• 0

    Kafam karıştı biri bana bunun yanlış olduğunu açıklayabilir mi? 1.Alim-i Mutlak: Geçmişte ve gelecekte olacak olan her şeyi bilmek. 2.Kadir-i Mutlak: Her şeyi değiştirmeye, her olaya müdahale etmeye gücü yetmek. Bu iki özellik oksimorondur. Oksimoron:Çelişen özellikleri bir arada bulunduran anlamındadır. Bu iki özellik bir arada BULUNAMAZ. Herşeyi bilen bir Tanrı (Allah), herşeyi biliyorsa eğer hiçbir şey yapamaz, hiçbir şeyi değiştiremez dolayısıyla herşeyi bilmek ve herşeyi bilmeye başladığı ana kadar yaptıkları dışında hiçbir şeye gücü yetmez duruma düşmüştür. Herşeyi bilen bir Tanrı (Allah), gelecekte kendisinin yapacağı bir eylemi de ilk herşeyi bilmeye başladığı andan itibaren biliyor demektir. Eğer bunu biliyorsa, onu ilk bildiği an yapmış da demektir, çünkü onu değiştiremez artık. Değiştirirse eğer, değiştirmesini gerektiren bir ruh haline düşmüş, küçük/büyük bir sürprizle karşılaşmış demektir ki, o değişikliği yapacağını bilmiyormuş demektir. Bunu daha iyi anlamak için birkaç örnek vereyim. Örnek: İslam inancına göre Allah ezelden beri var ve ebediyete kadar da olacaktır.Evreni, melekleri vs. aklımıza gelen gelemeyen her şeyi yaratmıştır.Zamanı geldiğinde Adem’ i yaratacağını ve meleklerin ona secde etmesini isteyeceğini ama şeytanın bu emre karşı gelip kendisine isyan edeceğini biliyordu.Eğer Allah bunu biliyorduysa, şeytanın başka bir davranış sergilemesi; örneğin Adem’e secde ederek Allah’ı şaşırtması mümkün değildi. O, Allah’ın bilgisi dahilinde yapması gereken vazifeyi yerine getirmiş ve Adem’e secde etmeyi reddetmişti. Şu durumda soru çok basit: Allah, şeytanın Adem’e secde etmeyeceğini biliyorken, şeytanın Adem’e secde ederek Allah’ı şaşırtma imkanı var mıydı? Eğer bunu yapma imkanı var idiyse, Allah herşeyi bilmiyor, zar atıyor demektir. Eğer bunu yapmaya imkanı yok idiyse, şeytan Allah’ın isteği doğrultusunda görevini yerine getirmiştir ve Allah, zamanı geldiğinde görevini yerine getirecek olan şeytanın bu davranışını şeytanı yarattığı andan itibaren bilmekle, gelecekteki bu davranışı değiştiremez, buna gücü yetmez duruma düşürmüştür kendisini. Birde şu var;Allah şeytanın son anda secde etmesini sağladı ve şeytan Adem’e secde etti diyelim. O zaman da Allah, şeytanı yaratırken gelecekte isyan edeceğini bilmiyor demektir ki şu durumda Allah’ın alim-i mutlak sıfatı da zail olmuş demektir. Örnek: İnanca göre Allah, daha evreni yaratmaya karar vermeden dahi önce gün gelip Aziz Nesin’i yaratacağını, onun hangi ana-babadan olacağını, kaç yıl yaşayacağını, hangi eğitimi alacağını, hangi mesleği yürüteceğini, ne tür kitaplar okuyacağını, ne tür bir arkadaş çevresi olacağını, dinsel inançlarının ne olacağını ve kaç yıl yaşayıp ne şekilde öleceğini, ölürken de bir ateist olarak öleceğini biliyordu. Aziz Nesin’in ölürken dini bütün bir müslüman olarak ölmesi de imkansızlaşmış demektir artık. Eğer böyle olsaydı, yani Aziz Nesin bir ateist olarak değil de dini bütün bir müslüman olarak ölseydi, Allah bu duruma şaşırıp: “Ulan ben bu adamın trilyonlarca yıl öncesinden dahi bir ateist olarak öleceğini biliyordum ama adam müslüman olarak öldü” diyecek olması gerekir. Bunu diyecek bir tanrı da alim-i mutlak olamaz. Alim-i mutlaksa, yani Aziz Nesin’in bir ateist olacağını ve öyle de öleceğini, daha onu yaratmadan önce biliyor idiyse eğer, kadir-i mutlak sıfatı zail olmuş demektir artık; Aziz Nesin, bir ateist olarak ölmek zorundadır, çünkü Allah’ın bilgisi dışında bir şey yapamaz ve dolayısıyla Allah da bu gerçeği değiştiremez artık.

