• -2

    Merhaba arkadaslar simdi zaman herkese göre göreceli ise zaman diye bir seyin varlıgından söz edebilir miyiz yani herkesin farklı algıladıgı bir seyin dogruluk payı nedir

    Mustafa Demir 29 Aralık 2016
  • -1
    Benim düsüncem zaman diye bir sey yoktur yani ne gecmiş ne de gelecek bu da zamanda yolculugu imkansız kılar
    Mustafa Demir 29 Aralık 2016
  • 0
    Bir şeyin göreceli olması onun var olmadığı anlamına gelmez.
    Ahmet Yılmaz 29 Aralık 2016
  • -1
    Bırak zamanın varlığını yada yokluğunu , zamanın daha bilmediğin onlarca çeşidi var . Zamana yok demek , fiziğe , biyolojiye , kimyaya , jeolojiye dolaylı olarak yok demek .
  • -1
    Mustafa Demir çok güzel bir soru sormuşsun. Evet, zamanın göreceli olması demek herkesin zamanı farklı algılaması demektir. Hatta gerçekliğin kendisi de görecelidir. Herkesin gerçekliği de farklıdır. Örneğin, senin yaptığın bir gözlemi başka bir gözlemci farklı algılayabilir ve farklı sonuçlar elde edebilir. Bu durumda hangisi doğrudur dersen, her ikisi de kendi sistemine göre doğrudur. Buna bir ornek soru sorayım mesela: Bir trenin ortasında hizla ilerliyorsun. Trenin önünde ve arkasında sana eşit uzaklıkta bulunan A ve B kişileri var. Elindeki çakmağı yaktığında ilk olarak ışığın hangisine ulaştığını görürsün?(Gorebilecegimizi farzedelim) Trenin dışından sabit şekilde bakan C gözlemcisi ışığın ilk kime ulaştığını görür?
    Mehmet Ali 30 Aralık 2016
  • 0
    "Zaman" ile " Zaman algısı" kavramlarını ayırınız.

    Bence "Zaman" vektörel (her ne kadar herkes skalar dese de) bir büyüklüktür.
    "Zaman algısı", bir çok zaman diliminin akışkan bir şekilde değerlendirildiği bir süreç sonucudur.

    Zaman algısı, gözlemcinin poziyonuna, hızına göre değişebilir. Ama "zaman"ın kendi tanımı ve durumu, değişmez.

    Daha basit anlatmak gerekirse, klasik benzetmem üzerinden, denizdeki her bir dalga sırası sizin bir zaman diliminiz. Yani zaman dediğimiz şey bir sıra dalga. Kaç tane dalga sırası geçtiğiniz ise
    "zaman algısı" ...
    Ortamın değişen yoğunluğuna göre, dalganın hızının değişmesi, kırılması, zaman algınızın değişmesine neden olur. Çünkü geçen dalga sayısı miktarı değişmiştir. Ama zaman algınız, bu geçen dalga sayısına göre oluştuğundan, bunu siz gözlemleyemezsiniz. Ortam dışındaki bir gözlemci bunu ancak kendi ortamıyla kıyaslayarak ölçebilir.

    Her iki durumda da, temel birimimiz "bir dalga sırası=zaman" olduğu için, zaman kavramı değişmez.

  • -1
    Sorduğun sorunun 2. kısmına gelirsek konu algılamayla ilgili değildir. Zaman farklı gözlemcilere göre farklı akar ve farklı yaşanır. Tren örneğindeki gibi; trenin içinde çakmağı yaktığında, tren ne kadar hızlı hareket ederse etsin A ve B kişisine ışık aynı anda ulaşacaktır. Fakat dışarıdan bakan gözlemciye göre ışık önce ön taraftaki A kişini sonra da arkadaki B kişisini aydınlatacaktır. Bu da demek oluyor ki gerçeklik iki gözlemciye göre de farklı olarak yaşanmaktadır. Bu sadece algı değildir, ikisi de doğrudur hangisinin doğru olduğunu kanıtlamak mümkün değildir. Yani aynı olayla ilgili olarak ortada 2 farklı gerçeklik bulunmaktadır ve ikisi de kendi referanslarına göre doğrudur.
    Mehmet Ali 30 Aralık 2016
  • -1
    benim burda bahsettigim mesela bir elmayı herkes aynı algılarken zamanı farklı algılar hayallere yok diyemem ama herkesin hayali farklı oldugu icin gercek degildir diyebilirim
    Mustafa Demir 30 Aralık 2016
  • 0
    Zamanın farklı algılanmasını, sinir sistemiyle bağlantılı olarak değerlendiriyorsanız, diyebileceğim bir şey yok.
    Ama madde, uzay ve fizik kuralları çerçevesinde ele alıyorsanız, "zaman" somuttur. Hayali bir olgu değildir. Maddenin konumuna, hızına göre değişkenlik göstermesi de, düşündüğünüzün tam tersi, onun somutluğunun bir kanıtıdır. Çünkü somut tanımlayabildiğimiz şeylerden etkileniyor.

    Hayal diyebileceğimiz şeyler, bu tür fiziksel etkilerden tamamen bağımsızdırlar. İster ışık hızına yakın yolculuk ederken, ister sabit dururken farketmez. Hayal, aynı hayaldir. Değişmez.

