• +2

    Nasıl oluyor da geleceği hiçbir şekilde kestirilemeyen sadece ihtimallerin söz konusu olduğu kuantum örüntüleri, günlük gözlediğimiz %100 tahmin edilebilir klasik fiziği oluşturuyor ?

    venividi 22 Ağustos 2017
  • 0
    Harika bir soru...
    Bu kadar çok belirsizlik bir araya toplanınca, nasıl bu kadar net ve kesin, tekrarlanabilir sonuçlar üretebiliyor ?
    Daha önceki benzer konulu soruyu tekrar ele aldıktan sonra, bu konuda biraz daha "durum değerlendirme" imkanı buldum. (https://www.fizikist.com/beyin-firtinasi/32854/)

    Özetle; belirsizlik dediğimiz şey, bence, bilgisizliğimizi örtme hamlemizden başka bir şey değil.
    (Burada "bilgisizliği", eksiklik olarak değil; bilgi ve bilgi edinme konusunda yetersiz imkanlara sahip olmayı kast ediyorum.)

    Konuya girmeden önce, diğer arkadaşlarında görüşlerini ifade etmesi, sonra bu ifade edilenler üzerinden konuya girmek, sanırım çok daha yapıcı ve "bütünleyici" olacaktır.

    Burtay Mutlu (shibumi-tr) 22 Ağustos 2017
  • 0
    Burtay beye belirsizlik tanımında katılıyorum fakat ben soruda ki örüntüleri tam anlamadım. Biraz daha açıklayıcı olursanız çok güzel olur. Mesela o örüntüler nedir ve nasıl günlük hayatta ki neden-sonuç ilişkisine dönüşür ? Ve link hatalı diyor burtay bey.
    Kemal ( Bay Hiçkimse ) 22 Ağustos 2017
  • 0
    https://www.fizikist.com/beyin-firtinasi/32854 olacaktı. Parantezin sonu da dahil olmuş adrese...
    Hasan Özdemir'in sorusunda, alternatif evrenlerve farklı gerçeklikler sorgulanıyor.

    Bu konu ile bence bağlantılı çünkü, "bir çok farklı olasılık" içinden, "sadece ve sadece bir tane"lerinin (?) gerçekleştiği ve sabit kaldığı bir evrendeyiz.

    Veni Vidi'nin "Kuantum örüntülerinin" kavram açıklamasını bekleyeceğim. Bay Hiç kimse haklı, farklı-yanlış anlamış olabilirim.

    Neden sonuç ilişkisi; Her seferinde diğer tüm olasılıkların çökmesi ile oluşan tek bir olasılık kalıyor. Ve ne hikmetse bu olasılık her seferinde, en güçlü olasılık değerleri civarından oluyor.

    O zaman ya diğer olasılıklar aslında baştan beri geçersizdi. Değersizdi. Ya da bunun başka bir anlamı var.
    Bana göre gerçekleşen her olasılığın yanındaki diğer olasılıklar, (kaos teorisiyle uyumlu olarak) bir çok belirsiz değişkenin anlık durum bilgilerine göre, "esneklik sağlamak ve dengeyi kurmak" için varlar.
    Yani özetle; sadece "sisteminin kritik-mükemmel dengede / kaos'un kıyısında olduğu noktadaki olasılıklar gerçekleşiyor". ( http://bit.ly/2vUXvGr i ). Diğerleri çöküyor.
    Diğer tüm olasılıklar, bu denge noktasının farklı versiyonları-(fonksiyonun sonuçları) olmasına rağmen hiç biri kritik dengede değiller.

    Neden-sonuç ilişkisi açısından olayların dönüm noktalarını, hep bu kritik denge noktasındaki sonuçların toplamı, devamı olduğunu düşünüyorum.

    (Katılımcı fikirleri ile sohbet içinde devam ettiririz diye umuyorum. )
    Burtay Mutlu (shibumi-tr) 22 Ağustos 2017
  • +1
    Belirsizliğe tabii elektronlarla protonlarla örülmüş bir futbol topu %100 belirlenmiş yol izliyor(örüntüden kastım budur). Bence konu bilgisizlikten daha öte, çift yarık deneyinde fırlatılmış bir elektronun 2 deliğinde karşısında olmayan bir noktaya gideceği bilgisinden söz edilebilir mi?
    venividi 22 Ağustos 2017
  • 0
    Çift yarık deneyindeki gözlemlerin ve sonuçların doğru yorumlandığından ve analiz edildiğinden şüpheliyim.
    Ki, şüpheme göre fırlatılmış bir elektron iki delik karşısında olmayan bir noktaya da düşebilir. Bunun bilgisi de belirlidir. (Ama Nasıl? Benimki bir çıkarım sadece, deneme-gözlem yapmadan varılmış bir yargı...)