    ykpzg 21 Aralık 2015
  • 0
    Dinle bilimi ayrı tutmak lazım
    zihni ates 22 Aralık 2015
  • 0
    Tanrı konusu , Düşünce,mantık ve felsefeyle çözümlenebilecek bir konu değil.Ayrıca teist ideoloji bilimsel konularda hep hata yapmıştır. oradan bir matık, bilim çıkaramassın, Ama çok sayıda felsefi görüş çıkar. İnanırsın inanmazsın, bize düşen saygı duymaktır. katılsanda katılmasanda.
    mustafa pakkan 22 Aralık 2015
  • 0
    Lütfen şu klasik cevaplardan kaçınalım arkadaşlar.. Sizlere düşünmenizi, tartışmanızı ve aklınızı/mantığınızı kullanmanızı öğütleyen onca ayet varken mantığı ölçek olarak kullanamayız demeniz sizce ne kadar mantıklı?
    Meczup Parti 22 Aralık 2015
  • 0
    bence tanrı var mı yok mu diye düşünmeyi bırakmalıyız . inanıyor olabilirsiniz bu sizin kararınız , inanmıyor da olabilirsiniz yine sizin kararınız . kafa yorulacak çok fazla şey var ama bu onlardan biri olmamalı . inandığın bir şeyle ilgili yanlışlar ya da eksiklerle karşılaşınca bunların etkisinden kurtulmak zor ve aklınızı sürekli meşgul eder ancak çok fazla oyalanmayın derim . açıktır her şey gayet . üstteki yorum gayet iyi : ' Tanrı konusu , Düşünce,mantık ve felsefeyle çözümlenebilecek bir konu değil.Ayrıca teist ideoloji bilimsel konularda hep hata yapmıştır. oradan bir matık, bilim çıkaramassın .'
    merakduygunukoru 22 Aralık 2015
  • 0
    Klasik bir ''kader'' kavramı yanlış yorumlama örneği. Yaznın özeti; Allah herşeyi biliyorsa ve herşeye gücü yetiyorsa örn; şu şu şu olayların olacağını ya bilememiştir, ya da değiştirememiştir. Oyüzden Alim-i Mutlak ve Kadir-i Mutlak sıfatlarını aynı anda bulunduran bir tanrı mantıken çelişmektedir demişsin.
    impossibility34 22 Aralık 2015
  • 0
    Klasik bir ''kader'' kavramı yanlış yorumlama örneği. Yaznın özeti; Allah herşeyi biliyorsa ve herşeye gücü yetiyorsa örn; şu şu şu olayların olacağını ya bilememiştir, ya da değiştirememiştir. Oyüzden Alim-i Mutlak ve Kadir-i Mutlak sıfatlarını aynı anda bulunduran bir tanrı mantıken çelişmektedir demişsin.