    Zaman'ın elle tutulur olmaması nedeniyle soyut bir kavram olarak ele almak bu yüzden mantıklı değil bence... Herkes için farklı, çünkü herkesin durumu, konumu, hızı farklı.

    Buna karşılık, eşdeğerli hız veya konumdaki kişiler için zaman aynı ...
  • 0
    Pek sevgili Burtay Mutlu bey, ben yine yeşil ördek gibi daldım gittim. =) Dalga dediniz ışık dediniz hız dediniz. Benim aklıma ister istemez, foton geldi. Sizin vermiş olduğunuz örnek çok izah ediciydi. Yani karıştırmış da olabilirim veya tam anlamamış da olabilirim ancak Zaman bir dalgaysa ışık da yerine göre (foton),(çift yarık deneyinden biliyoruz) dalgalanmalar yaptığına göre. İkisini bir birine bağlıyorsunuz. Ki bu çok doğal ve doğru bir düşüncedir. Özetle insanlar hangi konumda olurlar ise olsunlar neye bakar iseler baksınlar o baktıkları şeyin konumunu hızını biçimini vs. yakalamış oldukları dalgalanmalar veya dalga kırılmaları veya her ne dalga çeşidi ise onunla yakalıyorlar ve o dalgalanmanın sayısına göre o nesneye bir konum çiziyorlar kendilerince. Aynı zamanda da aynı dalgalanmaları farklı bir yoğunlukda (ortam) da yakaladıklarında yine farklı bir algının olacağı düşüncesindeyiz. Yani Zamana yoğunluğun (bulunduğun ortamın) da mı etki ettiğini düşünüyorsunuz? Ki bu olası ve sanırım kanıtlana bilir bir duruma getirecek kadar ciddi olabilir. Bunu biraz daha örneklendirdiğiniz kalıpta anlatabilir misiniz? Ayrıca zamanın ve (foton)un ışığın da dalgalanabileceğini biliyoruz. Peki ışık ya dalgalanmaz ise? ortamına göre farklılık içerip de dalgalanmaz ise farklı bir tepki gösterir ise bu sizce olası mıdır ? Sizce böyle bir durumda ışık nasıl bir davranış sergileyecektir?
    Kabuto 31 Aralık 2016
  • 0
    Değerli Kabuto, (Türkçe'yi kullanışınıza hala hayranım :-), yazar olsanız kitaplarınızı almak isterim) ...
    Bence, "Zaman" adını verdiğimiz "dalgalar", ortamın yoğunluğundan etkileniyor mu? Evet, etkileniyor.
    Ama "ortam yoğunluğu" kavramını da bir üst dereceye taşımak gerekiyor. Bize göre 3 boyutlu maddesel-kütle içerikli olan ortam yoğunluğunu, bir üst dereceye, "enerji yoğunluğuna" taşımamız gerekiyor. Madde=Yoğunlaşmış Enerji kavramı açısından bakarsak, bu konuda hem fikiriz diye düşünüyorum.

    Ortamın enerji yoğunluğu çeşitli şekillerde artar; kütle artışı, radyasyon artışı ve ivmelendirme benim bildiğim temel enerji artış yöntemleri.

    Burada görelilik konusu olan ivmelendirmeyi, sabit-durağan kütleli bir nesneye, ivme yoluyla hızlandırmak ve böylece enerji seviyesini, artırmak olarak tanımlıyorum. Ki bunu zaten momentum olarak ölçebiliyoruz.
    Böyle enerji yoğunlaşması yaşayan kütle içinde, zaman dalgaları, sıradan dalgalar gibi tepki verecektir (az yoğun ortamdan, çok yoğun ortama geçen dalgalar).

    (Kütlenin zaman'a olan etkisi zaten malum. Yoğun enerji alanlarınında etkisi var ama, kütleye oranla genede düşük. ama var. Bunlar zaten kanıtlı ve bilimin inceleme konusu, tekrarlamaya gerek yok.)

    Ama özel görelilik ve ivme ile aynı bakışını birleştirmenin tek yolu, nesnenin hızlanması için "sarfedilen enerjinin ne olduğunu? nereye gittiğini?" bulmaktan geçiyor. Enerji yok olamayacağına göre, hızlandırılan nesneden uzay boşluğuna dağılmadığına göre, bu sarf edilen enerjinin harketlendirilen nesnenin bünyesinde kalması gerekiyor. Ki kalıyor ve bunu momentum olarak tanımlıyoruz.
    Nesne bu ek enerjiyi, uzay boşluğunda bir yere çarpmazsa, sürtünmezse (aktarmazsa) sonsuza kadar taşıyabilir (aynı hızda devam eder). Bu süreçte, doğal kütlesinden daha fazla kütleye sahip olması, enerji yoğunluğunun arttığının da bir göstergesidir.

