• 0

    Dünyanın merkezine doğru indiğimizde, yerçekimi artar mı azalır mı

    Papaz Bey 15 Temmuz 2017
  • +1
    Yerçekimi ivmesinin değeri azalır ve ağırlığın da dolaylı olarak azalmaya başlar. Garafik üzerinde ivmenin bir süre sabit kaldığını sonra azaldığını görebilirsin. https://www.google.com.tr/search?q=gravity+inside+earth&client=ms-android-xiaomi&prmd=ivn&source=lnms&tbm=isch&sa=X&ved=0ahUKEwid56CfoY3VAhXIbhQKHbs9CbEQ_AUICSgB&biw=360&bih=564#imgrc=jBz2B1m8PCgejM:
    Vide supra 16 Temmuz 2017
  • +1
    Sayın Vide Supra Ben artar diye biliyorum.Bunun mantığı nedir?
    Mr.Physics 16 Temmuz 2017
  • 0
    Aklımı çelen şey kütleçekim in maddelere bağlı olması. Dünyanın merkezine indikçe bizi aşağıya çeken maddeler azalır, bu nedenle kütleçekim de azalır diye düşünüyorum ama emin olamadım
    Papaz Bey 16 Temmuz 2017
  • 0
    Kütleçekim kuvvetini dünyanı oluşturan tüm maddenin bileşke kuvveti olarak düşünmek gerek @Mr.Physics. Eğer dünya homojen madde dağılımına sahip olsaydı yolladığım grafik bu şekilde piklere sahip olmadan lineer grafik şeklinde olacaktı. Fakat değişken madde yoğunluğu sebebiyle dünyanın yarıçapının yarı kısmına kadar aslında kütle çekimi 11m/s2 değerine kadar çıkabilmektedir. Yani bu da dünyanın iç kısımlarının daha yoğun olduğunu gösteriyor aslında. Papaz bey'in de dediği gibi derinlere inildikçe aşağıya doğru olan kuvvet vektörünü sağlayacak daha az madde kalıyor olması bunun en önemli sebebi. Ya da dilerseniz newton denklemindeki gezeken kütlesinin sürekli azaldığını düşünebilirsiniz. Fakat 3bin km ye kadar azalmıyor hatta artıyor olmasının sebebi hem iç kısımların daha yoğun olması, hem de kütleçekiminin mesafenin karesi ile artıyor ya da azalıyor olması.
    Vide supra 16 Temmuz 2017
  • 0
    @Vide Supra, dünyanın merkezinde ağırlığın sıfır olmasını, dünyanın kalan kütlesine her yönden eşit uzaklıkta olmasına mı bağlayacağız bu durumda?

    Ama bu durumda iki nokta sorusu var.
    1) Dünyanın merkezinde , kütlenin çekilmesinden dolayı oluşmuş bir boşluk olabilir mi? (Necmi bey, basınç, magma, sıvı ve yarı sıvı demir çekirdek etkenleri nedeniyle olmaz demişti ve mantıklıydı ama... Bu durumda merkezde bir boşluk oluşma eğilimi olmalı en azından.
    O zaman kütle çekim bileşke kuvvetini, merkezden hesaplamamız kafa karıştırıcı değil mi?

    2) 3000 metrede "g" artıyorsa, dünya kabuğu üstündeki maddenin kütle çekimi ihmal ediliyor veya karşılanıp hatta aşılıyor demektir. Bu noktada etki eden kütleçekim kuvvetlerin, vektörel etki yönlerini çizmeye kalksaydık nasıl bir şekil elde ederdik? (Hep parçacığın bu noktadaki nesneye olan kütleçekimi ayrı ayrı ele alınınca)...

    Yoğunluk çerçevesinde ele alınınca makul gibi ama biraz daha genişletmeye ihtiyaç var gibi...


  • 0
    Burtay Bey yakın zamanda benzer çıkarımlarla karadeliklerin içinin boş olup olamayacağı fikri aklıma gelmişti fakat tekillik ya da enerjinin/maddenin durumu gibi konular bilinmediğinden dolayı hayal gücü ürünü olarak bir kenarda kaldı.

    Dünya için yapılan simülasyonda her zaman bir pozitif ivme olduğu görülüyor. Yani bahsettiğiniz çekilme için en azından negatif bir kütleçekimi oluşması gerekirdi diye düşünüyorum. Ayrıca çok düşük kütleçekimi dahi olsa üst katmanların oluşturduğu tonlarca ağırlığın yarattığı basınç nedeni ile iç çekirdeğin katı olması gerektiği, dış çekirdeğin ise yeterli basınca sahip olmadığından dolayı sıvı fazla kaldığı düşünülüyor. Yani boşluk olabilmesi için basıncın bir şekilde karşılanması gerekirdi galiba.