    Bence, eğer elektronu üzerinde hareket ettiği dalga sırasından ayrı olarak ele alabilirsek, eğer müdahale-gözlemci yok ise, dalga örüntüsü bozulmayacağı için, taşıdığı parçacık, bu dalga sıralarından birinin hareketine göre davranacaktır.
    Hangisine göre davrandığını saptamak için ise, parçacığın spini, yüklü olduğu enerji miktarı, hızı, vb. etkenler belirleyici olabilir.

    Eğer müdahil olunursa, üzerinde taşındığı dalga sırasının özelliklerini kaybedeceği için, yeni (kuvvetler) bileşkesine göre (parçacık olarak) davranacaktır.

    ( Uyarı Tekrarı : Yazdıklarım kesninlikle bilimsel değildir. Bilimsel değerleri yoktur. Sadece çakışan dalgaların hareketine dayalı olarak ileri sürülmüş, bir tezdir. )
    Burtay Mutlu (shibumi-tr) 22 Ağustos 2017
  • 0
    asıl noktayı gözden kaçırıyorsunuz, ya klasik dünya da belirsizse ve karmaşıksa :D
    ozan konar 22 Ağustos 2017
  • -1
    @Ozan konar, bağlantıyı göremedim. Klasik dünyanın karmaşası ve belirsizliği zaten ihtimallerden kaynaklanıyor.
    Ama her seferinde, sonuç olacak ihtimali belirleyen olasılık girdilerinin gücüne göre sonuçlanıyor.
    (Karmaşık bir cümle oldu, açıklaması gerekiyor :-)

    Her sonucu bir fonksiyon olarak ele alalım. F(x) fonksiyonunun, işlevine göre temel formülü vardır. Bu formül, işleve göre belirlidir ama "aynı formül (fonksiyon)", değişkenlerine göre her seferinde farklı bir sonuç verecektir.
    Her durumda belirli koşullar (değeri bilinen değişkenler) altında vereceği sonuç, her zaman; Tek'dir.

    Diyelim ki, fonksiyonumuz "yüksek binadan atlayan, düşer" olsun. (Ya da f=m.a)
    Bu fonksiyonun değişkenleri; nesnenin kütlesi, yüzey alanı, yerçekimi ivmesi, atlama hızı, rüzgar hızı ve yönü, vb.leri hep birer değişkendir. (x,y,z,d...)

    Bu değişkenlerin bir tanesinin değişmesi, sonucu değiştirir. (Yani yere düşünce, karpuz gibi mi dağılacak yoksa, hafifçe mi konacak, hatta tam tersi uçacak mı (eksi "-" işareti)?

    Sonuç; değişkenlere bağlı olarak belirlenecektir.

    Bu bir belirsizlik veya karmaşa değildir. Ancak eldeki girdilerden bir veya bir kaçının tam veya doğru bilinmemesinden kaynaklanan belirsizlikler vardır.
    Eğer eldeki verileri en azından doğru okuyabilirsek, en azından net sonuca en yakın ihtimali bulabiliriz. ( Yaklaşık saatte kaç km hız ile yere çarpacağını...)
    Şu anki durumumuz , bence, bu.

    Sonuçta düşeceğini biliyoruz. Hızı ve şiddeti hakkındada kestirimlerde bulunuyoruz.

    -----------------------000-----------------

    İnsan ilişkileri bile bir nebze bu formülasyona uyar. Ancak bireysel düzeyde ele almak, değişken sayısının aşırı çok oluşundan dolayı, çok zordur. Kesin sonuç üretmez.
    Ama topluluklar söz konusu olunca, bazı zıt olasılıklar birbirlerini elimine ettiğinden ve en güçlüleri ortak eğilim şemsiyesi altında toplandığından, "toplum mühendisliği" daha kolay ve belirli...

    Yine de "...ya klasik dünya da belirsizse ve karmaşıksa..." sözünü açmanız faydalı olabilir.
    Burtay Mutlu (shibumi-tr) 22 Ağustos 2017
  • 0
    Elbette bir otomobilin bile kuantum durumundan söz edilebileceği, boyutundan dolayı dalga özelliği gösteremeyeceği gibi güzel yazılar bende okudum ama merak ettiğim bunun sebebi nedir? bir futbol topunun yada aracın momentumunu çok yüksek doğrulukla bildiğimiz içinmi konumundaki belirsizlik sıfıra yakındır ve olağan davranır ? yada bir futbol topu dalgaboylarından çok fazla büyük olduğu içinmi belirli davranır ozaman metrelerce dalga boyu yapan radyo dalgaları ne olacak ?
    venividi 23 Ağustos 2017
  • 0
    Ek olarak belirsizliğin sebebinin kısıtlı imkanlar olduğuna katılmıyorum, deneyde fırlatılan tek bir parçacık en son perdeye çarpmadan önce 2 yarıktanda geçmiş olma ihtimali birbiriyle girişim oluşturuyor geçtim şöy şöyle cihaz yapılabilse doğru tahminlerde bulunabilirdik demeyi bence parçacık bile bu bilgilere sahip değil.
    venividi 23 Ağustos 2017
  • -1
    Venividi, son yazdıklarınızdan, "hiç bir şey anlamadım!" yazsam yeridir.
    Sorunuz, sorgunuz ne?

