• 0

    1 milyar veya daha fazla santigrat derecede bir sıcaklığımız olsun bu sıcaklıkta neler gerçekleşir madde ve enerjideki durumlar nelerdir fizik yasalarına ne olur?

    Rick Sanchez 12 Nisan 2019
  • 0
    OMG parcacigi ki sonucta bir proton, 51j luk bir enerjiye sahipti.bunun sicaklik karsiligi 51 trilyon trilyon derece.Buna ek olarak , bunun bir limit oldugunu sanmiyorum.Bir parcaciga verilecek ust limit ( mutlak soguklugun tersi) oldugunu sanmiyorum.
    morgan 12 Nisan 2019
  • 0
    0 Kelvin i tercih ederim
    Fiziğin başladığı yer )))
    Faruk Arslan 13 Nisan 2019
  • 0
    Peki 0 kelvinin altında neler gerçekleşiyor maddeye ne oluyor?
    Rick Sanchez 13 Nisan 2019
  • 0
    Moleküler ve entropi düzeyinde yavaşlama olduğunu biliyorum.
    Kemal Göçmen 13 Nisan 2019
  • 0
    Altı yok.
    Bildiğimiz herşey için 0 (Sıfır) entropi.
    Altında olabilecekler yer çekimine karşı koyma, soğrulan atomlarının karanlık enerji gibi davranmaları şeklinde şeyler.

    0 Kelvin, –273,15 °Celsius, -459,67 °Fahrenhayt, bir maddenin sahip olabileceği veya maddeye kazandırabileceğimiz en düşük sıcaklıktır. Maddeyi oluşturan atomların en hareketsiz halidir. Yani mutlak sıfır noktasında madde tamamen hareketsiz hale gelir (sıfır entropi).

    Düşündüğünüzde aslında sıcaklık, bir maddenin (katı, sıvı, gaz ya da her ne ise) içerisindeki atomların ne kadar hareket halinde olduğudur. Öyleyse, sisteme daha fazla enerji verdikçe atomlar daha çok hareket halinde olur, böylelikle daha da düzensizleşirler ve sonuç Artık elinizde (daha) yüksek entropi var.

    Bir madde soğutulduğunda atomlarının hareketi yavaşlar. Gazda hızları düşer; katıda titreşimleri azalır. Sıcaklık ne kadar düşerse, atomların ha­reketi de o kadar yavaşlar. -273.15te ise hareket sıfırlanır.

    Evren’de saptanan en soğuk bölge, Bumerang nebulasında mutlak sıfırın yalnızca bir derece üstünde olan karanlık bir gaz bulutudur. Bu nebulanın dışında, bütün uzayda ortam sıcaklığı görece ılık; 2,7 kelvindir.
    Faruk Arslan 13 Nisan 2019
  • 0
    O zaman fark ne? :-)

    Bir atom yığını maddeyi sürekli soğuttuğunuzda, atom hareketleri yavaşlıyor.
    Tamam...

    Peki sürekli ısıttığınızda? Eğer kapalı bir sistem ise, (sonuçta evrendeki tek kapalı sistem evrenin kendisi), parçacıkların hepsi o kadar yüksek hareketliliğe sahip oluyor ki, atomlar bile parçalanıyor.
    Ama ısı vermeye devam ettiğiniz bir noktada, artık parçacıkların titreşimleri-hareketleri diğer parçacıkların hareket istekleri ile engellenir-sınırlanır olacak. Yani hiç bir parçacık hareket edemeyecek.

    Yerel kapalı sistemlerde (insan eli ile yapılan kapalı sistemlerde) bu gözlemleniyor. Böylece süper ısıtılmış olma ile süper soğutulmuş olma arasında fark kalmıyor...
  • 0
    Super isitilma icin bir deger var mi Burtay Bey? Sifir kelvinin tersi gibi .
    morgan 13 Nisan 2019
  • +1
    Arada ince bir cizgi var.

    Sıcaklığın çok yükseltilmesinin pek bir anlamı yok.