    impossibility34 22 Aralık 2015
  • 0
    Klasik bir ''kader'' kavramı yanlış yorumlama örneği. Yazının özeti; Allah herşeyi biliyorsa ve herşeye gücü yetiyorsa örn; şu şu şu olayların olacağını ya bilememiştir, ya da değiştirememiştir. Oyüzden Alim-i Mutlak ve Kadir-i Mutlak sıfatlarını aynı anda bulunduran bir tanrı mantıken çelişmektedir demişsin. Yanlış bi tespitim varsa düzelt lütfen. Meczup Parti'nin söylediğine de katılıyorum, tanrı kavramı sadece bizim algıladığımız fiziksel maddesel öğelerle açıklanması bizim açımızdan zor/veya imkansızdır. Bunun dışında düşünsel, mantıksal ya da felsefi açıdan irdeleme ya da açıklamada bir sorun bulunmamaktadır. Yine belirttiği gibi birçok ayette düşünmemizi,aklımızı kullanmamızı öğütlemektedir. Öncelikle yazının giriş kısmında tanrının bu özelliklerini ''zaman''kavramıyla sınırlamaya almışsın. Bu özellikleri bulunduran bir tanrı aynı zamanda ''zamandan ve mekandan'' da münezzehtir. Yani tanrı için bir şeyleri bilmeye başlama AN'ı diye bizim algıladığımız gibi bir zamansal nokta yoktur. Öncelikle kafanda tanrıyı bu zamansal sıkışıklıktan çıkarman gerekli. Özet: tanrı için senin algıladığın şekilde bir zaman kavramı yoktur. ''Zamanı geldiğinde Adem’ i yaratacağını ve meleklerin ona secde etmesini isteyeceğini ama şeytanın bu emre karşı gelip kendisine isyan edeceğini biliyordu.Eğer Allah bunu biliyorduysa, şeytanın başka bir davranış sergilemesi; örneğin Adem’e secde ederek Allah’ı şaşırtması mümkün değildi. O, Allah’ın bilgisi dahilinde yapması gereken vazifeyi yerine getirmiş ve Adem’e secde etmeyi reddetmişti. Şu durumda soru çok basit: Allah, şeytanın Adem’e secde etmeyeceğini biliyorken, şeytanın Adem’e secde ederek Allah’ı şaşırtma imkanı var mıydı? Eğer bunu yapma imkanı var idiyse, Allah herşeyi bilmiyor, zar atıyor demektir. '' Şu kısım tamamen kader kavramını yanlış yorumlama örneğin. Burada meleklerden farklı şekilde; şeytan cin olarak adem de insan olarak ''hür irade'' özelliğiyle yaratılan varlıklar. Hür irade demek, kendi bilincin yada kendi kararlarınla kendi istediğin eylemleri gerçekleştirmek demektir kabaca. Yani bu örnekte şeytanın ademe secde etmemesi, Allah'ın şeytana verdiği bir görev ya da önceden onun kaderinde yazdığı bir senaryo değil, tamamen şeytanın kendi hür iradesiyle o eylemi gerçekleştirmesidir. Allahın Alim-i Mutlak özelliği ise şeytanın bu tercihi yapacak olmasını bilmektir. Yani şeytanın önüne ademe secde etmek yada etmemek seçenekleri gelmeden önce Allah şeytanın kendi hür iradesiyle hangi tercihi yapacağını bilmektedir. Bu kısımda sorun olmadığını düşünüyorum. Kafanı kurcalayan kısım Alim-i Mutlakla beraber Kadir-i Mutlak özelliği devreye girdiğinde ortaya çıkıyor sanırım. Şunu soruyorsun, madem Allah şeytanın secde etmemeyi tercih edeceğini önceden biliyordu, herşeye gücü yetiyorsa neden müdahale etmiyor? Şöyle düşün, okuldasın öğretmenin(Allah) dersi sana anlatıyor(Kur'an), eve gidip dersi çalışmanı söylüyor(hür iraden,tercihlerin,aklın) ve seni sınava taabi tutuyor(dünyadaki hayatın). Sınav(hayatın) esnasında yanlış şıkkı işaretlediğin bir soru gördüğünde eliyle doğru şıkkı gösteriyor(müdahale). Ve sen bu şekilde sınavdan 100 alarak dersi geçiyorsun. Şimdi sana soru, bu durumda öğretmen seni sınav yapmış mıdır? İşte Kadir-i Mutlak özelliği ni bu bağlamda değerlendirmen gerekir, Allah'ın herşeyi değiştirmeye gücü yetiyor, fakat müdahalede bulunup bulunmaması onun Kadir-i Mutlak sıfatını taşımadığına bir gerekçe olmaz. Basit bir örnek, sen bir insan olarak bir bilyeyi kaldırabilirsin dimi? Buna fiziki olarak gücün var. Peki yolda yürüyorsun ve yerde bir bilye görüyorsun fakat bilyeyi yerden almıyorsun yada bir alıp bir kenara kaldırmıyorsun, bunu yapmayı tercih etmiyorsun. Yanında ki arkadaşın da sana ''Nekadar güçsüz aciz birisin yerdeki ufacık bir bilyeyi bile kaldıramadın'' diye küçümsüyor seni. Arkadaşının bu eleştirisi senin bir bilyeyi kaldıramayacağın gerçekliğini yaratır mı? İşte senin tanrının Kadir-i Mutlak sıfatını eleştirin bu örnekte arkadaşının sana yaptığı eleştiri gibi mantıki açıdan hatalı. Bir miktar anlatabildim umarım.
