• +2

    Uzayda araclarin ilerlemesi icin kullandiklari etki kuvvetine havanın bile olmadığı bir ortamda ne tepki kuvveti oluşturuyor ilerlemesi ve yön değiştirmesi nasıl oluyor açıklayabilecek var mı

  • +1
    Sorudan bir yanlış kanıya sahip olduğunuzu görüyorum.
    Uzayda veya dünya da (atmosfer de) farketmiyor. Roketlerin çalışma sistemi aynı....
    Kesinlikle havayı itmiyorlar...

    Her iki durumda da, araçtaki yakıt moleküllerini iterken momentumdan kazanılan itki kullanılıyor.
    Yani ısıtılarak hızlanmış gaz moleküllerinin momentumlarının yarısını aracı itmek için kullanılıyor.
    etki=tepki meselesi...

    Pervanelerde hava kullanılıyor. Çünkü pervane havayı sıkıştırarak, uçak ön-arka arası basınç farkı oluşturuyor.
    Kazanılan hız ile kanatların aerodinamik yapısıda birleşince, kanat altı ve üstündeki hava arasında basınç farkı oluşuyor. Uçak böyle havalanıyor.
    Ama bir pervaneli uçak uzayda olsaydı, hava olmadığı için hareket edemezdi.

    Uzayda yön değiştirme de, dönülmek istenilen yönün tersine, ısıtılarak hızlandırılmış ve momentumu artmış bir miktar (yakıt, buhar, vs,) gazın bırakılması ile mümkün oluyor.

  • 0
    çok daha önemli bir özeliği var bu konunun cevapları merakla bekliyorum uzay severler bilir
    lonesome 20 Ekim 2019
  • 0
    EM drive ??? :)

    https://www.nationalgeographic.com/news/2018/05/nasa-emdrive-impossible-physics-independent-tests-magnetic-space-science/

    https://www.xtrlarge.com/2016/11/24/nasa-em-drive-motor-fizik-sinir/

    Nasıl çalışıyor? Yazılarda belirtildiği gibi, bir parçacık fırlatmıyor. Ve itmenin tersi yönünde, tepki de umulanın aksine olmuyor? :)
  • 0
    em drive diye bisey yok ya. cahillik diz boyu
    destroyer 21 Ekim 2019
  • 0
    Peki .. :-)
    Doğrusu ne o zaman?
  • 0
    dogrusu em drive yok yani. nereden uyduruyosunuz bunlari. kaynak?
    destroyer 22 Ekim 2019
  • 0
    Hareketin sebebi momentumun korunumu. Bir taş fırlatıp ona momentum kazandırdığımız zaman evrenin toplam momentumu korunacağı için vücudumuz tam zıttı yönde momentum kazanır. Roket ve yakıt ilişkisi de aynı şey.
    Cuncan 22 Ekim 2019
  • 0
    dünyanın manyetik alanı,atmosferi ve kütle çekimi çalışmasını büyük ölçüde engeller fakat sürtünmesiz,yerçekimi olmayan ortamda yani uzayda çalışabilir.uzayda test edecekmişler.

    https://www.xtrlarge.com/2016/11/24/nasa-em-drive-motor-fizik-sinir/

    bence foton basıncı oluşturularak çalışabilir.uzayda gerçekten güçlü bir elektromanyetik kuvvet var.emdrive bu kuvveti(rezonans) bir şekilde tersine çevirip atomları titrestirerek itme sağlarsa çalışır.
    optimus 22 Ekim 2019
  • 0
    elektron bir yörüngeden diğerine atlarken ışıma yapar fakat üst üste ışıma yaptıktan sonra enerjisi düşer.tek yapmamız gereken elektronu beslemek.radyasyonla.

    bu da uzayda bolca var.dünya veya gezegenler üzerinde ki em kuvvet yetmez sanırım.burdaki radyasyondan kasıt ışığın tüm görülebilir dalga boylarıyla sınırlı kalmayan, tüm elektromanyetik dalga türlerini kapsayan bir alandır.bu da uzayda mevcut.elektronu besleyeceğiz.bu işe yararsa

    emdrive çalısabilir bence.
    optimus 22 Ekim 2019
  • 0
    Em drive bence de çalışabilir. Çünkü bir bölgede yüksek basınç alanı oluşuyor. Alçak basınç alanına doğru dağılırken, itme sağlıyor. Yani entropi'nin bir başka sonucu.