    3000 km de bir nokta için kuvvet grafiği çizseydik eğer, iki tane keskin parabolik grafik olurdu bence.(ya da 3 boyutlu olarak paraboloid) Biri yukarıdaki katmanların kütle çekimi ya da yer ile yapılan açının pozitif olduğu kuvvet vektörleri için, diğeri de aşağıdaki katmanların kuvvet vektörlerinin yer çizgisi ile yaptığı negatif açılardan oluşan vektörelerden oluşması beklenebilir. Bu durumda alt grafik çok keskin, yukarıdaki ise daha yayık ve düşük bir bileşke kuvveti gösterirdi galiba. Yani yüzeyden derinlere inmeye başlanılan andan itibaren üst kuvvet oluşuyor ve sürekli artıyor fakat asıl yoğun iç kısımların kütleçekimi, azalan r^2 nedeni ile daha büyük bir etkide bulunuyor gibi.
    Vide supra 16 Temmuz 2017
  • 0
    ? yazılarım engelleniyor mu?
    muzaffer erdem 17 Temmuz 2017
  • 0
    3000 kmdeki nesne için bu grafik, bir denge noktasını gösterirdi o zaman anladığım kadarıyla...

    Bu nokta da, yerküredeki her bir temel kütle parçacığının, dünya dışındaki veya üstündeki nesneye uzaklığına göre "ayrı ayrı" kütle çekim kuvveti uyguladığı ama nesne tarafindan bunun bileşke kuvvet olarak algılandığı-tanımlandığı sonucunu çıkarttım, Kütle merkezi de, gücün uygulama başlangıç merkezi değil, tamamen zahiri-sanal bir bileşke noktası oluyor.
    Bu koşullar her iki nesne içinde geçerli olduğundan, Newton hesapları bile yeterli oluyor.

    Bu bana (varsayımıma- "kütle çekim kuvvet alanı; düşük basınç alanıdır" çerçevesinde) uyuyor.
    (Ancak akışkan dinamiği açısından bu değişken basınç azalmasını nasıl ele alırım, Şaşırdım, Bilgim yetersiz kaldı...)

    Diğer yandan kütle ile ilgili tüm yaklaşımlarımızı makro düzeyden, mikro düzeye çevirerek ele almamız gerekebileceğini de düşündürtüyor. (Özel ve genel görelililkler dahil...)
  • 0
    Son yazdığımdan 9 saat sonra, verdiğiniz linkteki grafiklere bakmak ancak aklıma geldi. Göz önünde olması, hemen algılanması anlamına gelmiyor...:-(
    Neyse, soruya devam... Kütle çekimim kuvvetinin, nesneyi merkeze doğru hareket etmesi ile nasıl etkiledği konusu tamam diyelim.

    Ama bu durumda şu sorunun cevabı daha da önem kazanıyor: Büyük kütleye düşen nesneler, niye kütleçekimin kuvvetinin en güçlü olduğu yerlere değilde, en düşük olduğu noktaya; merkeze ulaşmaya çalışıyor?
    (Hem dışta kalan maddenin artan kütle miktarı artıyor, hem de içte-merkez yönünde kütle miktarı azalıyor bir yandan...)


  • 0
    Burtay kankim, bence bu dediğin dünyanın yüzeyi için geçerli
    Papaz Bey 17 Temmuz 2017
  • +1
    Dünyanın kütle yoğunluğu yerin yaklaşık 2500- 3000 km altından itibaren başlıyor. üstteki kütlenin yoğunluğu bu alt tabakaya göre daha az. Bu sebeple 3000 km'lere kadar artış devam ediyor. Kütle yoğunluğu bulunan bölgenin altına inmeye başladıkça yerçekimi etkisi azalıyor çünkü aşağı doğru indikçe, altta kalan kütle aşağı doğru, üstte kalan kütle de yukarı doğru çekme kuvveti uyguluyor. Yani aşağı doğru ilerledikçe altta kalan kütle azaldığı için yerçekimi de azalmış oluyor. Dünyanın merkezinde ise kütle çekimi sıfırdır. Çünkü bu noktadan sonra bütün kütle yukarıda kalıyor ve her yönden yukarı doğru kütle çekimi oluşuyor.
    Mehmet Ali 17 Temmuz 2017
  • 0
    Düzeltme: dünyanın merkezinde tüm kütle yukarıda olduğu için zıt yönde kütle çekimi vardır. Çekim kuvveti her yöne eşit olduğundan, merkezde kütle çekimi yokmuş gibi bir etki vardır. Yani kütle çekimi sıfır değildir, sadece yönü farklıdır.
    Mehmet Ali 17 Temmuz 2017
  • 0
    Sevgili Kanki...(??? )
    Bu dış yüzey için değildir. Bilimsel olarak tespit edilmiş kesin bir durumdur. Bütün kütleler merkeze doğru gitme-ulaşma eğililmindedir. Ancak bu hepsi için fiziksel olarak mümkün olmadığından, yoğunluklarına göre diziliyorlar. Mesela, yer kabuğu mağma üstünde yüzer çünkü yoğunluğu daha düşüktür.

