• 0

    Varsayımsal Evrensel Genişleme Dalgaları (EGD) hakkında düşünceler...

  • 0
    Origin'in sorgusu üzerinedir. Ara ara sorularla eklemeler yapılabilir.
  • 0
    EGD varsayımsal bir dalga... Yani varlığı kabul edilmiş veya kanıtlanmış değil.
    Ama varolma ihtimalleri, olmama ihtimallerinden çok daha yüksek. Çünkü modellerle ve güncel varsayımlarla bir çok noktada uyuşuyor. Tabii bu cehaletimin küstahlığından da olabilir.
    (Şimdilik, bir tek çift yarık deneyinde, o aynalarla birbirinden ayrılan dolanık fotonlara bir yaklaşım üretemedi.)

    Basitleştirerek şöyle anlatayım. Özdeş özelliklerde ve aynı fazda iki içbükey dalga (yuvarlak bir havuzun dışından içeri doğru gibi) yollayın. Bunlar birbirlerini 90'a derece ile (aslında etki eden EGD dalga yönü çok daha fazla ama baskın olan yönler neyseki az) kessinler. http://bit.ly/2ivFDhE

    Bunların kesişim alanlarındaki su yüzeyini düşünün. http://bit.ly/2kdMlcs Bu düzenli yapımız bizim "düz uzay" dokumuzu temsil eder. Şimdi bir de bu dokuya çeşitli yüzen parçacıklar yerleştirdiğinizi düşünün. Her biri kütlesi oranında batacaktır. Ve bu dalgalarla etkileşime girip, yüksek yoğunlukları nedeniyle bir kısım dalgaları geri yansıyacaklardır.

    Tabii bu yansıma dalgaların hepsi, kütlelerin özelliklerine göre farklı olacaktır. Ağır olan ile hafif olanın, büyük olan ile küçük olanın yansımaları hep farklı olacaktır. Ama o nesne için ayırt edici kesin bilgiler aşıyacaktır. Ortam ise tam bir kuantum alanı olacaktır.

    İşte EGD bu nedenle belirleyici, sebep oluşturucu.
    Eğer havuzu dalgalandıran ana yapı olmasaydı, havuz sathı düz olsaydı. Parçacıklar sadece bu dokuya ilk düştükleri anda bir titreşim yayarlardı ama sürekliliği olmazdı. Bazı noktalarda çökme alanları oluşturmuş olsalarda, genel dokuyu-sathı kaynaştıramazladı.

    Eğer havuza bir hareket verebilseydik, mesela bir burgaç, bir rotasyon, hareket ile ilk başta gene bir miktar titreşirlerdi ama ardından dokunun hızına uyum sağlayınca, göreceli olarak hareketsiz olduklarından gene titreşimleri kesilirdi.

    Ama havuzu kesikli olarak genişletirsek, hem bir hareket sağlardık hem de genişlemedeki (eski ve yeni alanlar arasındaki basınç- yoğunluk farklarından dolayı) düzenli titreşimler elde ederdik.

    Bu kanıya (daha önceki sorgulamalarımızda da tekrarladığım), parçacıkların evrenin var oluşunda varolduklarından beri titreşerek saçtıkları dalgaların enerji kaynağını sorgulamam ile ulaştım.

    Hiç biri bu kadar uzun süre etrafa saçacak enerji barındırıyor olamaz. Bir dış kaynağa ihtiyaç var. Diye düşündüm.
    Yani her parçacığa atıfta bulunduğunuz ve ona has olarak tanımladığımız titreşimler bile aslında birer yansıma (bu yaklaşıma göre kütle çekim dalgaları da aynı).

    Bizim gördüğümüz kunatum alanı kaynaşması, "EGD kökenli dalgaların oluşturduğu zemin üzerinde, "oluşan yeni -Tanımlanabilir dalgalardan kaynaklanıyor.

    (Söz konusu çok fazla dalga olduğu için dalga deyince hangisi kast ediliyor belli olmuyor. Ayrı isim vererek ayrımlaştırmaya çalışıyorum.)

