• 0

    Evrende entropi artiyor mu ? sabit mi ? azaliyor mu ?

    morgan 26 Eylül 2019
  • 0
    Evrenin genislemesini ve kozmolojik sabitin homojenligini hesaba katarsak, sanki henuz enerji girisi olan acik/acik benzeri bir sistem gibi.
    Bu entropi miktarinin sabit kalmasini saglkamaz mi ? veya azalmasini. ( evrenin tumunu kastediyorum, galaksileri degil )
    morgan 26 Eylül 2019
  • 0
    Evrendeki toplam entropi artıyor.
    Entropi ek veya farklı bir enerji değil. Evrende var olan enerjinin, kullanışsız, atık olanı.
    Sürtünme ile kaybolan enerji gibi...
    Evren genişledikçe, sarf edilen kullanışsız enerji miktarı da bu yeni alanlara yayılıyor. Bunu büyük ihtimalle "arka plan ışıması" olarak tespit ediyoruz. Diğer yandan genişleme esnasında oluşan hareket ve bağımsız olarak gerçekleşen diğer gök cismi olayları ile evrene gene bolca enerji (mesela bir süpernova sırasında veya iki kütlenin çarpışması ile veya radyoaktif bozunma esnasında, vs.vs) saçılıyor.
    Sanırım arka plan ışımanın 10 binde 1 lik oranlara kadar her yerde aynı olmasının nedeni de (genişlemeye rağmen) bu.
    -----------0-----------

    Ancak Entropi'yi farklı değerlendiriyorum. Şöyle ki, entropinin sona ereceği noktayı ele alalım. Bütün evren tamamen un ufak olmuş ve tüm kütle enerji paketçiklerine kadar parçalanmış olacak.
    Evrenin her bölgesi özdeş miktarda enerji içeriyor olacak.
    (Şu an iş yapmak için kullandığımız enerji türleri de aslında farklı enerji yoğunlukları arasındaki eşitleme akışından ibaret. Yani entropi olmasa, iş üretemezdik. )
    Normal tanımda, entropinin bitişini bir parçacığın tüm hareket olasılıklarının tükenmiş olması olarak tanımlanıyor.
    Bence parçacıklar arasında da enerji içeriği farkı olacağı için, evrendeki entropi ancak tüm kütlenin enerjiye dönüşmesinden (enerji paketçiklerine indirgenmesinden) sonra mümkün olurdu.
    Bu durumda tüm enerji paketçikleri hareketsiz kalacağı ve evrende her yerde özdeş, simetrik olacağı için, evren bir bakıma en başa, yani büyük patlama öncesine dönmüş olacaktı.

    Yani bence entropi, evrenin en başa, olağan, doğal durumuna dönme eğiliminin bir ürünüdür. Bizler yani kütleler açısından ise, bizim yapımızı bozduğu için olumsuzdur.

    Fark burada sanırım büyük patlama öncesi durumu tanımlamamızdaki (bence ) hatadan kaynaklanıyor. Tüm evreni, tek bir noktaya sıkışmış enerji ile başlatıyoruz. Enerji burada tekil yani boyutsuz konumda...
    Oysa bu yaklaşım hatalı olmalı bence. Çünkü tanımlarımız eksik. Eğer tekillik ve boyut kavramlarını tekrar ele alabilirsek, büyük patlama öncesi evren ile entropi bitişi sonrası evren arasında hiç bir fark olmadığını göreceğiz.

  • 0
    Aslinda sorumdaki amaca dokundunuz.Bilerek veyahut farkinda olmadan Boltzman Beyni kismina eristiniz.
    morgan 26 Eylül 2019
  • 0
    Boltzman beyni konusunu şimdi sizden okudum. Bilinçli bir tercihim yoktu.
  • 0
    bence de evren açık sistem olabilir.yani mantıken öyle olması gerek. evren ışık hızından hızlı genişliyorsa yine mantıken birşeyin içinde olması gerekli değil mi?

    entropisi ise muhtemelen artıyordur.bunu dengelemek içinde dışardan ve içerden sisteme enerji girişi oluyordur bi şekilde.böyle bir evrende mutlak düzen ve sıfır entropi olamaz.
    optimus 26 Eylül 2019
  • 0
    morgan ve burtay sizce astrofizikçilerin veya teorik fizikçilerin atladığı en önemli nokta herşeyin sadece "enerji" değilde bildiğimizden farklı bir tür "ışık enerjisinden" olma ihtimali olabilir mi?herşey evrenin dışınıda saran bu ışık türünden oluşmuş olamaz mı?kütlesiz,hacimsiz,renksiz,bir ışıktan.ışığın karekteristik özelliği zaten kütlesiz olduğu için böyle düşünüyorum.hatalımı sizce?sonuçta ışığın bir sürü türü var radyo,mikro,kızılötesi vs. madde dediğimiz şey de notron,poroton,elektron vs. aynı şeyin/ ışığın türü neden olmasın?

    kara enerji,kara madde ise görünür ışık boyunda olmadığından beynimizce algılanmıyor olabilir mi?yani kısaca; hersey, evrenin dısınıda saran bir tür ışıktan olamaz mı?
    optimus 26 Eylül 2019
  • 0
    Optimus, her ne kadar ucuk olsa da takyonik evren modeli, isiktan hizli
    oldugu icin evrene giris yapan takyonlarin zamanda geriye gitmelerinden dolayi entropiyi azalttigini soyler.bir anlamda mantikli.
    Ancak bir sorun daha var,sanirim yine quora’da bir fizikci evrenimizde zamanin tersinirligi olsa bile entropinin artacagini yazmisti.
    Enerjinin sadece isik olmasina bir nedenle katiliyorum, bir nedenle de katiliyorum cunku enerji hep vardi, isik da maddesel evrenle birlikte var oldu.Katilmiyorum, cunku madde bazli sonuc olarak.Ancak BBnin ilk erasindan sonra , isler tamamen isik uzerinde kaldi.
    morgan 26 Eylül 2019
  • 0
    Morgan bizim enerji dediğimiz şey zaten ışık değil mi?ışık derken de sadece bildiğimiz ışık gelmesin aklına prizmadan geçmeden önceki hali ve mümkün mü bilmiyorum ama ondan önceki hali diye sormuştum aslında.

    Bizim bu madde dediğimiz herşeyin içinden ışık çıkıyor zaten.

    hızlandırıcılarda, parçacık çarpıstırıcılarda da olan bu değil mi?iki parçacık çarpısıyor ve bir ışık eşliğinde 3 atom altı parçacık...yani enerji'nin tanımını da bilmiyorum açıkcası.daha enerji ne onu çözemedik şu yüzyılda.
    optimus 26 Eylül 2019
  • 0
    Aslında sorguladığınız konuda farklı bir açıdan sorguladığım bir yazı vardı.
    https://www.fizikist.com/beyin-firtinasi/39867/
    Planck Mesafesi...
    Kuyuya atılan taş bu... :-) (...ile başlıyor...)