    Kanıtlanabilir mi? Evet, kanıtlanabilir. Zaten kanıtlı ama farklı bir bakış ile özel görelilik olarak kanıtlanmış durumda...
  • 0
    Işık-foton, kendi başına dalgalanmıyor. Kütlesi olmadığı için, dalgaların üzerinde bir sörfçü durumunda.
    Bu durumda fotonun iki hareketi var. Fotonu parçacık olarak ele alırsak, bir tanesi doğrusal hareket. Bu durumda düz bir hat boyunca, tek boyutlu bir ortamda hareket ediyor. Aslında bu bizim gözlemlediğimiz durum. Bunu fotonun yaptığını düşünüyoruz.

    Bana göre ise, foton dalganın üzerindeli sörfçü... Bu şekilde zaman dalgaları, fotonu geçemiyor. Dünyadan düşünün, bir sörfçüyü kaç dalga sırası geçebilir? Hiç... Sadece tek bir dalgaya bağımlıdır. Bunun verdiği itme ile hareket eder. Başka dalga sıralarını sayamayacağı için, "foton için zaman" yoktur.
    Üstelik hızı dalganın hızına bağımlıdır. Dalganın hızı değişmez ise, sörfçünün enerji seviyesi ne olursa olsun, doğrusal yöndeki hızı (dalganın hareket yönü) sabit kalır.
    Bu onun doğal durumudur.

    Diğer yandan fotonun bir de taşıdığı ek bir enerji vardır. Bu enerji seviyesi, yol aldıkça, uzay-zaman adını verdiğimiz enerji dokusu ile temas ettikçe, enerjisinin bir kısmını kaybeder.
    Bu fotonun ikinci bir boyut üzerinde daha hareketinin olduğunu da gösterir. Büyük ihtimalle, hareket yönüne dik açıda bir boyut.

    Bunu benzetirsek, sörçünün kütlesinden kaynaklanan momentum ile dalgaya yaptığı basınç- batıp-çıkma, olarak niteleyebiliriz. 100 kglik sörfçüde, 60 kglik sörfçüde, aynı dalga üzerinde doğrusal olarak aynı hızdadır. (Dalganın gidiş yönüne göre) Ama momentumları farklıdır.
    (İşte bizim 100 kg'lik sörfçümüz, dalga üzerinde ilerlerken hava ile temas ettikçe kilo kaybediyor. :-)

    Bu yüzden, Fotonların taşıdıkları enerjinin, bu ikinci boyut üzerindeki hareketleri üzerinde olduğunu düşünüyorum.

    Foton'un dalgalanmaması için ki; bu tekillik durumu olmasını ya da ortamda hiç başka (çünkü foton da bir enerji birimidir) enerjinin olmamasını gerektirir.
    Yani, ortam tamamen homojen ve sabit ise ancak mümkün.

    Böyle bir durum, bence, evrenin varoluşundan önce olmuş olabilir. Tüm enerjinin tekillik dediğimiz bir durumda olduğu dönemde...
    Burada iki kavramı daha açıklamaya ihtiyaç var.
    İlki "boyut" ; bu kavramı daha üst ve basit bir duruma yükseltmemeiz gerekiyor.
    Bizim kütleye göre olan boyut anlayışını terk edip, enerji açısından olayı ele almalıyız.
    Bu yüzden bence <boyut>=<enerjinin hareket edebildiği, titreşim yapabildiği, genişleyebildiği "alanlar"> olmalı...
    Boyut kavramını, bir enerji biriminin titreşebildiği bir alana indirgeyince, karşımıza birim bir boyut kavramı çıkıyor. (Bunu tüm bildiğimiz boyut tanımlarına uygulayabiliriz. Zaman da dahil... Zaman'da enerjinin tek yönlü olarak hareket ettiği-etmek zorunda kaldığı bir alan olarak karşımıza çıkıyor.)

    İkinci kavram ise, Tekillik; Tekillik nedir? Neye göre, nasıl? Kütlenin olmadığı, boyutun olmadığı bir durumu anlatıyor.
    Çözümü; Kütle yok ise, tüm madde enerji formundadır.
    Kütle ve boyut yok ise, tüm enerji titreşmediği bir ortamdadır.
    Enerjinin titreşmediği bir ortam? İki türlü olabilir. İlki enerjinin doğal sınırları içinde tamamen geniş bir alanda olması ile mümkün. Tamamen homojen bir ortam. Ama bunun üst sınırı nedir? Belirsiz. Üstelik tekillik adını verdiğimiz şeyin, hacimsel bir alanı olmadığını biliyoruz. Bu yüzden bu olasılığı eliyorum.
    İkinci olasılık ise, enerjinin çok küçük paketlerden oluşan, akışkan nitelikli olduğunu kabul etmekten geçiyor. (Bu sayede, yoğun ortamdan, az yoğun ortama sürekli geçiş yapma, dengeleme eğiliminde olacak. Termodinamiğe de uygun bu.)
    Enerji paketçiklerinin, titreşememesi için, tüm titreşim alanlarının kapatılmış olması gerekiyor.
    Peki, bunu ne sağlayabilir? Aynı ortamdaki diğer enerji paketleri.
    Önceki yazılarımda, bunu mikrodalgada ısıtılan durgun saf su ile tanımladım. Böyle bir ortamda, enerji yüklenen su molekülleri titreşmek istiyor. Ancak her molekül, diğer moleküllerin de aynı isteği ile karşılaştığından, hepsi birbirini itiyor. Sonuçta hepsi yüksek bir potansiyel ile denge durumunda kalıyorlar. Ancak ortama çok ufak bir etki (bir tuz tanesi, hafif bir vuruş, vs.) ile aralarındaki denge bir kere bozuldu mu, zincirleme olarak tüm denge bozuluyor. Kendi big-bangini yaşayan su, bir anda kaynamaya ve fokurdayarak buharlaşmaya başlıyor.