    Ancak üzerinde durulması gereken, hareketin direk kendisi olmalı.Enerjinin kaynağı ne olursa olsun (itme, tepki, vurma, emdrive, vs.) bunlar önemli değil.
    Önemli olan verilen enerjinin, nesnede ne tür değişikliğe yol açtığı ve nesneyi yer değiştirme moduna soktuğu? Hem de durduran ters yönde net bir kuvvet yok ise sonsuza kadar. (?)

    Bu, verilen enerji ile nesnede kalıcı bir değişimin gerçekleştiğini ve bu enerji üstünde kaldığı sürece, bu değişim sonucu hareketin süreklilik arz edeceğini gösteriyor.

    Hareketi, nesneye enerji aktarıldıktan sonra nesnenin durumu olarak her açıdan ele alınması gerekiyor.

    Gerek bu sitede çeşitli tartışmalarda, gerek ise kitabımda ve blog sayfalarımda hareketin mekanizması ile ilgili bir açıklama varsayımı paylaştım. İlgilenen okur.
    Bu açıklamanın deneye tutulma imkanı olursa, bir gün hareketin etki-tepki mekanizmasından bağımsız olduğu ve şu anki kullanılandan çok daha az enerji ile ivmesiz (harekete dirençsiz) olarak çok yüksek hızlara çıkmanın mümkün olduğu görülecek. :-) :-) :--)

    Çünkü hareket, hızınız ne olursa olsun, harekettir ve alttaki mekanizma da aynıdır. Sadece hıza göre sonuçları farklılaşıyor.
  • 0
    Burtay Bey,
    Verdiginiz linkte, NASA'nin calistigi one surdugu EM Drive'in falso oldugunu belirten calismalar yaziyor.
    https://www.nationalgeographic.com/news/2018/05/nasa-emdrive-impossible-physics-independent-tests-magnetic-space-science/
    mesela "“The ‘thrust’ is not coming from the EmDrive, but from some electromagnetic interaction,”
    en onemlisi "When they turned on the system but dampened the power going to the actual drive so essentially no microwaves were bouncing around, the EmDrive still managed to produce thrust—something it should not have done if it works the way the NASA team claims." Mikrodalgalarin arindirilmasiyla bile, itmenin devam ettigi yaziyor.Nedeni de dunyanin manyetik alani.
    Yaniliyorsam duzeltin lutfen.
    morgan 23 Ekim 2019
  • 0
    Hayır, yanılmıyorsunuz. Doğru... Yazıda aynen belirttiğiniz gibi...Ve bu yüzden dünyanın manyetik alanından uzakta, uzayda deney yapma ihtiyacı duyuyorlar.

    Burada , bu motorun çalıştığını düşünmeme sebep olan şey ise, mikrodalga üretimi bittiği-kesildiği halde, itkinin devam ediyor olması...

    Bu olayın etki-tepki süreci ile gerçekleşmediğini gösteriyor. Ayrıca artık itkinin araçtan bağımsız bir olgu ile oluştuğunu da gösteriyor.

    Bildiğiniz gibi evreni bir akışkan gibiymiş olarak ele alıyorum. Bu yüzden üretilen mikrodalgaların, o bölgeyi daha çok kaynaştırdığını (kuantum düzeyinde), bölgenin basıncını (sıcaklığını da) artırıp, mikrodalga üretimi bittikten sonra da bölgedeki kaynaşma bir süre daha sürdüğü için itme sürüyor diye düşündüm...

    Eğer haklıysam, uzayda yaptıkları deneyde iki sonuç bulmalılar.
    1) Bölgedeki ısının (egsoz tarafıda diyebiliriz) yükseldiği...
    2) Bölgedeki gamma ışını miktarının ortalama üstüne çıktığı (çünkü quantum kaynaşması daha çok olacak ve daha fazla madde-antimadde çifti üretilecek)
  • 0
    Güneş'in uzayda yol almasını sağlayan mekanizmaya benzer sanırım bu emdrive.Tamam galaksi merkezinde karadelik var ama bu tek başına yeterli değildir sanırım.

    Güneş'te olan foton ışımaları sanırım Güneşi hareket ettiriyor.Sonuçta o kadar fotonun bir etkisi olmalı.manyetik bir iteleme olabilir.
    optimus 23 Ekim 2019
  • 0
    Yani gunes yuzeyinde bi patlama olursa gunes aksi yöndemi hareket edecek
    pikacu 23 Ekim 2019
  • 0
    Pek aynı mekanizma diyemem... Güneş hem genişleme ile hem de samanyolu ile birlikte hareket ediyor.