    ---------------------0-------------------
    Şimdi konuya dönersek, ışık dediğimiz elektromanyetik alandaki enerji ile kütle dediğimiz alan arasındaki tek fark; hareket vektörü ve şekli... İkisi de aslen enerjinin, farklı durumları.

    Bence enerji enerjidir sadece. Temelde hepsi aynı birimlerden oluşur. Sadece birleşerek oluşturdukları yapılar farklıdır.
    Bu açıdan bakınca morgan ile de aynı fikirdeyim.
    "Enerjinin sadece isik olmasina bir nedenle katiliyorum, bir nedenle de katiliyorum cunku enerji hep vardi, isik da maddesel evrenle birlikte var oldu.Katilmiyorum, cunku madde bazli sonuc olarak.Ancak BBnin ilk erasindan sonra , isler tamamen isik uzerinde kaldi."

    Bu açıdan ele alınca, tüm evreni enerjiden veya ışıktan oluşmuş olarak kabul etmek hatalı olmaz. İkisi da aynı kökene dayanıyor.
    Kütledeki enerji birimleri (quanta), planck boyutlarında titreşerek kendilerine alan oluştururlarken, ışıktaki enerji birimleri (fotonlar) (bence) bir dalga üzerinde doğrusal hareket ediyorlar.

    Diğer konu, takyonlar ve zamanın tersinirliğine gelince... Burada bence asıl sorun, gerçekleşen bir olguya göre zamanın tersinirliği ile evrene göre zamanın tersinirliğinin aynı olarak tanımlanması.
    Yani, evrene göre yaptığınız bir hareket ile matematiksel olarak geçmiş bir zaman'a ulaşabilirsiniz. (Mesela varsayımsal bir solucan deliği ile...) Ya da ışıktan hızlı gidebilirseniz, varsayımsal takyonlar gibi, matematiksel olarak zamanda geriye gidebilirsiniz.
    Ama bu olguya-olaya göre zamanın tersinirliği değildir ve çakışmazlar.
    Yani bardak kırıldıysa, istediğiniz hızda gidin veya solucan deliğinden geçin, o bardağın sağlam haline dönüş olmaz.
    Çünkü bunun gerçekleşmesi için, tüm evrendeki entropinin ve geçen sürede gerçekleşen evren genişlemesinin ve aynı süre zarfında gerçekleşen tüm olayların da geriye dönmesi lazım. Ki bu imkansız. Entropi her durumda tek yönlüdür.

    Entropi kavramını biraz daha deşmek lazım.
    Entropinin temeline bakınca hedefinin, "içinde bulunduğu ortamda birim başına her yerde eşit enerji içeriğine sahip olmak " olduğunu fark ederiz.

    Evren ise sürekli genişliyor ama enerji içeriği aynı şekilde artmıyor. Bunun bir diğer anlamı ise, evrenin genişleme ile yeni kazanılmış alanlarda enerji yoğunluğunun daha düşük olacağıdır. Bu da enerjiyi bu bölgeyi doldurmaya (entropi eğilimi ile) iteceğidir. Yani evren genişlediği sürece, entropi duramaz. (Eğer daralsa idi gene yoğunluk farkları olacağından, entropi gene olacaktı.)
    Zaman da bana göre evrenin genişleme hareketinin bir sonucu olduğu için, zaman da tek yönlüdür.
    Peki olgular için neden geçmişe gidilemeyeceğini sorgularsak; bir olay-olgu evrene göre sadece tek bir 4D koordinatında ve anlık olarak gerçekleşiyor. Zamanda geriye-ileriye gittiğinizde hiç bir şekilde aynı koordinatlara dönülemez, Çünkü tüm içerik aynı zamanda evrenin genişlemesi ile hareket ediyor.
    Bu açıdan bakınca optimus ile aynı fikirdeyim. "Böyle bir evrende mutlak düzen ve sıfır entropi olamaz."

    Konunun ayrıntılarını, bakış açıma göre daha önceki diğer sorgulamalarda yazmıştım. Dilerim bunları bulma imkanınız olur.
    (Son olarak; basılan kitabımda da bu ve diğer konulara (bütün olarak) değindim. Aynı kitabın, bir versiyonunu da Dark Physics of the Universe pdf olarak, https://www.academia.edu/38752904/Dark_Physics_of_the_Universe adresinden indirebilirsiniz.
    E-pub versiyonunda, grafiklerin bir kısmı hareketli, pdf de bu mümkün değil. Ama https://yenievrenebirbakis.blogspot.com/ adresinde kitap içeriğinin ilk versiyonunu, bir çok gif'i hareketli olarak görüp, kitap içeriğine bağlayabilirsiniz.)
  • 0
    Kisacasi entropi eski bir binanin yenilenmesinin yerine binanin yikilmasini evrenin tercih etmesi.
    Ancak anlamadigim husus, evrenin nicin kapali bir sistem oldugunun dusunulmesi
    .Sartlari degismiyor mu ?
    Genisliyor, ama genislerken de enerji yogunlugu ayni kaliyor.Bunun anlami da enerjinin arttigi.
    Bu anlamda her an artan entropiye karsilik ayni miktarda veya fazla enerji girisi olabilir mi?
    Oyle bile olsa bu toplam entropiyi azaltmiyor, sadece , belki de entropinin yogunlugu (?) azaliyor.
    Soyle aciklayayim, 1 masa tenisi topu buyuklugundeki bir sistemde entropi 100 birimse, ve bu toptan baska vakumlu bir odada baska bir madde yoksa,entropi bu miktarda kalsa da, bu odayi binaya cevirsek de toplam entropi 100 olacak.Bu binaya enerji yuklersek de ayni sey olacak.
    Sanirim nerede yanildigimi buldum :)
    morgan 27 Eylül 2019
  • 0
    Kisaca toparlarsak, gorunen ve gorunmeyen EMD leri bizler sadece maddelerden sagliyoruz.Dogal olarak yildizlardan , carpistiricilardan, radyoaktif merkezlerden, basit olarak da lamba/fenerlerden.
    Ancak bunlari tespit edebiliyoruz.Goruyoruz veyahut olcuyoruz.
    Bu sayede evreni gozlemliyoruz.
    Ancak sonuc olarak EMD , bir madde yoksa uretilemiyor.
    Madde olmadan enerji olamiyor, ama maddenin enerjiden turemis olmasina karsi elimizde tek bir veri yok.
    Bundan dolayi enerji=emd diyemeyiz ( tam tersi mumkun )
    morgan 27 Eylül 2019
  • 0
    burtay hocam öyleyse hologram bir evren olma olasılığını bu şekilde izah edebilir miyiz? Yine sizce hologram bir evren de yaşıyor olma olasılığımız yuzde kaç.bir projektörden yansıyan ışık gibi biz o şey içinde ki sadece bir bilgi'den ibaret olabilir miyiz?asıl olan hologramı olustran "sey" ve bizim bilgimiz O seyde mevcut olamaz mı?