    Ama..

    Mutlak sıcaklığa yakın bir ortamda bunu denediginizde fiziği tekrar yazmaya muktedir olabilirsiniz.

    Başa dönecek olursak, konuyu açan arkadaşın belirttiği "1 milyar veya daha fazla santigrat derecede bir sıcaklığın" elde edileceği ortamın sıcaklığı, elde edilecek sıcaklıktan daha önemli. Burası en önemli olan kısım. Suan bulunduğun ortamda sıcaklık ortalama 290-300Kelvin. Bunu 0 Kelvin de yapmak ile 300 Kelvinde yapmak 2 farklı gözlem sonucu doğurur.

    Yıldız oluşumlarına bakarsanız yoğunlaşan gaz ve toz bulutlarının kendilerine gelen ışınları geri bırakmayarak 30 Kelvin(-243 C) sıcaklığa ulaşarak yıldız oluşumuna başladıkları görülür. Bir süre sonra merkezi binlerce Kelvin sıcaklığa erişir. Bu senaryoyu 300 Kelvin sıcaklıkta uygulayamazsınız. Buna imkan yok aradaki fark bu.
    Faruk Arslan 13 Nisan 2019
  • 0
    Süper ısıtma için üst sınır var mı bilmiyorum.

    " Yıldız oluşumlarına bakarsanız yoğunlaşan gaz ve toz bulutlarının kendilerine gelen ışınları geri bırakmayarak 30 Kelvin(-243 C) sıcaklığa ulaşarak yıldız oluşumuna başladıkları görülür. Bir süre sonra merkezi binlerce Kelvin sıcaklığa erişir. Bu senaryoyu 300 Kelvin sıcaklıkta uygulayamazsınız. Buna imkan yok aradaki fark bu."

    Bu bilgiden yola çıkarak, yıldız oluşumu için, bir araya gelen parçacıkların birbirlerini itemeyecek /aralarında fazla boşluk bırakamayacak kadar düşük titreşime sahip olması gerektiğini anlıyorum.

    O zaman, boş-hiçlik olarak adlandırdığımız uzay boşluğu, şayet bir süper akışkan özelliğinde olsaydı, titreşimi düşen parçacıkların arasındaki mesafe daraldığı için, aralarındaki akışkan hızı artarken, basınç düşerdi.
    Uzay boşluğunun basıncı da bu parçacıkları bir araya gelmeye zorlardı.

    Oysa 300 kelvinde sahip oldukları titreşim düzeyi, bu yakınlaşmaya imkan vemiyor demektir.

    Çok güzel bir tezatlık. Bilgi için teşekkür ederim.
  • +1
    optimus 13 Nisan 2019
  • 0
    Konuyu çok dağıtmak istemiyorum ama sizlere bir soru:

    Gezegenler, yıldızlar, sistemler hatta karadelikler oluşum için gaz ve tozu (toz belli gazların kristal hali veya göktaşı gibi objeler) kullanıyorlarsa, misal dünya veya güneş bunlardan meydana geldiyse hatta ışıgın kaynağı bile bu bunlarken, uzayın boşluktan veya hiçlikten ibaret olduğunu nasıl düşünebiliyoruz? Burtay da bunu dillendirince sorma gereği hissettim.
    Faruk Arslan 13 Nisan 2019
  • 0
    Eeeeı... Aslında uzayın boşluk ya da hiçlik olduğunu düşünmüyorum. Sadece bizim tespitlerimize göre , alışkanlık gereği, öyle tanımlanıyor.

    Bence,
    Evrendeki arka plan ışımasını düşünürsek, evrenin bir enerji yoğunluğu var. Kütleye oranla çok düşük olsa da, bu enerji yoğunluğu evreni genişlemeye de zorluyor.
    Hatta daha ileri giderek, evren dokusunun bir süper akışkan niteliğinde de olduğunu düşünüyorum. Yayılan tüm elektromanyetik ve kütleçekim dalgalarının da momentum enerjilerini düşünürsek, aslında evren enerji olarak oldukça dolu.