    Eğer galaksi dışında olsaydı bile her yöne doğru uygulayacağı basınç eşit olacağı için, em kaynaklı hareket farkedilmezdi bence...
    Şöyle bir benzetme ile anlatayım. Eğer su buharı bir ortamda. bir nesnenin sadece bir yönünde, yüksek frekanslı ses dalgaları ile su moleküllerinin hareketlerdirildiğini düşünün. Hareketli moleküller. nesneye çarparak kinetik enerji uygulayacak ve itki sağlayacaktı...

    Em drive konusunda ise teorik olarak, kinetik enerji aktaracak molekül yok. Direk uzay-zaman dokusundaki bir bölgede enerji yoğunluğu artırılıyor. Entropi gereği bu enerji dağılırken, nesneyle planck mesafesi genişliğinde etkileşime girip, bu düzeydeki titreşim genliklerini yükseltiyor.

    Varsayımıma göre titreşim genlik farklılığı ivmenin+eylemsizliğin, düzenli genişliği ise hareketin sebebi...

    Gene benzetme olarak; bir yılanbalığının yüzüşü gibi. ivmelenirken kuyruk kısmı daha geniş bir genlikte titreşir. Tüm vücudu eşit genlikte titreştiğinde-kıvrıldığında ise artık hızı sabittir.
  • 0
    pikacu; patlamadan daha çok Güneş ışıması gibi o dediğin Güneş patlamaları.Ve bu patlamalar zaten güçlü elektro manyetik rüzgarlar/dalgalar oluşturur bildiğim kadarı ile.bence tersi yönde büyük bir ışıma olsa sadece Güneş değil Dünya bile rotasından çıkabilir.

    olabilir burtay hocam.emdrive'nin çalışma prensibini pek bilmiyorum ama anlatılanlar bana mantıksız gelmiyor.böyle bişey yapmak lazım yoksa uzayda çok uzak yerlere seyehat hayal olur gibi.
    optimus 24 Ekim 2019
  • 0
    yani burda yıldızlar arası seyehatin şimdilik hayal olduğunu söylemişler.bende onların yalancısıyım. : D

    http://www.bilimgenc.tubitak.gov.tr/makale/yildizlararasi-seyahat
    optimus 24 Ekim 2019
  • 0
    Şu anki teknoloji ile yıldızlar arası seyahat gerçekten hayal. Ancak bunun ilk sebebi, hız teknolojinin yetersizliği değil, gidilecek mesafelerin çok uzun olması.
    Hiç bir durumda ışık hızını geçemeyeceğimize göre, 200 ışık yılı uzaktaki komşu bir sisteme gitmek bile en az 200 yıldan fazla sürecek.
    Bu tür yolculuklar ancak tek yönlü olursa, anlamlı olacak.

    Filmlerde gördüğümüz, bir yerden bir başka yere günler içinde giden gemiler ise tamaman farklı bir fizik dalına hitap ediyor.
    En güçlü itici motor, em drive mümkün olsa dahi, bu tür bir hizmeti veremez.

    Bu tür yolculuklar için uzay dokusunda köprüler, tüneller açacak bir teknoloji lazım.
    Em drive, başarılı olursa, komşu gezegenlere gitmeyi, güneş sisteminde gezinmeyi mümkün kılabilir en fazla..
  • 0
    Suyun içinde yüzerken, elinizle suyu ittiğinizde, itilen bölümdeki su bükülüyor. (Çünkü o bölgenin enerji yoğunluğu diğer bölgelerden farklı.)
    Bükülmeyi 2 boyutlu bir alan olarak değil, 3 boyutlu olarak düşünün.
    Bir bakıma suda batan kurşun güllenin düşüş yönünde suyu bükmesi gibi.
    Fark, kurşun güllenin bu hareketi doğrusal tek boyut üzerinde...

    Kütlenin ki ise 3 uzamsal boyut birden üzerinde, (evrenin genişlemesi ile oluşan hareket bence bu ve bu yüzden uzay boşluğundaki durumu "serbest düşme" olarak tanımlıyoruz.)...

  • 0
    anladım biraz burtay hocam, sanırım sünger gibi.süngere bir ağırlık bıraktığımızda bükülüp diğer noktayla bir oluyor mesela.

    uzay dokusu süngere göre daha elastik sanırım.bunun gibiyse olabilir.
    optimus 24 Ekim 2019
  • 0
    Mantık olarak evet ama sünger akışkan değil, sadece esnek.
    Düşen bir taşın bükmesine benzer. (Bu tek uzamsal boyut üzerinde unutmayın. Kütlleninki 3 uzamsal boyut birden esasen..)
    https://www.grc.nasa.gov/www/k-12/airplane/Images/mix.gif
    (Resim yataydır)
    Ek bilgiler: https://www.karlsims.com/fluid-flow.html
  • 0
    sanırım bunu ben tam anlayamayacağım.