    Morgan haklısın ama bigbang'ten önce de madde yok değil miydi?ve belki de bina yenileniyordur. Yani eski halidir belki.entropi ile sıfır haline dönüyordur.referans noktası yok sonuçta.
    optimus 27 Eylül 2019
  • 0
    Çünkü açık bir evren sistemi, bildiğimiz tüm fiziksel yaklaşım tarihini alt üst eder. Ve gözlemler ile sizin sorduğunuz cevapsız sorular ortaya çıkar.

    O yüzden "Evren kavramını" yeni baştan ele almaktayım.
    Mikrodalga fırında ısıtılan kahvenin patlama video linkini paylaşmıştım daha önce... Bu durumu okurken değerlendirme de kullanınız.
    Eğer sıvı molekülleri belli bir alanda aşırı ısıtılırsa, (kahve-su örneği gibi) moleküller yüklenene enerji ile öyle güçlenip titreşmeye başlıyorlar ki, bir süre sonra hiç bir molekül, diğerlerinin baskısı yüzünden titreşemiyor. İlgili sıvı; durgun, stabil hatta verilen enerjiye oranla düşük ısıda gözüküyor.
    Çünkü kendi içlerinde bir sistem kurmuş oluyorlar. Bu sisteme dıştan yapılan hafifi bir etki, bir toz veya şeker tanesi, kabı hafif bir hareket ile sisteme ek enerji eklenmesi, bir kaşık sokulması vs.vs.
    bu dengeyi bozuyor. Sistem zincirleme olarak kırılıyor ve potansiyelde gizili kalan enerji açığa çıkıyor. (Kahve patlaması, su buharlaşması, kaynama...)

    Bu yüzden bu durum termodinamiğin temel yapılarından biri olmalı diye düşünüyorum. Böylece evren içinde aynı koşullar geçerli olmalı.

    Fark olarak tekillik kavramını, boyutsuzlukla özdeşleştirdim. "Boyut kavramını" ise Planck boyutuna indirgeyip, "enerji paketçiğinin titreşim alan"ı olarak tanımladım.
    Bu yaklaşım, mevcut boyut, tekillik kavramlarımızla çatışmıyor. Uyumlu.
    Eğer enerji hiç titreşmiyorsa, boyutsuzdur. Tespit edilemez.
    Sadece "bir" doğrultuda titreşiyorsa, tek boyutlu bir sicim olarak bir doğruyu,.
    Eğer "iki" birbirine dik doğrultuda titreşiyorsa (membrane) bir alan sicim olarak, alanı
    Ve eğer 3 uzamsal boyut (birbirlerine dik) üzerinde titreşiyorsa bir hacmi işgal ediyor (dolduruyor) oluyordu.
    4ncü ve 5nci boyutları da, somut olmadıkları halde aynı yaklaşım altına ele alabiliyoruz. (Daha önce hem burada, hem kitapta, hem de başka cevaplarda yanıtlamaya çalıştım.)

    Bu açıklamamın önemi şu, bence uzaydaki tüm enerji tek bir noktaya doluşmuş, tekilleşmiş, simetrik, özdeş, vs. değildi.
    Uzay bir deniz gibi, tamamen durgunlaşmış enerji paketçikleri ile hıncahınç doluydu.
    Tekillerdi, çünkü hiç biri hareket edemiyordu, titreşemiyordu.
    Hepsi özdeş olduğu için, büyük patlama öncesi için yapılan diğer tüm tanımlarda aynen geçerliydi bu yüzden. (Simetrik, homojenlik, vs.vs)

    Sonra bu sisteme bir etki geldi ve bir noktadan simetri kırılmaya başladı. Kırılmanın gerçekleştiği noktadan itibaren de büyük miktarda enerji gözükmeye-tespit edilmeye başlandı.
    Eğer benzetme olursa, su yüzeyine atılan bir taşın tamamen durgun suya değme anı ve sonrası gibi…

    Su, uzayı temsil ediyor. Su molekülleri, enerji paketçiklerini… Taş ile suya aktarılan enerji, büyük patlama anındaki simetriyi kıran enerji etkisini. Simetrinin kırılması ile oluşan dalga içinde kalan alanda Evren’i temsil ediyor.
    Dalga ilerledikçe, evren genişliyor. Bu evren ne açık, ne kapalı…Açık sonsuza kadar genişleyebilir, kapalı çünkü simetrinin kırıldığı alan bizim için “Evren” olarak tanımlı.
    Kütle de, işte bu dalganın geçtiği yerlerde su moleküllerinin farklı kombinasyon çarpışmaları esnasında ortaya çıkmış birkaç köpük parçası…

    Bu yüzden Entropi, evrenin ile o durgun özdeş haline dönme çabası oluyor. Yani evren için o bina bir düzenlilik değil, tam tersi yapısını bozan ve uygun olmayan bir düzen bozucu bir yapı…

    Zaman ise, bana göre; dalga yayılırken, bölgeler arası yoğunluk farkından dolayı geriye yansıyan dalgalar. (Zaman’ı bu şekilde ele alınca, somut bir yanı oluştuğu gibi, Zaman’da yolculuk, ileriye geriye gidiş olanaksızlığı ve matematiksel olarak Zaman dilimi değiştirmenin mümkün olduğu gözüküyor. Üstelik bu yapıdaki zaman, Özel Görelilik ile de daha uyumlu ve açıklayıcı…)

    Böyle bir evrende sisteme dışardan ek enerji girmesine gerek yok. Dokudaki hareketlenen (dalga–etki sırasının geçmesi ile simetrisi kırılan) bölge zaten otomatikman evren içi eşdeğere yakın içerikte olacak.
    Evren “içi ve dışı” uzay arasındaki enerji yoğunluğu farkı nedeniyle, Entropi hep sürecek. Zaman hep tek yönlü olacak.Evren içindeki doku ise bir akışkan olduğu için, karanlık enerji’ye atfedilen tüm işlevleri de yerine getirebilecek.

    Şu anki evren anlayışının; çok dallanıp, budaklanıp uzmanlaştığı için, tabloya geniş perspektiften bakma yetisini kısmen kaybettiğini düşünüyorum.
    (Elde edilen bilgilerin yoğunluğuyla, bu şekilde sınıflandırma olmadan baş etmek mümkün değil, başka çare de yok ama…Bu da olumsuz yanı…)
    Bu yüzden artık dahi bilim adamları yok. Olan bazıları da popüler kitap yayımcısı veya belgeselciler ama dahi (çözüm getiren) değiller.