    EGD sadece uzay dokusunu titreştiriyor. Onu esnek, akışkan bir yapıya çeviriyor. Su moleküllerinin titreşimleri ile suyu akışkan hale getirmesi gibi. Ama su moleküllerinin titreşimleri, suyun akışkanlığı ve onu tepkileri üzerinde doğrudan etki sahibi değil. Dolaylı bir sınırlayıcı, belirliliği var.
    Ses hızı, Işık hızı, viskovite, direnç, basınç, dalga hızı, kaldırma gücü, vs.vs. hep bu moleküllerin titreşimine bağlı sınırlar içinde olsa da, mesela yüzen bir nesneye uygulanan kaldırma kuvvetinde yardımcı roldeler. Tek başlarına belirleyici değiller.

    Bu şekilde akışkanlaşmış dokudaki yoğun parçacıklardan yansıyan dalgaların ve etkilerin kaynaşması, (kütle çekim dalgalarından, manyetik alanlara, kuvvet aktarımlarından, elektromanyetik etkiler gibi dalga oluşturan her türlü etkinin oluşturduğu dalgaların kaynaşma ortamı) olur.
    bir bakıma havuz üstüne yağmur yağıyormuşta, her damlanın sebep olduğu dalgalar kaynaşıyormuş gibi. Eh... Böyle bir ortam doğal olarak kaotik ve belirsiz olacaktır. Üstelik bazen dalgaların üst üste gelip, tepe noktaları çok yükseldiğinde, yani enerji yoğunlaşması olan noktalarda, geçici parçacıklar bile (eğer kütle, enerji yoğunlaşması ise) oluşabilir.

    (Kütle oluşumu hakkındaki ayrıntıları da daha önce paylaşmıştım. Blogta da var.)

    Burada (fizikistte) bu varsayımı bir çok soruda sınadım. Kendi içinde tutarlı ve diğerler konulardaki cevapları ile uyumlu cevaplar üretebiliyor. Bu yüzden doğru olduğunu iddia etmemekle beraber, haklılık payının yüksek olduğunu düşünüyorum.
  • 0
    Devam etmeden önce havuz örneği ve evren modeli arasında kafamda oturmayan bazı detaylar var. Yapısı ve simetrisi gereği her bir noktadaki gözlemci kendini evrenin merkezinde görür. Yani bize göre havuzun kenarındaki bir noktada olan gözlemci kendini evrenin merkezinde, bizi havuzun kenarında görecektir.

    Kısaca her bir nokta, bir başka nokta için havuzun kenarı olur ya da bizim havuzun kenarı olarak gördüğümüz nokta başka bir gözlemci için havuzun içindeki sıradan bir nokta olabilir gibi sizinde bildiğiniz pek çok şey, amacım altını çizmek.

    Kafama oturmayan kısım ise bu dalgaların dıştan içe doğru oluşu, dalgaların yukarıdaki bağlamda her noktadan başlayıp her yöne doğru devam etmesi gerekmez mi? Ve nasıl ‘’ Bunlar birbirlerini 90'a derece ile (aslında etki eden EGD dalga yönü çok daha fazla ama baskın olan yönler neyseki az) kessinler’’ şeklinde farklılıklar meydana gelir?

    İlgilenirseniz başka sorularımda var ama önce bu gibi mekanikleri anlamak isterim.
    Origin 02 Aralık 2017
  • 0
    Havuz evrenin şeklini benzetme açısından (şişen balon örneğinden esinlenmiş) bir örnekti. Esasen evrenin gerçek şeklini bilemiyoruz. Ancak genişlemenin her yöne eşdeğerli olduğunu varsayıp, küresel olarak ele alıyorum. Havuz bu durumda bir kesiti ifade ediyor.

    Dıştan içe doğru olan yönü ise, evrenin genişleme yönüne ters olmasından kaynaklanıyor. Şöyle ki; evrenin bir enerji yoğunluğu dolayısıyla bir iç basıncı var. Ve evren genişliyor. Bunun diğer anlamı ise, evrenin bildiğimiz dokusu haricindeki bu bölgelerde, bu genişlemeye karşı direnç olmadığı. Yani evren dokusu buraya yayılıp, eşitliyor.
    Basınç olarak iki farklı alan arasında eşitleme olduğu zaman ise bir titreşim oluşuyor. Bu titreşim dışa doğru yayılacak doku olmadığından (evrenin dışında ne var elbette bilmiyorum ama bir şey var olsa bile teoriyi, evren içine yönük olduğundan etkilemiyor) bu dalgalar evren dokusunca yayılıyor.
    Dalga kaynağı evren genişleme kıyıları olduğu için, yönü de tek doğal istikamet içerisi oluyor.