    impossibility34 22 Aralık 2015
  • 0
    Klasik bir ''kader'' kavramı yanlış yorumlama örneği. Yazının özeti; Allah herşeyi biliyorsa ve herşeye gücü yetiyorsa örn; şu şu şu olayların olacağını ya bilememiştir, ya da değiştirememiştir. Oyüzden Alim-i Mutlak ve Kadir-i Mutlak sıfatlarını aynı anda bulunduran bir tanrı mantıken çelişmektedir demişsin. Yanlış bi tespitim varsa düzelt lütfen. Meczup Parti'nin söylediğine de katılıyorum, tanrı kavramı sadece bizim algıladığımız fiziksel maddesel öğelerle açıklanması bizim açımızdan zor/veya imkansızdır. Bunun dışında düşünsel, mantıksal ya da felsefi açıdan irdeleme ya da açıklamada bir sorun bulunmamaktadır. Yine belirttiği gibi birçok ayette düşünmemizi,aklımızı kullanmamızı öğütlemektedir. Öncelikle yazının giriş kısmında tanrının Alim-i Mutlak ve Kadir-i Mutlak özelliklerini ''zaman''kavramıyla sınırlamaya almışsın. Bu özellikleri bulunduran bir tanrı aynı zamanda ''zamandan ve mekandan'' da münezzehtir. Yani tanrı için bir şeyleri bilmeye başlama AN'ı diye bizim algıladığımız gibi bir zamansal nokta yoktur. Öncelikle kafanda tanrıyı bu zamansal sıkışıklıktan çıkarman gerekli. Özet: tanrı için senin algıladığın şekilde bir zaman kavramı yoktur. ''Zamanı geldiğinde Adem’ i yaratacağını ve meleklerin ona secde etmesini isteyeceğini ama şeytanın bu emre karşı gelip kendisine isyan edeceğini biliyordu.Eğer Allah bunu biliyorduysa, şeytanın başka bir davranış sergilemesi; örneğin Adem’e secde ederek Allah’ı şaşırtması mümkün değildi. O, Allah’ın bilgisi dahilinde yapması gereken vazifeyi yerine getirmiş ve Adem’e secde etmeyi reddetmişti. Şu durumda soru çok basit: Allah, şeytanın Adem’e secde etmeyeceğini biliyorken, şeytanın Adem’e secde ederek Allah’ı şaşırtma imkanı var mıydı? Eğer bunu yapma imkanı var idiyse, Allah herşeyi bilmiyor, zar atıyor demektir. '' Şu kısım tamamen kader kavramını yanlış yorumlama örneğin. Burada meleklerden farklı şekilde; şeytan cin olarak adem de insan olarak ''hür irade'' özelliğiyle yaratılan varlıklar. Hür irade demek, kendi bilincin yada kendi kararlarınla kendi istediğin eylemleri gerçekleştirmek demektir kabaca. Yani bu örnekte şeytanın ademe secde etmemesi, Allah'ın şeytana verdiği bir görev ya da önceden onun kaderinde yazdığı bir senaryo değil, tamamen şeytanın kendi hür iradesiyle o eylemi gerçekleştirmesidir. Allahın Alim-i Mutlak özelliği ise şeytanın bu tercihi yapacak olmasını bilmektir. Yani şeytanın önüne ademe secde etmek yada etmemek seçenekleri gelmeden önce Allah şeytanın kendi hür iradesiyle hangi tercihi yapacağını bilmektedir. Bu kısımda sorun olmadığını düşünüyorum. Kafanı kurcalayan kısım Alim-i Mutlakla beraber Kadir-i Mutlak özelliği devreye girdiğinde ortaya çıkıyor sanırım. Şunu soruyorsun, madem Allah şeytanın secde etmemeyi tercih edeceğini önceden biliyordu, herşeye gücü yetiyorsa neden müdahale etmiyor? Şöyle düşün, okuldasın öğretmenin(Allah) dersi sana anlatıyor(Kur'an), eve gidip dersi çalışmanı