• -2

    Foton nedir? Neden ve nasıl oluşur?

    Necmi Tüfek 14 Temmuz 2017
  • -4
    Foton (ışık) oluşması, cismin veya parçacığın öz kütlesinde bir azalma, eksilme meydana getirir mi?

    Kemal Bey,
    Bu konuyu sadece sizin ve ayakları yere sağlam bassın isteyen buradaki pek az arkadaş için ele almak istiyorum. Her okuduğuna hemen inanmayan, kendi mantık süzgecinin kabul etmediği şeyleri araştırıp emin olmak isteyen insan tipisiniz. Bu iyi bir şey. Benim yazdıklarımın çoğunu anlamadığınızı söylemiştiniz. Bu çok normal. Çünkü yeterli bilgi olmadan insan mantığı kabullenme eğiliminde olmaz. Bilgi arttıkça her şey yerine oturur.

    Tatile çıkacağımı söylemiştim. Benim tatil anlayışım; deniz kıyısına gidip güneşlenmek değil. Mutlu, huzurlu, stres ve sıkıntıdan uzak geçirilen zamanlar demektir. Yani aslında bu sitede bir daha yazmayacağım anlamına geliyor. Çünkü insanlar bilgi edinmek, paylaşmak istiyorlarsa bunu bilimsel verilerle yaparlar. İnatlaşarak, bilimi eğip bükmeye çalışarak kimse hiç bir yere varamaz.

    Konuya gelirsek;
    Foton hareketten oluşur. Yani, kütle kazanıp varlık bulan her parçacık bunu momentum (hareket) sayesinde gerçekleştirir. Momentum olmazsa parçacık veya madde olmaz. Yani hareket madde için bir zorunluluktur.
    Hareket ise en düşük düzeyde bile olsa foton yayar. Hareketin göstergesidir. Mutlak sıfırın üzerindeki ısı derecelerindeki her cisim foton yayar. Bu foton yaymak tercihli bir şey değil, mecburi bir durumdur. Bunu şöyle örnekleyebiliriz; Bir yerde sıcak bir alan vardır. Başka bir yerde daha soğuk bir alan vardır. Isı her zaman sıcak olandan soğuk olana doğru hareket eder. Biz buna rüzgar diyoruz. Rüzgar, ısının bir yerden başka bir yere akmasıyla oluşur ve bunun için hiç bir yerden hiç bir kütle harcanması gerekmez. Sadece hareket yüzünden meydana gelir. Foton da aynı buna benzer şekilde, sadece hareket yüzünden meydana gelir ve hareket eden parçacık veya cismin öz kütlesinde bir eksilme, azalma meydana getirmez.

    Düşük sıcaklıktaki cisimlerin fotonları uzun dalga boyundadır. Bizim görebileceğimiz dalga boyundaki ışık belirli bir sıcaklığın üzerindeki maddenin hareketi sonucu meydana gelir. Yani sıcaklık arttığında fotonların enerjisi de artar. Hızları ışık hızında olduğu ve değişmeyeceği için onu daha da hızlandırmak isteyen enerji, hız yerine daha çok potansiyel kütle yüklemiş olur. Bu yüzden çok enerjik fotonlar bize çarptıkları zaman belirgin bir sıcaklık hissettirirler.

    Güneşimiz bize enerjik fotonlar gönderir. Bu enerji onun üzerindeki parçacıkların kütleçekim yüzünden sıkışıp ısınması sonucu meydana gelir. Yani sıcaklığı sağlayan kütleçekimdir, bu sıcaklığı bize aktaran fotonlardır. Fotonların enerjileri hiç bir şekilde güneşin kütlesinde bir azalma sonucu ortaya çıkmış değildir. Zaten, kütle yok olması sadece madde-antimadde çarpışmasında olur. Güneşin üzerindeki nükleer reaksiyonlar madde-antimadde meydana getirecek kadar enerjik değildir. Sadece füzyondur. Füzyon sonucunda güneşin toplam kütlesinde bir kayıp olmaz. Sadece atomların, daha çok parçacıklı atomlara evrilmeleri, dönüşmeleri yüzünden, atomu oluşturan parçacıkların yörüngelerinin daralması sonucu daha az enerjiye ihtiyaç duymalarıdır. Bu kütle kaybı değil, yörünge kaybıdır. Güneşin kütleçekimi bu yörünge kaybını devamlı hale getirir ve atomlar demir atomu oluşuncaya kadar füzyona maruz kalırlar.