    Evrenin bir noktadan başladığını ve evrenin genişlemesi ile bu nokta büyüdüğü için, her yer merkez olarak kabul ediliyor.
    Eğer evren sicim teorisindeki gibi bir tür torus ise, durum gene değişmiyor. Gene tüm şartları karşılıyor, Burada "her yöne" kavramını 3 boyut üzerinden tam ifade edemiyoruz. Kavramak sor. (Her yön, hiç bir yön ile eşdeğerli gibi )

    Ancak evrenin her yerinin aynı olduğundan emin miyiz? Yani 14 milyar ışık yılı uzaktaki bir noktadan baktığımızda da evrenin merkezinde mi olacağız? Cevap Evet. Eğer bir torus benzeri veya Calabi -Yau evreni bile olsa "doku içinde olduğumuz sürece" merkezde oluruz.

    Buna karşılık genişlemenin gerçekleştiği veya yakın bölgelerine ait bir gözlem noktası için aynı koşul mümkün değil gibi... (Havuzun içinde görebildiğimiz her yere göre merkezde olabiliriz ama kıyısında iken merkezde olmadığımız kesin.)
    Hatta bu bölgelerde daha "Zaman" bile yeni tesis olduğundan, kütlenin olmama ihtimali çok yüksek.

    Dalgaların yönüne gelince: Dairesel olduklarını varsayalım. Böyle bir yapıda her yönden gelen dalgaların eşit olması için, gerçekten tam merkezde (büyük patlamanın ilk başladığı noktada) olmak gerekiyor. (Eğer torusvari ise zaten evrenimizin dışında artık)

    Bu ise, fiili olarak mümkün değil. Bu durumda bulunduğumuz noktaya evrenin farklı uzaklıktaki genişleme kıyılarından dalgalar gelecek, Yani her yönden eşit kuvvette değil, farklı kuvvetlerde dalgalar mümkün. Aynı anda salınmış bile olsa, bizim konumumuzdan dolayı aynı anda ulaşanlar farklı zamanlarda salınmış olanlar.

    Dalgaların iç bükey yapısı burada devreye giriyor. Bildiğimiz dalgalar, genişlerken enerjilerini yayarlar. Toplam aktarılan enerji değişmese de, birim mesafe başına düşen enerji miktarı azalır,
    Halbuki bu dalgaların yönü ters olduğu için, ilerledikçe birim mesafe başına taşınan enerji miktarı artacaktır.

    Yani, farklı yönlerden, farklı kuvvette dalgalar nüfuz edecektir. Özellikle mikro boyutlara düştükçe, nesneler üzerinde odaklanan enerji miktarı daha da güçlenecektir.

    Bunların sayısının sınırlı olması ise, özellikle evrenin genişlemesi ile içindeki nesnelerinde aynı genişlemeye tabii olmasından kaynaklanıyor.

    İki boyutlu havuza dönersek, havuz genişlerken, havuz üzerinde yüzen nesnelerde buna uyup birbirlerinden uzaklaşacak şekilde hareket edeceklerdir.
    (Bu hareketleri ile bir momentum değeri kazanmış olsalar da, doku içinde referans alamayacaklarından, bu bir serbest düşme hareketi olacak.)

    Nesnenin hareketi her zaman bir boyut üzerinde olur.

    Nesne bu hareketi yaparken, aynı zamanda genişlemeden kaynaklanan dalgalarla da aynı doğrultu üzerinden karşılaşacak. (İşte bu doğrultu üzerinde karşılaştığı dalgaların miktarı ona "zaman algısını" sağlıyor.... Ayrıntılara tekrar olacağı için girmiyorum. )
    Nesnenin Zamanla olan bu etkileşiminin, 3 uzamsal boyutuna etkilemesinden dolayı, nesneye ancak belli açılarda yaklaşan dalgaların baskın etkisi söz konusu. 90'ar derece buradan (uzamsal boyutların konumundan) kaynaklanıyor.