    Ancak kütleli madde açısından neredeyse boş sayılabilir.
  • +1
    Faruk ne sordun anlamadım?uzayın derken malum karanlığı mı bahsediyorsun?uzay dokusu denen o bosluğu.

    O ise,onun hiçlik veya bosluk olduğunu kimse söylemiyorki.Sende biliyorsundur kara enerji ve kara madde diyende var.

    Uzay dokusundan önce ne vardı diyorsanda ısığın en saf halidir bence.bazıları buna sicim der ama bence sanal kütleli bir saf ısık yoğunluğu olabilir.burtayın dediği gibi bişey az çok.tabi deney ve gözlem olmadan kesin konusulmuyor.teorik.

    Zaten bos, hiçlik olduğunu söyleyen bir bilim adamı bilmiyorum.
    optimus 13 Nisan 2019
  • 0
    Optimus başkan tekrar okursan neye istinaden sorduğumu görebilirsin.

    Burtay üstat
    "Aslında uzayın boşluk ya da hiçlik olduğunu düşünmüyorum."
    Bu yorumun değerli benim için. Fakat "evrenin bir enerji yoğunluğu var" dediğinde de bu noktada bir soru daha sormam gerekir sana:
    Hidrojenin, yavaş yavaş helyum, karbon, azot, oksijen, demir gibi daha ağır elementlere dönüştüğü ve içinde termonükleer reaksiyonların meydana geldiği, yani periyodik cetveldeki elementlerin, bileşik ve iyonların meydana geldiği yıldız veya karadeliklerin oluştuğu ortama sebep olan şey, sadece, Optimusun bir sonraki postta bahsettiği "sanal kütleli bir saf ısık yoğunluğu" mudur?
    Faruk Arslan 13 Nisan 2019
  • +1
    Yani başka ne olabilirki? Madde bile o saf ışığın bir türevi. Baska birşey değil bence.ha bu deneysel olarak ıspatlayamam belki newton gibi,renk çarkı gibi.ama malum beyaz ışığı tayflara ayırdığı gibi fakat düşününce bundan pekte farkı yok.nasıl olduğunu ise bilmiyorum.belkide gerçek çok daha farklıdır ama yine de bence bu olasılık gerçeğe çok yakın gibi duruyor.Burda benim aslında tek dayanak noktam yaratıcının alemleri nur'un dan yaratmıs olmus olması.biçok islam kaynağında, hadislerde bu geçmektedir.Nuruna nazar ettiğinden ve bu ışığın eriyip halden hale girdiğinden bahseder.İşte en parlak kısmıyla cenneti vs. yarattığı daha katı ve aslında aynı şey ama latif olmayan kısmından cehennemi vs. yarattığından bahsedilir.Tabi buna marifetnamede de değinilmiş biraz da orda anlatılıyor fakat hadislerde de var.Sonra 70.000 bin perde den bahsedilirki bu algılayamadığımız kısımlara, titresimlere bölünmüş,örülmüş olmasıdır ışığın belki.tabi bilimsel değil ama bir fikir olusturması açısından anlatmaya çalıstım. Ufuk açıcı olur diye belki.
    optimus 13 Nisan 2019
  • 0
    Faruk Bey, hoşuma gitse bile haddimi biliyorum sanırım. Herhangi bir konuda uzman ya da üstat olmadığımı rahatça ifade edebilirim. Belki biraz daha meraklı, heyecanlı ama fizik konusunda emek verenlerin, çalışanların yanında bir amatörüm. Bu şekilde değerlendirebilirseniz çok sevinirim.

    Evrendeki her şey enerjiden oluştu, Alternatif bir olasılıkka yok. Saydığınız tüm parçacık ve elementlerde sadece, enerjinin kütleli türevleri... Aralarındaki ilişkiler ile daha büyük sistemler (atomlar, moleküller veya daha büyük atomlar) kurmaları bir sonuç. Sebep değil. O yüzden önemlide değiller bu soru açısından.