    Ya "neyi sorduğunuzu" anlamadım ya da siz, "açıkladığım şekli". Çünkü son yazdıklarınızla, cevaplarım uyumsuzlar.
    Burtay Mutlu (shibumi-tr) 23 Ağustos 2017
  • 0
    Diyorum ki fırlatılmış elektron hem dalga hem parçacık özelliği gösterebilirken fırlatılmış bir taş yada giden bir araba neden böyle davranamaz bu olay basitçe dalgaboyu-boyut-hız-momentum-konum-belirsizlik açısından nasıl yorumlanır? Son yazdığım oldukça yerinde olduğunu düşünüyorum.

    ''Özetle; belirsizlik dediğimiz şey, bence, bilgisizliğimizi örtme hamlemizden başka bir şey değil.
    (Burada "bilgisizliği", eksiklik olarak değil; bilgi ve bilgi edinme konusunda yetersiz imkanlara sahip olmayı kast ediyorum.)''
    Derken ne tür bir imkansızlıktan bahsettiğinizi ve parçacık hakkında ne gibi imkanlarla ne gibi veriler elde edebilirdik kısaca söylerseniz daha uyumlu cevap yazabilirim.
    venividi 23 Ağustos 2017
  • -1
    Sizin değil, benim uyumlu cevap yazmam gerekiyordu. Eleştirdiğim nokta, bunu sağlayacak düzeyde net olmayışınızdı.

    Fırlatılan taş, makro ölçeklerde artık. Yani bir olasılık hariç "tüm olasılıkların "zaten çökmüş" olduğu bir "bileşke sonuç". Bunun bir daha niye olasılığı olsun ki...
    Ha!, aynı anda avucunuza 1000 taş parçası alıp, atarsınız. O zaman bu taşların her birinin arabaya çarpma olasılığını değerlendiririz.
    Karşımıza çıkan her sistem, oluşumu esnasındaki mikro olasılıkları kapatmış ve belirlemiştir.

    Arabaya çarpacak taşları belirlediğimiz de, (en azından sayı ve kütle olarak) buna göre, basınç, zarar, momentum hesaplarını bu yeni sisteme göre yaparız.

    Ayrıca mikro ölçekte belirsizlik dediğimiz şey, parçacıklar dalga durumunda iken nerede yoğunlaşacaklarını (enerjinin) bilemeyişimizden kaynaklanıyor.
    Oysa tek bir noktada, içinde bulunduğu sistemin, tam "kritik dengede" olmasını sağlayacak, tek bir noktada (kaos'un kıyısında) bu yoğunlaşma gerçekleşecek.

    Foton veya elektron çift yarık sisteminde, bence her durumda tek bir yarıktan geçiyor. Aynı anda iki yarıktan birden geçmiyor. Sadece yarıklardan birinden geçme olasılıkları eşit.
    Dalgaların üzerinde sörf yapıyorlar ve dalgaların hareketlerine bağımlılılar.
    Yani ortada elektronveya foton olmasa bile, bu dalgalar gene girişim yapacak. Sadece biz bu dalgaları saptayamıyoruz.
    Dalgaları değil ama etkilerini saptayabiliyoruz. Üzerinde taşıdığı fotona veya elektrona nasıl etki ettiğini saptayabiliyoruz. Bu yüzden deneyde parçacık gerekiyor. Yoksa bir şey saptayamayız.

    Ancak gözlem yaptığımızda, üzerinde bulunduğu dalga sırasına da müdahale ediyoruz. Böylece o dalganın olağan hareketinden çıkıp, yeni bileşke sonuca göre hareket ediyor. Biz bunu parçacık hareketi olarak tanımlıyoruz.
    Ve bu asla değişmiyor. İster yarıktan geçmeden önce olsun, ister geçtikten sonra, isterse hangi yarığın kapatılacağı bilinmeden yapılsın. Fark etmiyor.

    Burada eksik olan bilgiler, bizim nasıl bir kuvvet uyguladığımız, parçacığı taşıyan dalgaların özellikleri.
    Bu konuda derin bilgilere sahip değilim. Mesela salınan parçacığın dalga boyu ile gözlem için kullanılan parçacığın dalga boyu arasındaki ilişkiler gibi. Mor ötesi dalga üzerindeki bir fotonu, kızıl ötesi frekanstaki bir fotonla gözlemleyemezsiniz bence. birbirleri ile uyumlu olmak zorundalar, bu da (gözlemci ile gözlenen arasında) momentumlarındaki enerji seviyeleri ve frekansları ile aralarında bağlantı olduğunu gösterir.
    O zaman birbirlerini etkiliyor da olmalılar.

    Ama bizde bu veriler yok. Veya atom etrafındaki elektronun nerede olacağını bilemiyoruz.

