• 0

    Einstein eşdeğerlilik teorisi(Equivalent Principle) ne anlatıyor?

    mzgnccn 15 Mayıs 2018
  • -1
    Bence, tam olarak eşdeğerli değiller aslında...

    Kütleçekim kuvveti "üç uzamsal boyut üzerinde birden" geçerlidir (?)
    İvme sadece hareketin olduğu uzamsal boyutun doğrultusunda geçerlidir.

    Burada kütleçekim kuvvetinin, niye 3 uzamsal boyut (yani eşdeğerli olarak, her yöne de denebilir) üzerinde birden olduğunu cevaplamak gerekiyor...
    Varsayım olarak; bunun evrenin genişlemesi ile ilişkili olduğunu düşünüyorum.

    Not, Vide Supra için; Uyarınız ile konuya eğildim. Kütlesiz objenin, ivme ile kütle kazanımını, momentumundan farklı olarak, bağlantılandırdım (umarım). Sebep, "Işık kutusu" deneyine benziyor. Teşekkürler.
  • 0
    @mzgnccn, yazınızdan anladığım kadarıyla akışkan evrenin homojenliği konusunu detaylı ele almam gerekiyor. Yetersiz kalmışım. Diğer konularda da çalışmalıyım.
    Teşekkür ederim.


  • 0
    bu konu hakkında çok yanlış şeyler yazılmış daha doğru bir sonuca varmak için bu konuyu başlatma gereksinimi duydum
    mzgnccn 15 Mayıs 2018
  • 0
  • 0
    Einstein'ın eşdeğerlilik ilkesine göre kütle çekimi ile ivmelenme arasındaki farkı anlamak mümkün değildir ve deneysel olarak ikisi de aynı sonuçları verir. Örneğin bir gökdelenin en üst kadındaki asansöre bindiniz ve aşağı inecekken asansörün halatı koptu ve asansörle birlikte aşağı doğru düşmeye başladınız. Bu sırada asansörün içerisinde havada asılı durumda kalacaksınız aynı uzay boşluğunda yer çekimsiz ortamdaymış, üzerinizde hiç kütle çekimi yokmuş gibi hissedeceksiniz. örneğin şu videoda uçakta yer çekimsiz ortam yaratılıyor uçak bir anda gökyüzünden aşağı doğru dik açıyla inişe geçiyor ve içineki herkes kendini yerçekimsiz ortamdaymış gibi hissediyor. Halbuki içindeki herkes uçakla birlikte aşağı düşüyor https://www.youtube.com/watch?v=TjfVR2FvW24
    yani üzerinizde yer çekimi etkisi var mı yoksa yerçekimsiz ortamda mısınız, bunu anlamanın bir yolu yok diyor Einstein. Ya da tam tersi uzayda bir asansörün içerisindesiniz, asansör yukarı doğru hızlanmaya başlıyor ve ivme sizi yere doru çekiyor. yani arabada aniden gaza basıp hızlanırken geriye doğru koltuğa yapışmanız gibi. Bunu yapan kütle çekimi mi yoksa ivmelenen hareket mi, bunu da bilmek mümkün değil. İkisinin de etkileri arasında bir fark yok ve eşdeğerler.

