• 0

    Nereden geldik ? Nereye gidiyoruz ? Yaşam, fizik kanunları doğrultusunda kendiliğinden mi gelişti yoksa ufak bir yaratıcı dokunuşuna mı ihtiyacı vardı ? Yaşam, evrenin bir " davranışı "olabilir mi ?

  • +1
    Dan Brown'ın Başlangıç ( Origin ) adlı kitabına ithafen;
    " Yaşam, evrenin enerjiyi yayma eğiliminin milyarlarca formundan biri olabilir mi ? " Fizik kanunları aslında cansız maddenin canlılığa dönüşmesine izin verecek şekilde belirlenmiş olabilir mi ? Evrenin başlamasını sağlayan tüm o fiziksel evren oranları zekice belirlenmiş başlangıç parametreleri olabilir mi ? Eğer evren ve onun başlangıcı, tüm bu cansızlıktan canlılığı yaratma eğilimi ve kanunları ile dolu ise; bu durumda yaratılışçılar ve darwinciler arasında ki anlamsız ideolojik çatışma tek bir soru altında birleşmez miydi ? İki tarafında birbiri ile tartışmayacağı ve sorunun cevabı için iki tarafından yeni bir anlayış yaratmasını gerektiren bir soru ?
    Nereden geldiğimiz ya da Nereye gittiğimizden daha mühim ve öncelikli bir soru ?
  • +1
    Bir makaleyi referans alarak çok benzer bir soru şurada tartışmıştık. Makaleyi de aynı soru içerisinde bulabilirsiniz. https://www.fizikist.com/beyin-firtinasi/32606/

    Öncelikle bu yaklaşım canlılığın nasıl oluştuğunu değil neden oluşmuş olabileceğine yeni bir yaklaşım getiriyor. Enerjinin neden dağılma gereği duyduğunu bilmesek de bunun bir dengesizliği doğurduğunu biliyoruz. Sanki hiç yoktan bir anda ve bir noktada olmaması gereken ne varsa hepsinin olması ve evren dediğimiz bir çelişkiyi oluşturması gibi. Tüm bu kaos, işe yarar enerjinin evrene dağılma isteğinden ortaya çıkarken kimi zaman yerel karmaşıklıkları kimi zaman da neredeyse durağan bölgeleri oluşturuyor. Bir gök taşında kompleks organik maddeler bulurken bir başka yerde sadece kaya, tozdan başka bir şey olmayabiliyor.

    Yani dağılan bu enerji nehrin bir kısmında büyük taşları, diğer kısmında ise küçük taşları topladı diye nehrin bilinçli olarak seçici davrandığını düşünmek mantıklı değildir. Hatta evrenin kendisinin bilinçli olarak tasarlandığını ve başlatıldığını düşünsek bile canlılığın bu bilincin asıl amacı olduğunu gösteren en ufak bir mantıklı çıkarım da yok. Bunun en büyük kanıtı heralde yoktan enerji elde edemiyor olmamızdır. Belki asıl yaratılmak istenen ve kutsal olan evren ve onun bilmediğimiz bir özelliğidir, canlılık ise kaçınılmaz olarak ortaya çıkan bir yan üründür...virüs gibi. (Kişisel görüşümden ziyade konunun genişliğini yansıtması amacıyla uç bir örnek vermek istedim) İnsanlığın zekasının ürünü olarak ortaya çıkan tüm başarımlar sadece bizim gözümüzde bir anlam taşıyor. Evren için ise enerjiyi bir bakteriden daha iyi yayabildiğimizden başka bir anlamı yok. Bu noktada mantıklı bir cevap ve soru yok, sadece kişinin kendi varoluşuna getirdiği anlamın çoktan kesinleşmiş olup olmadığı söz konusu ki genelde bahsettiğin iki taraf arasındaki tek fark budur.

    Canlılık da tam bu noktada nehrin görece hızlı akan noktalarında düşük olasılıkta düzenlenmekten başka çareleri olmayan atomlardan farksız gibiler. Enerjinin rastlantısal olarak biriktiği bölgelerde oluşan yüksek itici güç nedeniyle ortaya çıkan entropi üretim makineleri gibi.
    Vide supra 14 Şubat 2018
  • +1
    Bahsettiğiniz linkteki soruyu tam olarak anlayamamıştım fakat başlangıcı bitirdikten sonra şuan çok iyi anladım o sorunun anlamını.