    Aslında neleri bilmediğimizi, bile tam bilmiyoruz. Bildiklerimizle, mantıklı çıkarımlar yapıyoruz sadece.

    Bu konuda herhangi bir deney ve ölçüm yapmadığım için, nelerin var olduğunu, nelerin eksik kaldığını da bilemiyorum. Sadece varsayımlar üzerinden yürüyorum.
    Burtay Mutlu (shibumi-tr) 23 Ağustos 2017
  • 0
    Eksik tüm veriler elde edilebiliyor sonuç olarak belirsizlikler ortadan kalkıyor ve parçacık klasik davranmaya başlıyor bu oldukça olağan.
    Merak ediyorum da parçacık dalga ikiliğini temelden benimseyip parçacıkları dalganın üzerindeki sörfçü olarak değilde, tek bir elektron fırlatıldığında oluşan dalganın tamamını elektronun ta kendisi olarak ele alsanız ne çıkarımlarda bulunurdunuz ?
    venividi 23 Ağustos 2017
  • -1
    Tek elektron fırlatıldığında, dalga neye göre oluşuyor? Elektrona uygulanan kuvvet, neyi titreştiriyor da, elektromanyetik dalga oluşuyor?

    Şu an ki geçerli yaklaşımda, elektromanyetik dalgalar boşlukta hareket ediyor. Aksi yönde de hiç bir kanıt olmadığı gibi, boşluk ortamına göre yapılan hesapların hepside doğru sonuçlar üretiyor.

    Ama bu şuna benziyor bence... Bir taş fırlatıyoruz ve taş hiç bir dalgalanmaya neden olmadan dümdüz gidiyor. Bu ancak vakum boşlukta mümkün.

    Ama ortamda hava var ise, taş havayı yararken, su var ise, suyu yararken dalgalandırmaya neden olurdu.
    Bence, ortamda uyarılan "bir şey"olmasa, elekromanyetik dalgalanmada olmazdı...

    "Zaman süreklidir" algımıza rağmen, kesiklidir, Saniyede yaklaşık on üzeri kırk, Planck zamanlarının birleşmesi ile oluşan bir süreklilik algısından bahsediyoruz.
    Eğer bir parçacık hareket edecek olursa, o da "Zamana bağımlı olarak kesikli hareket" edecektir,
    Bu kesikli hareket, su üstünde taş sektirme gibi, dokuya her temasta yeni bir etki oluşturuyor olmalı.

    Sorunuzu dönersek; Eğer bir ortam yok ise elektron bu dalgalanmayı nasıl doğuruyor?

    "Parçacık var, ortam yok" yaklaşımında, buna bir cevap bulamıyorum.

    Evet, aslen elektronun kendisi de bir dalga sanırım. Sadece daha yoğun enerjiden hasıl olarak, bir uzay alanını işgal eden bir dalga. Daha doğrusu, titreşim alanı. Enerji bu alanda titreşiyor.
    Bu yüzden bunu parçacık olarak da ele alabiliriz.

    Biz elektronu yollamak için ortama kuvvet uyguladımızda, ortamı uyarıp dalgalandırıyoruz. Ancak bu ortamdaki durum tarafımızdan tespit edilemiyor. Oluşan titreşimler Planck Zamanlarının kısıtlamasına tabiler çünkü.
    Ama ortama bir foton veya elektron girdiğinde, bu oluşan dalgalardaki kuvvet bu küçük , hafif parçacıkları etkiliyor. Bu etkiyi tespit edebiliyoruz.

    Eğer foton gibi kütlesiz ise bu dalgaların üstünde sörfçü gibi kalıyor. Ama biraz kütleli ise, bir dalga sırasınca biraz taşınmasına ve ivmelenmesine rağmen, bu sefe artan momentumu ile daha ileriye götürülemiyor. Duruyor. Momentum kaybediyor, bir sonraki dalga sırası ile bu düşük momentumlu hali ile biraz daha itiliyor. Sonra tekrar aynı süreç... Saniyede on üzeri kırk defa civarı tekrarlanan bir süreç...

    "... tek bir elektron fırlatıldığında oluşan dalganın tamamını elektronun ta kendisi olarak ele alırsam."
    Eğer elektromanyetik dalgaya, elektron sebep oluyorsa, elektron etrafa dalga dalga enerji (foton) saçıyor demektir. Kaynağı da sadece bu elektron olacak.
    Bence bu mantık çıkarımım hatalı olmalı. Elektronun oluşturduğu, saçılan dalgaların (toplam) enerjisinin bir kaynağı, açıklanabilir bir nedeni olmalı.