    İşte tekillik durumudnaki enerji de benzer durumda olmalı.
    Titreşemediği için, boyutu yok. Bu yüzden alanı yok.
    Matematiksel olarak ulaştığımız sonuçlar, bunu veya eşdeğer benzer bir şeyi gösteriyor olmalı.

    Burada ek bir nokta, diyebilirsiniz ki, bu yüksek potansiyele sahip enerjiyi bir arada tutan, sıkışıtran şey ne? Bana göre bunun da cevabı, sicim teorisinden geliyor. Kapalı bir zar sicim. (Ki o da enerjiden oluşuyor.)
  • 0
    Çok değerli Burtay Mutlu bey,
    Öncelikle Türkçe kullanımı konusunda ki yeteneğimi keşfettiğiniz için teşekkür ederim =) Sizi bilmem de,ben sizin kitabınızı piyasa da görürsem kesin alırım diyebilirim. =) Muazzam bir anlatım. Muazzam bir düşünce bu yazılanlar. Benim kafam da ise sadece bir soru oluştu. Bu sörf olayı ile ilgili, foton zaman dalgasında sörf yapıyor iken kendi enerjisi de olduğu için basınç ile bu durumu açıkladığınızda şöyle bir şey fark ettim. Foton moment ve enerjisi ile zamanın dışında ki farklı bir boyuta zaman dalgasında ki o enerji dokusuyla sürterek adeta denizde ki sörfçünün denize yaptığı basınç gibi fotonun da zaman dalga dokusuna (enerjisine,vs.) basınç yapıyor dediniz. Peki bu basıncın etki tepki durumu olmuyor mu acaba ? Yani sörfçü deniz de öyle bir durum da olsa sudaki kohezyon veya yüzey gerilimin den dolayı biraz havaya sıçrayacaktır. Sonra yer çekimine maruz kalıp denize geri düşecektir. Bir esneklik. Peki bu foton için de böyle bir durum söz konusu olmayacak mıdır? Sadece zamanın dışında ki diğer boyuta geçip o boyutla sürtünerek enerjisini kayıp mı edecektir? Burayı da açıklamanızı rica edeceğim. Belki de açıkladınız bunu bu yazınız da ama sanırım ben anlamadım. Bunu açıkladıysanız eğer farklı bir anlatım ile bir daha açıklayabilir misiniz ? Teşekkür ederim.
    Kabuto 31 Aralık 2016
  • 0
    Tekrar merhaba... Kısıtlı bir internet bağlantısı altında yazabildiğim kadarıyla... Öncelikle Türkçe kullanımınız konusundaki düşüncem, Türkçe'nin bilimdili olmasıyla ilgili sorgulamalarınızdan beri var. Bazı kavramları ifade ederken kullandığınız esneklik çok iyi.

    Şimdi fotonun dalgaların üzerindeki durumuna gelince... Dediğiniz noktayı açıklamadım. Çünkü kendim içinde net bir fikrim yok. Öğreniyorum. Şu anda bu konudaki fikirlerimi paylaşabilirim sadece.
    Evet, foton dalgalar üzerindeki sörfçü.. Ve evet, zaman dalgasal. Bu konuda düşüncelerim net.

    Ama fotonun, zaman dalgaları üzerinde hareket etmesi konusunda net fikrim yok. Bunun nedeni kuantum ve dalga fonksiyonları konusundaki bilgi eksikliğimden kaynaklanıyor. Geliştirilmeye ihtiyacı var.

    Bütün elektromanyetik dalgalar ışık hızında hareket eder. (diye biliyorum.) Zaman dalgaları da "C" sabiti üzerinden hareket ediyor.
    Ancak zaman dalgalarının yönü, evrenin genişleme yönünün tam tersinde. Evet, her yönden geliyorlar. (Dıştan içe doğru bir dalgalanma) ...( Ama bir fotonun bir zaman dalgası üzerinde hareket ediyorsa, bir nesneye çarpınca başka bir zaman dalgası üzerine atlaması gerekecek. Bu da çok mantıksız.)
    Üstelik zaman dalgalanması, evrenin dokusundaki enerjiyi dalgalandırdığı için, bu dokuyu akışkan bir yapıya sokuyor. Zaman dalgalanmasının ölçütleri, Planck değerlerine bağlı olmalı. Yani evrenin en temel ölçüt birimlerinin kaynağından olmalı. (Bu çok yüksek bir frekansta taşınan, bir enerjiye işaret ediyor)

    Geçenlerde kızıla kayma ve güneş yelkenli uzay gemileri konusunu incelerken, farklı bir bakış farkettim.