    Önemli olan enerjinin, doğal halinin nasıl olabileceği. Akışkanlığına ve termodinamikteki eğilimlerine bakıyırsa, çok küçük birimlerden oluşması gerekiyor. Ki hep böyle ele alınmış.

    Bu durumda evren oluşmadan önce, tekilleşmiş enerji ışık yaymazdı. Çünkü kuanta halinde tekil iken, titreşimi de yoktu.
    Ancak kırılma-ilk etki- büyük patlama ile sistem simetrisi kırılınca quanta hareketlendi ve ilk fotonlar olarak evrende yerlerini almış olmalılar.
    Bu durumda büyük patlama ile evrenin bir ışık seline boğulduğunu ve her yerin foton olduğunu düşünebiliriz. Optimus'un tanımı, farklı açılardan da olsa, aynı durumu anlatıyor. :-)

    Kütlenin oluşması ise farklı bir durum. Kütlesiz enerji alanından, kütlenin nasıl doğduğu önemli bir bilmece. Sanırım doğru olmasa bile, doğru cevabı bulacaklara ilham olabilecek bir varsayım geliştirdim. (Genel bakış açısı olarak doğru olduğunu düşünüyorum. Ama doğrulamak-yanlışlamak için ayrıntılarda uzman bilgisi gerekiyor. Beni aşıyor.)

    Geçenlerde linkini paylaştığım pdf dosyasında ilgili konu var.
  • +2
    Burtayın söyledikleri zaten hemen hemen hadislerle paralellik arzediyor ama tabi bunları matematiğe,denkleme,formüle dökemedikten sora boş.

    Formilize edebilecek yeterlilkte bir donanıma sahip insan lazım. Fakat böyle bir insan evrende çıkar mı bilmem :D

    Bunları bir insanın yapabileceğini sanmıyorum. Belki gelecekte yapay zekaya Formilize ettirirler. Bilmiyorum.belkide gerçekte ne olduğuna ulasamadan herkes ölür :Ddd

    En azından burda hayal ediyoruz : )))

    Lakin bilgi sahibi olmadan da fikir sahibi olunmuyor,hatta hayal bile edemiyoruz yeri geliyor.
    optimus 13 Nisan 2019
  • 0
    Yorumlariniz çok değerli bana göre. Istifade etmek isteyen katılıp yorumlayıp katkı sağlamak veya aksi düşünce belirtmek isteyeni tutmuyoruz. Ben de kaldırımda yürüyen bir adamım. Sadece ilgi duyduğum konular üzerine açılan başlıklar ve sizlerin yaklaşımları beni bu platforma çekiyor. (Bu arada https://www.fizikist.com/beyin-firtinasi/39075/ konuya ilişkin yorumlarını bekliyorum herkesten)

    Konuya dönersek
    Big bang teorisini varsayımlar üzerinden varsayımlar bunlar üzerinden tekrar varsayımlar üzerine tekrar varsayımlar şeklinde uzayıp gitmesi sebebi ile hiç benimseyemedim açıkçası. Ama karadelik ile ilgili bir diğer başlıkta yaptığınız yorumlardan kendime alabildiğim kadarıyla bu teorinin karadelikler üzerinden, ayrı ayrı galaksiler bazında, mümkün olmasının kuvvetle muhtemel olduğu kanaatine vardım. Tam bu noktada Optimusun değindiği boyutuyla Samanyolunun dıştan fotoğrafını betimleyen ayeti düşündüğümüzde göğün yarilmasinin gerçekleşmesine sebep olacak tek şeyin galaksimizin merkezindeki karadeligin olabileceği daha gerçek ve daha doğru geliyor.