    Bu füzyon durumu aslında (yokuş aşağı) bir durumdur. Yani madde de zaten kütle ve enerji denkliğini en iyi sağlayacağı demir atomuna dönüşmek ister. Bu yüzden demire dönüşünceye kadar füzyon hep fazla enerji meydana getirir. Ama demirden sonraki element oluşumu (yokuş yukarıdır) Yani artık füzyon olayı demirden sonra enerji meydana getirmez aksine enerji çekip, daha fazla nötron üretme yoluna gider. Çünkü demirden sonraki elementlerde protonların dengesini sağlamak için daha fazla nötron gerekir. Bu yüzden demirden sonraki füzyon enerji vermez aksine enerji alır.

    Tüm bu süreçlerde güneşin toplam kütlesinde hiç bir değişim olmaz. Yani, kütleçekimi değişken değildir ve gezegen yörüngeleri hiç bir zaman güneş yüzünden değişmeyecektir. Ama en küçük bir kelebek etkisi milyonlarca yıl sonra çok büyük değişiklikler meydana getirebilir. Yani, gezegenlerin yörüngelerinde değişiklik oluyorsa veya olacaksa bunun nedeni güneşin kütleçekimi değildir. Güneşin kütleçekimi var olduğundan bu yana hiç değişmemiştir ve daha sonra da değişmeyecektir.
    Bazı kurumlar bizim ülkemizde kendileri bilim üreticisi olmadıkları için dışarıdan hazır gelmiş bilgileri inceleyip tekrar düzenleyecek durumda değildirler bence. Bu yüzden de pek çok yanlış şeye imza atabilirler. Kimse, kimseyi eleştirip (neden buna imza attın?) demez. Bizde, birbirini denetleyen kurumlar pek oluşmamıştır. Yani aslında yanlış yayınlanmış pek çok bilgi ortalıkta dolaşmaktadır. Ben bu yüzden internette yazılı olan bilgilere pek itibar etmem. Çok gerekirse (o da mantık süzgecinden geçirmek şartıyla ve kendi bilgimle tartarak) kullanırım.

    Evet…Yukarıda söylediğim gibi, sıkıntı ve stres iyi şeyler değil. Hele benim gibi yaşı oldukça ilerlemiş insanlar biraz daha duygusal olurlar ve daha çok etkilenirler. Bir insanın ismini bile görmek sizin sinirinizi anında zıplatıyorsa ne kendinize ne de başkalarına pek bir faydanız olmaz. (Bu yüzden bazı konular amacından uzaklaşıp gereksiz tartışmalarla kaynayıp gittiler.) Ben sadece bildiklerinin bir işe yaramasını isteyen ve bu yüzden bu sitede yazan sıradan bir insanım. Bu işi ücret karşılığı yapmıyorum ve üstüne üstlük bir de kendi sağlığımın bozulmasını ya da sıkıntılı stresli zamanlar geçirmeyi istemiyorum.
    Yukarıdaki konu eğer hala anlaşılmadıysa biraz daha ayrıntıya inebiliriz ama ben bundan sonra sinir stres olmadan hayatımı sürdürmek istiyorum. Sanırım bunun için beni suçlamazsınız.
    Sevgiler ve saygılarımla…
    Necmi Tüfek 14 Temmuz 2017
  • 0
    Öncelikle haklısınız sinir,stres ve baskı tarzı duygular insanın zihinsel ve psikolojik durumlarına dolaylı etki edebiliyor. Aslına bakarsanız yazdıklarınızın doğru olmadığını düşünenler bunu doğru bir üslup ile dile getirebilirler. Ama verimsiz tartışmalara hiç gerek yok, bunun ne savunana ne de eleştirine faydası var.Şunu da bilmek gerekiyor; " Tartışmalar, kimin haklı olduğunu gösterir. Argümanlar ise neyin doğru olduğunu. Sanırsam bu platformda ki çoğu insanın sorunu bu ikisi arasında ki farkın ne demek olduğunu bilmeyişi. Tartışmak demek kazanmak ya da kaybetmek demek değildir. Tartışmak demek; belirli bir konu hakkında kimin doğru olduğu ya da neyin doğru olduğunu anlamak, analiz etmek demektir. Bu süreç doğru işlediğinde en büyük kazancımız; kimin doğru ya da neyin doğru olduğunu anlamaktan çok, ufuk açacak yeni soruların doğacak olmasıdır.

