• 0

    Uzay-Zaman Dokusu Yeniden mi Oluşuyor? Yoksa Sadece Belli Bir Yerdeki Yoğunluğu mu Azalıyor?

    Hakan K 28 Mayıs 2017
  • 0
    Enerji, Evrenin Sonunda Uzay-Zaman Dokusuna mı Dönüşüyor?
    Yoksa Var Olan Doku Dışarıya Doğru Genişliyor?
    Cevaplarınız İçin Teşekkürler.
    Hakan K 28 Mayıs 2017
  • 0
    Aslında bir çok konuyu değiştirecek ayırt edici bir soru.

    Bana göre, varolan doku genişliyor ve enerji yoğunluğu ortalaması azalıyor. Yani evren soğuyor. Kıyılardan başlayan bu soğuma yavaş yavaş evrene dağılıp homojenleşmeye çalışıyor.
    Yani belli bir yerde (genişlemenin gerçekleştiği bölgelerde) gerçekleşen yoğunluk azalması, tüm evrene yayılıyor.

  • 0
    Eger evrenin yapisi sinirli ama sonsuz ise (küresel) uzayin dokusu lastik gibi geriliyor olabilir. Söyle bir durumda varki evreni genisleten karanlik enerjinin kaynagi büyük patlama ise genisleten enerji sonsuz degil yani genisleten enerji uzaya dönüsmüyor evrenin dokusunu lastik gibi uzatiyor ama bununda bir sonu oldugunu düsünüyorum.
    Gökhan Y 29 Mayıs 2017
  • 0
    Peki Enerjiyi Kafamiza Göre Herhangi Bir Parçacığa Çevirebilirmiyiz?
    Teknolojimiz Yeterli Seviye Olsaydi Nasil Olurdu?
    Örnek Olarak Saf Enerjiyi Fotona - Elektrona - Uzay-Zamana - quarklara
    Hakan K 29 Mayıs 2017
  • 0
    Gök cisimleri kütlesiyle uzayin dokusunu bükebiliyorsa uzanyin dokusu pekala lastik gibi uzayabilir. Uzayin dokusu kumasa benzetilir bu kumasi olusturan sey uzayin temel birimidir Planck parcacigi olarakta tabir edilir. Sizin veya herseyin boyutu etkilenmeden nasil kaliyor demissiniz hangi anlamda etkilenmeden söz ediyorsunuz?
    Gökhan Y 29 Mayıs 2017
  • 0
    Bence genişleme evrenin geometrisiyle alakalı. Ortalaması alındığında evren düz kabul edilsede hiperbolik yapıda(bazı bölgeler açık bazı bölgeler kapalı).

    Kapalı bölgede örneğin bir galaksinin içerisinde olağan durum cisimlerin birbirlerine yakınlaşması.
    Evrenin açık bölgelerinde madde yoğunluğunun çok az olduğu galaksiler arası uzay gibi yerlerde olağan durum hiç bir koşulu olmadan cisimlerin birbirlerinden uzaklaşması olabilir.

    Kabaca aralarındaki uzay açık olan galaksiler birbirlerinden uzaklaşıyor ? Böyle ise genişleme sanki çok doğru bir tabir değil gibi?
    Origin 29 Mayıs 2017
  • 0
    Galiba olmadı ama demek istediğim bu tarz genişleme için hiçbir şeyin oluşmasına yada yeni alanlar yaratılmasına gerek olmayabilir.
    Origin 29 Mayıs 2017
  • 0
    Hayir genlesmemiz gerekmez. Evrenin genislemesinde verilen balon örneginde bizim galaksimiz balon üzerine cizilen bir cizgi olsaydi sisen balonla genisleyecekti ama galaksiler balonun üzerine konulmus demir paralar gibidir evren genisler yani balon siser paralar arasi mesafe artar yani sadece galaksiler birbirinden uzaklasir
    Gökhan Y 29 Mayıs 2017
  • -1
    Konuya hakim değilim fakat neden her iki durumunda eş zamanlı olarak geçerli olamayacağını düşünüyorsunuz merak ettim. Uzayın tek bir doku olarak zamanla genişlemesi ne derece lastik gibi gerilmesi şeklinde tanımlanabilir ya da bu örnek üzerinden nasıl tekrar oluşan parçacıklara ihtiyaç olduğu söylenebilir?
    Vide supra 30 Mayıs 2017
  • -1
    Belki de genişlemesi ve genişlemenin hızlanması, dokunun ani uzaması ve neticesinde kaybettiği niteliğinin sonucudur. Yani zaten büyükpatlama ile ani genişlemesi sırasında bu kumaş sonsuz sayıda referans noktası barındırıyor olabilir. Bu şekilde bir doku düşündüğünüzde yeni oluşan 'uzay parçası' ile sonsuz uzay parçası barındıran doku arasındaki fark, lastik ve parçacık örneğinden çok daha gelişmiş başka argümanlar sunularak konuşulmaya ihtiyaç duyar.