    Peki o zaman şöyle demek doğru olabilir mi ? " Evren, entropiyi ve karmaşıklığı daha da arttırabilmek için, maddeyi daha " düzenli ve basit " yapılar kurmaya zorluyor olabilir mi ? Ya da bu zaten maddenin fiziksel kimliğinde bulunan bir özellik midir ?
  • +1
    Kişisel görüşünüze istinaden bir metafor : " Evren, virüsler tarafından istila edilen bir kozmik konakçı ise; bu durumda bu virüsü taşıyan milyarlarca parazitlerden ya da taşıyıcılardan biri olan insanlık için, " canlılığın " tanımını ya da konakçı içinde ki " rolü " tanımlamak ne kadar mantıklı olabilir ? Sizce ?
  • 0
    Canlılık bence çok önemli değil. Doğal bir süreç sonucu olabilir. Ama benim merak ettiğim; bilincin işlevinin ne olduğu?????
    İnsanlık genelde var olduğunu kabul etmesede (sanırım bilincini ve duygularını kabul ettiğimiz bir canlıyla empati kurmayalım ve onları rahatça kullanıp, tüketebilelim diye...) niye her canlıda bir düzeyde de olsa bilinç var?
  • 0
    Bence asıl nokta da burada @kemal. Ne olduğumuz ve ne yaptığımızdan bağımsız olarak entropiyi arttırıyoruz. Bütün çevreci ve insancıl girişimlere rağmen bu hiç bir zaman değişmeyecek. Ama asıl nokta evrenin zaten canlı cansız farketmeden bu gerçekliğin üzerine kurulu olması. İster taşıyıcı olsun ister virüsün kendisi olsun aslında pek de bir fark yok gibi.