    Benim kafamda kurgulayamadığım tek nokta 6.parağrafın belirli noktaları. Mesela atomlardaki orbital seviyelerinin farklı enerji seviyelerini tespit ettiğini biliyorum. Fotonun atoma çarpması sonucu, atomun elektronun düşük enerjili orbital seviyesinden büyük enerjili orbital seviyesine geçiş yaptığını ve daha sonra eski haline döndüğünü biliyorum. Hatta bu durum fiziksel dünyaya " ışınım, ısı " olarak veriliyor diye biliyorum internetteki kaynaklara göre. Acaba bahsettiğim parağrafı kafamda kurgulayacağım basitlikte ve mümkünse metafor içeren bir üslup ile ele alabilir misiniz ? Müsait olduğunuzda tabi istediğiniz zaman cevap verebilirsiniz. İyi tatiller.
  • 0
    Necmi Bey iyi tatiller. Yazılarınızın ve yaklaşımlarınızın bu site içerisinde önemli bir yeri olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden yazılarınızı normalden daha çok irdeleyerek elimden geldiğince anlamaya çalışıyorum. Kullandığınız keskin tabirler ve esnek olmayan cümlelerin bilimsel değerini ölçebilmek için ise yazılarınızı bir meydan okuma olarak ele aldığımı da itiraf etmek isterim. Fizikist, akademik bir platform olmadığından dolayı bireylerin neyi ne kadar bildiklerini anlamanın daha farklı bir yolunu öğrenirsem yöntemimi değiştirebilirim tabi.

    Ayaklarının yere sağlam basmasını istediğiniz kişilerin arasında olup olmadığımı bilmiyorum fakat sizden özellikle bu füzyon ve kaybolmayan kütle yorumunu/bilgisini ısrarla hangi kaynaktan öğrendiğinizi belirtmenizi rica edeceğim. Konu ilk açıldığından bu yana internet dahil olmak üzere üniversite veri tabanlarından araştırmama rağmen aksini iddia eden bir kaynak bulamadım.

    İç basıncın ve üretilen ısının ancak füzyon ile gerçekleşebileceğinin kanıtı olarak simülasyonlar bulunmakta. Fakat asıl kanıt ise güneşten gelen nötrinoların ölçülebilmesidir.
    http://curious.astro.cornell.edu/about-us/54-our-solar-system/the-sun/interior/205-how-do-we-know-that-nuclear-fusion-is-still-going-on-in-the-sun-intermediate

    https://www.cwi.nl/news/2015/simulations-nuclear-fusion
    Vide supra 15 Temmuz 2017
  • -2
    Bay Hiçkimse,
    Elementler (hidrojenden-uranyuma) sıraya dizildiklerinde V şeklinde bir grafik oluştururlar. Grafiğin vadisinin en alt (taban) noktası "demir" elementini temsil eder. Bu şekilde bakınca, hidrojenden demire varıncaya kadar bir yokuş aşağı durumu ortaya çıkar. Yokuş aşağı demek, dönüşürken istekli olmak demektir. Yani, aslında fazla enerjiniz vardır ve bunu harcamak istersiniz. Fırsatını bulduğunuzda (yeterli ısıda) bu fazla enerjiyi harcarsınız.

    Demirden sonraki elementler de yine yokuş aşağı olarak demire dönüşmek isterler. Onların da fazla enerjileri vardır ve bunu harcamak için isteklidirler. Bu yüzden, demirden sonrakiler bu kez "fisyon" yani çekirdek parçalanması sayesinde demire doğru inerler. Fisyon kendiliğinden meydana gelen bir reaksiyondur. Radyoaktif elementlerin belirlenmiş yarı ömürleri vardır. Kendiliklerinden ve hiç bir şarta bağlı olmadan (zamanı bilinemeyen) şekilde fisyona uğrarlar. Bu da yine enerji üretir ve yokuş aşağıdır.

