• 0

    Yer çekiminin karakteristiğini anlamak üzerine bir düşünce deneyi.

    Caner YÜKSEL 24 Kasım 2016
  • 0
    Bu düşünce deneyinde dünyanın kuzey ve güney kutup noktalarına birer insan yani gözlemci yerleştireceğiz ve bu iki gözlemciyi birbirine bağlayan çap boyunca dünyaya bir delik yani boşluk açacağız.
    Kuzey kutbundaki gözlemci elindeki demir bilyeyi bu boşluğa bırakarak hareketini inceleyeceğiz. Bilye ilk andan itibaren 9,8 ms2 lik ivme ile dünyanın merkezine doğru hareket edecek. Buraya kadar herşey mantıklı ve normal ancak demir bilye merkezi geçtikten sonra güney kutup noktasındaki gözlemci işlerin yolunda gitmediğini , fizik kurallarına aykırı bir durum olduğunu bize bildirecek. Demir bilye aynı yönde hareketine devam ederse güney kutup noktasındaki gözlemci demir bilyenin yerçekimine zıt yönde hareket ettiğini gözlemleyecek ve bu fizik kurallarına aykırıdır. Bilye barındırdığı hızdan dolayı o yöde gidebilir ancak bu süreklilik arz etmeyecektir.
    Sizce demir bilyenin akıbeti ne olur
    Not: Magma soğutulmuştur.
    Caner YÜKSEL 24 Kasım 2016
  • 0
    yani bilye ortada asılımı kalır yoksa kutup dairelerinden dışarımı çıkar. yani bilyenin konumu ne olur.
    Caner YÜKSEL 24 Kasım 2016
  • 0
    Daha önce de sorulan daha klasik bir soru vardı, bu da onun bir benzeri aslında. Fizik kurallarına aykırı bir durumdan ziyadr basit sarkaç ve salınım hareketinin farklı bir versiyonu sadece. Sarkaçta belirli bir mesafeden bırakılan bilya kazandığı hızla denge nokrasını geçip yerçekimine hızı sıfır olana kadar karşı koyması fizik kuralları sayesindedir zaten. Dikkat ederseniz kurulacak denklikler gene hız ve yerçekimi üzerinden bir eşitlik oluşturmalı.
    Vide supra 24 Kasım 2016
  • +1
    Bu düşünce deneyi hakkında başka çalışmalarda yapılmıştı. Mesela, Washington'dan Londra'ya direk bir tünel açarak 50 dakika altında seyahat etmek gibi...

    Eğer hava sürtünmesi ihmal edilirse, Vide Supra'nın belirttiği gibi sarkaç hareketi sürer gider. Aksi takdirde hava sürtünmesi ile nesnenin momentum enerjisinin bir kısmı kaybola kaybola, sıfırlana kadar hareket devam eder. Şayet bu hareket sırasında ekstra ivme verirseniz, diğer uçtan fırlar gider.

    Nesne merkezden en uzakta olduğu noktada (yer kabuğunda) en yüksek kütleçekimi kuvvetine maruz kalıyordur. Merkeze doğru üzerindeki kütle çekimi azalsa da hızı artar ve toplam momentumunu korur. Merkezden geçtikten sonra ise, kütleçekim kuvveti artmaya başlar ve diğer tarafta yer kabuğuna ulaştığında hızı sıfırlanır.

    Sürtünme yok ise bu hareket devam eder.
    Var ise, nesnenin hızı sıfırlandığında merkezde - tam ortada olur.

    Ve belirttiğiniz gözlemci aslında fiziğe aykırı bir durumu bildirmiyordur, fiziği bilmiyordur. Çünkü fiziğe aykırı bir durum yoktur. Olsaydı, uzay gemileri de dünyadan ayrılamazdı.
    Kaçış hızı, ivme, momentum gibi temel fizik konularına bakarsa, o gözlemci de hatasını anlardı.
    Sorunuzun (neredeyse 100 yıllık) cevabı bu...

    Ve sorunuz bu şekilde "yer çekimi karakteristiğini" anlamak için yeterli değil. Sadece işlevini tanımlamış olursunuz...

    Ama sorunuzu bir kaç ek ile zenginleştirebilirsiniz...