    Şimdi bir foton düşünelim. El fenerinden çıkıyor. El fenerinden bırakılan enerji, bırakıldığı yönde uzay-zaman dokusunu dalgalandırıyor ve fotonlarda bu dalgalar üzerinde sörfe başlıyorlar.
    Bu dalgalarla aynı hızda olan zaman dalgalanması yüzünden, fotonlar için "zaman kavramı" olmuyor.
    Zaman dalgalanması, uzay-zaman dokusunu aktif bir enerji alanına çeviriyor.
    (Burada kütle olayına bakmak gerekiyor. Fotonların kütlesi yok. Çünkü kütle oluşumu için en azından 3 uzamsal boyut üzerinde titreşmek gerekiyor. Foton ise bir boyut üzerinde titreşirken, diğer boyut üzerinde itiliyor.Titreşmiyor bile.)
    Benzetmem olan sörfçü, kütleli olduğu için, dediğiniz gibi suya bir miktar batıp çıkacaktır.

    Diğer yandan foton, bir boyut üzerinde dalganın etkisi ile hareket ederken, diğer boyut üzerinde titreşimi , uzay-zaman dokusuyla etkileşiyor. Enerjisinin bir kısmını bu etkileşimde kaybediyor olmalı ki, burada taşınan enerjisi alına yol ile azalıyor. Ama en sonunda fotonun bu titreşimi artık dalga boyu olarak, hiç bir etkileşmeye olanak vermeyecek kadar düştükten, sabit kalıyordur sanırım.

    (Ya da titreşim alanı düştüğü için, taradığı alan azaldığı için, dalga tarafından taşınmıyor bile olabilir.
    Örneklersem, sudaki tekne pervanesini düz olarak düşünün. Teknenin akıntıda olduğunu ve pervane hareketsizken suyun pervaneye göstereceği direnç nasıl olur? Pervane dönüp bir alan oluşturduğunda oluşan su direnci nasıl olur ? Aradaki fark pervanenin titreşmesi ile işgal ettiği alandan kaynaklanmaz mı?)

    Fotonun dalga üzerinde oluşturduğu direnç, tepki çok düşük. Zaten dalga ile aynı hızda olunca, "dalgaya göre" tamamen dirençsiz, tepkisiz olacaktır.

    Diğer yandan elektron gibi hafif kütleli olan nesneler için durum daha farklı olmalı...
    Onlarda bu dalgalarla bir süre taşınsalar da, 3 boyut üzerinde titreştikleri için uzay-zaman dokusuyla çok daha fazla etkileşime gireceklerdir. Böylece başlangıçtaki hızları ne kadar yüksek olursa olsun, daha çabuk enerji ve hız kaybedeceklerdir.

    Not: Bu Son yazımdan algıladığınızı, geri besleme mahiyetinde yazabilirseniz, ben de sizin yorumunuzdan ve yaklaşımınızda faydalanabilirim diye düşünüyorum.
    Teşekkürler...
  • 0
    Tekrardan merhaba Burtay Mutlu bey, Türkçe kullanımı konusunda ki görüşünüz için çok teşekkür ederim. =) Günün birin de sizin gibi bir Türkçe kullanımına kavuşmak hedeflerimden birisidir. Açıklamalarınızı,düşüncelerinizi okudum. Yine muazzam bir düşünce örneği gösterdiniz. Tabi ben de yine bu konuda biraz kafa patlattım. Şu sıçrama konusunda. Daha doğrusu kendimce bir şey fark etmiş olabilirim diye düşüncelerimi açıklıyorum.

    Fotonlar'ın bir nesne ile çarpışması sonucun da ki olasılığı ile ilgili bir düşünce belirtiniz. Dediniz ki: 'Foton bir nesne ile çarpışması sonucun da başka bir zaman dalgası üzerine atlaması gerekecek.' Size bu görüşünüz konusun da kesinlikle katılıyorum. Ancak bu nasıl olabilir? Çarpışacağı nesne ışık hızında ki foton ile karşılaştırılınca nasıl bir durum da bulunuyor olacaktır? Acaba önde ki zaman dalgası ilk önce çarpıp dalgayı kırıp fotonu moment siz mi bırakacaktır. (Ben bu durumda fotonun çarptığı cismin yoğunluk durumuna göre içinden geçip bir miktar enerjisini bırakıp devam edebileceğini düşünüyorum. Ancak bilgi eksiğim de aşikardır.)Yoksa dalga boyunu yükseltip tıpkı bir sörfçü gibi üstün den mi atlatıp bir başka dalga ile devam edecektir? Başka bir türlü düşünürsek Belki de zamanın dışında ki boyutta ki ilişkisinden dolayı bir boyut atlama durumu mu söz konusu olacak? Bu durum enerji verilmiş bir elektronun birden yörünge değiştirmesi gibi bir durum olur.(Kararlı olma durumu gibi) acaba böyle bir ilişki söz konusu olabilir mi? Ancak fotonun kütlesinin olmadığını ve tek boyutla davrandığını biliyoruz. Bu sıçrama olasılığını şimdilik çürütüyor. Çünkü sıçramak için kütleye ihtiyacı var tabi zaman dalgalarının da yüzeyinin bu durum için bir gerilim sağlama koşulu var. Ancak zamanın dışında ki boyutla ilişkilenip , enerji kaybettiği boyuta geçip geçmediği olasılığı beni düşündürüyor. Peki zaman dalgası bir nesne ile karşılaşınca nasıl tepki veriyor? Bu konuyu da merak ediyorum. Sadece bir gözlemciye göre eskime algısımı oluşturuyor. Yoksa o yüzeyi eskitecek bir titreşimde bir zarari dokunuşta bulunuyor mu? Umarım düşündüklerimi anlatabilmişimdir. Umarım sorularım bir fayda göstermiştir. Teşekkür ederim...