    Isı "harekettir" Tek açıklaması budur. Bu yüzden tüm maddi parçacıklar hareket ettiklerinde foton üretirler ve bu fotonların enerji seviyeleri hareketleriyle orantılıdır. Yine söylediğim gibi, foton üretimi isteğe bağlı değildir. Hareketten doğan mecburi bir oluşumdur ve bu yüzden atomun her hangi bir ek enerji kaybetmesi söz konusu değildir.
    Necmi Tüfek 15 Temmuz 2017
  • -1
    Vide supra,
    Bizim üniversitelerimizde kuantum fiziğinin öğretildiğini veya bu konuda yetişmiş öğretim üyeleri olup olmadığını bilmiyorum. Benim edindiğim bilgiler kitaplardandır. Bu yüzden pek çok şeyi internette bulamıyor olmanız doğaldır.

    Ülkemizde parçacık hızlandırıcı kuramadığımız müddetçe kuantum fiziğini anlayan ve anlatabilecek eleman bulmak zordur. Benim amacım aslında üniversitede verilemeyen bazı bilgileri buradan aktarabilmekti. Yani aslında burası akademik bir platform görevi de yapabilir, buna engel yoktur sanırım. Burada işlediğimiz bazı konular doktora tezi kıvamında bile olabilir aslında.

    Size ayrıca tekrar etmiş olayım; Kütle yok olması sadece madde-antimadde çarpışmalarında meydana gelir. Bunun dışındaki hiç bir reaksiyonda kütle kaybolmaz. Korunan nicelikler arasındadır.
    Necmi Tüfek 15 Temmuz 2017
  • -1
    Hakan K,
    Yazdıklarımdan nasıl bir anlam çıkardınız bilmiyorum ama ben zaten enerjinin güneşten bize geldiğini anlatmaya çalışıyorum.

    Sizin anlamadığınız ise sanırım "bu enerjinin tamamen bedava" olması.

    Yani bunun için güneşin maddesi bir kayıp yaşamıyor. Güneşin kütleçekim gücü bize ısı ve ışık olarak fotonlar taraından aktarılıyor.
    Necmi Tüfek 15 Temmuz 2017
  • 0
    Sayın Necmi Tüfek veya Sevgili Necmi Bey,

    Öncelikle, kararlı bir şekilde ifadenizi sürdürmenizden dolayı ve ileri sürdüğünüz dayanak ve argümanlar için teşekkür ederiz.

    Fizik dünyasında genel bilinenin aksine bir ifade bulunmanız ve bunun üzerinden devam etmeniz, bize araştırma-sorgulama ve yeni alternatifler arama imkanı verdi.

    Sayenizde bir çok kişi, yıldızlardaki termonükleer süreç hakkında, eskisinden daha donanımlı oluyor.
    Bu nedenle, bize bir şeyler öğretmek için bilinçli bir seçim yapıp hareket ettiğinizi düşünüyorum.
    Çoğumuza, çoğunluğun aksine bir düşünceninde , sadece doğrulanırken değil, yanlışlarken de öğretebileceğini gösteriyorsunuz.

    (Diğer yandan yaklaşımınız, dolaylı yoldan, yaklaşımımı destekliyor. Son zamanlarda kendi varsayımım açısından olayları ele almamdan duyulan rahatsızlık nedeniyle, güncel fizik üzerinden tartışmalara katılmaya çalışıyor olsa da... Güncel fiziğin kimi konularda tıkandığı veya kararsız kaldığını düşünüyorum.)

    Yaklaşım olarak bence; Kütle; salt katı, sayılabilen, elle tutulan, parçacıktan oluşan bir oluşum değildir. Kütle, bir alandır. Enerji tarafından işgal edilmiş bir uzay alanıdır. Uzay alanı olduğu için, "zaman" ile ister istemez etkileşime girmekte ve bildiğimiz kütleli yapıya dönüşmektedir.

    Bir atomun kütlesini ölçtüğümüz zaman, torbaya doldurulmuş demir bilyelerin sayısı gibi, içindeki tüm parçacıkların toplam kütlesini ölçmüyoruz. Bu parçacıklar arasında bağ oluşturup, onları bir arada tutan alanın etkileşimini ele alıyoruz.

    Çok eski bir yazımda, "nokta>doğru>alan>hacim>kütle" şeklinde özetleyeceğim bir sıralama yapmıştım. Bunları enerji paketçiğinin-paketçiklerinin, "boyutsuz tekil durumdan, bir boyut üzerinde titreşmesi>iki boyut üzerinde titreşmesi> üç boyut üzerinde titreşmesi ve sonunda dört boyut üzerinde titreşmesi" olarak ifade etmiştim.