    Bu yüzden, sorunuza bir cevap üretemiyorum.
    Burtay Mutlu (shibumi-tr) 23 Ağustos 2017
  • 0
    Peki ''Foton veya elektron çift yarık sisteminde, bence her durumda tek bir yarıktan geçiyor'' düşüncesi fırlatılmış tek bir elektronun normal yollarla gitmesi mümkün olmayan resimdeki x tarafına gidişini nasıl açıklar ? Çok kabaca biraz şu delikten geçse biraz da şu delikten geçse oraya düşebilir tarzında bir açıklaması olması gerekir.
    Benim bu deneyden anladığım kadarıyla, parçacık sadece tek bir delikten geçiyor olsa maviyle çizdiğim bölgenin dışına gitme ihtimali sıfır olmalı.

    https://ibb.co/e6mgNQ
    venividi 24 Ağustos 2017
  • 0
    Çok güzel bir soru bir bakıma şu soruya benzettim:

    Hücre canlıdır evet ancak hücreyi oluşturan hiçbir şey "canlı" değildir. Proteinler kurallara göre kimyasal reaksiyonlarda yer alan cansız maddelerdir.

    İnsan vucudu cansız birimlerden (hücreler değil daha minik birimler su ve protein çeşitleri gibi) oluştuğu halde ona nasıl canlı deriz?
    Wolf Larsen 24 Ağustos 2017
  • -1
    Eğer elektron hareket ederken, "elektromanyetik dalganın sebebi ise"; Evet haklısınız, bu bölgeler dışına çıkamaz. Çünkü o bir parçacık ve "sadece doğrusal" hareket etmek durumunda.

    Tek makul açıklama, yarıklardan geçerken parçacığın bir tarafa çarpıp yansımış, açı yapmış olması olabilir , bu durumda.

    Elektromanyetik dalgayı salt parçacıkların toplu hareketi olarak ele alırsak, bence makul bir açıklama-çözüm yok.

    Ama eğer parçacık, dalga üzerinde "sörfçü ise, dalganın ulaştığı her yere" taşınabilir.
    http://bit.ly/2iuogwO ( Yarıktan geçerken, hangi kırmızı yolu izleyeceğine, "elektron ile üzerinde bulunduğu dalganın o andaki etkileşimleri" belirliyor olmalı. )

    Yani elekronun spininden, dalganın o andaki itme gücüne potansiyeline kadar bir çok aklıma gelmeyen etken belirleyici oluyor olmalı bence.


    (Mesela, yarık bizim için çok ince olsa bile, elektron ve dalga için dev gibi uzun bir koridor. Parçacık, fiber optik kablo içindeki foton gibi, oraya buraya çarpa çarpa ilerliyor olabilir. Ya da kıyılarda, kendi mini girişimlerini yapıyor olabilir.)

    ( Alüminyum folyo ya toplu iğne ile delik açın ve kitap okuyun bu delikten. Belli mesafelerde harfler büyür. Bunun nedeni geçen ışığın, delik çeperlerindeki girişimi ile bir tür mercek işlevi sağlamasıdır. Diye biliyorum. )
    Burtay Mutlu (shibumi-tr) 24 Ağustos 2017
  • 0
    Mantık olarak çizdiğiniz kırmızı bölgenin, benim çizdiğim mavi alandan hiçbir farkı yok ama haklısınız açılar yanıltıcı olduğu için farklı şekilde çizmem yada sormam gerekiyordu ve belirttiğiniz durum tek bir delik kapalıyken yada parçacığın hangi delikten geçtiği gözlemlendiği zaman oluşacak tablo.

    Şöyle sormam daha doğru olacak tek tek parçacık fırlatılan bir çift yarık deneyinde ''Foton veya elektron çift yarık sisteminde, bence her durumda tek bir yarıktan geçiyor'' düşüncesi perdede oluşan kesik kesik gölgeleri-boşlukları nasıl açıklar ? çizdiğiniz kırmızı alanda girişim olmayacağı için parçacık istisnasız o alandaki her yere gidebilir.

    Şunuda belirtmem lazım vakumda fırlatılmış tek bir elektron yada beta ışınımı ışıktan yavaş ilerleyeceği için ''kendisinden başka'' üstüne binip sörf yapabileceği yada etkileşeceği elektromanyetik dalga vs. hiç bir şey bulamaz yada nasıl olur siz söyleyin ?
    venividi 24 Ağustos 2017
  • -1
    Sayın Veni Vidi, ısrarla benzer soruyu çeşitlendirmenizden, anlatımımda başarısız olduğumu düşünüyorum. İyi yanı, konuyu farklı açılardan tekrarlamak gerektikçe, ayrıntılarda deşiliyor gibi...

    Öncelikle yarığın tek tarafına göre çizmemin sebebi, iş yoğunluğundan diğer kısmına zaman ayıramayacak oluşumdu. Ama aynı kırmızı çizgileri, diğer yarık içinde düşünebilirsiniz.
    Yani elektron-foton hangi yarıktan geçerse geçsin, "x" bölgesine ulaşabilir. Sadece (tespit edilebilirse) bu noktaya ulaşmasında "zaman farkı" olurdu.