    Burtay bey bilinç de canlılığın - tüm karmaşıklığı dahilinde- doğal bir süreci olabilir. Canlılık doğal bir süreç sonucu olabilirse eğer bunun da doğal olabileceğini mümkün gibi.
    Vide supra 18 Şubat 2018
  • 0
    @Burtay Bey
    Bilincin her canlıda belirli seviyede bulunduğu ile ilgili mutabık değilim. Sebebi şu ki; bilincin farklı canlılar tarafından farklı tanımlanması sonucu ortay çıkan " evrensel olmayan bilinç tanımı " sonucu, diğer canlılara " bilinçli " diyememe durumu. Mesela biz insanlar için bilinç tanımı nedir ve ya sizin için ? Çevreye ya da ortama; hayatta kalacak ve neslini devam ettirebilmeye yetecek kadar uyum sağlama mıdır ? Yoksa bilinç canlılığın bir sıfatı mıdır ? ( Mesela gerçeklik, gerçeğin bir sıfatıdır. ) Bilincin canlılık üzerinde ki işlevini anlamak ve bilebilmek için önce bilincin bilinen evrendeki salt tanımı bilmek gerekmez mi ? https://www.fizikist.com/beyin-firtinasi/31482/
    Bilincin canlılık üzerindeki işlevi; belkide canlıyı entropiyi ve düzensizliği arttırma yönündedir.
    Ya da bilinç tüm canlılarda farklı seviyelerde bulunan; madde ve enerjiyi farklı seviyelerde manipüle etmenin, depolamanın, dönüştürmenin bir ölçütüdür. Ama bu tanım gereğide bilinci ve canlılığı birbiri ile bağdaştırmak gerekir ki bu en başta bahsettiğim " evrensel olmayan bilinç tanımına " ters.
  • 0
    @Burtay Bey
    Size bir sorum daha olacak. Biraz bilimin sınırlarını aşan sorular olacak çünkü başlangıç ve anlam ile ilgili. Varsayımlara ve önyargılara zihninizi açarak cevaplamanızı isteyeceğim. Önyargıların ve varsayımların hakikatı görmemizi engelleyen en büyük perdelerden olduğunun farkındayım fakat soruyu cevaplamak için bunlardan biraz lazım çünkü; iş evrenin başlangıcına ve bunun nedenine gelince önyargılara ve varsayımlara birazcık ihtiyacımız olduğumuzu düşünüyorum. Diğer türlü " başlangıçta sadece ışık vardı " dan ileriye gidemeyeceğiz. (:
    Bugün bir deney yapıldı diyelim. Miller-Urey deneyinden farklı olarak bir yaratılış senaryosunun yüksek teknoloji ile gerçekleştirilmesini, kurgulanmasını düşünün. Öyle bir teknoloji düşünün ki; dünyada ki yaşamın başlangıcında bulunan tüm parametrelerin oluşturduğu milyarlarca sayıda yaşam kombinasyonunu test edip analiz edebiliyor. ( Atmosferi oluşturan element oranları, sıcaklık, nem, kütleçekimi oranı vb ) Tüm bu kombinasyonlar ya da permütasyonlar içinden ( hangisi doğru olur bilmiyorum ) sadece bir tanesinin yaşam için gerekli olan atom dizisini oluşturabildiğini bulduğumuzu düşünün. Sadece 1 tanesi. Milyarlarca düzensiz dizilim arasından sadece bir tanesi yeni bir düzensizlik yaratmaya başlıyor. Düzensizliği başlatmak için maddenin düzenli bir hal alması durumu ile ortaya çıkan bir başlangıç düşünün. Eğer böyle bir keşif gerçekleşmiş olsa idi; sizce bilim ve din, yaratılışçılar ve darwinciler tek bir soru çatısı altında toplanabilir miydi ? Hybrid bir anlayıın doğmasına zemin sağlamaz mıydı bu keşif ? Bilim insanları ve bilim dünyası için bu tek dizilimin doğasının sorgulanması demek. Dindar, inançlı insanlar ve tinsel dünya için " yaratıcı zeka " başlığı altında tüm dünlerin ve inanç sistemelerinin toplanma fırsatı ?
  • +1
    Sorunuzda heyecan var... ;-)
    Milyarlarca olasılıktan biri sayısız kombinasyon sonucu dünyamızda yaşamı başlatmiş ve egemen form olmuş.
    Bence yaşam sadece dünya değil başka ortamlarda da , o ortamın şartlarına göre, farklı olası bileşiklerle yaşamı başlatabilir. Akışkan olarak su yerine metan (soğuk ortamlarda) ya da karbon yerine silisyum (sıcak ortamlarda), olabilir, Oksijen yerine klor soluyan ve kanlarında demir yerine bakır ya da crom olan canlılar olabilir...
    Bunlar hayal gücümün önerileri tabii...
    Ancak emin olduğum bir şey var. Kuantum olasılıklarına dayanan duyguları, bilinçsiz bir varlık gösteremez. Duygular iç ve dış uyaranlardan kaynaklanıyor olsa da sevgi, korku, sevinç. mutluluk, hüzün gibi duyguları, bilinçsiz bir sistem gösteremez. Bence sevinen, üzülen her canlıda bu duyguları yaşadığı oranda bilinç vardır. Aksi halde ana işlev programlarının ötesindeki bu soyut kavramlar, anlamsız ve işlev dışı kayıplar olurdu.
    Bakıcısını gören bir köpeğin duygusal tepkilerine rağmen, bilinçten mahrum olduklarını düşünemiyorum bile... Ki balıklar bile bu tür tepkiler verebiliyor. Hatta bazılarına göre bitkiler de...

    Canlılık daha farklı gibi... Mesela bence ideolojiler, düşünceler, inançlar bile canlıdır. Onlarda doğar, büyür, gelişir, değişir ve ölür. Ama arkalarında hep bir iz bırakırlar. Başka düşünsel ürünlere ilham ve kaynak olurlar. Ama onları bilinçli olarak tanımlayamıyorum.

    Sanırım biraz Gaia (gaya)' cı düşünüyorum. Sorgulamalarımız ve sorularımız, 40 günlük ömrü olan kan hücrelerimizin varlıklarını ve nedenselliklerini sorgulamalarından öte bir şey değil gibi...

    Yaradılışı ve yaradılışlarını herkes farklı açıdan sorgulasa da, ulaşmaya çalıştıkları cevap aynı. Kimin için ve neden varlar? Kimin-neyin bir parçasılar?

    Bana göre evren bir bütün ve ondanda büyük bir şeyin yansıması, bir parçası. Bu anlayış, sizin yaratıcı zeka'ya tekabül ediyor gibi... Ancak bütünü kavramak, parçalar için mümkün olmadığından (çünkü sisteme dahiller, dışarıdan bir gözlemci değiller) bu çatışmalar çıkıyor.
    İster bilimsel ister ilimsel(dinsel) olsun aynı sorulara farklı yöntemlerle cevaplar arıyoruz sadece...