    “Bilimsel Ekip anlayışı ve Liderliği” sanırım geleceğin dahileri olacaklar.
  • 0
    Hologram evren anlayışı izah edilebilir. Bir şartla, dalganın işgal ettiği alanda değil de, genişleme sınırında yaşıyorsak.
    Genişleyen dalga 2 boyutlu olacağı için, hologram tabanı karşılıyor. Bu bölgede bulunan enerji birimleri ise bu harekete direnç gösterirlerse, 3 boyutlu yapıya dönüşebiliyorlar.
    (2 boyutlu bir alanı, alana dik şekilde hareket ettirmek için ek bir kuvvet uygulayın. Düz örtünün ortasına kuvvet uyguladığınızda, örtünün aldığı yeni şekil 3 boyutlu bir hacim olacak ama örtü ile ilgili bilgilerin tümünün kaynağı gene 2 boyutlu hali olacak...)
  • 0
    Bu arada notron yildizlari dediginiz yapinin bir ornegi.Sonucta, eger ki karadelige donusmezse, saf bir akiskanlik gosterip ( garip kuark olusumu) , sonsuza kadar devir daim ozelligine sahip.
    Bu arada tek noktada BBnin olusmamasi zaten aslinda anlatilmak istenen konu, BBnin "heryerde" olmasi, hiclikten olusan "mekanin" aslinda zamansiz olarak var olmasidir.
    BB'i baslatan zamanin kendisi.
    morgan 27 Eylül 2019
  • 0
    Hiçlik, bana göre hiç bir titreşimin (boyutun) olmadığı yapıyı anlatıyor. Mekan ise Uzay olarak başlangıçta titreşimsiz idi ve bunu hiçlik olarak tanımlayabiliriz. Bu noktada görüşlerimiz uyumlu.

    Büyük Patlama'nın nedenini elbette bilemiyorum.

    Ama sizin görüşünüzden farklı olarak, Zaman, bana göre, büyük patlamanın bir ürünü.
    Genişleme sürdüğü sürece, yansıyan dalgalar (Zaman-tek yönlü) olacak.
  • 0
    burtay hocam buna/uzaya "sanal/kütlesiz ışık denizi" desek olamaz mı?

    Tabi uzay karanlık, ışık ne alaka diyen olabilir ama ışık dediğimiz şey de zaten beynin algısıyla alakalı.sadece beynimiz onu görünmeyen ışığı algılayacak düzeyde özelleşmemiş.bir türüne göre özelleşmiş olduğundan.mesela diğer bazı hayvanlar kızıl ötesi görüyor bizde aletler yardımıyla görüyoruz vs.

    Bir de bu dalga halinde yayılmanın bir limiti olmalı değil mi?

    Yani durgun bi suya yukardan tas attın, ilk temas ile bir patlama/enerji yüklenmesi oldu.Sonra bu enerji dalgalar halinde yayılıp gidiyor ama nihayet bir noktada duruyor.o zaman bu bahsettiğiniz bu sanal,kütlesiz veya en küçük parçacık denizinde dalgalanmanın bir sonu olur mu?

    Fazla fiziki bilgim olmadığından cümleleri tam toplayamadım ama anlarsınız sanırım.

    Bir de tamam dalgalanma devam edip gidiyor ama ilk dalgalanmanın olduğu yerden tekrar bu uzay denizinin eski haline dönmesi gerekmez mi?

    Fiziksel olarak nasıl olur?

    entropi bunu mu sağlıyor? Morganın bina örneği,aslında ; esas durum için bir uyumsuzluk örneği mi?

    Tabi taşı yukardan attıkta suyun içinden de olabilir mi?bahsettiğiniz manyetik dalgalanma/titresim yani?

    Anlasılması için bir örnek bu verdiğiniz biliyorum ama dalgalanmanın durduğu zaman olmayacak mı?

    Bir de suya taş attığımızda hangi çembersel dalga daha hızlıdır?dalgalar gittikçe/açıldıkça daha mı hızlanır?(evrenin hızla genişlediği için soruyorum)

    çok soru oldu ama siz bu örneği verince aklıma çok soru takıldı.ayrıca daha mantıklı bir yaklasım olmus sizinki.evrenin kapalı ve açık aynı sekilde dalgalar halinde ilerlediğini düşünebilmek, bunları ifade edebilmek kolay değil ama yorumunuzda güzel anlatmıssınız. Katılıyorum bende.

    Bir de suya atılan taş ne olabilir?

    Tanımlayamadığımız enerji olabilir mi?
    optimus 27 Eylül 2019
  • 0
    son soruya olabilir mi dediğim sey saçma oldu. enerji zaten bu şeyler den olusuyor.atılan şey ne olabilir acaba, yoksa oda aynı şeyin farklı bir şey' i mi.
    optimus 27 Eylül 2019
  • 0
    Merak etme Optimus, isik derken her radyo dalgalarindan gamma isinlarina kadar olan EMDleri kastettigini anliyorum.
    Neyse, atilan tas bir bilinmezlik.Kaldi ki BB oncesinde elimizde tas var,Belki de su , belki de o da yok.tas kuvvetleri, su enerjiyi , veya tam tersini temsil etse bile, mudahalenin dis bir etken oldugu ortada ( burada inancla ilgili bir ironide bulunmuyorum)
    Hiclikte kuark dalgalanmalari gibi bir durumu kivilcim verildigi dusunulurse de, , yine dis bir fizik kurallarinin oldugu kesin.
    gerci artik kuantum dolaniklik nedeniyle bazi fenomenlerin oldugunu biliyoruz.
    Dis etken arada bir imzasini gonderiyor.
    morgan 27 Eylül 2019
  • 0
    Öncelikle, Hoca sıfatı ne kadar hoşuma gitse de, teşekkür ederim ama layık değilim. Hele fiziğe uzun yıllarını ve emeğini vermiş gerçek fizikçilere saygı gereği, bu sıfatın kullanılmaması daha uygun olur bence....
    ---------------
    ..."buna/uzaya "sanal/kütlesiz ışık denizi" desek olamaz mı? " Elbette olur. Öz'de aynı kavramı işaret ediyorlar.
    Ancak o taş'ın ne olduğunu veya kimin attığını bilmiyorum.
    Dış bir müdahale mi? Olabilir. Aslında bu kadar tek düze, homojen ve özdeş, simetrik bir yapıda başka olasılık da yok gibi..
    Gene bir enerji olduğu kesin sadece...
  • 0
    Dalganın limitine gelince, bence de olmalı ama koşullar biraz farklı. Eğer Evren dışında, genişlemeyi baskılayacak kuvvet yok/düşük ise, birim başına düşen enerji, bu yoğunluğa düşene kadar genişleme sürecek demektir.
    Ama bunun kütle üzerindeki etkisi farklı olmalı. Çünkü varsayımıma göre, kütle oluşumu ancak titreşen enerji alanının, evrenin genişlemesi esnasında sahip olduğu hareket ile, genişleme ile zıt vektöre ve aynı doğrulara sahip (dalgasal) Zaman ile etkileşince var olabiliyor.
    Yani evren genişleme yönündeki 3d vektörün tam tersi olarak, daralan-odaklanan bir enerji yoğunlaşması var Zaman için.

    Bu da kütle oluşumunda, temel enerji paketçiklerinin üzerindeki kuvvetleri sabit tutuyor.
    bir bakıma parçacık çarpıştırıcılarında ortaya çıkan, doğal halde bulunmayan büyük parçacıklar gibi... Hızları düşünce bozunuyorlar. Çünkü varlıklarını yüksek hızlarda iken Zaman (dalgaları) ile yaptıkları etkileşimlere borçlular. Hız düşünce, etkileşim kuvvetleri değişiyor ve parçacık dağılıyor.