    Yeni bir parçacık ya da doku oluşması yerine kendi sonsuz döngüsünü devam ettirerek genişlemesi daha mantıklı geliyor bana şahsen. Bunu kozmolojik kızılakayma sırasında fotonlar ile uzay dokusunun etkileşimini düşünerek ele alıyorum. Fotonun yolculuğu sırasında içindeki uzay ile sonsuz/kesintisiz bir etkileşimi olmalı ki Işık hızındaki fotonun dalgaboyu bu sonsuz referans noktalarına bağlı kalarak artsın. Bunu elbette yeni parçacıklar ve dolayısıyla referans noktası artması olarak da anlayabilirsiniz ki belirtmek istediğim buydu. Bu örneklerle soyut yaklaşımlar kelimeleri kullanma şekline göre aynı anlama ya da çok farklı anlamlara gelebilirler. Kesin olarak belki de sadece bu artan sonsuz referans noktası tanımını yapabiliriz ki genel göreliliğin matematiğini kullanarak bu referans noktaları arasındaki ilişkileri konuşabilelim.
    Vide supra 30 Mayıs 2017
  • 0
    uzay ve zamanı var eden enerjidir. saf enerjiye kütle kazandırmakta tahminimce mümkün değildir
    eğer evrendeki bilinen maddesel ve bilinmeyen diğer karanlık enerji türlerini tek bir atomun içine haps edip bingbangın şartlarını meydana getire bilirsek
    ancak bu muazzamlıkta ki bir patlamanın şartlarında enerji hem maddeye hem uzay ve zaman dönüşecek
    bu unu kepeği nişastayı tekrar buğdaya dönüştürüp yeniden değirmene götürüp işlemek demektir
    ana madde olan hidrojeni i yeniden enerjiye dönüştürüp bu enerjiyi karanlık enerjiye yada tekrardan hidrojen atomuna yada uzay ve zamana dönüştürmenin koşuları yoktur.
    bu koşular ancak binbangde ki muazzam patlamanın şartlarında mümkündür
    yani her şey ilk formüle olduğu andaki döngüye göre işleyecek
    eğer evrendeki enerji madde dengesi kaynağı bilinmeyen bir şekilde azalıyorsa bunun aksi bir teori ve modelleme de getirilebilir evrende maddeye dönüşen hidrojen enerjisinin sabit bir oranı var mı yok mu.?
    Onu da bilmiyorum eğer bilinen enerji oranlarında kaynağı beli olmayan bir eksilme varsa sicimlerle yada enerjisel bağlarla uzayın kendi içindeki enerjiyi emmesi ve bunu zaman nehrine dönüştürmesi olasılığı da vardır buda ilk saydıklarımdan farklı bir teori ve modelleme gerektirir
    2 konu uzayın bazı bölgelerinde yoğunluğunun azalması demişsiniz hakan bey uzayın ve zamanın tam olarak ne olduğunu bilmiyoruz neye göre bir azalma yada çoğalma var yada yok diye biliyoruz .?
    Ama şunu kesine yakın bir şekilde diyebilirim genel uzay zamanı ilk zamanlardaki döngüsünde ki gibi akıp gidiyor uzayın belirli bölgelerinde zamanı böken kara delikler bile genel uzay zamanın akışı üzerine hiçbir etki etmiyor
    yasin yasin 30 Mayıs 2017
  • 0
    @Hakan K, (Size yönelik cevabım, sıralamada yukarı gittiği için sildim. Çünkü hedefinden uzaklaşmış oldu.)