    ( Buraya kadar evren dokusunu şekillendiren dalgalar üzerine mantık yürütmeleri yaptım. Bu dalgalar, bildiğimiz dalgalardan farklılar. Planck ölçeklerindeki dalgalar. Dalga genişliği bir Planck mesafesi ve her bir Planck zamanında kesikli olarak bir dalga yayılıyor. Evrenini temel sabitlerini de bu dalgaların özellikleri belirliyor. )
  • 0
    @Necmi Hocam;

    Kuantum sicimlerin nasıl titreştiğini açıklamıyor...EGD bu titreşimleri açıklayabilir...zira çok küçük ve ardı ardına sıralanmış dalgalar bunlar...SANIRIM @burtay bey daha kapsamlı açıklayabilir :)
  • 0
    Varsayımızın içinde öyleymiş gibi varsayılması gereken çok fazla şey var. Evrenin genişleme yönünü ya da tersi? Evren genişleme kıyıları? Büyük patlamanın ilk başladığı noktada yada başka bir yerde olmak? Gibi yaklaşımlar evren anlayışıma çok aykırı olduğu için, belki de ön yargılarımdan kaynaklı konsantre olup kafamda canlandıramadım.

    Zaman ayırıp yazdığınız için teşekkür ederim güzel beyin jimnastiği oldu bu tarz yazışmaları arşivliyorum mutlaka açıp tekrar okurum. Konuyla biraz alakasız olacak ama torus modelinin kozmik arka plan ışınımını açıklayamadığı için terk edildiğini okumuştum güncel bir gelişmemi var ?
    Origin 03 Aralık 2017
  • 0
    Torus modeli için yeni bir şey (benim bildigim kadarıyla da) yok. Şu an için ortada bir çatışma var gibi gözüküyor olsa da, farklı bir bakışla belki netleşebilir. Fizikte birbiriyle çatışan durumları birleştirebilenler oluyor.
    Sicim teorisi 3 delikli bir torusu (3 uzamsal boyuta cevap verecek şekilde) öngörüyordu. Oysa, bunu tahayyül bile edemedim. Tek delikli bir torus canlandırabildim kafamda... Modelin, arka plan ışıması konusundaki zayıflıklarını ve sorularını bilmiyorum. Bu yüzden daha fazla yorum yapamıyorum.

    Varsayıma gelince... Evet çok fazla iç içe girmiş varsayım (if) var. Bunun anlamı, eğer bir teoride iki tane veya daha fazla şayet (if) var ise o teori büyük ihtimalle yanlıştır.

    Bunu düşürmek için tek bir varsayımdan başlayıp, diğerlerini bu ilk varsayımın doğru olduğu üzerinden kurgulayıp yürütmeye çalıştım.

    Ana yaklaşım, enerjinin akışkan ve minik parçacıklardan oluşmasına dayanıyor.

    Sonrası bildiğimiz fizik olaylarına dayanarak mantık yürütme ...(Akışkan ise, basınç vardır, basınç varsa genişliyordur. Genişliyorsa, genişlemeyi engelleyen bir kuvvet yoktur. Akışkan olarak genişliyorsa, bu kademeli olarak basınç eşitlemesi ile oluyordur. Basınç eşitlemesi varsa, ....vs.vs....
    Adım adım bir önceki sonuca dayalı olarak, bir sonraki adımı öngörerek devam ediyor.
    Doğal olarak ilk adım bir varsayım olduğu için, sonrakilerde aynı durumda oluyor.

    Diğer yandan evrenin genişleme yönü bir varsayım değil. Evrenin genişleme yönü; "her yere doğru" diye kabul ediliyorsa, 3 uzamsal boyutu da aynı anda içeriyor olmalı. Bu yönü kafamda canlandırmadığım için, matematiksel farklı tek bir (uzamsal boyutların bileşkesi türevi gibi) boyutmuş gibi ele alıp, onun koşullarını uyguluyorum. Böylece, genişlemenin ters yönü de ele alınabiliyor. Sonra bunu tekrar 3 uzamsal boyuta dağıtıyoruz. Genişleme yönü ve tersi buradan çıkıyor.
    Net olarak ele alırsak, "Zaman" ın matematiksel gerçekliği ve uygulamasından farklı bir mantık değil.
    Bende teşekkür ederim. Zihin cimnastiği olarak iyiydi.