    Big bang kuramı ile uzayın bilinmeyenlerine ters bakıyoruz. Icten dışamı, dıştan içemi tartışılan bu teoriyi bir kenara bırakıp, merkeze uzaydaki ortalama sıcaklığı, basınçsızlık yani sıfır basıncı, surtunmesiz ortamı ve boşluğunda yalnızca belli bir iki gazın bozulmadan gaz halinde kalabileceği gerçeğini koyup duru düşünmek daha mantıklı geliyor. Gel gelelim ışık denen şey belki herşeyin kaynağı dediğiniz gibi. Belki dedim ama şu kesin ki herşeyin kaynağı yani başlangıcı olsun yada olmasın şuan herşeyi dönüştüren şeyin ya kendisi. Nereye koyacağımı genelde bilemediğim değişken.
    Faruk Arslan 14 Nisan 2019
  • 0
    Frederik Pohl'un Hiçi (Hecche) serisinde (ülkemizde üçleme olarak çıktı ama toplamda 7 kitap) insanoğlu güneş sistemine yayılıyor. Madencilik için astroid kuşağına gittiklerinde, insandan binlerce yıl önce bu sistemin başka bir uygarlığa ev sahipliği yaptığını ve bunların bir gün aniden gittiklerini farkediyorlar. Geride bıraktıkları eşyalar üzerinden Altına hücum gibi, teknolojiye hücum dönemi başlıyor.
    Seri bu maceraperestlerden birinin etrafında geçiyor.
    Sonradan Hiçilerin bir karadelik içine olay ufkunun hemen üzerine yerleştiklerini buluyorlar. Çünkü hiçilerde kendilerinden daha eski ve gelişmiş bir uygarlık bulunca korkuya kapılıp, onlar gibi karadelikler içine saklanmışlar.

    Evrenimizde galaksi sayısı kadar belki daha fazla karadelik olduğuna kuvvetle inanıyorum. Çünkü Karadelikler maddenin tekrar özüne, doğal haline, tekilleşmiş özdeş durumuna geri dönüş araçları.
    Her galaksinin de kendi merkezinde, kütle çekim kuvvetlerini destekleyecek bir denge noktasına ihtiyaç duyuyor gibi. Yani karadelikler olmasa, galaksiler olmaz ya da hızla dağılırdı sanırım.

    Bildiğimiz tüm evrenin bile olay ufkunun üstündeki bölükde bir karadeliğin içi olma ihtimali var. Ama şimdilikbu konuda kanıt yok. Eğer bir gün başka bir yerlerde fizik kurallarının ve sabitlerinin farklı olduğunu tespit edersek, o zaman ele alınmalı.

    Big-Bang kuramı aslında bir tek şeyi gösteriyor. Evrenimizin bir zamanlar bir noktadan başladığını.
    Geri kalan varsayımlar, sahip olduğumuz fizik kanunları ile ulaşılan varsayımlar.

    Ancak kanımca, evrenin tüm içeriği henüz enerji iken, çok fazla fizik kanunu da olamaz. Örneğin radyoaktif bozunma yasaları geçersiz olmalı. Çünkü ortalıkta radyoaktif madde bile yok iken, bunun yasasları nalıl olsun?
    İlk kütleli parçacıklar ile kütle için temel yasalar ortaya çıkmış olmalı.
    Ama kütle oluşumu öncesi var olan ve enerji için geçerli temel kurallar, sonraki yasalara temel olmuş olmalı.
    Bu yüzden termodinamik yasalar ilk kurallardan türemiştir diye düşünüyorum.
    İkinci derece olanlarda, kütlesiz enerji alanının birleşip, yoğunlaşmasını ve kütle kazanmasını sağlayan yasalar olmalı.
    Yani etki-tepki mekanizması ve momentum kuralları... Bunlarla enerji alanları momentuma sahip olup, ardından biraz daha özel koşulların eklenmesiyle kütle oluşmuş olmalı...

    İşin metafizik açıklama kısmına bakarsak, aslında değişken sorunuzun cevabını tek cümle betimliyor, "O'ndan geldik, O'na döneceğiz."
  • 0
    Kütle çekimi konusuna gelince. Evrenin ilk kuvveti olduğu kesin. Çünkü o olmasa, o küçük ve hafif atomların bir araya gelmesi mümkün olmazdı. Yıldızların fırınında, daha üst elementler üretilemezdi.