    Bence, Hayır, kafamıza göre enerjiyi parçacığa çeviremeyiz.
    Fotona zaten çevriliyor. İki taşı birbirine çarpın, ses dışında etrafa foton halinde ısı da yayılacaktır. Onu konu dışına bırakalım.
    Uzay-zaman bir sistemdir ve kendileri direk enerji değildir.
    Enerjinin biçimlendiği alana uzay diyoruz. Onun akışkanlık kazanmasını sağlayan ve evrenin genişleme koordinatını veren olguya da zaman diyoruz.
    Yani uzay-zaman da konu dışı...

    Sadece temel parçacıklar. Kütleli olan temel parçacıklar konumuz olabilir.
    Onları tekrar oluşturabilmek için şu an da içeriğini bilmediğimiz başka etkilerde olmalı. Bunların hepsini bilmeden yapamayız.
    Enerjinin boyutlarının ne olduğu ve etkisinin ne olduğu, spin olayı, ısı, basınç, yoğunluk,hız, evrenin genişlemesi, zaman, entropi gibi olguların etkileri, vs. ilk aklıma gelenler...
    Eğer kütle oluşumunu bir denklem sonucuna benzetirsek, yukarıda sıraladığım (ve aklıma bile gelmeyen ya da bilmediğim) bir çok değişkenin etkisini tanımlayacak bir formül yazmamız gerekiyor.
  • 0
    Yukarıdaki paylaşımları okumak çok güzel... Zihin açıcılar.

    Yaklaşımların çoğu, evren dokusunu genişleten enerjiyi dokudan ayrı bir nedene bağlıyor gibi.
    Lastik gibi sünüyor mu? Evet sünüyor, esniyor.
    Parçacıklı mı, evet parçacıklı...
    Galaksiler genel olarak birbirinden uzaklaşıyor mu? Evet, ayrılıyorlar.
    Galaksilerin alanı ya da parçacıkları genişliyor mu? Hayır, genişlemiyor. Parçacıklar olağan boyutundalar.
    Bazı galaksiler ise buna rağmen yaklaşıyor mu? (Andromeda gibi) Evet, yaklaşıyor.
    Uzay esneyince, zamanda esniyor mu? Evet ama "Sanırım Evet", esniyor...

    Hepsini birleştirmek gerekiyor...
    Bana göre, evren genişleme kıyılarından başlayarak genişliyor ve ortalama genel ısı düşmesi ile bu saptanıyor. Yani evren soğuyor.
    Bence, evren dokusu çok düşük yoğunluklu enerji paketçiklerinden oluşuyor. Bu paketçikler genişliyor. (Burada başka bir başlıkta da kullanmıştım ama soruyu bulamadım) Yani uzay boşluğundaki helyum dolu kauçuk balonlar gibiler. Bir arada iken, bireysel bazda uyguladıkları genişleme ile nasıl toplam işgal ettikleri alan genişliyorsa, evrende bu şekilde dokusundaki enerji (paketçikleri)nin daha geniş bir alanda titreşmesi ile genişliyor.
    Toplam sonuç açışından bakarsak paketçik sayısı (toplam enerji miktarı) değişmiyor, korunuyor.
    Genişleme esnasında dış kısımlarda oluşan sarsıntıların bir kısmı da iç dokuya yayılarak, gene bu paketçiklerin titreşmesini destekliyor/titreştiriyor.

    Enerji korunurken bu şekilde genişleyen evrende, ortalama enerji yoğunluğu birim başına düşüyor. Yani uzuyor, esniyor ki bu da soğuma olarak karşımıza çıkıyor. Çünkü birim alan ısısı -enerji potansiyeli düşüyor.

    Kütle çekim kuvveti (akışkan içindeki yakın parçacıklar arası düşük basınç alanı) ile bazı kütleli-parçacıklar bir arada duruyor. Bunu genişlemeye rağmen galaksilerin genişlemiyor oluşundan anlıyoruz. Parçacıklı evren teorisindeki gibi galaksiler birbirinden uzaklaşıyor bu genişleme ile.