    Merkeze doğru giden bir nesnenin durumunu gözlemlebilseydik, kütle çekim kuvvetinin azalmasının karşılığında, nesnenin artan ivmesi ile momentumunun arttığının görürdük. Tam sıfir noktasında hızı maksimum olurdu. (Yüzeye yaklaştıkça düşerdi.) Bu kütle çekim kuvveti ile momentum arası bir denge olduğunuda gösteriyor.
    Benim çıkardığım sonuç, kütle çekimi kuvveti, tek yönlü çekme kuvveti filan değil (Farklı kutuplu mıknatıslar arası gibi...). Sadece ve sadece (ivmeli) hareket var.
    (Yani aralarında benzerlik yok. Kütle çekim kuvveti, "direk" hareket kaynaklı...)
  • -1
    Sn . Papaz Bey ;
    1-) Kütle çekimi emperyalist ülkelerde ki bilim adamlarının ," boş durmuyormuş da birşeyler yaıyormuş"
    havası verebilmek için uydurulmuş,tumturuklu bir yalandır.Kütle şekimi değil ama "KÜTLE İTİMİ" vardır.
    Uzay ortamda"çekim" yada" itim " kuvveti "GÖKADA SİSTEMİNİN" dönüşü ile alakalı olup, dışa dönüşlü
    sistemlerde Kütle itimi , İçe dönüşlü sistemlerde ise Kütle çekimi görülür.
    2-)Kütle çekimi ile birlikte anılan Yer çekimi ise sadece O kürede yaşayan canlı toplulukları ile onlarla
    ortalama aynı cüsselerde ( 1m ile 1000m arası) nesnelerin üzerinde bulundukları küre ile aralarında ki
    oranın çok büyük olması ile alakalı olarak aynılaşması durumudur.
    Bu aynılaşma durumu kürenin merkezine inildikçe değişen kütle /nesne oranının değişmesi ile inilen her
    metrede çekim gücü düşer , en nihayetinde nesne ve kütle oranları yaklaşık eşit olmaya başladığında
    nesne mevcut çekim gücünden arınır , bu dengenin aşağıya doğru derinleşmesinde ise nesne üzerinde
    bulunduğu kütlede duramaz kütle tarafından itilir.
    Söz konusu kütlenin sıfır noktasına ise nesnenin ulaşması mümkün değildir.
    muzaffer erdem 17 Temmuz 2017
  • 0
    Değerli arkadaşlar burada tarafımdan yazılan her yazı benim tasarımdır.
    Beğenip beğenmemeniz benim düşüncelerimi pek fazla etkilemez.
    Üzerinde size şahsınıza ait bilimsel düşüncelerinizi merakla bekliyorum.
    Saygılarımla.
    Muzaffer Erdem
    muzaffer erdem 17 Temmuz 2017
  • +1
    Yazma konusunda sıkıntılıyım. Yazıya devam...

    Başlangıçta aynı şekilde düşündüğüm ve fazla sorgulamadan benimsediğim, Mehmet Ali"nın "düzeltme"yaklaşımını, Vide Supra'nin "pozitif İvme"li grafik açıklamasına uygulayamadım kafamda...

    Eğer nesne merkeze yaklaşırken, geride kalan kütlenin çekim gücü ile ağırlığını kaybediyorsa, bu çekme kuvvetinin fren etkisi de yapıp, hızınıda düşürmesi gerekirdi.
    Oysa merkeze düşerken artan ivme, merkezde "tepe" yapıp, tekrar azalan ivme ile nesne yoluna devam ediyor (sarkaç) ...
    Bu beni, kütle çekimini bir çekme kuvveti olarak ele almanın, bize yanlış bakış açıları kazandıracağına ikna etti.

