• 0

    Uzayda insan yaşamanı karşılayacak hayat koşullarına sahip gezegenler arıyoruz bunun aksine dünyanın dengesini bozan şeyleri oraya göndersek mesela kimyasal atıklar, plastikleri Titana göndersek

    esin celik 17 Kasım 2018
  • 0
    Her ne kadar titan patlamaya hazır bir metan dan ibaret olsa da sonuçta evren galaksiler sonsuz bunu yapmamız dengeyi ne kadar bozar ne ölçüde etkiler ki dünya etkilenir mi bu durumdan
    esin celik 17 Kasım 2018
  • 0
    Şayet amaç insanlığın ürettiği atıkları yok etmek ise bunları güneşe yollayarak yok etmek daha ucuz ve pratik bir çözüm olabilir. Fakat insanın ürettiği artıklar bir dengesizlik yaratıyor ise bu artıkları evrenin diğer ucuna yollasak bile dengenin tekrar sağlanacağını düşünmüyorum. Ya da aynı şekilde güneşte yaksak bile sizin düşündüğünüzü sandığım dengeyi yine de sağlamış olmazdık heralde.

    Bence bu durumda iki tane çözüm mantıklı gibi. Ya bir ürün üretirken harcadığımız tüm çabanın aynısını o ürünü geri dönüştürmek için de vereceğiz ve geri dönüştüremediğimiz ürünlerin üretimini tamamen yasaklayacağız. Ya da bu dengesizliğin aslında evrenin kendisinden geldiğini, canlılığın sadece bu dengesizliğin hızlanarak evrenin yok olmasına bir ivme kazandırmak amacıyla var olduğunu düşünerek bütün gezegenlere yayılmaya devam edeceğiz. Belki de özümüzde farkında olmadan yaptığımız şey ikincisidir kim bilir.
    Vide supra 17 Kasım 2018
  • 0
    Şartlar dahilinde bir şey değişebilecekse bence yapılmalı . Ama bunun nasıl olacağı muamma biraz ütopik olsa da farklı şeyler düşünmek lazım şuan bulunanlar kesin çözüm olsaydı bu derece bozulmazdı denge tabi bu benim kanaatim bilim ne der bilemem
    esin celik 18 Kasım 2018
  • +1
    Havai'de aktif volkanlar var. Dünyanın bir çok yerinde benzerleri var. Erimiş magma, bir çok kimyasal yapıyı parçalayacak düzeyde sıcak.
    Zehirli kimyasal ile biyolojik atıklar ve nükleer atıklar, ısı yalıtımlı varillerde (mesela topraktan yapılmış), kurşun ağırlıklarla, varil dış çeper eriyene kadar, kurşunun ağırlığı ile magma da dibe çökecek şekilde buralara atılabilir. (Yani yoğunluk hesabı yapılmalı)

    Zehirli ve biyolojik atıkların molekül yapıları yüzeye ulaşana kadar bozulur.
    Nükleer atıklarda ise uranyum, plütonyum gibi elementlerin özgül ağırlığı yüksek. Sanırım dibe çökmeye devam ederken, dağılırlar. Bir miktarı yeryüzüne akıntı ile dönebilir ama, yoğunluğu bayağı azalmış olur sanırım. (Sonuçta bu elementlerde yer kabuğundan çıkartılıp, saflaştırılıyor.)

    Plastik atıklar, özgül ağırlığından dolayı eriyene kadar yüzer. Bu arada,yanma sonucu atmosfere bir çok zararlı gaz salınır. Bu çözüm onlara uygun değil.
    Ayrıca plastikler, günlük yaşamımıza her alanda girmiş durumda. Onlardan vazgeçmek mümkün olmayacak.

    Örneğin, plastik poşet yerine kesekağıdı kullansak, kağıt ithalatı yapmamız lazım. Kağıt fabrikaları açılsa, bu sefer ormanlar üzerine yük binecek.
    Her sektörde plastik kullanımı yüksek. İnşaat, elektronik, tarım, tıp, tekstil, ambalaj, ulaştırma, vs.vs.

    Yerine geçebilecek alternatifi yok. Benzer esnekliğe ve verimliliğe sahip muadil bir başka üründe yok. Hammadde olarak üretim ve mamul ürün maliyet avantajı da çok yüksek.
    Yani, "insanlık yok olur ama plastikten vazgeçmez".

    Diğer yandan plastik atık kirliliğinin boyutu da çok yüksek.
    Gelişmiş ülkeler kirli sanayi ve teknolojilerini 3ncü dünya ülkelerine transfer ederken, bu sanayilerin çevre kirliliği oluşturan sebeplerini de yolladılar.
    Şimdi kendi bölgelerini temiz tutan, var olan kirliliği temizleyen teknolojileri kullanıp, geliştirirken, ihtiyaç duydukları (bu kirletici teknolojilerin) mamul ürünlerini de, 3ncü dünya ülkelerinden alıyorlar.
    (Günümüzde artık en çok kirlilik, atık gelişmekte olan ülkelerden çıkıyor.
    Buna karşılık, bu teknolojilerin ve plastik hammadde, makine, teknolojileri satıcıları ise hala gelişmiş ülkelerin şirketleri...)