    Ama bazı galaksiler ise yaklaşıyor.(?) Bunu da bazı galaksilerin aynı kütleçekim alanında olmalarına yorumluyorum. Yani ; a) Ya Andromeda galaksisi ile Samanyolu Galaksisi arasında bir yerlerde bir karadelik var. (2.5 milyon ışık yılı mesafe ortalarında)
    b) Ya da Samanyolu galaksisinin kütleçekim alanı içinde bulunuyor, Andromeda Galaksisi...

    (Samanyolu'nun 100 bin ışık yılı çapına göre) "a" şıkkı daha uygun bence.

    Zaman esner mi bu doku genişleyince ? Hem evet, hem hayır...
    Bence bizim için temel olan 1 Planck Zamanı, bu kıyılardan doğan titreşimlerin frekansına bağlı. Yani iki dalga arasındaki mesafe 1 Planck Mesafesi ve ışığın bu yolu aldığı süre 1 Planck zamanı.
    Biz zaman algısını-süreyi, bu dalgaların geçiş sayısına göre saptıyoruz.
    Bu çerçeve de bu dalgaların doğuşu sonrasında; farklı yoğunlukta hareket eden dalgalar gibi davranacaklardır. Frekansları değişmeyecek ama hızları değişecek yani...
    Sonuç, bizim evrenimiz dışındaki bir gözlemci bizlerin doğal "özel göreliliğe" maruz kaldığımızı saptarken, biz hiç bir şeyin farkında olamayız... Bize sabit gelir.
  • 0
    Necmi bey,
    Endişenizde haklısınız ve tanımınıza katılıyorum.
    Konuyu anlatırken benzetme amacıyla kullandığım balon örneği sakıncalar içeriyor.

    Enerji paketçiği ile ilgili verdiğiniz tanımı aynen kullanıp, üzerine bir kaç şey daha eklemek istiyorum. (Uzun olacak ama gene bu sitedeki görüşler(iniz)den de faydalandığım için, hoşunuza gidecektir sanırım.)

    Küresel Enerji Paketçikleri (KEP) , dediğimiz gibi bir alan. (Hatta bizim açımızdan, sanırım 3 boyutlu bir küresel alan gibi ele alınabilir.)

    Enerjinin en küçük olan birimi (bence çok uygun bir niteleme olmuş) "tek bir noktacık gibi"...

    Bu noktacık (bana göre) "her yöne titreşerek" ya da bir bulutumsu alanı tarayarak- oluşturarak
    bir bakıma bir kalp gibi atıyor. (Yani bir balonun iç basıncının inmesi-çıkması gibi ama çok hızlı.)
    Bu şekilde sahip olduğu alanın dış sınırlarını tanımlıyor.

    Enerji noktacığını en küçük "ısı" birimi olarak eşdeğerli ele alınca; ısının eğilimi, yayılım şekli, çevresiyle olan ilişkisi ve buna göre oluşmuş olan termodinamik kanunları , bu noktacığı ve paketçik halindeki durumlarını tanımlamakta faydalı oluyor.

    Sizinle sanırım farklı ele aldığımız esas konu "tekillik kavramı".

    Bence, bu " tek bir noktacık" ile bu sahip olduğu alan, evren açısından aynı nitelikte. Yani tekiller.
    Çünkü tekilliği, boyutsuzluk olarak algılıyorum.
    Boyutu ise enerjinin titreşim vektörü ile sahip olduğu alan.

    (Burada sizin daha önce, "boyutlarla ilgili olarak 1 yerine 2 veya 2 yerine 3 boyutlu algılama" şeklinde olan yaklaşımınıza çok benzer şekilde en başta tanımladığım bu bize göre 3 boyutlu küresel alanı, boyutsuz tekil olarak da ele alıyorum.)

    Şöyle ki; eğer boyut enerjinin titreşiminin vektörel alanı ise, enerjinin hiç titreşmemesi durumuna tekillik diyoruz.
    Bu durumda iken "enerji noktacığının" çevresi ile olan ilişkisi eşit ve homojendir. Her yöne eşittir.
    Enerji noktacığının titreşim ile paketçik haline dönüşmesi durumunda bile, paketçiğin etrafı ile olan ilişkisi eşit mesafeli ve homojendir.
    Yani nokta olarak aynı durumda olacak şekilde daha büyük bir nokta olmuştur, sadece...

    Bir bakıma sonsuz boyutlu olmak ile hiç boyutlu olmamak aynı şey gibi. Tekillik oluyor.