    Girişim desenine gelince, o girişim deseni zaten var (kırmızı alan olarak düşündüğünüz doğrultularda da) ve kesikli bölgeler zaten oluşuyor. Ama onları tespit etmek için, işaretleyecek bir foton veya elektron gerekiyor. Eğer bunlar yoksa, girişim desenini tespit edemezsiniz.

    Çizdiğim kırmızı çizgiler alanı değil, fotonun-elektronunun, o anki duruma göre gidebileceği olası diğer noktaları da gösteriyor. Diğer yarıktanda geçse, aynı hedef noktalara gene zaman farkıyla ulaşabilir.
    ("Zaman farkı" üstünde duruyorum. Çünkü bu belki deneye tabi olabilir. Eğer parçacık iki yarıktan birden kısmen aynı anda geçiyorsa (biraz şu delikten geçse biraz da şu delikten), aynı anda salınan iki parçacıkta, aynı noktaya hep aynı zamanda varmalılar. -Farklı noktalarda zaman farkı olabilir.- Veya sırayla salınsalarda varış süreleri aynı olmalı. (Çünkü hepsi, biraz şundan, biraz bundan olsada aynı yolu (yolları) izliyor olacaklar.)

    Ama aynı anda salınan iki parçacık zaman aralığı ile aynı noktaya ulaşırlarsa, bu farklı yarıklardan geçtiklerini gösterir. Aynı noktaya farklı yollardan ise ancak farklı dalga sıraları taşınırlarsa mümkün bence...

    Güzel bir noktaya değinmişsiniz, elektron kütlesinden dolayı ışık hızında gidemediğine göre, elektromanyetik dalga üstünde olamaz (çünkü o ışık hızında) . O zaman nasıl dalgasal özellik gösteriyorlar? ( Aynı soru daha kütleli, diğer küçük parçacıklar içinde geçerli.)
    Bu özellikleri nereden,niçin,nasıl kaynaklanıyor?

    Benim cevabım basit, süper akışkan uzay-zaman dokusuna yapılan etkilerden oluşan dalgalar bunlar. Bir kap içinde titreştirilen suya, taş attığınızda oluşan dalgalar gibiler. Oluşan dalgalar dokunun mümkün kıldığı en yüksek hızdalar.
    Biz sebep olarak atılan taşı ve dalgalarının etkilerini tespit ediyoruz sadece...
    (Foton sörf yapıyor ama elektron sörf yapmaya kalkıştığı anda ağır basıp düşüyor. Bu yüzden, itiliyor-sürükleniyor. Ama onu iten dalgalar elektromanyetik dalgalar değiller. Sadece "dalgalar",
    Bu dalgaların üstünde foton sörf yapınca, elektromanyetik dalga ismini alıyorlar.)

    Sizin mantığınız ne öneriyor? (Tüm küçük parçacıkların dalgasal özellik göstermesine)...

    (Not: İyi bayramlar, herkese...)
    Burtay Mutlu (shibumi-tr) 24 Ağustos 2017
  • 0
    Bildiğim kadarıyla ortamın süper akışkan özelliğini kazanması için atıyorum Helyum gibi malzemelerle dolu olması gerekir. Kuantum dalgalanmarı dışında hiçbir şeyin bulunmadığı vakum yada boşluk diyelim nasıl bu özelliği kazanabilir ? ve son paragrafta bahsettiğiniz elektromanyetik olmayan dalgalar nedir ne ismiyle araştırabilirim ? Sanırım tartışmaya devam etmeden önce öğrenmem gereken bazı şeyler var.
    venividi 24 Ağustos 2017
  • -1
    Bence öğrenmeniz gereken şeyler var ise, bunlan yazdıklarım değil. Yazdıklarımın çoğu varsayı(mı)ma dayanan açıklamalar. Eğer bilimsel bilgi ile uyuşan noktalarını görüp, ilginizi çekiyorsa, ne mutlu bana...

    Yaklaşımım, daha önceki bir çok tartışmada ifade ettiğim gibi, evrenin bir enerji yoğunluğu olmasına dayanıyor.
    Arka plan ışıma verilerine dayanarak ile bu yoğunluğun "neredeyse" homojen olduğunu düşünüyorum, (Homojenliği bozan ana malzeme ise; kütle...)
    Eğer bir yoğunluk var ise bir ortamda, o ortamda basınç da vardır. Bu basıncın evreni genişlemesinin ana nedeni olarak ele alıyorum. Demek ki evrenin dışında basınç (enerji yoğunluğu) çok daha düşük ki, evren genişleyebiliyor.
    Genişlemenin ise, genişleme kıyılarında yeni kazanılan alanlar ile, eski alanlar arasındaki basınç eşitlemeleri sırasında, titreşime neden olduğunu düşünüyorum,
    Bu titreşim dalgaları da, evren içine yayılırken, evreni süper akışkan hale getirdiğini düşünüyorum.
    (Bir kap kum katı özellik gösterir iken, bu kaba titreşim verirseniz, kum akışkanlaşır.)