    Bunu vermemdeki amaç, kütle tanımını 3 boyutlu bir örnek üzerinde tanımlamak için altlık olması.

    Elimizde bir torba dolusu demir bilye var. Bunları havaya attığımızda (hava burada uzay-zaman dokusunu temsil ediyor) ölçtüğümüz basınç sadece bilyenin hacmi (burada işlevi; kütle yerine hacme indirgiyorum; 4 boyuttan > 3 boyuta) ile orantılı basınç olacaktır. Tüm bilyeleri büyüklüklerine göre, teker teker atıp, hepsinin basıncını topladığımızda elde edeceğimiz rakama G1 diyelim.

    Ardından tüm bilyeleri bir yüzey üzerine dağıtıp aralarında bağ kurarak (mesela bilyelerin hepsinin herhangi bir eksenleri güçlü manyetik özellikte olsun veya kırılmaz japon yapıştırıcı ile yapıştırılsınlar.) bir yüzey elde etsek (burada işlevi hacimden, alana indirgiyorum; 3 boyuttan >2 boyuta) ve hepsini birden havaya bıraktığımızda ölçeceğimiz toplam basınç rakamı G2 olsun.

    Bizim (benim) yaklaşımımızda, G2>G1 diyoruz. Atomların içindeki parçacıkları bir arada tutan enerji bağlarınında, uzay-zaman dokusu ile etkileşime girip, parçacığın kütlesinin içinde yer aldığını düşünüyoruz.

    Sizin kütle kaybolmaz yaklaşımınıza göre ise bu bağların hiç bir "değişken" değeri yok. "-Bir öncekinde de bağ vardı, bir sonrakinde de bağ var. O halde bunlar değişmemiştir. Eh... Parçacık sayısı da aynı, o zaman kütle kaybı olmamıştır", şeklinde ele alıyor gibisiniz. ( Yanlış anladıysam düzletirsiniz, hatalı isem şimdiden özür dilerim.)
    Oysa parçacıklar büyüdükçe, onları bir arada tutan bağ ve dolayısı ile enerji ihtiyacı da artıyor. (Sanırım demir sonrası tüketim bundan kaynaklanıyor.)
    Daha çok parçacık, daha geniş bir uzay alanının titreşen parçacıklar ile işgali demek. Bu da daha geniş bir alanı bir arada tutacak, daha çok, enerji ihtiyacı demek.

    Yani hidrojeni bir arada tutan ve kütlesinin bir kısmını veren alan ile kurşunu bir arada tutan ve kütlesini sağlayan alan, enerji içeriği olarak aynı düzeyde veya eşit dahi değiller.

    Hatta buradan, bir kilo kurşunun parçalanması ile elde edilecek enerjinin, bir kilo pamuktan (karbon bileşikleri-selüloz) elde edilecekten çok daha fazla olacağını da iddia ediyorum. (İddia; çünkü mantık çıkarımım ama dayanaksız-şimdilik...)

    Bu çerçevede, güneşten yayılan ışıktaki fotonlar (ışık ile foton bence aynı şey değiller, biliyorsunuz) momentumlarında taşıyıp aktardıkları enerjiyi, bu bağların bozulmasından sağlıyorlar.
    Parçacık sayısı sayısı değişmese bile, alanlar değişiyor.

    Burada sizinde başka bir yazıda belirttiğiniz gibi, yeni kurulan bağlar (demire kadar sanırım) daha çok temel parçacığı olarak daha az enerji ile bir arada tutabiliyor. Yani bağ enerjilerinden tasarruf yapıyorlar. Bizim yayılan fotonlarla aldığımız, saptadığımız enerji de bu atom altı bağlardan"tasarruf edilen enerji "oluyor. (Sanırım Gluon'dan...)

    Fakat bu aynı zamanda, benzetme olarak, 2 demir bilyenin yüzey alanı olarak havada karşılaştığı basınç toplamının, bu iki bilyenin eritilip tek bilye haline gelmesi durumunda karşılaştığı basınçtan fazla olması gibi bir şey. Ya da iki bilye, yan yana değil, arka arkaya diziliyorlar...
    (Tahminim bu parçacıkların spinleri ile sağlanan duruş ile alakalı bir şey ama bilgim yok.)