    Aynı şey evrenimiz için geçerliyse, kütle, uzay-zaman dokusunun ancak belli bir yoğunluk alanında sınırlı olarak var oluyor olabilir. Bu da evreni kapalı olarak algılamamıza da sebep oluyor olabilir. Çünkü (kütle olarak) var oluş sınırlarımız var demektir.
  • 0
    evet morgan atılan taş bu konunun bir tık üstü.taşı atan ise zirvesi.orayı hayal bile edeceğimi veya kimsenin hayal edeceğini hiç sanmıyorum.

    Burtay hocam yazdıklarınızı tekrar okuyunca baska sorular da geldi aklıma.onları da elinizden geldiği kadar açıklarsanız sevinirim.

    Şimdi gittiğimiz bu yol doğruysa ki buyuk ihtimal doğru olduğunu düşünüyorum.o zaman boşlukta bir enerji var demektir.hem de çok muazzam.eistenin atomu parçalamasından çok daha büyük.bu enerjiyi ortaya çıkarmak demek uzayın büyük bir gürültü ve ışıkla yine yırtılması demek olmaz mı?

    Bunu nerden çıkardım işte yukarda yazmışsınız parçacıklar birbirine yaklastıkça titresimleri artar, çok çok daha yaklasırlarsa duruyormuş, titresimsiz gibi gözükürler vs. yanlıs anlamadıysam yani.

    şayet boşluğun böyle bir enerjisi varsa bu enerjiyi ortaya çıkarmak için einsteinin yolu izlenebilir mi?

    O'nun yaptığı bir anlamda tere yağından kılı çıkarmaya çalısmak demekse bu iş ise(uzayı olusturan belki kütlesiz parçacıkları ayırmak)pamuk içinden telörgüyü çıkarmaya benzer.bunları ayırırsak uzayın yırtılacağını düşünüyorum.bunu nasıl yapabiliriz?

    Tabi evrenin hayrına olacak bişey değil ama mümkün mü?

    Sonra birde sudaki dalgalardan bahsettik. Gene aklıma baska soru geldi. O da şu:

    Su da ki dalga tek şekilde oluşmuyor.Birbini takip eden dalgalar şeklinde ilerliyor.Yani demek istediğim sudaki her dalga bir başka evren olabilir mi. Köpük evrenler misali...

    ardı ardına dizilmiş genişleyen bir sürü evren.bizim ki ise en içteki en son dalga bence.

    Yazarken birkaç seyi de unuttum ama biri de şu:

    şayet boşluğun enerjisini açığa çıkarabilirsek, yararsak diğer dalga/evren ile arada bir köprü oluşturabilir miyiz?veya otomatik oluşmaz mı?

    Bunu başarabilirimiyiz?uzayı yırtabilir miyiz?yırtılırsa atomun parçalamasından çok daha buyuk enerji açığa çıkar mı?

    İki dalga arasında ki enerji alanını geçebilir miyiz? Evren böyleyse sayet.

    Tabi geçtikten sora diğer dalga boyunuda yarmamız gerekecek. Bu yanı başımızda ki evrende de delik açmak demek olur.böyle birsey çok mu fantastik?
    optimus 27 Eylül 2019
  • 0
    Sudaki dalga örneği çok güzel oldu şekillendirmek açısından. Dalgalar genişliyor ama birbirine değmiyor sudaki gibi.
    optimus 27 Eylül 2019
  • 0
    şayet böyleyse diğer unuttuğum soruda evrenimiz "mobiüs şeridi" gibi düz olabilir mi?dalgalanması uzay dokusunun.
    optimus 27 Eylül 2019
  • 0
    Mobius şeridinden ziyade, bir torus daha uygun geliyor bana...
    https://youtu.be/1YGhog1g1nE
    Eğer toruslar üzerine olan çeşitli enerji akış simülasyonlarına bakarsak, mobius şeridinin işlevine yakın bir işlev gerçekleşiyor. https://i.pinimg.com/originals/07/2b/e5/072be532df84f3364a010eca56ad4ccf.gif
    https://i.pinimg.com/originals/1b/1b/47/1b1b47cfe35100043792080c84be9af3.gif
    http://cosmometry.net/the-torus---dynamic-flow-process
    https://www.youtube.com/watch?v=gwhtxIbb9h4

    Neden torus? diye sorgularsak... En başta bir merkezden başlayan 3 boyutlu bir genişleme küresel olmalı.
    Ancak Büyük Genişleme (Big Inflation) gibi bir süreç yaşanmış ve evren çok hızlı bir genişleme yapmış. Bunun anlamı bir anda çok yüksek miktarda enerjinin açığa çıkmış olmasıdır.
    Eğer mikrodalgada ısıtılmış su moleküllerine benzetirsek bunu, ilk kırılma anından sonra hızlı yayılan merkezi kırılma bölgesi olarak düşünebiliriz.

    (Aslında ilk kırılma anından kısa bir süre sonra açığa çıkan enerji, çünkü kırılma her planck boyutu ilerleyişinde geometrik olarak üslerle ifade edilecek şekilde genişlemiş olmalı. Varsayımım da enerji paketçikleri küresel ise bu (1nci aşamada "12" şeklinde olmalı. Çünkü bir küreye aynı anda en fazla 12 özdeş küre temas edebiliyor.
    İkinci aşamadan sonra, bu temas ile simetrisi kırılan her bir küre 7 tane kendisi gibi hareketlenmiş paketçik ile hareket ederken 5 yeni paketçiğin de simetrisini kırıyor yani ikinci aşamadan sonra "12 x 5^n" şeklinde olduğunu düşünüyorum.
    Bu sonuca bir küreye temas eden kaç özdeş küre olabilir sorusu ile başladım. İlk merkezdeki küre hareket edince, ikinci sırada etkilenecek küre sayısına bakınca da devamı geldi. Varsayımda geometriden kaynaklı hatam varsa bile ana fikir değişmiyor. Kırılma ile çok kısa zamanda, muazzam bir enerji potansiyeli açığa çıkıyor.)

    Böyle bir ani enerji artışında ise enerjinin doldurduğu alan (hacim) ile genişleme yüzey alanı arasında uyumsuzluk çıkıyor. Yani simetrinin her yerde aynı şekilde kırılabilmesi için, yayılma-genişleme yüzey alanı yapısı bu enerjiyi düzenleyecek bir şekle dönüşmeli. Torus da bunun için çok uygun bir geometrik şekil.
    Doğa da benzer durumlara ait örnekler de var.
    Belli bir dar alandan yüksek basınç ile yollanan akışkanların (sigara dumanından, yunusların çıkarttıkları hava kabarcıklarına, bir akışkan içinde bölgesel kuvvet uygulanınca hareketlenen bölgedeki akışkanın almış oldukları şekillere kadar) doğal olarak gerçekleşen bir yapı...
  • 0
    evt burtay hocam. bu şekli hatırlamadım mobius dedim.mobius patlama ile olusacak bi şekil gibi gelmedi açıkcası yazarken ama dedim gibi o şekli unutmusum. hiç aklımada gelmedi açıkcası.yani mobius 3 boyutlu enerjiler için zaten anlamsız.kütlesiz seyler için belki.

    bu torus şeklinin kesitleri nette okuduğum eğer,küre,ve düz evren tanımlarınıda karsılıyor.
    optimus 27 Eylül 2019
  • 0
    "Bunu nerden çıkardım işte yukarda yazmışsınız parçacıklar birbirine yaklaştıkça titreşimleri artar, çok çok daha yaklaşırlarsa duruyormuş, titreşimsiz gibi gözükürler vs. yanlış anlamadıysam yani.