    Bu dalgaların ikincil etkisi ile bize "Zaman boyutunu"... (Zaman bu dalgalardan kaynaklı olunca, özel görelik ile uyumlu.)
    Genel görelilik açısından ise, kütle çekimi farklı bir nitelik kazanıyor. Akışkan içindeki hareketli nesnelerin durumuna dönüşüyor. Kütle çekim kuvveti, birbirine yakın iki nesne arasında hızlanan ama basıncı düşen akışkan yüzünden, nesnelerin düşen basınç alanına itilmesi oluyor.

    Aynı akışkan özelliği birbirinden uzak nesneler arasında ise ayırıcı özellik gösteriyor. (Akışkanlarla ilgili bu bilgiler düşünce veya varsayım değil, araştırma-gözlem sonucu.) Burada belirleyici temel etkenler, kütlelerin momentumları, kütleleri, viskozite, aralarındaki (kritik mesafeye göre olan) mesafe...

    Yani varsayımım, eter kavramına da dayanıyor. (Higgs alanı da aynı eşdeğerde sanırım.)
    Size çok kısaca özetledim. Sanırım hangi konularda araştıracağınıza karar vermenize destek olmuştur.
    --------------------0------------------
    Örnegin kütleçekim dalgaları, elektromanyetik olmayan dalgalara örnek...
    Miknatıstan yayılan manyetik dalgaların özelliklerini bilmiyorum ama onlarda kısmen veya tamamen bu tür dalgalardan. (Fotonlardan oluşmayan dalga türlerini örnek olarak arıyorum.)

    Vakum- boşluk kavramı da göreceli bence. En boş dediğimiz uzay alanının bile üç Kelvin derecesi değerinde bir enerji yoğunluğu-ısısı var.

    Burtay Mutlu (shibumi-tr) 24 Ağustos 2017
  • 0
    Bulunduğumuz evren dışarıya bir basınç uyguluyorsa aynı zamanda dışarıdan gelen basınca yada vakuma maruz kalması gerekir? Dışarıda vakum veya basınç herhangi durum söz konusu ise bu belki sonsuz belki sonsuza yakın uç rakamlarda olmalı genişleme yada herhangi varlık pek akla yatkın görünmüyor.

    Evrenin genişlemesi gittikçe hızlanıyor, dediğiniz tarz bir basınç olsa evren genişledikçe bu basınca maruz kalan yada bu basıncı uygulayan alan artacağından genişlemenin yavaşlaması beklenir?(tabi enerjinin korunumunu hala kabul ediyorsak) ve bence evrenin toplam enerjisinin sıfıra çok çok yakın hesaplanıyor olması evrenimizin yoğunluğu ve dışarı uyguladığı basınç hakkında yeterince fikir veriyor.

    Kum örneğinden dolayı süper akışkanlığı nasıl tanımladığınızı ve nasıl bir bağlantı kurduğunuzu öğrenmek isterim? orada en azından kum olması gerekir bir yandan da Brown hareketini aklıma getirdi https://www.youtube.com/watch?v=R5t-oA796to sebebi sıcaklığa sahip su molekülleri.

    Sadece doğru anlamışmıyım diye teyit etmek istiyorum diyorsunuz ki fırlatılmış parçacık kendisiyle değil de bu bahsettiğiniz akışkan dokudan geçerken oluşturduğu kendi dalgalarıyla girişim oluşturup perdede desen oluşturuyor? Doğru anlamışsam bu dalganın enerjisi hızı ve kumaşıyla ilgili kısaca bilgi verebilir misiniz ?

    Boş uzayın 3 kelvin sıcaklığı sadece bir ışımadan kaynaklı, mikro dalga geçirmeyecek sıradan izole ile bundan kurtulabilirsiniz.
    venividi 25 Ağustos 2017
  • -1
    Sayın Veni Vidi, gelen cevap-tekrar e-postalarından bütün geceyi ayakta geçirdiğiniz gözüküyor...
    Bence biraz kavramları haz etme -kavrama aralığı verin... Yanlış yargılar gelişir, sabitlenebilir, dinlenme aralıkları olmaz ise

    Düşük basınç, zaten vakum ... Sonsuz olmasına gerek yok. 2 kelvin de olsa, 0 kelvin de olsa iş görürü.
    Buna karşılık, Necmi Bey, bu bölgedeki olası enerji varlığı için, negatif işaret bile önermişti. Kendi çerçevesinde kullanışlı, makul ve mantıklı idi. Elbette doğru'yu, evren dışına çıkamadığımızdan bilmiyoruz. Veri de alamıyoruz.
    Sadece evren genişliyor ise, bu ortamın basıncı (enerji yoğunluğu) evren ortalamasından düşük. Bu anlıyoruz.
    Sonsuz tanımı hem gereksiz, kullanışsız. Hem de konuyu doğrulayamayacağımız bir konuda çetrefilleştirip, zihinsel enerji tüketicisi ...