    1) Neden merkezde kütleçekimi sıfır?
    2) Bu noktada kütle çekiminin sıfır olması; karşıt yönden gelen kütleçekiminin birbirini sıfırlaması gibi basit bir açıklama olabilir mi? Yoksa daha kompleks bir açıklama gerekir mi?
    3) Eğer kütleçekimin karşıt yönlerden gelip birbirini sıfırlaması ise, (Bu tünelle merkeze inen) nesnenin her yönden gelen eşit kütleçekim kuvveti ile merkezde dağılması/parçalanması gerekmez mi?
    Bu durumda ise tam merkezdeki maddenin, dünyanın kalan kütlesince çekilmiş olması muhtemel değil mi? Yani tam merkezde küçükte olsa küresel bir boşluk olabilir mi?
    4) Neden küçük kütle, büyük kütlenin merkezine doğrusal olarak ulaşmaya çalışıyor? Düşüyor? Oysa orada kütleçekimi en zayıf düzeyde...





  • 0
    İlk bölümdeki soruları geçen 6-7 saat boyunca değerlendirdiğinizi düşünüyorum. Buna göre bir soru daha ekliyorum. Aslında bir çok cevabı da bu soru veriyor.

    Modern fizikte bu soruya nasıl cevap verilmiş bilmiyorum. Ama Nasa'nın bile hala güvenerek kullandığı klasik fiziğe dayanarak; iki kütle arasındaki kütleçekiminin bu kütlenin çarpımları ile düz, aralarındaki mesafenin karesi ile ters orantılı olduğunu biliyoruz. Yani iki cisim arasındaki mesafe azaldıkça, kütleçekim kuvveti artıyor.