    Kabuto 02 Ocak 2017
  • 0
    Merhaba, Huzur ve sağlık getiren bir yıl dileği ile başlıyorum.
    Olayı basit parçalara ayırarak ele almak, sonra parçaları birleştirmek daha sağlıklı ...

    Bence,
    "Zaman" eğer dalgasal bir yayılımın sonucu ise, "Peki zaman dalgası bir nesne ile karşılaşınca nasıl tepki veriyor? " sorusuna verilecek tek cevap; " Farklı ortama giren dalgalara benzer tepki verecektir." oluyor.

    Bu konuda birbirini tamamlayan iki açıklama linkim aşağıda; (Daha önce de paylaştım ama bu sefer farklı bir gözle ele alacağınız için daha faydalı olacaktır. Özel Görelilik ile ilgili olan, direk cevap içeriyor.)
    http://evreneyenibirbakis.blogspot.com.tr/2016/02/boyutlar-zaman-ve-aralarndaki-iliski.html
    http://evreneyenibirbakis.blogspot.com.tr/2016/02/ozel-gorelilik.html

    Sonuçta açıklamalarının tamamen doğru veya geçerli olduğunu iddia etmem mümkün değil. Sonuçta yaptığım, "fizik felsefesi" ... Daaa fazla değil.
    Doğru veya yanlış kısımları sadece"gerçek fizikçilerin", bilimsel çalışmaları sonucundaki açıklamaları ile netleşebilir. Dileğim, sadece farklı bir bakış ile onların kendi geliştirmelerinde, kendimce-karınca karar'ınca katkıda bulunabilmek.
    Bu nedenle, sunduklarımı (yanlışlarıyla beraber) bir alternatif yaklaşım olarak, eleştirel gözle ele almanız faydalı olacaktır.
    Hayırlı bir yıl dileğiyle, selamlar, saygılar...


  • 0
    Sorunuzun ikinci kısmına gelince, "Bu konuyu da merak ediyorum. Sadece bir gözlemciye göre eskime algısımı oluşturuyor? Yoksa o yüzeyi eskitecek bir titreşimde bir zarari dokunuşta bulunuyor mu?"

    "Eskime algısını"; zamanı algılamak- yaşlanmak-çürümek olarak ele alıyorum. Nesne zaman dalgasına maruz kalınca, katedilen zaman dalgalarının toplamına göre yol almış oluyor. Yani bir "zaman algılaması" oluşuyor.
    (Burada nesnenin sabit ya da hareketli olması önemsiz. Tamamen göreceli bir hareket. Kimin kime göre hareket ettiği değil, kaç dalga sırasının katedildiği önemli. Hız, katedilen dalga sayısını etkiliyor. Sayı değişebilir ama dalgaların sürekliliği değişmiyor. )

    Bu soru'nun diğer kısmı, "entropi"yi sorguluyor gibi geldi bana...
    Her dalga, bir enerji taşır. Aktarır. Evrenin genişlemesinden kaynaklanan dalgalar (zaman dalgaları) da bir enerji taşıyor. Bunun "C" sabiti ile bağlantısı olduğunu düşünüyorum.
    Bu dalgalar aynı zamanda hafif eğimli olmalı. (Düz olması için evrenin de , düz bir hat ile genişlemesi gerekir ama bu "küp" gibi bir şekil olur ki, mantıklı değil. "Küremsi" bir eğimli yapı "daha tutarlı ve doğal". Üstelik evrenin doğal bir eğimi olduğu da belirtiliyor.)
    Bu eğimin anlamı, bükeyliğine göre ilerledikçe, taşınan enerjinin azalışını ya da artışını belirler. (Bir merkezden kaynaklanan-bildiğimiz dalgalar, ilerledikçe genişlerler, dağılırlar, birim alana düşen enerji miktarı azalır. Ancak kenarlardan, merkeze doğru bir dalgalanma da, ilerledikçe taşınan enerji miktarı azalmaz, hatta artar. Odaklanma gibi...)
    Bu zaman dalgaları, ikinci gruba giriyor. dıştan içe doğru... Bu nedenle taşıdıkları enerji miktarı azalmıyor... Hatta mikro, nano düzeyde etkileri çok daha güçlü oluyor.
    Buradaki mekanizma için net bir bakışım henüz yok. Genel bir bakışım var.
    O da bu enerjinin, temel parçacıklar ve atomaltı parçacıkların bir arada kalmasına ve yapı oluşturmasına sebep veren bir kuvvet olduğu yönünde.
    Yani Güçlü ve zayıf kuvvetler bu dalgaların taşıdığı enerji ile oluşuyor. (Elektromanyetik kuvvet, biraz daha farklı.)
    (Neyse... Ayrı bir konu bu...)
    Bu düzeydeki dalgaların sürekliliği, taşıdıkları enerji nedeniyle, mevcut yapıları da zorluyor olmalı. Belki bazı yapıları bozuyor, yeni yapılar oluşturuyor da olabilir.
    Bunu bir bakıma rüzgarın süpürdüğü kumların bir kenarda biriktirmesi ve ardından estikçe bu birikintiden kum taneleri koparması gibi düşünebiliriz.
    Farkı rüzgar dışarıdan bağları zorlarken, bu dalgalar maddeye nüfuz ettiği için, mikrodalgalar gibi yapıyı oluşturan bağları, aynı anda zorluyor.
    Yapı ne kadar sağlam bağlara sahip olursa olsun, dalgaların sürekliliği ile eninde sonunda temel parçalarına bozunuyor. (Demir bir kütleyi bile sonik dalgalara maruz bıraksanız, eninde sonunda patlar... Veya mikro dalgalara maruz kalan metalller gibi...)
    İşte bu bozunmanın entropinin nedeni olduğunu düşünüyorum. Bu şekilde olunca, zaman tersine bile olsa, bozunma devam da ediyor ayrıca...