    aşağıdaki başlıktaki yazımdır:
    https://www.fizikist.com/beyin-firtinasi/18019/
    Mehmet Ali 15 Mayıs 2018
  • -1
    Eylemsizlik kütlesi ile ivmenin çarpımının, kütleçekim kütlesi ile kütleçekim alanının yoğunluk çarpımına eşit olduğunu söylüyor. Yani dünyanın kütleçekimi var ve bizi çekiyor demek ile dünya bir uzay gemisidir ve bizi malum ivme ile ivmelendiriyor önermelerinin fiziksel gerçeklik açısından farksız olduğunu belirtiyor. Sanki kütleçekimi ivmenin hıza sahip olmayan durumu gibi davranıyor ki serbest düşüşte bu nedenle cisim ağırlıksız hale gelerek kütleçekiminden bağımsız olabiliyor. İvme ile kütleçekiminin bu garip ilişkisi hala neden sorusuna cevap vermiyor tabi.
    Vide supra 15 Mayıs 2018
  • 0
    eşdeğerlik ilkesine göre ivmeli hareket ile kütleçekim kuvveti dediğimiz fenomen aynı madalyonun iki ayrı yüzü gibidir, fiziksel sonuçları birbirinden ayırt edilemez. Kütleçekimsiz alandaki ivmeli hareket, yerel olarak gerçek bir kütleçekimsel alandan ayırt edilemez. Başka bir deyişle ivmeli hareket kütleçekimini “taklit eder”. Bir kütleçekim alanında serbest düşme halinde, kütleçekim etkisi yerel olarak hissedilmez. örneğin yatağında uzanırken üstüne binen kendi ağırlığın hissedersin aynı şekilde uzay ortamında kuvvetlerden bağımsızken bir araç içinde ivmeli hareket ederkende hissedersin üzerine binen kuvvetin ve kütlene bağlı olarak. İvme ayarlı bir miktarda olursa dünyadaki kütleçekimsel alandaki gibi hissedebilrsinde.
    onur cem dağ 15 Mayıs 2018
  • 0
    Bir uçakta seyahat halindesiniz. Dünyanın kütleçekim alanına tabi olduğunuzdan koltuğunuzda oturabiliyor, kahvenizi yudumlayıp derginizi okuyabiliyorsunuz. Biraz tatsız bir durum ama, uçağın motorları duruyor ve uçak hızla irtifa kaybetmeye başlıyor. Şimdi kabinin içinde olanları hayal etmeye çalışın. Kabinde emniyet kemerini bağlamamış yolcular ve bir yere sabitlenmemiş bütün nesneler kabinin içinde sanki kütleçekimsiz bir ortamdaymışçasına “yüzerlerdi” değil mi? Zaten yörüngedeki uzay istasyonlarında da aynı şey olmakta: istasyon dünyaya serbest düşmektedir ve bu yüzden içindeki astronotlar kabinde serbestçe yüzmektedirler: kütleçekimsiz ortamda oldukları için değil, bir kütleçekim alanında serbest düştükleri için! Belki konu dışı olacak ama içinizden şu soru geçmiş olabilir: Madem istasyon serbest düşüyor, neden kısa bir süre sonra dünyaya çarpmıyor? Cevabımız ferahlatıcı: öyle yüksek -ve sürekli sabit tutulan- bir hızla yörüngede dönmektedir ki, düşmesi, dünya yüzeyine dik değil, paralel olarak gerçekleşmektedir. Bu “paralel serbest düşme” istasyonun nerdeyse hep aynı irtifada kalmasına neden olmaktadır.
    onur cem dağ 15 Mayıs 2018
  • 0
    Bir kütleçekim alanında serbest düşme hareketi (ki, bu bir ivmeli harekettir) yerel olarak (uçağın içi) hissedilmez; sanki kütleçekimi yok gibidir!
    onur cem dağ 15 Mayıs 2018
  • 0
    EŞDEĞERLİK İLKESİ evrendeki bazı gözlemlenebilir etkileri ile ÖZDEŞEN KUVVETLERİ anlatan bir ilkedir .
    onur cem dağ 15 Mayıs 2018
  • 0
    Burtay,
    "Bence, tam olarak eşdeğerli değiller aslında...
    Kütleçekim kuvveti "üç uzamsal boyut üzerinde birden" geçerlidir (?)
    İvme sadece hareketin olduğu uzamsal boyutun doğrultusunda geçerlidir. " burada tam olarak ne demek istedinizi analayamadığım için soruyorum, kütle çekim kuvvetini nasıl tanımlıyorsunuz?

    mzgnccn 15 Mayıs 2018
  • 0
    Cevaplarınız için teşekkürler, benimde ekstradan yazmama gerek yok diye düşünüyorum bildiklerim sizinkilerden çok farklı değil
    mzgnccn 15 Mayıs 2018
  • -1
    @Vide Supra, fikir jimnastiği olarak biraz daha geniş perspektife ne dersiniz? Dünya'yı değil, tüm evreni bir uzay gemisi gibi ele alınca? Sanki bazı cevapsız nedenler, biraz daha anlam kazanıyor gibi...
  • 0
    @mzgnccn, benim bakışım neredeyse tamamen determinist, yani olasılığa dayanmayan kesin hesaplanabilir değerlere dayalı bir evren olduğunu düşünüyorum.
    Bakış açısı olarak ise, yaklaşımım makbul, bir çok kişi için geçerli değil.

    Sadece fikir bazında olmak üzere;
    Bence evrenimizin dokusu, süper akışkan özellikleri gösteren düşük yoğunluklu enerjiden (arka plan ışıması) oluşuyor. Evrendeki bir çok bilinmez, mesela çift yarık deneyi gibi, pilot dalga deneyindeki gibi, farklı geçerli ve hesaplanabilir nedenlere dayanıyor.(Kuantum yerine, Bohm mekaniği...)

    Kütle farklı bir olgu. Kütle çekiminin belirlenmesinde, büyüklüğü ile etki eden bir değişken ama esas neden değil. Yoksa, kütlesi olmadığı halde, yoğun enerji alanlarının da, kütleymiş gibi (aslında kütle de yoğunlaşmış enerji ama farklı gibi ele alıyorum bu kısımda) uzayı biçimlendirmesi anlamsız olurdu.

    Karanlık enerji, birbirinden uzak gökcisimlerini daha da birbirinden ayırıyor (negatif kütleçekimi de diyorlar) buna karşılık birbirine yakın olanlar ise daha çok yaklaşıyor. (Kütleçekimi)

    Bu iki özelliği aynı anda gösteren (bildiğim) tek yaklaşım, akışkan mekaniği...
    Eğer bir akışkanın yolu daralırsa; hızı artar, basıncı düşer. (Aynı mantığı hidrolik aksamda-preslerde, şırıga da, vs, kullanıyoruz)
    Akışkan açısından, viskozitesi, yoğunluğu, hızı ve içinde aktığı yolun genişliği belirleyici... Bu değerlere göre basıncının değişeceği "kritik bir mesafe" var.
    Eğer iki nesne arası bu kritik mesafenin altında ise, akışkanın dış tarafındaki basınç, iç tarafındaki (nesneler arası) basınçtan yüksek oluyor ve nesneleri birbirine itiyor. (Popüler gündemdeki, okyanuslarda yüzen çöp adalarının oluşması gibi)

    Tam tersine bu iki nesne arası, kritik mesafenin üstünde bir aralığa sahipse, akışkan bunları birbirinden daha da ayırıyor.