    Buna göre, büyük kütleye düşen küçük nesnenin merkeze yaklaştıkça ağırlığını kaybetmesini, en sonunda merkezde sıfır olmasını nasıl bir mantığa oturtabiliriz?
    (Sonuçta küçük nesnemiz, büyük nesnenin merkezine yani olabilecek en yakın yere gidiyor-çekiliyor. Buna karşılık ağırlığı azalıyor, yani üzerine gelen kütleçekim kuvveti azalıyor... )
    Olayı klasik fizik mantığından faydalanarak incelerseniz, kütleçekim kuvvetinin karakteristiği hakkında ilginç bir fikire de varabileceğinizi göreceksiniz.
  • 0
    Merkezde kütle çekim kuvvetinin 0 yada çok az olması ; bir atomun D orbitalinin , S orbitalininden daha fazla enerjiye sahip olması gerektiğinden ; yani tabi ki birebir açıklaması değil bu . Makro ölçekteki açıklması daha karışık olacağı kesin ama gezgenlerin güneşin etrafında dönerken güneşin farklı uzaklıklardaki gezegenlere farklı kuvvet ile etki etmesi ile atom çekirdeğinin farklı uzaklıklardaki elektron katmanlarına farklı etki etmesi çokta bağlantısız şeyler değil gibi .
  • 0
    Nesnelerin kütleçekimine bakarsanız, gezegenlerin, yıldızların, karadeliklerin kütleçekim alanları küresel değil. Çok odak noktalı, yani bazı yönlerde daha güçlü iken bazı yönlerde daha zayıf...
    Nasa'nın karadeliklerin kütleçekim alanı ile ilgili hesaplara dayanarak çıkarttığı illüstrasyonlara bakın. Linkte çarpışan 2 karadeliğin kütleçekim dalgaları canlandırılmıştır. https://physics.aps.org/articles/v9/17
    Burada soru; niye küresel değil? Bunun da açıklamaları yapılmış durumda... Kütleçekim konusunda çalışırsanız, bunu da göz önüne alınız...
  • +1
    Daha fazla okumam gerekir , göz atacağım o konuya zamanım olunca .
  • 0
    Öncelikle bu sorunsaldaki can alıcı noktaları bu kadar temiz özetlediğiniz için teşekkür ederim.
    Neden merkezde kütle çekimi sıfır durumunu başka bir düşünce deneyi ile ifade etmeye çalışırsak ; diğer bütün kütlelerden arındırılmış boş uzayda kendimizi ve bizden eşit uzaklıklarda , kütlesi bize nazaran çok büyük ve eşit kütlede gök cisimleri hayal edelim. Bu şartlar altında bize etki eden net kuvveti bulmak basittir. G.(m1.m2)r2 formülünü kullanarak bize etki eden net kuvvetin sıfır olduğu açığa çıkar ve biz eylemsizliğimizi sürdürürüz. Dünyanın merkezinde asılı kalmamız , yani hızımızın sıfır olması ile boş uzayda bu şekilde hızımızın sıfır olması birbiri ile ilişkilendirilebilirmi. Hem bi nevi etrafımızdaki bu gök cisimlerini küresel simetrik olarak extreme miktarda arttırırsak dünyanın merkezindeki gibi bir atmosfer oluşturmaz mıyız.
    Bu sorunsalda asıl belirlenmesi gereken durum bu eylemsizliğin şiddetsiz mi yoksa şiddetli bir eylemsizlik olduğudur. Yani biz bu denge şartları altında , karşılıklı kol ve bacaklarımızdan çekilir gibi mi yoksa boş uzaydaki gibi mi bir denge durumu söz konusudur. Madem ki yer çekimi sadece kütlenin varlığı ile oluşan bir durumdur neden bu sistemde bir çekim var olmasın. Yoksa karşılıklı kütle çekim dalgalarının bir birini yok etme gibi bir durumumu söz konusudur.
    Mademki konu hareket o zaman ; fiziğin üç temel yasasından biri olan etki-tepki den doğan hareketi incelemekte fayda vardır. Yasa derki ; bir cisme bir kuvvet etkiyorsa , cisimden kuvvete doğru eşit büyüklükte ve zıt yönde bir tepki kuvveti oluşur. Bu durumu detaylı olarak ele alırsak ; cisimleri oluşturan atomların sınırladıkları hacim bir elektron örüntüsüyle örülmüştür , çekirdek bu hacme oranla zerre düzeydedir. İki atomun bu eksi yükle yüklü elektron örüntüsü birbirine yeterli miktarda yanaştığı zaman , bu elektronlar birbirini manyetik kurallar çerçevesinde zıt yönlü iter ve etki-tepki bu şekilde oluşur. Varılmak istenen sonuç en basit gündelik olaylarda bile oluşan hareketin temel kaynağı ; çekirdek (+) ve elektronlardan (-) oluşmuş atom sistemindeki elektromanyetik dengenin bir yönlü bozulmasından kaynaklanır. Zira bu sistemde atomların birbirine tokuştuğu yerdeki elektromanyetik denge ile ,dış tarafta kalan kısımların elektromanyetik durumu eşit olmayacağı aşikardır. Yani hareket atomdaki elektromanyetik dengenin bozulması ile ilgili bir durumdur. Bu muğlak durumu özel göreliliğin ispatlanmış öngörülerinden biri ile desteklenecek olursa. Özel görelilik der ki ; cisimler hızlandıkça hareket doğrultusundaki boyları kısalır yani hacimleri küçülür. Bir atomun hacmini elektron örüntüsünün yarıçapı belirlediğine göre ; hareketin doğrudan doğruya elektromanyetik dinamikleri etkilediği açıkça görülür hatta bu süreç zaman algısını bile yavaşlatabilir.
    Sonuç olarak yerçekimsel alan yada eğrilmiş uzay-zaman atomdaki elektromanyetik dinamikleri etkileyerek hareketi oluşturacak süreci oluşturabilirmi.
    Hareket halindeki bir cismin içindeki zaman ile , yer çekimsel alanda bulunan bir cismin içindeki zamanın yavaşlamasını aynı neden oluşturmuş olabilirmi.
    Caner YÜKSEL 28 Kasım 2016
  • 0
    Gezegenlerin yüzeylerindeki kütle çekimsel alanlarının farklı olması durumunu dünyayı ele alıp incelersek ; dünyada bu kuvvetin en yüksek olduğu yer himalayalar olarak gözükür. Formülasyondan yola çıkarsak yeryüzünden yukarı doğru çıkarsak yerçekiminin azalması gerkir ancak arttığı deneylerce ispatlanmıştır. Ben bu durumu direkt kütle ile ilişkilendiriyorum , himalayaların tepesinde iken ayağımızın altındaki kütle diğer bütün coğrafyalara nazaran daha fazladır. Karadeliklere gelince bu deney için çok fazla bilinmezlik barındırıyor.
    Caner YÜKSEL 28 Kasım 2016
Yorum yazabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Giriş Yap