    şimdi; iki okyanus düşünüyorum da ; hint okyanusundan grip(okyanusu büküp) pasifikten(büyük okyanustan) bir noktadan nasıl çıkabilirim ki?

    girdabımsı birşey olsa gene noktalar yaklasmayacak.yani denizi boş, molekülsüz düşünüyorum gene olmuyor.diğer noktayı kendimize mi çekeceğiz anlamadım ki?beni aşıyor :d
    optimus 24 Ekim 2019
  • 0
    Yoo...Sizi kesinlikle aşmıyor. Biraz hayal gücü ile desteklenmiş ilham daha lazım sadece...
    Verdiğim linkler, kütlenin (akışkan) uzay dokusunu nasıl büktüğüne dair bir fikir vermek içindi...

    "Bu tür yolculuklar için uzay dokusunda köprüler, tüneller açacak bir teknoloji lazım." kısmı ise, bir bakıma solucan deliklerini temsil ediyor.
    Şimdi uzay dokusundaki en yüksek hız ışık hızı. Neden Limit? (Bu konudaki diğer soruya da cevap oluyor.)
    Eğen uzay dokusu boş ise bu sınır anlamsız kalıyor.

    Ama eğer uzay-zaman dokusunun, enerji kaynaklı bir yapısı var ise durum değişiyor. Dalgalar, ki ışıkta dalgadır, bu dokuyu oluşturan ünitelerin aldıkları kuvveti (enerjiyi) aktarma hızı ile bağımlıdır.
    Yani bir enerji biriminin, titreşimiyle bunu bir sonrakine aktarma hızı...
    En küçük enerji paketçiğinin, bir Planck uzunluğu bir alanda, 1 Planck zamanı titreştiğini ifade ettik. (Ben değil, bunu keşfeden Planck). Bu ışık hızına (aslında C sabitine) denktir.

    Yani bir dalga sırasının, bir sonraki birime aktarılma hızı da en fazla bu kadar olabilir ki...Böyle zaten.

    Sanki sesin, suda veya havada molekül titreşimleriyle dağılmasına benzer...İlkeler aynı, enstrümanlar farklı sadece...

    İşte solucan delikleri, bu doku içinde açılan boşlukla. Orada enerji üniteleri yok sınırlayıcı...
    Denizin içinde koşma ile denizin içindeki içi hava dolu bir tüp geçitte koşma arasındaki fark gibi...
    (Tabi bu tüp geçidin çok ciddi bir su basıncına karşı durması gerektiği gibi, açılan solucan deliği içinde aynı zorluklar var.)
  • 0
    şimdi,burtay hocam ; anlamadığım şey:bizle arasında 200 ışık yılı mesafe olan bir yıldızın bu aradaki mesafesi/uzaklığı uzayı bükmekle nasıl küçülüyor.

    yani bükene kadarda 200 yıl geçmez mi?

    warp drive, solucan delikleri vs. baktım da pek anlayamadım.

    https://youtu.be/0Lr0TujAucI
    optimus 25 Ekim 2019
  • 0
    Anlamamanız normal. Çünkü bildiğimiz fizik ile bunu tam açıklayamıyoruz zaten.
    Sadece varsayım üretiyoruz.
    Bu varsayımlardan biri tutarsa işte... Olan ve eklenen açıklamaların bir kısmını ben de anlamıyorum. :-) :-) :-)

    Şimdi klasik anlatım açısından ele alalım.
    solucan delikleri ancak planck düzeylerinde mümkün. Çünkü Uzay-zaman dokusunun basıncı daha büyüklerine izin vermiyor. Açık tutabilmek için özel koşullar ve çok fazla enerji lazım çökmesine karşı durabilmesi için. Bir tek karadeliklerin iç yüzeyi o da teorik olarak, solucan deliklerinin duvarı ile benzer yapıda, ama o da özel bir koşul ve karadelikteki enerjiden besleniyor.