  • 0
    @Alliance33, Bu konuda (kuarklar-bozonlar) , sitedeki en geniş bakış açısında olan kişi Necmi Tüfek bey'di... Ne yazık ki o da artık katılmıyor...

    Bence, kuarkların ve bozonların kütleleri tamamen spinleriyle alakalı...
    Sizin daha önce "spin" konusunda açtığınız başlıkta paylaşılan düşünceler den farklı olarak, spini içsel bir dönüş, rotasyon olarak düşünmüyorum.
    Tam tersi, dönmemeye sabit durmaya yönelik bir tepki olarak ele alıyorum.
    Yani parçacığın (kuark ya da bozon ama bu konuda bilgim çok yetersiz) titreşimine göre oluşturduğu bir alan yapısı var.
    Bu yapı, zaman dalgalarına maruz kaldığında bir duruş sergiliyor. Yani dalgaların taşıdığı enerjiye en az direnci göstereceği bir pozisyonda duruyor.
    Bu yapı, bazı yönlerden titreşim alanlarına göre simetrik. Böylece, belli oradan rotasyona uğrasa ile aynı direnci gösteriyor.
    (Bir bakıma elektromanyetik alanın zorlaması ile hep aynı pozisyonda durmaya zorlanan mıknatıs çubuk gibi pozisyonunu sabit tutuyor.)
    Bu pozisyonda iken evren dokusuyla olan etkileşimi, kütlesini de veriyor. Eğer duruş poziyonu değişirse, kütlesi değişiyor. ( http://evreneyenibirbakis.blogspot.com.tr/2016/02/spin.html )
    Sayfa da parçacığı yelkenli bir tekne olarak ele aldım. Rüzgar ve akıntı yönü değişmese bile teknenin duruşu değiştikçe, akıntıya göre olan direnci (kütlesi) değişecek.
  • -1
    Zaman göreceli olmasından ziyade zamansal u
    Sherlock 02 Ocak 2017
  • 0
    Merhaba, sağlıklı,huzurlu ve mutlu bir yıl diliyorum. (Pek öyle geçmeyecek gibi görünse de...) Konuya gelince; hız kat edilen dalga sayısını etkiliyor dediniz. Ki öyle =) bu beni çok düşündürdü. Benim vardığım sonuç şu ki: Bir foton herhangi bir nesneyle çarpışmadığı sürece bir zaman dalgası üzerinde hareket edecek. Peki insanlara bakalım. İnsanlar'ın ışık hızına ulaşma ihtimali nedir bilmiyorum ama ışık hızına ulaşması zor bir konumdalar. Peki insanlar hızlandıkça veya ışık hızına yakınlaştıkça zaman dalgası üzerinde ki durum ne oluyor? Yani Fotonu taşıyor zaman dalgasın da sörf yapıyor. Peki insana ne oluyor? (Burada insandan kastım kütleliler ) Yani onlar zaman dalgası üzerinde biraz kayıp( veya ötelenircesine) bir sonraki dalgaya mı yakalanıyorlar bu saye de daha az dalgaya yakalanmış oluyor? Yoksa tıpkı dünya da ki yağan yağmur da hızlı koşan bir adamın yürüyen bir adama göre daha çok ıslanması gibi daha çok zaman dalgasına mı maruz kalıyor ?

    ( Zaman algısı konusunda ki çelişki olmuş olmuyor mu? )
    Kabuto 02 Ocak 2017
  • 0
    Yalnız yavaş yürüyen ve hızlı koşan bir insan , hızdan bağımsız olarak aynı damla sayısına maruz kalır . Yani dayanak noktanıza hitaben dedim , diğer konulardan bağımız .
  • 0
    Tekrar merhaba...
    Burada ufak bir bakış açısı değişikliğine ihtiyaç var. Hız katedilen dalga sayısını arttırır derken kast ettiğim dalgalar biraz farklı . :-)
    Zaman'ı kat ettiğimiz dalga sayısına göre saptıyorsak, bunu içinde bulunduğumuz ortamın koşullarına göre yapıyoruz.