    Şayet boşluğun böyle bir enerjisi varsa bu enerjiyi ortaya çıkarmak için Einstein’ın yolu izlenebilir mi?" kısmı için biraz ara verdim.

    Boşluk enerjisi veya vakum enerjisi deyi bir şey duymuşsunuzdur. Hatta bilim kurgu dizilerinde, Sıfır Modülü olarak ta geçiyor.
    Bunu şuna benzetiyorum. Marinana çukurunda açılmış bir boş alan.(Suyun olmadığı). Suyun buraya akmak için muazzam bir basınç kuvveti olacaktır. Eğer siz bu boşluğu sürekli hale getirebilirseniz, bu akıştan (potansiyel farkından) sürekli enerji elde edebilirsiniz. Bir jeneratör misali türbin sürekli üretim yapabilir.

    Ama yapılabilir mi? Belki Planck düzeylerinde mümkün ama daha büyük boyutlarda çok zor. Bu yapıyı açık bırakmak için sürekle destekleyici enerji harcamak gerekecek.
    Bence bu durumda, marinana çukurunda çay kaşığını çevirerek bir girdap boşluğunu elle oluşturmak daha kolay olurdu...:-)

    Buradaki enerji açığa çıkartılabilinir mi? (atom parçalanması gibi); Hayır... Atom parçalanması esnasında esasen açığa çıkan enerjinin çoğu, temel parçacıkları bir arada tutan bağların açılmasından çıkıyor. Kaybolan kütlenin çoğu da bu bağlardan kaynaklanan kütle. Ama elektronlar ve protonların kaybı yok . en fazla proton ve nötron sayısı farklı, farklı elementlere dönüşüyorlar.

    Bunlar daha az sayıda parçacık içerdiğinden, daha kararlı olabiliyorlar. Çok parçacık daha fazla birleşim olasılığı içerdiği için, daha kırılgan gibi... (10 legodan oluşan bir sistemin mi yoksa 1000 legodan oluşan sistemin mi bütünlüğünü etki altında korumak daha kolaydır?)

    Belki karanlık enerji denilen şey, bu tespit edilemeyen bölümdür.

    Peki evrende sıfır noktası alanları var mı? Bence var. Karadeliklerin merkezleri, olay ufkundan sonraki kısımlar doğal sıfır noktaları olmalı.
    Şöyle düşünün, su moleküllerini çok ısıtırsanız, buhar haline geçerler. Su molekülleri sahip oldukları kinetik enerji ile içinde bulundukları sistemde oraya, buraya çarparlar. Toplam kinetik enerjileri de zaten buhar gücü olarak kullanılıyor bu şekilde.
    Peki bu molekülleri , zorla çok dar bir huniden geçirirseniz, moleküllerin hareketleri kısıtlanır ve uzayda işgal ettikleri hacim azalır. Bu sürekli olursa, su moleküllerinin durgunlaşıp, yoğunlaştıkları ve toplandıkları bölge, düşük basınç alanı olur. Diğer taraftaki buhardaki moleküller ha bire bazı molekülleri buraya doğru iter.(Mesela iki aynı vektörlü molekülün toplam kuvvetinin, bir tane molekülü itmesi gibi...)

    Bu bir varsayım benimki ama akışkan dinamiğine uygun. ( 2-3 yıl evvel Birleşmiş Milletlerin bir yan kuruluşu, Afrika da, kulübelerde doğal soğutma yapmak için bu dinamiği kullanmıştı :-) Ev duvarından ağzı içeriye olacak şeklinde yerleştirilen, dibi kesilmiş pet şişelerle, evlerin ısısı dışarıya göre 7-8 derece düşürülüyordu.)
    Fizik kuralları, ister devasa yapılar olsun, ister ise basit fark etmiyor, aynılar...
  • 0
    "Şayet boşluğun enerjisini açığa çıkarabilirsek, yararsak diğer dalga/evren ile arada bir köprü oluşturabilir miyiz?veya otomatik oluşmaz mı?"

    Yani; bir bakıma evren içi veya varsayımsal olarak evrenler arası "Solucan Deliği"...

    Teori de, Evet olabilir...Pratikte, imkansıza yakın.

    Solucan delikleri bir bakıma kara deliklerin yanal yüzey alanları ile aynı zar (2 boyutlu alan) olmak zorunda,
    Bunun diğer anlamı ise marinana çukurunda, iki ucu açık bir silindirin içini boş (uzaysız) tutmak demek.

    Suyun içeri girmemesi veya silindirin ezilmemesi iççin gerekli kuvvet ne kadar olabilir? (Bir pompa ile içindeki suyu, giren sudan daha hızlı boşaltmak için...)
    Bence solucan delikleri de benzer yapıda olmalı ister evren içi olsun, ister evrenler arası (eğer varsalar).
    Bu yüzden ancak Planck boyutlarında mikro solucan delikleri (oda geçici ve açık tutmak için çok az enerji gerektiğinden) mümkün geliyor. (Marinana çukurunda çay kaşığı ile bir insan geçecek kadar bir boşluk açma ile bir atomun geçeceği kadar boşluk açma farkı gibi...)

    Bir tek şu olabilir. Eğer uzay da (durgun su da) başka evrenler var ise, bunların genişleme dalgalarının kesiştiği yerlerde böyle ama tek yönlü köprüler olabilir. Tek yönlü çünkü, her iki evrenin aynı enerji miktarına ve yoğunluğuna sahip ve aynı genişleme aşamasında olma ihtimali düşük.
    Birinden biri , daha az enerji yoğunluğuna sahipse, yoğundan aza akış olmalı.
    Gerçi kara delikler için böyle bir varsayım üretildi ama, bu durumda bazı galaksi merkezi kara deliklerin milyarlık yaşlarına bakılırsa, evrenin enerji içeriğinde düzenli bir düşme görülmesi gerekirdi.
    Ya da bizden daha yoğun bir evrenden açılan solucan deliği olsaydı, (Ak delikler) bu sefer sürekli enerji artışı ve üstelik gözlemlenebilir bir kaynak tespit etmemiz gerekirdi.
    Sonuçta, evren'in ilk 380 bin yılından sonra gerçekleşen olayları, uzayda gezinen fotonlar ile tespit edebiliyoruz. (Uydu teleskoplar vasıtasıyla)

