ile öngörü sonuçları kıyaslanır.

    Artık öngörülen (çözüm-algoritma) yöntemle, deney sonuçları birebir örtüştüğünde; durum yorumlanır ve bir teori üretilir.
    Ardından bilim dünyasında bu teori ve öngördüğü tanım çözüm yöntemi başka bilimcilerin değerlendirmesine tabii olur.
    Eğer farklı sonuç üretir ise ya da çözüm yönteminde bir eksiklik-fazlalık-hata saptanırsa, bunlar tekrar sogulanır.

    Sonuçta teori, bilimsel bilgi haline gelene kadar bir çok farklı bağımsız kişi tarafından sorgulanmış ve hepsinde aynı sonuçları üretmiş hale gelir.

    Bütün bunlarda en başta matematik ve onun mantığı kullanılır. Çünkü matematik aynı zamanda eşitliğin iki tarafı arasındaki denge koşulunu, hep gözetir ve korur.
    Evrenin dili matematiktir. Fizik ise felsefi tercümanı (translator)dır. (Bence...)
    Matematik hata barındırmaz. Bir kaç hesapta hata belli olur. Matematik bilmeyenler ise hata yaptıklarını farketmediği için yaptıkları matematik değildir. (Benim gibiler mesela...)

    Bütün bu aşamalardan sonra üretilen düşünce ancak bilimsel bilgidir. Bu yollara açık olan düşünce de; bilimsel düşüncedir.

    Denemeye, sınamaya açık olmayan ya da bu imkanı olmayan bir düşünceye, bilimsel olarak ele almak çok zordurç
    Bunu iyi biliyorum. Çünkü bazen sınanma imkanı olmayan düşünceler de üretebiliyorum.
    Bunların "bilimselliği sınanmadan", bilimsel değerleri, benim için bile yok.
  • 0
    Bu arada Muzaffer Bey fikirleriniz bir yerlerden tanıdık geliyordu. Bilim içerisindeki binlerce konudan özellikle füzyonsun güneş ve kütleçekiminin olmadığını aynı anda kabul etmeniz, daha önce üstünkörü okuduğum "elektrik evren teorisini" hatırlatmıştı ve şimdi bunun bir tesadüf olup olmadığını, fikirlerinizin bir şekilde bu kaynaktan gelip gelmediğini merak ettim açıkçası.

    Bu rastlantının ihtimali o kadar düşük ki bu sizin bağımsız şekilde aynı sonuçları bulduğunuzu ve belki de haklı olduğunuzu gösterebilir. Sadece gözlemci olarak güneşin nasıl füzyonla değil de elektrik sayesinde enerji ürettiğini fark ettiniz ?

    Bu arada bir önceki sorunuzda güneşin nasıl ve ne miktarda kütleye eş enerji ürettiğini konuşmuştuk. Aynı yanlış örneği iki defa belirtmenin aklı başında bir davranış olmadığını belirtmek istedim.
    Vide supra 04 Temmuz 2017
  • +1
    Sn . Vide supra ;
    Sözünü ettiğiniz "ELEKTRİK EVREN TEORİSİ " hakkında herhangi bir bilgimin olmadığını belirtmek isterim, doğrusunu isterseniz ben Fizik konusunda hiç bir şey bilmiyorum desem yalan olmaz.
    Nasıl desem bilemiyorum , her konuda Agah bir bilim adamı falanda değilim.Sadece gördüğümü irdeler ve onu mutlaka merakımı giderene dek çözümlerim.
    Hayatta en iyi bildiğim şey "hiç bir şey" sabırlı ve meraklı birinin karşısında sır olarak kalamaz .
    Her defasında belirtmek beni düşündürüyor olmasına rağmen yine tekrar belirteceğim ;
    Ben bilim adamı değilim , beni bir bilim adamı gibi karşınıza alıp , teknik anlamda denetlemenizi anlayamıyorum.
    Benim istediğim sözünü ettiğim detayları sizinde bir gözden geçirmeniz.
    Ama taa başından beri bırakın gözden geçirmeyi , yazımı okur okumaz , asla olmaz deyip kestirip atmanız beni "Türk Bilim Camiası" nın durumu hakkında derin endişelere sevk etmek de.
    İnsan hayatı boyunca öylesine farklı şeyler düşünür ki , hatta düşündüğü bazı şeylerle daha düşünürken bile dalga geçer , düşündüğü şeylere bırakın inanmayı neden düşündüğü ile bile kendi kendine dalga geçer , işte buna düşünme antremanı diyorum ben , yani bizim bilim insanlarımız o kadar ciddi ve ketum ki düşünce antremanı bile yapasıları yok diyorum.
    Ve üzülüp üzülüp duruyorum .
    Ben bu ülkenin bir insanıyım , istediğim ülke insanların düşünürken bile özgür oldukları bir yer olmasını istiyorum .
    Özgür düşünceleri kendi yurtlarında doyasıya gerçeğe dönsün istiyorum .
    Ve daha bir sürü iyi şey istiyorum.
    Saygılarımla .
    Muzaffer Erdem
    muzaffer erdem 04 Temmuz 2017
Yorum yazabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.
İSTATİSTİKLER

4.632 soru

27.424 cevap

30.083 kullanıcı

Giriş Yap