    O yüzden doğal solucan delikleri sadece planck düzeylerinde olabilir olursa, o da geçici... Ama bilim kurgu filmlerindeki gibi bir solucan deliği açabildiğimizi varsayalım.
    Örnekleri muhakkak görmüşsünüzdür.
    Düz kağıdı ikiye katlayıp, içinden bir kalemle delik açarlar, böylece kağıda göre bu iki delik arası 200 birim iken, uygulama ile 3-4 birime düşer.
    Teorik olarak doğru. Ama burada önemli nokta, Bu delik ortamında artık kağıt ile ilişkili bir doku yoktur. Yani kağıdın dışındaki bir ortam içindedir.

    Evrenin de bu şekilde eğimli olduğunu ve bu eğimli (çember yayı) alanda yol almak 200 yıl üstü iken, eğer bir delik ile (çember kirişi) açılırsa, bu yol çok daha kısalacak" şeklinde düşünülüyor.

    Bence ise, evet evrenin eğiminden dolayı bir miktar fiziksel mesafe kısalabilir ama bunun önemi yok. Önemli olan, bu alanda bildiğimiz uzay-zaman ilişkisi ve Zaman anlayışının olmayışı.
    Evrenimizde Zaman'ı dalgasal olarak kabul edince, bu bölgede artık dalgaların hükmü kalmıyor.
    Tamamen nesnenin kendisini koruduğu bir alan içinde, farklı bir zaman yapısı olmalı. Çünkü Zaman aynı zamanda bu dalgasal yapısı ile, kütlenin bütünlüğünü ve sürekliliğini de sağlıyor.
    Eğer bildiğimiz Zaman'ı evren dokusundan çıkarsak, kütlenin yapısının tamamen enerji birimlerine kadar, tekilleşecek şekilde dağılması gerekir diye düşünüyorum. Bir bakıma karadeliğe düşen kütlenin dağılıp, tekilleşmesi gibi... Karadelikte kütlenin bilgisi, karadeliğin 2 boyutlu zar yapısına kaydolurken (Hawking) , solucan deliklerinde bu bilgi ayrı bir alanda korunmalı. (Bir enerji alanı şeklinde ve içinde)

    Neyse, teorik solucan deliği içinde bildiğimiz zaman olmadığı için, yapılan yolculuğun süresi de yolcu için çok farklı olacaktır. Belki anlık, belki bir kaç yıl. İçinde bulunduğu alanın özelliklerine bağlı.

    Normal uzay-zaman, evren için ise 200 yıldan daha kısa sürecektir ama bu kısmını (ne kadar?) tahmin edemiyorum.
    Çünkü her durumda yolcu, denizin içindeki tüp geçitte koşacağı için, hızı ve tünelin uzunluğuna göre bu süre değişecektir..

    Warp Drive, yani uzay dokusunu bir halı gibi sıkıştırarak toplanan enerji ile fırlamayı öngören yaklaşıma katılmıyorum. Arkasında uzayı genişletecek, önünde ise sıkıştıracak. Tamam önündeki uzay-zaman'ı sıkıştırdığı zaman, "dışarıdan bakan bir gözlemci için" aradaki fiziksel mesafe kısalmış gözüküyor ama, her durumda o sıkışmış alandaki uzayı da aşması gerekecek.

    Bu konuda çok teori ve varsayım var ama ana sorunu aşamıyoruz.
    Işık hızına yaklaştıkça, ivme için verilen enerji artıyor ve relavistik kütle de aynı şekilde artıyor. Bu kısır döngü sonsuza kadar gidiyor.

    Warp drive'lar mesafeyi bu şekilde aşamaz. Çünkü her durumda mevcut uzay-zaman dokusu içindeler. Ve bu doku, yani özel görelilik, buna izin vermiyor.
    En fazla bir karadelik üretirler.

    Verdiğiniz örnek videosu ile bir çok konuda çelişiyorum. (Evrenin genişleme hızı, ilk doku şekli, vs.)
    Üstelik kullandığı yaklaşımlar şu an güncel ve kabul gören bilimciler ve onların yaklaşımlardan destek alıyor.

    Bu yüzden tek tavsiyem, en basit ve sade olanı görmeye çalışmanız.

    Evren homojen, tekdüze ve özdeş enerjiden oluştu. Hareket ise evrenin oluşumu ile anlamlandı.
    Yani hareketin temel ilkeleri, bu kadar karışık ve çok şarta bağlı olmamalı. Basit olmalı bence...
  • 0
    tesekkürler.biraz arastırayım bu mevzuyu sonra yine münazara ederiz.
    optimus 25 Ekim 2019
Yorum yazabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.
İSTATİSTİKLER

5.048 soru

30.141 cevap

30.586 kullanıcı

Giriş Yap