    Ama bu tür bir "net-kesin" gözlem yok.
  • 0
    yorumlar için tesekkürler burtay hocam.
    optimus 28 Eylül 2019
  • 0
    Baska baslik acmadan , bir soru daha. Akiskan olmasi, evrenin ilk etapta , yani BBnin halihazir oldugu ortamda kompakt bir yapida oldugunu gosterir ki, bence de dogru.
    Ancak yapilan mudahalenin ( atilan tas ) , birlesik bir yapida yine ayni etkiyi gosterirdi ( su dolu kovada malum kutlecekimi var, bunu gozardi ettigimizde etki her yonde ayni olurdu)
    Sanirim asimetrinin olmasi icin iki etken olmali.
    Ornek olarak, bir kuvvetin dondurme, diogerinin tek bir noktaya odaklanmasi ( donerken ikinci etkiye maruz olan alanin asimetri yaratmasi)
    Veyahut ilk etkiden sonra, arada zaman olmasi sarti ile ikincinin olmasi.
    Tabii ki uc etki , asimetrinin olmasi icin daha etkili, ama minimum etkinin 2 olmasi daha dogru degil mi ?
    morgan 28 Eylül 2019
  • 0
    "Sonuçta, evren'in ilk 380 bin yılından sonra gerçekleşen olayları, uzayda gezinen fotonlar ile tespit edebiliyoruz. (Uydu teleskoplar vasıtasıyla)"
    Az kaldi Burtay Bey , kutlecekimi dalgalarinin tespitiyle sanirim yeni tespit teleskoplari, sistemleri kuruluyor.Evreni farkli bir asamda goruntuleyecegiz.
    morgan 28 Eylül 2019
  • 0
    Asimetri'nin kaynağını sorgularsak, sanırım bunu bize en iyi matematik açıklar.

    Kütle, tek bir enerji paketçiğinin daha fazlasının bir araya gelmesi ile oluşmuş olmalı, (Tek kalan enerji paketçikleri; ya karanlık enerji sebebi olan paketçikler ya da elektromanyetik dalgalarda foton olarak varlığını sürdürüyor olabilir bence...)

    Bir araya gelen paketçiklerin vektörleri ve titreşim fazları uyuştuğunda, artık ortak hareket eden bir sisteme dönüşmüş olabilirler (ilk kütleli parçacıklar).

    Ama başa dönelim, asimetrinin ortaya çıkışına...

    Durgun su moleküllerine dönersek, büyük patlamanın etkisi ile ilk nokta paketçik üzerindeki enerji, belirttiğiniz gibi eşdeğerli olarak yayılacaktır.
    Ancak kısa bir süre sonra, bazı paketçikler üzerinde daha yüksek gerilim birikirken, bazıları da oransal olarak çok daha az kuvvet altında kalacaktır.
    Her enerji paketçiğinin bir titreşime sahip olduğunu unutmamalıyız. iki paketçik bir araya geldiğinde bu titreşimler, yapıcı ya da yıkıcı girişim yapacaktır.
    Yapıcı girişimler daha geniş bir alanı işgal ederken, yıkıcı girişimlerin kapsayacağı titreşim alanı daha dar olacaktır.
    http://www1.lsbu.ac.uk/water/images/Brownianmotion.gif
    İlk kütleli parçacıkların oluşması ile bazı titreşim alanları ortaya çıkan boş alanlar, bu diğerleri için daha fazla alan sağlamış olacaktır. Böylece ister istemez paketçiklerin ve paketçik gruplarının izledikleri yollar düzensizleşecek ve simetri kırılacaktır.
  • 0
    Nicin? “Ancak kısa bir süre sonra, bazı paketçikler üzerinde daha yüksek gerilim birikirken, bazıları da oransal olarak çok daha az kuvvet altında kalacaktır. ”
    morgan 29 Eylül 2019
  • 0
    Düşünce deneyi: Delikleri ve sürtünmesi olmayan bir bilardo masasının tam ortasına, masasının alanını dolduracak kadar bilardo topu koyun,tam ortaya güçlü bir kuvvet uygularken, aynı anda her salise masayı bir bilardo topu boyutu kadar genişletmeye başlayın.

    Topların hareketi nasıl olur?

    (Masa genişlerken, her top bir diğeri ile çarpışınca, vektör açılarına göre farklı hareketlere başlayacak, Bazen zıt yönlüler çarpışacak, bazen aynı vektördekiler üst üste, bazılarında ise toplar yanyana değil bir diğerinin üstüne zıplayıp üst üste olacak... Vs. vs. )
  • 0
    Yanlis anlamayin, kacirdigim noktayi ariyorum.
    Eger so molekulleri gibi ortamsa baska, bilardo topu ise baska sonuclar olur tabii ki.
    Ancak enerji butununde arada bir bosluk olamaz ki
    morgan 29 Eylül 2019
  • +1
    Bilrdo topları, kuvvet aktarımı ve dağılımını vektör olarak kafada canlandırmak için uygun bir örnek ...
    Ama sorgunuzda haklısınız. "Su" örneği gibi, bir akışkan söz konusu olunca bu boşlukları sorgulamak zorlaşıyor.
    Diğer yandan, paketçiklerin titreşimlerinin girişimleri bu konuda anahtar bence... Girişim yapan dalgalarda, fazlarına göre titreşim genliği artarkan, frekansı ve hatta dalga boyu korunabiliyor.
    Yani aynı frekans ve alandaki dalga aralığı üzerinde daha çok enerji toplanmış oluyor.

    Sabit bir evrende bu tür boşluklar olmazdı, büyük ihtimalle....
    Ama "genişleyen bir evrende?"

    Evrenin genişlemesine rağmen, sahip olduğu toplam enerji miktarı artmıyor diye düşünülüyor.
    Bildiğimiz kütle, tüm evrenin enerji içeriğinin en fazla binde 16 'sı olarak tahmin ediliyor.

    Bu bilgileri göz önüne alırsak,
    Bu, kütlenin oluşumu (enerjinin yoğunlaşması) ile diğerlerinin dengesizleşmesi için yeterince boşluk açılmış olabilir. (? - Emin değilim...)
    Ama ilk karadeliklerin, ortamdaki basıncı azaltarak yeterince hareket titreşim alanı açtığına eminim.
    Her enerji paketçiğinin kapladığı alan (veya hacim) titreşim yaptığı alanla ilgili... Eğer titreşim yapabileceği alan genişlerse, frekansı değişecektir ve titreşim alanı artacaktır ama bu nokta tamamen varsayımsal benim için.

    Burada esas soru, evrensel genişleme ile artan alandaki enerji miktarı sabit kaldığına göre, nasıl enerji yoğunluğunu sabit koruduğu (evrenin ortalama sıcaklığının 2.7 Kelvindi sanırım) nasıl korunduğu?
    Bunun net bir cevabı yok.
    Bana göre, Zaman dalgalarının iç bükey yapısı nedeniyle, birim alana (1 Planck kare sanırım) belli bir kuvvet (1 Planck Ağırlığı 21 mikrogram kadar) uyguladığı bir kuşak bölge aralığında kütle oluşumu söz konusu olabiliyor.
    Bu varsaymım nedeni, çapı genişleyen bir çemberde, genişleme ile aynı oranda hareket eden bir noktanın, çember yaylarına karşı olan açısının sabit kalması.
    Yani, Evren kıyısından içeri salınan - yansıyan dalgalar (Zaman), çember çapında genişleme ne kadar olursa olsun, belli bölgelere taşıyacağı enerji miktarı, birim alan karşılığı sabit kalacaktır.