    (Diğer yandan, şu çift yarık deneyinde gözlemlenen fotonun kızıla kayıp kaymadığı konusundaki fikrinizi ve varsa bilginizi merakla bekliyorum.)
  • 0
    Kozmik mikrodalga ışınımındaki madde yığınları, büyüklükleri gibi veriler evrenin düz olduğuna işaret etsede bu sadece gözlemlenebilir evren için geçerli, yani gözlemlenebilir evrenin torus şeklinde olmadığına eminiz. Elbette gözlemlenebilir evrenimiz torus içindeki sıradan bir kesit olabilir bunun zayıflığı ise doğrulanabilir ya da aksi kanıtlanabilir bir iddia olmaması.

    Foton salınımını yapacak cihaz ile fotonun çarpacağı perde arasındaki mesafe korunuyorsa dopplerden kaynaklı kızıla kayma olmayacaktır. Tüm sistem neredeyse aynı kütle çekime maruz kalacağından sistem içinde görece bir fark yaratacağını sanmam. Sanıyorum bu soruyu sormak için daha belirgin sebepleriniz olmalı, paylaşırsanız daha güzel cevaplar çıkabilir.
    Origin 03 Aralık 2017
  • 0
    https://www.fizikist.com/beyin-firtinasi/33215/ adresindeki ifadenizden yola çıkmıştım. "Hem de enerji kısmı biraz daha karmaşık yani öyle sonuçlanmıyor olsada aslında bu girişimler enerji tükettiriyor."
    Bu deneyi uygulama ve ölçümleme şansım yok.
    Eğer girişimde enerji kaybediliyorsa, ama gözlemlendiğinde kaybetmiyorsa (parçacık olarak hareket ettiğinde) bu durumun, sorgulanması gerektiğini düşündüm.

    Bunun içinde (kendisiyle) girişim yapan fotonun, girişimlere aktarılan enerjiden dolayı bir enerji kaybı yaşaması gerektiğini düşündüm.

    Yani kızıla kaymadan maksadım Doppler değil, fotonun enerjisinin değişip değişmediğini sormaktı.
    ====================
    Gözlemlenebilir evrenin düz olduğu konusuna hiç bir itirazım yok. Aslında varsayımım açısından torus bazı sorunlara bile yol açıyor. Hiç bilmediğim bir şekil yerine, daha kullanışlı. (Ya da konu anlatımında önerilen balon, küre modellerine oranla...)

  • 0
    Bildiğim kadarıyla foton salındığı cihazdan kopardığı momentumu değişikliğe uğramadan perdeye kadar taşır. Kuantum dalgalanmaları bu taşınan momentuma nasıl etkir net fikrim yok.

    Yakaladığınız iyi olmuş tüketim kelimesi hatalı kabul edilebilir. Linkini verdiğiniz konuşmada fonksiyon olarak belirtmiştim girişim örüntüsünü açıklamak adına, parçacığın 2 delikten sonraki kısımda 2parçacık + 2parçacığın girişiminden gelen enerjiye ihtiyacı var. Bu pratikte ölçülebilen bir enerji olmasa da günümüz kuantum kuramları olayı böyle açıklıyor.

    Çöken örüntülerin de bir bedeli olması gerektiği güzel yaklaşım. Foton cihazdan salındıktan ve perdeye çarpmasına kadar geçen zamanın pratikteki geçersizliğine değinmiştik. Bu çöken örüntülerinin bedelinin geçen zaman olduğunu iddia etsem ne düşünürdünüz?
    Origin 04 Aralık 2017
  • 0
    Önce iddianızı doğru olduğunu kabul ederek ele alacağım. Açıkçası, doğru anlamam daha fazla zaman alacak.
    Hazır olduğumu düşününce, fikrimi açıklayacağım. Benim için iyi bir öğrenme süreci sağlayacak gibi , teşekkür ederim.

    Bu arada, o şekle bakıp duruyorum. Fonksiyonla bağlantısını kavramaya çalışıyorum. Fonksiyonun hangi bağıntılardan doğduğunu bilmediğim için önce onu öğrenmem gerekiyor.

    Eğer dediğiniz gibiyse, fonksiyondaki "Z^2+2YZ" girişim desenlerinin bedelini karşılıyor olabilir.
    Bunun "Zaman" ile bağlantısını göremiyorum şu an.
  • 0
    Şu an ki durumda;

    Çift yarık deneyinde, parçacığın gözlemi önceden bilmesi ve ona göre dalgasal veya parçacık olarak davranması...