    Ancak kütle çekim bence, akışkan mekaniği ile bağlantılı, İki kütleli maddenin birbirine parçacık atıp, graviton salvosuna tutmasından da çok daha basit ve sade.

    Akışkanlarda, daralan bölgelerde akışkan hızı artıyor basıncı düşüyor. Akışkanın genel basıncıda bu dar aralığa neden olan nesneleri birbirine itiyor.
    Aslında bence tam anlamıyla, Karanlık enerjinin tüm işlevlerini yerine getiriyor bu akışkan yapı.
  • 0
    soruyu tekrar okuyunca aslinda hem biraz dagilmisiz, hem de soruda onemli bir belirsizlik var.
    Soru elimizde asiri yuksek bir sicakliga sahip olmamizdan bahsetmis.Yani bunu biz mi urettik, uzay mi o dereceye kadar isindi, bunu belirtmemisiz.
    Parcacik anlaminda hala ayni kanidayim.Meselacok yuksek bir sicaklikta bir elektronun herhangibir degisime ugramasini beklemiyorum.
    Makro anlamda ise sanirim evren farkli bir yapida olabilirdi.parcaciklarin gelisiguzel dagildigi buyuk bir bosluk olabilirdi.Madde evreni farkli bir evren halinde olabilirdi.
    morgan 17 Nisan 2019
  • -1
    Bence elektron bile olsa, sistem kurmuş enerjiye (kütle), enerji eklenince (sıcaklık) bellir bir ödünç alma kapasitesinden sonra, sistemin dağılması gerekir.

    Çok yüksek sıcaklıklarda, önce atom altı temel parçacıkların titreşimleri güçleniyor olmalı. Bu güçlenen titreşimler, bağların gücünü aştığında, parçacıkların birbirinden ayrılması- uzaklaşması makul geliyor. Ardından daha da enerji verilirse ortama, elektron bile olsa bütünlüklerini koruyamayacaklarını ve ışıyarak bozunacaklarını düşünüyorum.

    Yani bir üst sınır olmalı. Belki yüksek basınçlı ortamda, bağlara ek destek geldiği için bozunmayabilirler. Ama uzay ortamında, bu üst sınır çok daha düşüktür bence.
  • -1
    Bir parcacigin tamamen isimasini dusunemiyorum.Gerci boyle buyuk bir isida, kisacasi enerji miktarinda da aslinda daha fazla maddenin olusmasi, veya genislemenin daha da hizli olmasi gerekirdi.Kimbilir fazla enerji kutlecekim gucunu arttirabilir, veya bir hic daha olusturabilirdi.
    morgan 18 Nisan 2019
  • 0
    Simdi sıcaklı kelvin cinsinde 273>12hp dersek uzayda b deyisiklige gider ancak hp=10 ₩aldığımizda cekirde notronlar bozon lasmasi sonucunda olusacka patlamalrdan dolayı entolpi dağılı uzay zamandaki örtü yıtılır yani patlama sonrasında ve oncesindeki anlara geri donup duru bence
    pikacu 22 Nisan 2019
  • 0
    Morgan uydurma yeter
    pikacu 22 Nisan 2019
  • -1
    Uydurmak mi? Beyin firtinasi nedir?
    morgan 22 Nisan 2019
  • -1
    Konu hakında bisi bilmeden atıyosun
    pikacu 24 Nisan 2019
  • +2
    Morgana katılıyorum.Pikacu beyin firtinasinda fikirler ortaya atiliyor ve hepsi 100de 100 doğru falan denmiyor bu kişiler düşünüp yorulup emek verip yaziyor bunlara uydurma dememelisin.
    Athena 01 Mayıs 2019
Yorum yazabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.
İSTATİSTİKLER

4.535 soru

26.641 cevap

29.891 kullanıcı

Giriş Yap