söylüyor(hür iraden,tercihlerin,aklın) ve seni sınava taabi tutuyor(dünyadaki hayatın). Sınav(hayatın) esnasında yanlış şıkkı işaretlediğin bir soru gördüğünde eliyle doğru şıkkı gösteriyor(müdahale). Ve sen bu şekilde sınavdan 100 alarak dersi geçiyorsun. Şimdi sana soru, bu durumda öğretmen seni sınav yapmış mıdır? İşte Kadir-i Mutlak özelliği ni bu bağlamda değerlendirmen gerekir, Allah'ın herşeyi değiştirmeye gücü yetiyor, fakat müdahalede bulunup bulunmaması onun Kadir-i Mutlak sıfatını taşımadığına bir gerekçe olmaz. Basit bir örnek, sen bir insan olarak bir bilyeyi kaldırabilirsin dimi? Buna fiziki olarak gücün var. Peki yolda yürüyorsun ve yerde bir bilye görüyorsun fakat bilyeyi yerden almıyorsun yada bir alıp bir kenara kaldırmıyorsun, bunu yapmayı tercih etmiyorsun. Yanında ki arkadaşın da sana ''Nekadar güçsüz aciz birisin yerdeki ufacık bir bilyeyi bile kaldıramadın'' diye küçümsüyor seni. Arkadaşının bu eleştirisi senin bir bilyeyi kaldıramayacağın gerçekliğini yaratır mı? İşte senin tanrının Kadir-i Mutlak sıfatını eleştirin bu örnekte arkadaşının sana yaptığı eleştiri gibi mantıki açıdan hatalı. Bir miktar anlatabildim umarım.
    impossibility34 22 Aralık 2015
  • 0
    Yukarda Allah'ı zamanın içinde bir varlık gibi almışsın. Hani Kadir-i Mutlak diyoruz ya işte bu sıfatın içinde zamanı yaratmasıda var ama Allah bu zamanın içinde değil. Zamanı bir küme olarak düşünürsek, Biz bu kümenin içindeyiz, Allah ise dışında. Sizin yaptığınız bu tarif aynen şuna benzedi: Kapalı bir kutunun içinden dışarının nasıl göründüğünün tarifi gibi bi şey. Zamanın içinde varlıklar olarak zamansızlığı anlamamızın çokta mümkün olmadığını düşünüyorum. Zamansızlığı tarif etmeye çalışsak "sonsuz zaman" gibi bir kavram geliyor aklımıza. Yada Holywood filmlerindeki gibi zaman yoksa harekette yok gibi. Yani yukarda Kadir-i Mutlak ve Alim-i Mutlak sıfatlarının paradoksu gibi bişey yok "zamanın" Allah tarafından yaratılmış olduğunu dikkate almamışın gibi geldi bana.
    Abdullah Bıldırcın 22 Aralık 2015
  • 0
    Yukarda Allah'ı zamanın içinde bir varlık gibi almışsın. Hani Kadir-i Mutlak diyoruz ya işte bu sıfatın içinde zamanı yaratmasıda var ama Allah bu zamanın içinde değil. Zamanı bir küme olarak düşünürsek, Biz bu kümenin içindeyiz, Allah ise dışında. Sizin yaptığınız bu tarif aynen şuna benzedi: Kapalı bir kutunun içinden dışarının nasıl göründüğünün tarifi gibi bi şey. Zamanın içinde varlıklar olarak zamansızlığı anlamamızın çokta mümkün olmadığını düşünüyorum. Zamansızlığı tarif etmeye çalışsak "sonsuz zaman" gibi bir kavram geliyor aklımıza. Yada Holywood filmlerindeki gibi zaman yoksa harekette yok gibi. Yani yukarda Kadir-i Mutlak ve Alim-i Mutlak sıfatlarının paradoksu gibi bişey yok "zamanın" Allah tarafından yaratılmış olduğunu dikkate almamışın gibi geldi bana. Hani diyorsun ya yaratmadan önce günah işlediğini biliyorsa felan işte ordaki "önce" bizler için kullanılabilir ama Allah için böyle düşünmek yanlış.