    Varsayımım açısından ise, EGD sürekli ve düzenli olarak parçacıklarla ve onları bir arada tutan bağ ile etkileşimde ve onlara baskı yapıyor. Bu sayede parçacıklar bir arada durabiliyor. (Dışarıya karşı nötr=etkileşimsiz formasyona ulaşarak...) Kütleciğin bağ yapısı bozulduğu zaman, EGD ile olan etkileşimleri de değişiyor.
    (Hatta bu yaklaşımı, karanlık madde ile de ilişkilendirmiştim.)
    Etki-tepki kuvvetlerini oluşturan enerjilerin bir kısmı foton olarak salınıyor. Hatta sizin yaklaşımınıza benzer olarak, Bu EGD enerjisinin bir kısmı bile parçacığı titreştirirken fotonlaşarak dağılıyor olabilir.
    Ama her durumda dağılan enerjinin önemli bir kısmı, parçacıkları bir arada tutan bağ enerjilerinden gelemk zorunda... Çünkü alt temel parçacıkları oluşturan (kuarkları) bağ kuvvetlerine ulaşmak dolayısı ile etki edip, bozmak çok daha zor. Üst bağlar daha ulaşılabilir boyuttalar...

    Not: Güneş şimdiye kadar yaklaşık 1 dünya kütlesi kadar kaybetmiş. Dünya da güneşten, başlangıçtan bu yana 7000 mil, 12.6 bin kilometre kadar uzaklaşmış. (İnternet kaynaklı, astronomycafe diye bir yerden ama güvenilmez olabilir tabii...)
    İkinci Not: Evet, burası akademik bir platform değil ama bir çok akademik platromdan daha üretken. Ve doktora tezlerine konu değil ama ilham oluyorlar.

    Anladığım kadarı ile burada yazmak sizde yoğun duygusal tepkilere de neden oluyor. Buna üzüldüm. Gerçi ben de zaman zaman yaşıyorum ve hatta çok sert tepkiler veriyorum ama... Sonuçta bu benim için hep bir hatalı hareket olarak sonuçlandı. Dilerim siz benden daha aklı başında serinkanlı kararlar alıyorsunuzdur.

    Saygılarımla
  • -2
    Burtay Bey,
    Size veda etmeden gitmek olmazdı zaten. Ama beni biraz hayal kırıklığına uğrattınız desem yalan olmaz. Ben burada oyun oynamıyorum. Fiziği daha iyi anlaşılsın, akılda kalsın diye bazen metafor bazen çarpıcı ifadeler kullanarak anlatmaya çalışıyorum. Ama kesin olarak söylemem gereken şey şudur; "Yukarıda yazdıklarım ve daha önce kuantum fiziği ile ilgili yazdıklarımın hepsi gerçekten kuantum fiziğidir."

    İfadenizden sanki tüm bunları ben kurguluyormuşum gibi bir izlenim edindim. Biraz insaflı olun. Bende bu fiziği kurgulayacak zeka olabilir mi? Yani aslında biraz da hoşuma gitti ama hayır, koca bir kuantum fiziğini ben icat etmişim gibi olur ve Brian Greene duysa adam krize girer gülmekten. Benim bir tek özelliğim var Burtay Bey. Ben okumayı seven, okuduğunu anlayabilen bir insanım. Ama ne yalan söyleyeyim, kuantum fiziği kitaplarını anlayabilmek için pek çoğunu en az on kez okuyup tekrar etmem gerekti. Ayrıca, okurken dikkat etmediğiniz kısımlar sonradan yine karşınız çıktığında dönüp tekrar okumak zorunda kalıyorsunuz. Bu fiziğin kitaplarını ben 18 yıldır günde en az 4 saat okudum. Yani biraz saygı gösterilecekse bunun için gösterilmeli bence.

    Önceleri size insanlara böyle yanlış bir fizik empoze etmeyin, kötülük ediyorsunuz demiştim. Şimdi yine aynı şeyi söylemek istemem ama siz beni dinleyin ve önce kuantum fiziğiyle ilgili kitaplar edinip okuyun.