    Aslında gözlem yapılmadığında, parçacık sürekli dalgasal hareket edecek ve girişim yapacaktır.

    Elektron çift yarığa ulaşana kadar bir yol almaktadır. Ancak çift yarık düzeneği öncesi bir gözlem aracı konulunca, parçacık gibi tepki vermektedir.

    Daha önce bunu, gözlemci aracın elektronu tespit için foton yollaması ve bu fotonun elektronlara çarpıp yansıması sırasında, elektronların dalga örüntüsünü bozması olarak düşünmüştüm. Daha sonra Veni vidi'nin paylaştığı https://www.youtube.com/watch?v=HA4sHuf93cg&t=213s adresindeki deney, bu düşüncemi ciddi olarak sarstı.

    Daha sonra Origin'in, parçacık gibi hareket esnasındaki enerjininim durumunu tanımlarken sorguladığı "Bu çöken örüntülerinin bedelinin, "geçen zaman" olduğunu iddia etsem ne düşünürdünüz? " yaklaşımı geldi.

    Durumu farklı bir açıdan ele almak gerekti ve özel göreliliğe başvurdum.

    Parçacık-elektron çift yarık düzeneğine yaklaşırken V hızı ile yaklaşıyor. Gözlem başladığı anda temas eden ilk foton sırasında almış olduğu yol x1, fakat elektrondan gözlemci detektöre foton geri yollana kadar da bir "delta x" değerinde yol alıyor. Böylece detektöre geri dönen foton x2 pozisyonundan yola çıkmış oluyor. Gözlem amacıyla yollanan foton [((x)^2+h^2) ^1/2] kadar yol alıyor. Dönüşte de aynı oradan yol alıyor.
    (x, parçacığın aldığı yolun yarısı. h; gözlemciyle olay anında parçacık arası olan "dik" mesafe)
    Elektronun/parçacığın durumu bir sistemdir.
    Elektronun aldığı Dx mesafesi boyunca, hareketin göreliliği söz konusu. Yani, elektronun sabit/rest kaldığını düşünerek, gözlem aracının ters yönde aynı hızla hareket ettiğini de iddia edebiliriz. Ki aslında elektron/parçacık açısından da durum budur.

    Elektrona göre, gözlem aracı ters yönde hızla hareket ettiği için, ("leading clock lag" hareketin yönünün önündeki tespit anının - fotonun geri yollanma anına göre geri kalması) bu sefer parçacık açısından detektör ona daha ulaşmadan fark edilmiş gibi bir sonuç doğuyor.

    Yani gözlemciye göre, parçacık detektörü önceden bilmiş gibi oluyor.

    Hala geçen zaman'ın nasıl bir bedel olduğunu kavrayamadım. Ama en azından, parçacığın önceden bilmediğini, bir "özel görelilikte gözlemcilerin durumu" olgusu ile karşılaştığımızı düşünüyorum.
    Dalga örüntüsünün bozulması konusunda ise hala detektörden şüpheleniyorum.
  • 0
  • 0
    @ Origin, ..." çöken örüntülerinin bedelinin geçen zaman olduğunu iddia etsem ne düşünürdünüz?"

    Bunun anlamının; Zaman'nın dalgasal bir büyüklük olması sonucu, taşıdığı enerjinin bir kısmı ile bedel "zaman genişlemesi" pahasına ödenmesi olduğunu düşünüyorum.