    Abdullah Bıldırcın 22 Aralık 2015
  • 0
    Benimde aklıma Allah zamandan münezzehtir ilkesinin çiğnendiği geliyordu ama kafama tam oturtamadım metnin orjinalinde şu örnekte var
    ykpzg 22 Aralık 2015
  • 0
    Benimde aklıma zaman kavramı geldi. O zaman Allah kavramı için zaman kısıtlaması yoksa yani Allah zamandan münezzeh ise Allah gelecekte şunu şunu yapacağım diye bir plan kurmaz heralde? bu zaman kavramını tam oturtamadım Ayrıca metnin orjinalinde en son bir örnek daha var oda şu Şu anda 20 metrekarelik bir odada, bilgisayarın başında oturuyorum. Diyelim ki şu andan itibaren 5 dakika süreyle ve bu odanın sınırı içinde olmak üzere alim-i mutlakım. Şu an sıfırıncı saniyedeyim, bu odanın içinde 5 dakika içinde ne olacak ise biliyorum. Tüm atom ve atomaltı parçacıklarının hızını ve momentumunu biliyorum. Kaloriferin üstündeki perde çeşitli yönlerde çeşitli şekillerde hafifçe sallanıyor. Zaman içinde nerelerde hangi konumda olacaklarına vakıfım. Ben de bu süre içinde bilgisayarın başında oturup yazı yazıyor olacağım. Biliyorum çünkü. Karşımda duran yeşil saatin saniyesi her saniye bir kere ilerleyecek. Bunun dışındaki maddelerin atomları brown hareketi dışında pek kımıldamayacak. Evet, bu oda sınırları içinde 5. dakika bitinceye kadar olacak her şeyi biliyorum. Ben de oturup şu an okuduğunuz yazıyı yazacağım. Tam 5. dakika sona erdiğinde “post” yazısına basıp bu yazıyı göndermiş olacağım.
    3.dakika 56. saniyede çişim geldi, tuvalete gidebilir miyim?
    ykpzg 22 Aralık 2015
  • 0
    Alim-i Mutlak diyorsun tamam ama o nasıl bişey? yada bunu tecrübe edebiliyormuyuz? Bi an tmm Alim-i Mutlakım ben diyince Alim-i Mutklak olmuyoruz ki. Sonuçta bizimde bilgimizin sınırı var öyle değilmi. Biz bu kısıtlı bilgi ve akıl ile Sınırsız bilgi ve zamana hakim olmayı düşünemiyoruzki. Mesela sen 5. dk sonra diyorsun ya bunu bir önceki postumdada yazdım bu gibi zamansal kavramlar bizim dünyamızın gerçekleri ama Allah için 5 dk önce veya 5dk sonra diye bişey söz konusu değil. Allah geçmişide geleceğide bir olarak görüyor.
    Abdullah Bıldırcın 22 Aralık 2015
  • 0
    Bilimle inanç gs ile fener gibi :) kim kimden tarafsa onu savunuyor. Diğerinin söylediği ya da işaret ettiği şeylere pek kulak asmıyor sonra da kavga gürültü vs.. Adam yukarı ne guzel yazmış. İnancın her türlüsüne saygı duymak gerekir.
    zihni ates 23 Aralık 2015
  • 0
    KAZÂ VE KADER
    Îmânın altı şartından altıncısı, kazâ ve kadere inanmakdır. Kazâ ve kader, ze- kî insanların zihnlerinin en çok takıldığı bir bilgidir. Bu takıntılar, kazâ ve kade- ri iyi anlamamakdan ileri gelmekdedir. Kaderin ne demek olduğu iyi anlaşılsa, hiç- bir zekînin şübhesi kalmaz ve îmânı kuvvetli olur.
    Âlemlerin yaratanı, yaratdığı ve yaratacağı şeylerin hepsini, ezelden ebede, zer- reden Arşa kadar hepsini, maddeleri, ma’nâları, bir ânda ve bir arada bilir. Her- şeyi yaratmadan önce biliyordu. Herşeyin iki dürlü varlığı olur. Biri ilmde varlık,
    Ergün Zafer 26 Aralık 2015
  • 0
    KAZÂ VE KADER
    Îmânın altı şartından altıncısı, kazâ ve kadere inanmakdır. Kazâ ve kader, ze- kî insanların zihnlerinin en çok takıldığı bir bilgidir. Bu takıntılar, kazâ ve kaderi iyi anlamamakdan ileri gelmekdedir. Kaderin ne demek olduğu iyi anlaşılsa, hiç- bir zekînin şübhesi kalmaz ve îmânı kuvvetli olur.