    Kum'u katı malzemenin, hareket ile akışkan özellikler göstermesi nedeniyle kullandım. Yani bir ortam, minik parçacıklardan oluşuyor ise, parçacıkların niteliği ne olursa olsun, titreşim ile akışkana dönüşeceklerini ifade için.
    Verdiğiniz linkteki konu ile neredeyse hiç (ilke bazında) benzerliği yok.

    Teyit edemeyeceğim. Yanlış anlamışsınız. Bence fizikistteki eski paylaşımlarımızı -tartışmalarımızı gözden geçirmeniz daha işinize yarayacak. Hem tekrar olmaz hem de farklı kişilerin bakış açılarını da ele almış olursunuz.. Ya da blog sitemdeki özet ve düzenlenmiş haline bakın.

    Son yazdığınız, "mutlak sıfıra" izolasyon ile ulaşabileceğimizi iddia etmek oluyor. Bence bunu yapabilirseniz, hem çok zengin ve ünlü olursunuz, hem de bu konuya pratik bir çözüm geliştirmiş.
    Burtay Mutlu (shibumi-tr) 25 Ağustos 2017
  • 0
    Hala cevap alamamış olsam da kum örneği ve süper akışkanlık arasında nasıl bir bağlantı kurmuş olabileceğinizi bu yüzden sordum. Çünkü gerçek Dünya'da kullanılan fizikte vakumun-yada boşluğun süper akışkan özellik göstermesi diye bir durum yok sadece sizi anlamaya çalışıyorum.

    Evrenin yüzeyi ve dolasıyla uyguladığını iddia ettiniz basıncın artmasıyla evrenin genişleme hızının gittikçe artması gözleminin çelişiyor olması bence buradaki diğer zihinsel enerji tüketicisi şeyler yanında en doğrulanabilir yada aksi ispat edilebilir olgu.

    Yinede teyit etmeniz konusunda ısrar ediyorum, elektronla bu kadar şiddetli şekilde etkileşen sanki tıpa tıp başka bir elektronmuş gibi girişim oluşturmasını sağlayan bu dalgalar nedir? ve 3 çeşit nötrinoyu keşfetmiş üstüne bir de tartmış insanlar elektronla yine bu kadar şiddetli etkileşen şeyi nasıl gözden kaçırıp bilim literatürüne sokmamışlar gerçekten merak ediyorum.

    Ayrıca mutlak sıfıra inilmesinin mümkün olmadığını ama yine de 3 kelvinin yüzde çok büyük bir kısmından kurtulabileceğimizi ikimizde biliyoruz kelime oyunu yapmanın lüzumu yok.
    venividi 25 Ağustos 2017
  • -1
    Cevabı almış olmak ile anlamış olmak arasında ciddi fark var çünkü.

    Açıklamalarımı savunmaya çalışmıyorum. Çünkü bu konuda daha önce yazdığım gibi varsayıma dayalılar. Öğrenecekseniz başka şeyleri bu yüzden önerdim.
    Onları anladıktan sonra, yazdıklarım size anlaşılır olacağa benziyor.
    (Not: Sizi anlayamıyorum; yani nasıl devam edeceğimi bilemiyorum.)

    Aşağıda size kaynak olabilecek bir kaç önerim var.

    Superfluid Picture for Rotating Space-Times / George Chapline1 and Pawel O. Mazur
    https://arxiv.org/pdf/gr-qc/0407033.pdf
    https://www.scientificamerican.com/article/superfluid-spacetime-relativity-quantum-physics/
    https://phys.org/news/2014-04-liquid-spacetime-slippery-superfluid.html
    http://hmf.enseeiht.fr/travaux/CD0102/travaux/optmfn/gpfmho/01-02/grp6/pages/page3.htm
    http://www.pbs.org/wgbh/nova/next/physics/spacetime-might-superfluid-help-explain-gravity/
    https://journals.aps.org/prb/abstract/10.1103/PhysRevB.79.085119
    https://www.grc.nasa.gov/www/k-12/airplane/bball.html
    http://www.u-tokyo.ac.jp/en/utokyo-research/research-news/self-assembly-of-hydrodynamic-flow.html

    http://www.physicsclassroom.com (GENEL BİLGİ EDİNMENİZ İÇİN)

    http://evreneyenibirbakis.blogspot.com.tr/2015/11/evrene-yeni-bir-baks-ham.html
    (Fikirlerimi oluşturmamda yardımcı olan kaynakların önemli kısmı)
    Burtay Mutlu (shibumi-tr) 25 Ağustos 2017
  • 0
    Ciddiye alıp bu kadar cevap yazarsan, böyle biçare olursun... Oh! olsun...
    Kutsal Bilge 25 Ağustos 2017
  • 0
    teşekkürler
    hakan veren 08 Eylül 2017
  • 0
    Galiba soruya bir cevap buldum. :-) Özel göreliliği duruma uygulamaya çalışınca
    http://bit.ly/2l3YXn3
Yorum yazabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Giriş Yap