    Ayrıca bu konuyla da bağlantılı, Zaman'ın dalgasal özellikleri ve durumunu değerlendirdiğim önerimi öne aldım. http://evreneyenibirbakis.blogspot.com.tr/2016/02/ozel-gorelilik.html
  • 0
    Ben aslında olaya çok daha yüzeysel yaklamıştım. Bize göre yaşadığımız sürece zamanın geçmesi ve doğmadan önce geçmediğinden yola çıkacak kadar yüzeysel . Doğmadan önce hiçbir dalga fonksiyonu çökmemişti her şey mümkün ve sonsuzdu. Sonsuz=sıfır? Sonrası tahmin edebileceğiniz gibi hissetmeye görmeye başladığımız an fonksiyonlar en olası duruma bir anne bir baba bir gezegene evren big bang’e çöker ve zaman akmaya başlar bu piksel piksel Planck Planck defam ederek devamlılık sağlanır. Büyük ihtimalle kopenhag yorumunun soktuğu yanlış yollardan biri olsada hala eğlenceli.
    Origin 07 Ocak 2018
  • 0
    Yukarıdaki yazılara tekrar bir göz attım evrene dışa doğru ya da içe doğru yön tayin edişinizi yine anlayamadım. Şöyle söyleyeyim; bilindiği üzere evren genişlerken galaksiler bir yöne gitmezler. Galaksiler oldukları yerde dururken aralarındaki boşluklar artar. Aksi takdirde gözlemlenebilir evrenin sınırlarına yakın, aramızdaki mesafenin ışık hızının çok büyük yüzdesiyle açıladığı genç galaksiler kuyruklu yıldız şeklini alırlardı. Böyle bir yapı için içe doğru dışa doğru demek şuan benim için bir anlam ifade etmiyor. Biraz daha detaya girebilir misiniz?
    Origin 07 Ocak 2018
  • 0
    Dışa-içe kavramları sadece sizin için değil, benim içinde çok net değiller. Ancak bir yön tayinine ihtiyacım var ve kafamdaki bu yönü 3+1 boyut üzerinden bu şekilde tarif edebiliyorum.

    Galaksiler, aralarındaki boşluklar ve evren genişlemesi konularında bir oeğişişklik yok.

    Dış dediğim yönün doğrultusu, evrenin genişleme hareketinin yönü. Aslında her yöne birden. Ya da bildiğimiz hiç bir yön değil. Maalesef aynı şeyler.
    İç yönde bu yönün tam ters doğrultusu. Gene her yöne ve hiç bir yöne birden...

    Bunu 3+1 boyuta indirgerken, suyun içinde batan bir küreye olan su basıncının vektörünü düşünüyorum. Basıncın yönü iç, kürenin direnci dış yönü temsil ediyor.

    Hareketin tanımlanması için bir referansa ihtiyacımız var. Bir şeye göreli hareketten söz edebiliriz ancak.
    Genişleyen evrende, galaksinin bu (genişleme yönündeki) hareketini referans alabileceğimiz (genişleyen evrene göre sabit ya da en azından farklı yönde) hiç bir şey yok.

    O zaman iki olasılık kalıyor. Ya geometrik merkezi -büyük patlama noktasını geometrik koordinat merkezini - nirengi alacağız ki bir çoğu evrenin her yeri merkez deyip kestirip atmış, bana göre ise artık evrenimizin dışıda kalan bir bölgede... (i ve z Sanal sayıların hakim olduğu)

    İkinci olasılık ise Zaman. Zaman'ın red edilemeyecek bir tek yönlülüğü var. Sürekliliği var. Evrendeki herşeyle "aynı yönden" etkileşimde.
    Elle tutulamadığı için soyut kabul edilmiş olmasına rağmen, aslında evrendeki her şeyi belirlemede etkin rolü ile somut. Aldığımız nefesten, yürümemize, yaşlanmadan, hızımıza, değişimden, değişmemeye kadar her şeyin belirleyicisi. İçinde zaman olmayan herhangi bir eylem veya durum yok.
    Buna rağmen, matematiksel olarak bir değişkenden öte değil. Bu değişken sabit değerde kabul edildiğinden göz ardı edilmiş. Taa ki göreli harekette, bu sabit değerin kişiye göre olduğu anlaşılana kadar.

    Zaman'ın her yöne doğru olması, onun vektörel değil skalar bir büyüklük olarak ele alınmasına neden olmuş. Çünkü "her yöne" kavramı 3 uzamsal boyut açısından çok tanımlayıcı değil.

    Benim yaptığım, Zamanın oluşumuna bir neden üretip (?), onu dalgasal bir form olarak kabul etmek. (Bir bakıma kütleçekim dalgaları gibi evren dokusundaki bir rahatsızlık)

    Dalga formunda ele alınca, 3 boyuta göre bir vektör tayin etmek kolaylaştı.

    Özet:
    Evrenin genişleme yönü, dış
    Zamanın evrendeki hareket yönü; iç oluyorlar.


Yorum yazabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.
İSTATİSTİKLER

4.644 soru

27.468 cevap

30.153 kullanıcı

Giriş Yap