    O yüzden endüstrileşme ötesine geçmiş toplumların çözüm önerileri, kendi koşullarına uygun. Dünya çapında uygulanabilir değil.
    Dayattıkları konular ise, onlara yeni ekonomik fırsatlar açacak alanlarda oluyor sadece. Verimlilik, inovasyon, sürdürülebilirlik konularına bu yüzden bu kadar kafa yoruyorlar. Daha az kaynakla ( ve bağımlılıkla) aynı sosyal refahı korumaya çalışıyorlar.

    Plastiğin vazgeçilemez olduğunu ve dünyanın plastik atığı ile baş edemeyecek kadar kirlendiğini kabul ederek, çözüm aranmalı.
    Deniz diplerinden- yüzeyine, dağlardan, yol kenarlarına, kentsel atık alanlarından, bir çok canlının bünyesinde plastik var. Her yerde ve her boyda...

    O yüzden, "geri dönüştürmekte" yeterli çözüm değil. Ne kadarını toplayıp geri dönüştürebilirsiniz? Üstelik hammadde üreticisi dev şirketlerin karteli karşınızda olacak. (Petrokimya endüstrisi devleri)
    Plastik atık üretmeme veya daha az atık üretmeleri için toplumları eğitmeye kalksanız, ne kadarını eğitebileceksiniz? Ne kadarı bilinçli hareket edecek?

    Gelişmiş ülkeler bile uzun bir süreç sonucunda bu aşamaya geldiler. Yine de hala atık plastik üretiyorlar. Mesela Türkiye İngiltere'nin bir numaralı atık plastik ithalatçısı. Çin gelişmiş ülkelerin atık plastiğini bu yıl almayacağını açıkladı. Kendisinde yeterince atık üretimi varmış.
    Bu plastiği nereye depolayacaklarını şaşırdı gelişmiş ülkeler. Artık Afrika ülkelerine, birazını da Güneydoğu Asya ülkelerine, karbon salınımı satışı destekleriyle yollarlar ...

    Çözüm inovatif olmalı. Plastik atık mümkün olduğunca en az veya basit işlemden geçirilmeli. Dönüşümün maliyeti düşük ve işgücü herkesçe, taklit edilip uygulanabilir olmalı.
    Elde edilen sonuç, toplumlarca benimsenip, sürekli kullanılabilir ve geliştirilebilir olmalı.
    Yani insan yaşamını ve sosyal refahını destekleyecek bir sonuç olmalı.

    O zaman insanlar, atık plastikleri kurtulmak için değil, yaşamlarını kolaylaştırmak için toplayacaklardır.
  • +1
    Daha temiz çözüm var. Etrafı kirleten insanları yollayın veya mağma'ya atın...
    Kalanlarına ibret olunca, bir kaç yılda kirleten kimse kalmaz.
    Kutsal Bilge 27 Kasım 2018
  • 0
    Burtay Mutlu cevabınız için çok teşekkür ederim , aydınlatıcı oldu :)
    esin celik 27 Kasım 2018
  • 0
    Türkiye’de gelişmiş ülkelere göre daha az yüzdelerde de olsa plastik kullanımında artış vardır.

    Örneğin; 1960 yılında kullanılan plastik kişi başına 0,6 kg iken 1977 yılında 5,25 kg, 1987 yılında 9,05 kg, 1989 yılında 9,65 kg, 1992 yılında 13,54 kg’dır (Sevencan, 2007). Geleceği bugünden korumak düşüncesiyle yapılan çalışmalarda esas, geri dönüşümü sağlayarak ham madde kaynaklarını korumak ve atık miktarını azaltmak böylece çevreye uygulanan
    yükü hafifletmektir. Örneğin; kullanılmış kâğıdın tekrar kâğıt imalatında kullanılması hava kirliliğini % 74-94, su kirliliğini % 35, su kullanımını % 45 azalttığı ve bir ton atık kâğıdın kâğıt hamuruna katılmasıyla 8 ağacın kesilmesi önlenebildiği bilinmektedir (Anon., 2009a). Bir adet PET şişe üretimi için yaklaşık olarak 1,2 kg ham petrol kullanıldığı ve ham petrolün
    çıkarılması için gerekli su tüketiminin kuyuya bağlı olduğu ve tam olarak bilinmediği için en az 65 lt su tüketildiği bilinmektedir. Ayrıca ham petrol arama ve çıkartma işlemlerinde tüketilen elektrik miktarının bilinmemesine rağmen en az 200W/sa’lik elektrik tüketildiği görülmektedir. Bir plastik şişe ise doğada 3 bin yıl süreyle yok olmamaktadır ve bir ton plastik geri kazanıldığında 14 bin kW/sa enerji tasarrufu sağlanmaktadır (Anon., 2009c).

    (Şu anda plastik tüketimi=üretimi yıllık bazda kişi başına: 125 kg civarında diye hesapladım.)
    https://www.pagev.org/upload/files/Hammadde%20Yeni%20Tebli%C4%9F%20Bilg.%203/T%C3%BCrkiye%20Plastik%20Sekt%C3%B6r%20%C4%B0zleme%20Raporu%202017%20Mart.pdf


    http://www.journalagent.com/pajes/pdfs/PAJES_16_1_53_62.pdf
Yorum yazabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.
İSTATİSTİKLER

4.535 soru

26.641 cevap

29.891 kullanıcı

Giriş Yap