    Önce "Özel Görelilik" açısından ele alırsak;
    Yani benzetme olarak, hızlanan uzay gemisi ve içindeki zaman dalgası sayısını biz değerlendirebiliriz. Çünkü ait olduğumuz sistem burasıdır. Tanımladığımız "zaman" da bu sisteme aittir.

    Uzay gemisinin dışı, bizim sistemimize ait değildir. Orası dışarıdaki gözlemciye aittir. Daha doğrusu her iki taraftaki gözlemcide, diğer taraftaki zaman algısını, kendi gerçekliğinden referans alarak değerlendirebilir.

    Uzay geminiz hızlandıkça daha fazla zaman dalgasına yetişmiyor. Geçmiyor. Zaten en üst sınır bu dalgaların hızı olduğu için, bu hıza ulaşmak ona yasaklı...
    Yani uzay gemisinin hızlanması, dış ortamda "karşılaştığı zaman dalgası" sayısını etkilemiyor.

    Ama kendi ortamındaki "zaman dalgası" sayısını etkiliyor. Çünkü gemideki gözlemci, "kendi ortamından geçen dalgalara göre", "zamanı tespit ediyor":
    Gemideki gözlemci açısından, gemi hareketsizken, dış ortamdaki ile gemiden geçen zaman dalgaları arasında bir fark yok. (Belki geminin kütlesinden dolayı ihmal edilebilir bir miktar olabilir.)

    Sicim teorisinden ekleme yaparsak,
    Ama gemi hız için ivmelendikçe, geminin temsil ettiği ortama enerji yüklenmiş oluyor. Yani, enerji yoğunluğu artıyor. Eklenen bu enerji, geminin sicim adını verdiğimiz yapılarını da besliyor.
    Bunlardan bir tanesi, (benim hız ile bağlantılandırdığım boyut) artan enerji ile bu ortamı örtüyor. Sarıyor. Gemi evren içinde mini-cep evren gibi kendisine ait bir ortam oluşturuyor. Dış ortamdan bu evrene giren tek şey, zaman dalgaları...
    Fakat zaman dalgaları, bu daha yoğun ortama girerken, kırılıyor ve yavaşlıyor.

    Bu çerçevede sorunuza cevap olarak; başka bir dalgayı yakalamıyorlar. Yakalamaları için o hıza çıkmaları lazım zaten.

    Bunun yerine, kendi ortamlarından geçen dalgaların hızı düşüyor. Dalga genişliği azalıyor. Ki bunu da "hareket yönündeki uzamsal boyut"ta daralma ile telafi ediyor.
    Böylece iç gözlemci, ne bu daralmayı, ne de zamanda ki yavaşlamayı saptaması mümkün olmuyor.

    Bu arada daha önce yazdığım gibi, "foton"un, "zaman dalgası" üzerinde sörf yapması konusunda şüpheliyim... (Ki maalesef uzun süre varsayımım bu yöndeydi ama yanıldığımı düşünüyorum.)
    Bunun yerine herhangi bir enerji boşalmasından kaynaklanan, herhangi bir elektromanyetik dalga üzerinde sörf yaptığı yönündeki fikre daha yatkınım.

    Çünkü "zaman dalgası", evreni biçimlendiren, uzay dokusuna nüfuz edip onu şu anki yapısına sokan şey. Ağ gibi tüm evreni, kapsıyor bu yapı... Foton'un hareketi bu ortam içinde, yayımlanmış bir başka dalga üzerinde olursa; fotonun hareketi ve artan yol ile kızıla kayması anlam kazanıyor.
  • +1
    Teşekkür ederim... =)
    Kabuto 04 Ocak 2017
  • -1
    Bu ne cahillik Uluslararası Birimler Sistemine göre saniye, en düşük enerji seviyesindeki (ground state) Sezyum-133 atomunun (133 Cs atom çekirdeği) iki hyperfine seviye arasındaki geçiş radyasyonunun 9.192.631.770 periyoduna karşılık gelen süredir, (13. CGPM, 1967). 1997 deki CIPM toplantısında bu tanımın durağan ve 0 K termodinamik sıcaklıkta Sezyum atomu için geçerli olduğu onaylandı. sen en fazla sunu dersin 1 saat 5 dakika veya 1 saniye 45 salise gibi tanim evrenseldir degisken olabilir ama varligi kesindir
    bred gates 15 Ocak 2017
  • 0
    @bred gates bu kadar çok boş lafı nasıl üretiyorsun?
  • 0
    Evet Zaman görecelidir ve vardır. Mesela denizin içindeki hızımız ile havadaki hızımız aynı değildir. yada denizdeki bir insanın hızı ile bir filin denizdeki hızı da aynı değildir. mekan, sürtünme ve etkilenen(yani biz)in mahiyeti zamanı ve zaman algısını değiştirecektir.. hızlıca hazdım sürçü lisan etmedim inş.
    Eyüp Yılmaz 18 Ocak 2017
Yorum yazabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Giriş Yap