  • +1
    Burtay bey merkeze düşen bir top düşünürsek yüzeyde ya da paylaştığım grafikte olduğu gibi 3bin km de 11m/s2 ile en yüksek ivmeye, merkezde ise bir anlığına ivmesiz hareket yapacaktır. Yani merkezi geçmeden bir fren etkisi olmayacaktır. Merkeze çeken bileşke F kuvveti sürekli azalır. Fakat azalan ivmeli hareket olduğundan hızı azalarak artmaya devam edecektir ve merkezde hız en büyük değeri alır.

    Merkezde kütle çekiminin sıfır olduğu bir nokta mutlaka bulunması gerekir ve bu muhtemelen geometrik merkezden farklı bir noktadır. Yani serbet düşmedeki bir cisim için kütleçekimi potansitel enerjisi ile kinetik enerji arasında sürekli bir takas olacaktır.

    Aslında bu, sizin kütleçekim kuvveti yaklaşımınıza da uyan bir durum gibi. Yani yanlış hatırlamıyorsam uzayı 4 boyutlu bir akışkan gibi ele alıyorsunuz ve uzay bu kütle etrafında kütlenin merkezine doğru bir düşük basınç alanı oluşturduğunu düşünüyorsunuz.

    Akışkan içinde hareket eden cisimler hareket doğrultusunda bir yüksek basınç alanı oluştururken harekete zıt doğrultuda da bir düşük basınç alanı oluşturur. Eğer kütleçekim kuvveti bir basınç farkının sonucu ise hareket ile olan ilişkisi de bu basınç farkıyla ilişkili olması gerekir. Yani kütleçekiminin bir maddeyi hareket ettirmesinin sebebi, hareket sonucunda oluşan yüksek basıncın(cismin önünde-hareket doğrultusunda) kütlenin sebep olduğu düşük basıncı dengeleyebilecek tek çare olmasından dolayı olabilir mi?

    Hareket yerine direk enerjiyi koyarsak aynı şekilde enerjinin davranışı açısından da bu söylediklerimiz geçerli olacak gibi.
    Vide supra 17 Temmuz 2017
  • 0
    Düzeltme: fren etkisi olmayacaktır derken bileşke kuvvet açısından yani bahsettiğim iki paraboloidin tek bir grafikta gösterilmiş halini düşündüm. Yoksa her bir maddenin oluşturduğu kuvveti düşünürsek bir zıt kuvvet olacaktır fakat fren kelimesini kullandığımızda hızın azalaması şeklinde düşünmemek gerekir.
    Vide supra 17 Temmuz 2017
  • 0
    Sayın Vide Supra, Merhaba...

    İvmenin "sıfir olduğu an"da, Hız'ın maksimum olduğunu, önce artan ve sonra azalan ivme ile hızın artarak sifir noktasına ulaştığını anladım.
    Ancak sıfir noktasını geçince yaşanan durum için tereddütlerim var. Yüzeye 3000 km bölgesinin yoğunluğundan dolayı bu bölgede g= 11 olduğuna göre yavaşlamanın önce artan sonra ise azalan ivme ile olması gerekiyor.
    (Önce hızlı yavaşlayacak, sonra ise yavaş yavaşlayacak ve hızı düşecek. Bu kısmı daha oturtamadım. (?)
    ------------------------0-------------------------
    Yaklaşımımda ise (Pandora'nın kutusu...:-) daha çok kapalı ortamda basınçlı akışkanlardaki nesnelerin durumdan ilham aldım.
    Hem hala yazılarımızı okuduğunu tahmin ettiğim Necmi Bey için, hem de sanırım düşüncelerimi aktarırken eksik ve yanlış aktardığım kısımları düzeltmek için, kutuyu hafifçe aralıyorum.

    Evren, genişlemesine rağmen kapalı bir ortam ve ortalama enerji yoğunluğu ile bir iç basıncı var.
    Bu basıncın bir çok işlevi var. Mesela genişlemeyi destekliyor.
    Konu açısından ise; hem kütleleri bir araya yaklaştırıyor (kütleçekimi diye adlandırıyoruz) hem de kütle öbeklerinini (galaksileri) birbirinden ayırıyor (karanlık enerji-anti kütleçekimi olarak tanımlıyoruz).

    Uzay'ın enerji dokusuna ise esneklik, akışkanlık sağlayan şey ise, evrenin genişlemesinden kaynaklanan dalgalar (ki zaman adlı boyutumsu titreşim alanı da bunlar sayesinde oluşuyor.)...