    Bu mantıksız olmamalı çünkü evrenimiz bu döngülerle sonsuzluk-tekillik dengesini kuruyor gibi.
    Özellikle "negatif enerji" konulu değerlendirmeler(imiz)den sonra.

    Boyut kavramı, bu enerji noktacığının -paketçiğinin titreşim-hareket yönlerinden bir ya da bir kaçı baskın ve diğerlerinden farklı olunca söz konusu oluyor.
    Bu da sanırım hareket-ivme esnasına mümkün olup, ortaya çıkıyor.

    İşte bu nedenle de bu dokuyu oluşturan paketçiklerin genişlemesine rağmen, bizim açımızdan hala tekil olduklarını düşünüyorum.

    Büyük patlama öncesi veya karadelik içi tekillikten fakları, onlar sıkıştırılmış. Belki de hiç alan kalmamış iken (negatif enerji potansiyeli var iken), dokuyu oluşturanlar bu negatiflikten sağlanan potansiyeli kullanmış, nötr hallerinde (mutlak sıfırda) olabilirler...

    Boyut konusunda bir diğer nokta da; bu paketçikler açısından boyut bir anlam içermemeli. Çünkü bizim bildiğimiz boyutlar, bunların bir araya gelerek oluşturduğu hem doku, hem de kütleli parçacıklar açısından önemli oluyor.

    Yani "tek bir su molekülü için", içinde bulunduğu gölün hangi durumda olduğu ne kadar önemliyse, boyutlarda paketçikler için o kadar önemli olabilir.
    Su kaynamış, donmuş, dalgalı fark etmez, molekülü sadece enerji düzeyindeki (titreşim) alanı ilgilendirir.
  • 0
    Necmi Bey Merhaba, Yazınızı tekrarlayarak okuyorum.

    Esas cevabı sonra yazarım ama (heyecan verici bulduğum) "-120 sıfırlı gibi bir rakam" olmak durumunda. Bu rakamda bir enerji değeri uzayın en küçük biriminin (yani parçacıklı teorinin parçacığının) değeridir... " tümcesi özellikle "enerji noktacığı" kavramı ile çok yüksek bir anlam kazandı ...
  • +1
    bensiz astrofizik ha nasıl kaçırmışım bu konuyu :)
    @necmi hocam;
    parçacıklı uzay teorisinde bahsettiğiniz eksi değerli enerji ve evreni oluşturan artı değerli enerji üzerine...
    evrenin sınırı yoksa_? şöyle söyleyeyim + enerji değerindeki evrenin sınırı - enerjiyse okyanusuysa
    yada tek bir kafes değilde iç içe geçmiş 2 kafes ise...
  • 0
    Burtay Bey negatif enerjiden kasıt anti maddenin sahip olduğu enerji mi? Varsayalım ki birer tane antiproton ve pozitrondan antihidrojen atomları olsun bide bunları füzyona uğrattık diyelim antihelyum ve negatif enerji elde edicez gibi bişeymi bu kafamda yanlış canlandıysa özet geçebilirmisiniz ?
    venividi 02 Haziran 2017
  • 0
    Sayın @venividi, adlında negatif enerji kavramı benim için ithal bir bilgi. Forumdaki diğer arkadaşların kullanmasıyla fark ettim. Konuya dikkatim daha önce arkadaşlar anmış olmasına rağmen ( https://www.fizikist.com/beyin-firtinasi/30398/) ile başladı. Bu olguyu en iyi kullanan da şimdilik Necmi Tüfek bey...

    Bu enerji, anti maddenin sahip olduğu türden bir anti enerji değil. Enerji her durumda enerjidir.
    Ama negatif enerji, sahip olunan bir potansiyeli anlatıyor.
    Bir bakıma "enerji kavramına canlılık" da veriyor.

    Anladığım kadarı ile ; Mutlak soğuk değer durumundaki enerjinin ( maddenin yoğunlaşmış enerji olduğunu düşünüyoruz. Buna göre de mutlak soğuk durumunda madde, kütleli halinden çıkıp, plazma, dalgavari bir yapıya dönüşmesi lazım ki, hacmi sıfırlansın.
    Bu nedenle mutlak değer ulaşılamaz limit idi...) bir doğal titreşim alanı olduğunu düşünüyoruz.