    Zamanın göreceli olduğunu kavradıktan sonra, insanının yaratılışı için 5 milyar yıllık ve en ince ayrıntısına kadar olasılıkların dahil edilmiş olması, buna karşılık plan sahibi için bu sürecin anlık bir şey olması bir bilimciye şaşırtıcı gelmez. Ama bundan haberi olamayan veya kavrayamayan bir ilimci, kendi kısıtlı bakışıyla şaşıracak ve hatta inanmayacaktır. Kendi cevabını anlayabildiği için onun doğruluğunda ısrarcı olacaktır.

    Ve evet, “tüm soruların-sorguların aslında ortak olduğu fark edilse” bile, ek bir sorunun farklı versiyonları olduğu anlaşılsa… Bunca çatışmaya neden olan fikirler, ortak olarak çalışabilir ve çatışmaları sona erdirebilirdi…

    Ama bizlerin evrendeki bilinç düzeyi, alyuvarlarımızın vücudumuzdaki benlik düzeylerinden bile düşük hala...
    Böyle bir keşfin birleştirici olması için bile uzun bir mücadele sürecine ihtiyaç olacaktır.
    Kaç’ı anlayıp, kavrayabilecek ki?
  • 0
    Bizi fikir ayrılığına düşüren ve tek bir çatı altında toplayacak şeyin aynı şey olması ne garip bir ironidir. Belkide iki tarafında ortak olarak kabul ettiği bir gerçeklik üzerine bir keşif yapılmış olmasını da düşündüm burtay bey ama gel gör ki o birleştirici unsurun ne olduğu konusunda çıkmaza düştüm. Evreni farklı dilde anlamaya çalışan ya da yaratıcıya farklı yollar ile ulaşmaya çalışan zihinleri nasıl bir anlayış ile birleştirebilirsin ki ? Ben biraz daha düşüneceğim, araştıracağım. Teşekkür ederim tüm yorumlar için.
  • 0
    Bu makale vide supra'yı da heyecanlandırır sanırım... :-)
    https://futurism.com/new-study-links-human-consciousness-law-governs-universe/
  • 0
    Burtay bey ne zaman böyle makaleler paylaşsak sanki cevaplardan daha çok sorular ortaya çıkıyor gibi:) bu da çok ilginç bir makale olmuş fakat burda sanki entropi olarak genelledikleri yaklaşım aslında bilgi kuramına dahil oluyor olabilir. Yani bilginin entropisi üzerinden bilinç hakkında bir sonuca varmaya çalışmışlar gibi. Sanki uyur haldeki beyin sadece yazı tura atarken uyanık beyin bir nevi zar gibi ele almışlar. Böylece daha fazla olası beyin hücresi arasında bağlantı olduğu sonucundan da daha bilinçli bir hal olduğunu söylüyorlar ama daha fazla bilinçli olmak nedir ki? Tekrar bir konuşma başlatmak dileği ile @kemal, burtay bey:)
    Vide supra 25 Şubat 2018
  • 0
    Aslında bu bilinç konusunda bir yazışmaya girecek kadar donanımlı olmadığımdan, daha çok düşünceleri merak ediyorum.

    Ortak Bilinci şuna benzetebiliyorum. Metrodan çıkışta tek bir yürüyen merdiven var. Trenden çıkanların hepsi buraya yöneliyor ama ister istemez bir sıraya giriyorlar.

    İlginç bir şekilde, bu yığın ve içindeki insanlar akışkana ait alt birimlermiş gibi hareket ediyorlar.

    Daha ilginci, bireysel bilince sahip her yolcu bu eylemi sırasında, hareketlerini ve hızını etrafındakilerin durum ve hareketine göre ayarlıyor.

    Çok daha ilginci, bu bireysel yolcunun hareketi de, içinde bulunduğu kalabalığın hareketlerini (onlara dağılarak yüzde dilimleri şeklinde) etkilemesi.
    Yani aslında "hepsi birbirinden etkileniyor", "hepsinin hareketi birbirine bağımlı" ...
    Sanırım ortak-üst bilinç bu toplu harekete benziyor.

    Yazıdaki yaklaşımlar için henüz bir fikrim yok. Daha fazla bilinçli olmayı hep "üst farkındalık" gibi yorumlamıştım. Hani meditasyon sırasında, beyin tüm iç ve dış algılara, seçici olmayacak şekilde açılır ya... Ona benzer sanıyordum.
Yorum yazabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Giriş Yap