    Sabit olarak saptadığımız enerjinin sebebi bu olabilir.

    Şu an için, kesin bir önerim veya net bir varsayımım yok bu konuda. Çünkü bilimciler konularla ilgili daha net bilgiler, gözlemler ürettikçe varsayımı geliştirebiliyorum.
    (Eğer gözlem-deney sonucu buysa ve gerçek olduğuna göre, varsayımla bağlantı nasıl olabilir? şeklinde...
  • 0
    Ilk olarak, eger ki asimetriyi gozonune alinca, kutlenin olusumundan once, enerji topaginda bir asimetri olmali.Gerisi corap sokugu.Bu nedenle aralarinda guc farki olan iki etki anda, veyahut bir etkinin yarattigi ve sonumlenmeden , zaman farkiyla diger etkinin vuku bulmasii.Cayi karistirip, sivii donerken pat diye sekeri atmak gibi.
    Digeri de zaten enerji yogunlugunun degismemesi sorunu, ki evrenin bir nevi enerji girisine acik bir sisteme sokmasi.Bu anlamda termodinamige uyamayacagi kanaatindeyim.
    morgan 29 Eylül 2019
  • 0
    Bu arada yanlis anlasilmasin.Bilim acisindan, fikirlerim degisir.
    morgan 29 Eylül 2019
  • 0
    Enerji topağı değil, "denizi" olarak ele almanız daha faydalı olacaktır bence.
    Asimetri zaten büyük patlama ile sahip olunun olağan enerji yoğunluğundan daha fazla enerjinin bir noktadan aktarılması ile başlıyor.
    Ardından büyük şişme- enflasyon'a neden olan kuvvet, mevcut paketçiklerin arasından çıkıp, ekleniyor.
    Sizin yaklaşımınızdan, enerji paketçiklerini katı, net alanlar gibi algıladığınızı algılıyorum. Bu konu da temeli olan bir fikrim yok ama bir alan olarak ele alınmaları daha uygun olur bence...

    Enerji yoğunluğunun değişmemesi tamamen ayrı bir sorun. Gözlemlenebilir bir kuşakta (14.7 milyar ışık yılı bir çapta) aldığımız verilere göre bunu saptıyoruz. (Bu kuşağın dışında kütle varlığını sürdüremiyor olabilir.(?))

    Sisteme dışarıdan enerji eklenmesi bence de mümkün değil.
    Gerekte yok aslında... Sadece büyük patlama etkisinin yayılması esnasında geriye yansıyan dalgaların, aynı koordinatlar da aynı miktarda yoğunluğa sahip olması ile mümkün olduğunu düşünüyorum.
    Eğer sisteme dışarıdan enerji girişi olsa, evrenin merkeze yakın bölgelerinin, dış yönlere göre daha soğuk olarak tespit edilmesi gerekirdi.
  • 0
    "Bilim acisindan, fikirlerim degisir." konusunu anlamadım.
  • 0
    Yani bugun bir yanlisimi, eksigimi farkedersem, bakis acim degisir anlaminda.
    Diger yonden , evrenin merkezi derken? Oldugunu farzetsek bile, girisin Anca bir tunellemeyle olmasi mumkun.
    Yine de asimetri nasil oldu , sorun yine duruyor.
    morgan 29 Eylül 2019
  • +1
    Evrenin merkezi derken, tabii bize göre, kendimizi merkeze alarak görebildiğimiz ufku kast ediyor...:-) Sağlıklı değil ama en geniş perspektif bu noktada bizim için... :-)
    Ancak esasen evrenin ilk başlangıç koordinatlarının artık evrenin sınırları dışında kaldığını, sanal (z) bir koordinatdan söz edebiliriz.

    Asimetri konusundaki sorgunuzu tam anlayamadığımı düşünüyorum. Çünkü bir asimetri problemini, sizin gördüğünüz şekilde göremiyorum sanırım. (?)

    Simetrik, düzenli bir yapı, bir kuvvet ile bozuluyor. Bu asimetri başlangıcı için yeterli bence.

    Diğer yandan belki size ilham verebilecek bir ekleme yapayım. Enerji paketçiklerini tek tek değil. İkişerli çiftler olarak ve üstelik minimum bir titreşim altındayken tekillik, titreşimsizlik, durgunluk içinde düşünebilirsiniz.
    https://yenievrenebirbakis.blogspot.com/2018/06/yenilenmis-bir-evrene-baks.html adresindeki animasyonlara bakabilirsiniz.
    Bu yaklaşımın nedeni, evrenin başlangıcında eşit miktarda olması gereken madde-anti madde miktarının neden eşit olmadığı sorusuna cevap araken çıktı.
    (Özellikle sondaki "ek not" kısmı yeterli; https://evreneyenibirbakis.blogspot.com/2017/04/anti-madde-nerede.html )

    Eğer bu çiftlerin bir kısmı ayrılıp, faz olarak uyumlu olanlar tekrar bir araya geldiğinde, gene asimetri için bir çok fırsat oluşur bence...


  • +1
    Bu arada varsayımın 4,5 yıllık bir geçmişi var.
    Tek bir temel varsayım üzerinden bir çok konuda (Özel görelilik ve etkilerinden -zaman genleşmesi-boyut daralması, kütle oluşumuna, karanlık enerji ve madde konularından, ivme, momentum, eylemsizlik, anti madde gibi) öneri üretebiliyor. Bu yüzden eksik ve yanlışlarının zaman içinde kapanacağını umuyorum.

    Henüz emekleme safhasında olduğu kesin. Başka beyinlerle, diğerleri gibi evrilecektir bence...
    (Kendi sınırlarıma geldiğimi düşünüyorum. Bilgilerim eskiyor ve güncelleri eskisi kadar düzenli takip edemiyorum.)
  • 0
    Bilmez miyim? Necmi Bey ile hos tartismalarinizi hep takip ederdim.
    Seviye guzeldi o donemde.Simdi sokak agiziyla yorumlar yapiliyor.Uzucu gercekten.O nedenle size sorarken “ acaba tepkisi ne olur” gibi cekincelerim olmadan, yalin sekilde yazabiliyorum.
    morgan 30 Eylül 2019
  • +1
    Çekincelerinizin olmamasına sevindim...
    Eğer bir de öne sürdüğüm sebep-sonuç ve gerekçe açıklamalarım, siz'e (ve sizin gibi ilgilenen arkadaşlara) ilham veriyorsa, çok daha fazla sevinirim...
    (Yaklaşımımın tümüyle doğru olmasına fazla ihtimal vermiyorum ama doğru yola yaklaşan bir patika olmasını gönülden diliyorum.)
  • 0
    aşağı inerken ben entropiye uğradım
    Selia lesculium 11 Ekim 2019
Yorum yazabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.
İSTATİSTİKLER

4.645 soru

27.475 cevap

30.165 kullanıcı

Giriş Yap