    Bu değer evrenimizde doğal koşullarda olabilecek en küçük durumun sınırı. (Mutlak sıfır)

    Ancak ya daha da sıkıştırılırsa ? (Mutlak sıfır altına düşerse...)
    Bilimciler bu duruma düşmüş enerjinin (artık madde demek zor) sahip olduğu enerji potansiyelinin, aynı şekilde aşırı derece enerji yüklenmiş plazma hali ile aynı-benzer olacağını fark etmişler. Hatta daha fazlaymış.

    Mantık şu sanırım; -5'den ==> 0'a ulaşmak için=5 birim potansiyel enerji + 0 tekillikten ==> 0 plazma için X birim enerji (bu kısmı tamamen varsayım) + 0 plazmadan ==> 4 Kelvin ulaşmak için ( evrenin yaklaşık ortalama sıcaklığı) 4 birim enerji. = Toplam [ 5+x+4 =(9 birim + x) enerji potansiyeli var]

    Yani enerjinin evrendeki doğal mutlak ısı da olabileceği halinden de daha küçük bir yapıda olacağı hali gibi...

    Oysa evrendeki en soğutulmuş maddeyi tekrar aynı duruma getirmek için enerji verilse, çok daha az enerji kullanımı olacak.

    Enerji; birim zamanda iş yapabilme kapasitesini gösterdiği için, bu gücü-potansiyeli bulunduran bu aşırı soğuk durumdaki maddenin, negatif enerji durumunda olduğunu anlıyorum.

    Bu kavramın avantajı: Büyük patlama esnasında ve öncesindeki durumu anlamamızda yardımcı olabilir. Ayrıca çoklu evrenler var ise, (Necmi Bey'in ifade ettiği) bu evrenler negatif enerji denizinde (daha küçük enerji noktacıklarından oluşmuş) , enerji paketçikleri (bildiğimiz, pozitif) baloncuklar olabilir.

    Bu arada hazır yazmış iken;
    @Necmi Tüfek, Necmi Bey, "-120 sıfırlı gibi bir rakam" olgusunu ve gerekçelerini biraz açabilir misiniz?
    Mümkün olan en küçük enerji noktacığının bu kadar küçük olabileceği nasıl ileri sürülmüş?
    (Tespit değildir şüphesiz ama güçlü bir varsayım olmasa kullanmazdınız.)
  • 0
    Necmi Bey ve Karanlık Profil teşekkür ederim.
    Çok faydalı oldu düşünce ve yaklaşımlarınız.

    120 sıfırlı kısmı hariç, enerji nokacığı ve paketçiği ayrımı da berrak bir hal aldı.
    Bu soru çok faydalı oldu... Teşekkürler @ Hakan K
  • 0
    Karanlık Enerji Uzay Zaman Parçacıgı ise Çekim Kuvvetini Nasıl Açıklıyorsunuz?
    Hakan K 07 Haziran 2017
  • 0
    Bu soru hangimize? :-) İkimizin yaklaşımı da birbirinden biraz farklı...

    Bana göre "karanlık enerji" diye özel bir enerji yok. (Pozitif evrende) Enerji, enerjidir. Kütleçekim kuvveti de, galaksileri birbirinden ayıran kuvvet de evren'in süper akışkan dokusunun, akışkan mekaniğine dayanan bir doğal sonucu sadece.
    Yani ikiside aynı durumun sonucu.

    Genişleme ile doku hareket ediyor. Dokudaki parçacıklar hareket ediyor.
    Parçacıkların arasındaki mesafeye göre, birbirlerine ya yaklaşıyorlar. Ya da uzaklaşıyorlar.

    Necmi bey ile ortak noktamız, Uzay-Zaman parçacığı'nın bir enerji noktacığı ya da paketçiği (bana göre) olması.

    Kütle çekim kuvveti ile ilgili düşüncelerimi https://www.fizikist.com/beyin-firtinasi/30806/ adresinde henüz tekrarladım.

    Necmi Bey'în yaklaşımı, günümüz fiziği ile daha uyumlu. Bu yazıları görürse, o da bir kaç satır ekler sanırım.

Yorum yazabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Giriş Yap