    Yaklaşımımı özetlerken ele aldığınız açılarda bazi ufak farklılıklarım var. Tüm nesneler zaten doğal bir hareket-serbest düşme (evrenin genişleme doğrultusunda) halindeler.
    Ayrıca tüm nesnelerin, evrenin genişlemesiyle beraber yaptığı bu hareketin yanında ve bir de bunu destekleyen ikinci bir "göreceli hareket" var ki, bu da evrenin genişlemesinden kaynaklanan dalgaların (Zaman) yayılımının sonucu...

    Özetle: Bir nesne-kütle bu doku içindeyken, evrenin genişlemesi ile doğal düşme durumunda... Bu hareketi, akışkan uzay-zaman dokusunda hareket yönünün tersinde düşük bir basınç alanına sebep oluyor.
    Ancak ( farklı olarak 1) hareket yönünde oluşan yüksek basınç, bize kütle değerini veriyor. (Çünkü genişleme 3 boyutlu kavrayışımıza göre, "her yöne doğru" olduğundan, "genişlemenin ters yönüde" bizim 3 boyutlu hareket algılamamızda aynı yön; yani "her yöne"...

    Tabii bir akışkan içindeki hareketli bir nesneyi ele aldığımızda 3 uzamsal boyut- hacim ve madde (özgül) yoğunluğu bizim için ana belirleyicilerden...Oysa 3 artı 1 boyut açısından "kütle ve enerji yoğunluğu" öne çıkıyor gibi... (Kütle ve enerji yoğunluğu kavramları, zaten hacim ve yoğunluk kavramlarını da kapsadığından, onların bir üst kavramı olmaya uygun gibiler)

    Herhangi bir nesne, (farklı olarak2) bir başka nesnenin düşük basınç alanına girdikleri zaman (doğal-serbest düşme hareketinden kaynaklı momentumlarının değerine-kütlelerine göre) "uzay-zaman dokusu tarafından" bu düşük basınçlı alana "itiliyorlar".
    Bunu kütle çekimi olarak yorumladım.
    Çünkü özellikle bir iç basıncı olan akışkanlarda; akışkan dar bir kanala girerse
    ya da hareket eden nesneler birbirine yaklaşırsa : akışkanın hızı artarken basınç bu bölgelerde düşüyor.

    Ancak iki hareketli nesne birbirinden (akışkanın yoğunluğuna ve akışkanlığına bağlı olarak) bu "kritik mesafe"den daha uzak ise; bu sefer akışkanın basıncı, bunları birbirinden daha da uzaklaştırıyor. Ayırıyor. Bu durumu da, karanlık enerji olarak yorumladım.

    Enerji yoğunluğunun bileşkesinin-sinerjisinin en yüksek olduğu yer merkez olduğu içinde, basıncın en düşük olduğu yer olarakta merkez olacağını öngördüm.
    Böylece düşen küçük nesneler buraya (en düşük basınç alanına) ulaşmaya çalışırken, büyük nesneye göre serbest düşme halinde oluyorlar ve tam merkezde 'evrenin genişlemesine göre serbest düşme hızları', eşdeğerli oluyor.
    (Bu hızı belirleyenlerden biri de "enerji yoğunluğu")
    Bu yüzden düşen nesnenin ağırlığı, büyük nesneye göre(celi) sıfır oluyor.
    (Kalanı az-çok bildiğimiz klasik fizik ilişkisi....)

    (Çok fazla parantez kullandım ama ek eçıklama için başka yol bulamadım. Kusuruma bakmayın.)
  • 0
    ...Oysa 3 artı 1 boyut açısından "kütle ve enerji yoğunluğu" öne çıkıyor gibi... (Kütle ve enerji yoğunluğu kavramları, zaten hacim ve yoğunluk kavramlarını da kapsadığından, onların bir üst kavramı olmaya uygun gibiler...

    Kütle; zaten hacim ve yoğunluk kavramlarını içeriyor...
    "Enerji yoğunluğu" neyi içeriyor? Kütledeki maddenin içerdiği enerji mi?
    Cahille Tartışmaz 17 Temmuz 2017
  • 0
    Hayır...O zaten kısmen verilmiş.
    Kütlenin hareketi sırasındaki momentumundaki enerjiyi de içeriyor. Kütlenin hızı değiştikçe, bu enerji toplam miktarıda değişiyor.(artı Pv)
Yorum yazabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Giriş Yap

Facebook ile Bağlan