    Âlemlerin yaratanı, yaratdığı ve yaratacağı şeylerin hepsini, ezelden ebede, zer- reden Arşa kadar hepsini, maddeleri, ma’nâları, bir ânda ve bir arada bilir. Her- şeyi yaratmadan önce biliyordu. Herşeyin iki dürlü varlığı olur. Biri ilmde varlık, İmâm-ı Gazâlî “rahmetullahi aleyh” bunu bir misâl ile, şöyle anlatmışdır: Bir mühendis mi’mâr, yapacağı bir binânın şeklini, her yerini, önce zihninde tasarlar. Sonra zihnindeki bu resmi, kâğıda çizer. Sonra bu plânı, mi’mâra ve ustalara verir. Bunlar da, bu plâna göre, binâyı yapar. Kâğıddaki plân, binânın, ilmdeki varlığı demekdir ve zihnde tasavvur edilerek çizilen şeklidir. Buna, (ilmî, zihnî, hayâlî vücûd) ismleri verilir. Kereste, taş, tuğla ve harçdan yapılan binâ da, hâricdeki varlıkdır. Mühendis mi’mârın zihninde tasavvur etdiği şekl, ya’nî bu şekle olan bilgisi, binâya olan kaderidir.
    Kazâ ve kader bilgisi karışık olduğundan, okuyanlarda, bir takım yanlış fikrler, evhâm ve hayâller hâsıl olabilir. Bunun için, din büyüklerimiz, kazâ ve kaderi çeşidli şeklde anlatmışlardır. Böylece okuyan ve dinliyenler, sözlerin gelişine ve şekline göre, ta’rîflerin birinden fâidelenebilir ve şübheye düşmekden kurtulurlar.
    Kader, ileride yaratılacak şeyleri, Allahü teâlânın ezelde bilmesidir.
    Allahü teâlâ, herşeyi, kudreti ve ilmi ile yaratıyor. İşte kader, bu ilmdir.
    kader, hiçbirşey yaratılmadan önce, Allahü teâlânın ilm sıfatının mahlûklara olan bağlılığıdır.
    (Ehl-i sünnet vel-cemâ’at) kadere îmân etmiş, kadere inanmak îmânın şartıdır demişdir. Ya’nî kadere inanmıyan, mü’min değildir dediler. kaderin, iyisi, kötüsü, tatlısı, acısı, hep Allahü teâlâdandır. Çünki, kader, bildiği şeyleri yaratmak demekdir.
    [kader ve kazâ kelimeleri, birbiri yerine kullanılır. kader yerine, kazâ denir].
    Büyük âlim imâm-ı Begavî buyuruyor ki: (Kazâ, kader bilgisi, Allahü teâlânın kullarından sakladığı sırlardan biridir. Bu bilgiyi, en yakın meleklere ve din sâhibi olan Peygamberlerine “aleyhimüsselâm” bile açmadı. Bu bilgi, büyük bir deryâdır. Kimsenin, bu denize dalması, kaderden konuşması câiz değildir. Şu kadar bilelim ki, Allahü teâlâ, insanları yaratıyor. Bir kısmı şakîdir. Cehennemde kalacakdır. Bir kısmı da sa’îddir. Cennete gidecekdir. Bir kimse, hazret-i Alîden “radıyallahü anh” kaderi sordukda: (Karanlık bir yoldur. Bu yolda yürüme!) buyurdu. Tekrâr sorunca: (Derin bir denizdir) buyurdu. Tekrâr sordu. Bu def’a: (kader, Allahü teâlânın sırrıdır. Bu bilgiyi senden sakladı) buyurdu.)
    Ergün Zafer 26 Aralık 2015
  • 0
    Okumanı tavsiye ederim, sorularının çoğuna cevap niteliğindedir; https://www.facebook.com/notes/205455169467149/
    Yusuf Öztürk 27 Aralık 2015
Yorum yazabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.
İSTATİSTİKLER

4.632 soru

27.430 cevap

30.087 kullanıcı

Giriş Yap