    Kütleçekimini de, hatta Casimir etkisini de aynı sebeplere bağlıyorum. İki nesne arasındaki mesafe dar ve aralarındaki basınç düşük.

    Ancak dünya'ya düşen meteor gibi bir durumda bir etki daha var. Su dolu bir havuza, büyük bir demir gülle attığınızda, geçtiği yol üzerinde vaya yakınında bulunan daha küçük nesnelerin tepkisi ne olur? Güllenin arkasında oluşan düşük basınç alanına yerleşmek olurdu...Özellikle de basıncın en düşük olduğu merkeze doğru...

    Bence evren genişlerken, nesnelerde bu genişleme hareketi ile genişleme yönünde (her yere doğru olarak tanımlanıyor) hareket ediyor. Bunu "serbest düşme" olarak tanımlıyoruz. Bu hareketin ters yönünde (mizah gibi ama başka tabir bulamıyorum) gene her yöne düşük basınç alanına sebep oluyor.
    Kütlenin büyüklüğü ile alakalı olduğundan bu düşük basınç alanını, kütle çekim alanı olarak tanımlıyoruz. (3 boyutluda benzer işi hacim yapıyor ama 4 veya üst boyutluda bu görevi sanırım kütle alıyor.)
  • +1
    Bunun sizin fikriniz olduğunu bilerekten birkaç şey yazıcam sadece( yazınızı anlamak için baya okudum yanlış bir şey varsa düzeltirsiniz),

    Evren dokusunu düşük enerji yoğunluklu bir akışkan demek doğru olmayabilir. Çünkü akışkan olsaydı (siz sadece benzetme yapmışsınız anladığım kadarıyla) her yerde homojen bir durum olmalıydı. Ama evren dokusu oldukça karmaşık ve heryerde heterojen özeliklere sahip, bazı alanlar düşük enerjiliyken bazıları da tam tersi yüksek enerjiye sahip(bunu da kozmik radyasyon ve graviton dalgalarından biliyoruz).

    Kütlenin, kütle çekiminde asıl etmen olarak kabul etmeyebilirsiniz görelilikte de bu var. Kütle ve enerji ikisi aynı şey bu yüzden ikisi de bükmeye neden olabilir. Uzay-zamanın bükülmesi kütle=enerji’ den dolayı olabiliyor ayrıca uzay-zamanın kendi çekimsel alanından da kaynaklı olabiliyor(Uzay-zaman eğriliği=uzay-zamandaki şeylerden kaynaklanan gerilme-boş uzay-zamanın kendi gerilmesi) parantez içine yazdığım alan denklemlerinin sözel bir yorumu matematiksel denklemi yazsam çıkmaz diye düşünüyorum. Bu yüzden uzay-zaman dördüncü faktör olarak devreye giriyor çünkü onun da bir etkisi var ve aynı zamanda etkileniyor.( kütle enerjisi uzay zamanı ne kadar bükeceğini belirtirken, eğri olan uzay zaman da kütlenin nasıl hareket edeceğini anlatır)

    Düşük basınç alanını kütle çekim alanı olarak tanımlamışsınız galiba, bu şekilde düşük yoğunluklu alana bir geçiş olabiliyor(güzel bir yaklaşım).Görelilikte durum biraz daha farklı kütle basınç etkisinden ziyade direk uzay dokusunu değiştiriyor. Etki etiği alanın dokusu değiştiği için de düşük basınç alanı oluşmasına gerek kalmıyor, diğer kütle-enerjiler o alana doğru yönelmek zorunda kalıyor(kendileri de ayrıca dokuyu değiştirebiliyorlar). Bu yüzden kütle çekimi dalga olarak tanımlanır(görelilikte). Dalga özelikleri gösteriyor ve uzayda yalıtılıyor. Dalga şeklinde yayıldığı için bir alandan da bahsedebiliyoruz. Newton kütle çekimini bir kuvvet olarak görür(bu durum zayıf çekimsel alanlar için geçerli). Ama bu sadece dünya ya da iki gezegen için geçerli. Duruma güneş sistemi, galaksi ya da evren için bakıldığında yetersiz kalıyor. Görellilikte ise kütle çekimi uzay-zaman eğriliği ile doğru orantılı.

    (düşük basınç alanına bakıcam tekrardan farklı bir şeyler çıkabilir, teşekkür ediyorum)
    mzgnccn 16 Mayıs 2018
Yorum yazabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Giriş Yap

Facebook ile Bağlan