    Not olarak yazdığınız şeye siz ne kadar inandınız bilmem ama bunlar sadece matematikle oynayıp sanki tutarlı bir sonuçmuş gibi göstermek. 12 bin kilometre nedir ki? Uzayda böyle bir mesafe "sıfır" demektir. Ayrıca dünya ve ay bile küçük salınımlarla bundan çok daha fazla uzaklaşıp tekrar yaklaşırlar. Önemli olan binlerce yıllık takvimin ve dünya yılının ne kadar değiştiğidir? Asıl onu hesaplarsanız belki tutarlı bir veri olur elinizde. Neyse, bu beni ilgilendirmez artık. Kuantum fiziğinin çıkarımlarını ve verilerini savunmak zorunda değilim. Neye isterseniz ona inanın, sonuçta hepimiz kendi doğrumuzla yaşamak zorundayız.

    Sizinle ve buradaki diğer arkadaşlarla yazışmak çoğunlukla güzeldi. Eğer bu arada insanlara bir faydam olmuşsa, bir kişiye bile dokunabilmişsem bana yeter.

    Elveda...
    Necmi Tüfek 15 Temmuz 2017
  • 0
    Necmi bey...
    Siz tatilinizi yapın bir hele... Sonra görüşürüz.
    Ne o öyle, vedalar, elvedalar ? Bulaşıcı hastalık gibi bu iş. Kimse burada zaten bu işten kazanç sağlamıyor.
    Normal yaşamsal ortamlarımızda bulamadığımız zihinsel paylaşımı ve tartışmaları burada tatmin ediyoruz. (Sanki işyerimde, çok kişi var buna uygun. Koca binada 3000 kişi'den biri ile bile güneşteki termonükleer süreci tartışamam -sanırım.)

    Süreç ile igili yazdıklarınızı tekrarlayarak okudum. Tam tanımını yapamadığınız ve anlatamadığınız bir kavrama ulaşmış gibisiniz. Anlayamadım. Doğal olarak bence, bu sürçete hatalı yaklaşımlar olabiliyor. Zaten bende netliğe ulaşana kadar böyle hatalar yapıyorum.

    Zaten hiç birimiz fiziğin tüm alanlarında yetkin ve yeterli olmak zorunda da değiliz. Yani birbirimizle yarışmadan ziyade, birbirimizi tamamlama, bir tür sanal değişen kişilerden ekip olma yolundayız. Herkes kendi bilgisiyle, ortadaki bütüne katkıda bulunuyor, bir diğerinin eksik olduğu açığı kapatıyor. Bu bayrak yarışı, tek ekip var. Ekip bireyleri sırayla bayrağı bir sonrakine devrediyor. Tüm olay bu.Kimse kalıcı değil. Başarılı değil. Başarısız değil. Ekibin sonucu önemli. Herkes elinden geldiğince katkıda bulunuyor.

    Siz de şimdiye kadar iyi destek verdiniz. Teşekür ederiz. Ben de bir süre sonra silineceğim, diğerleri de... Hatırlanacak bir katkıda bulunmak hepimizin dileği.

    Ama şunu yazayım. Daha haıtrlanacak katkınızı yeni bulmuş gibisiniz. Tam tanımlayamamışsınız bence...
    Tatilinizi yapın önce... Sonra bakarsınız duruma.
    Sevgilerimle


  • 0
    Necmi Bey haklıdır aksini iddia eden ayştayn mc2 lobisi mensubudur.
    venividi 16 Temmuz 2017
  • 0
    Gitmenize üzüldüm doğrusu. Yazdığınız cevaplar küçük bir çocuğun bile anlayabileceği basitleştirilmiş cevaplardı. Ayrıca anlatım üslubunuzda iyiydi. Bence kararınızı yeniden gözden geçirin. Tatilinizden sonra görüşmek dileğiyle...
    Hasan Er 17 Temmuz 2017
  • 0
    Necmi beyin anlatimi oldukca sade guzel
    Ve anlasilir eksici arkadaslar bir ekside bu yaziya atabilirsniz :)
    yasin yasin 17 Temmuz 2017
  • 0
    Bence en küçük enerji paketçiğinin, bir boyutlu halıne foton diyoruz. (1 uzamsal boyut üzerinde titreşen)
    Buradan yola çıkarak her şey'in ışıktan oluştuğunu da iddia edebiliriz.

    Sanırım buna benzer başka ve çok eski ifadelerde vardı. :-)
  • 0
    Burtay Bey,
    Sanıyorum siz hala hiç bir şey anlamamakta direniyorsunuz. Belki de anlamak istemediğinizdendir...
    Hasan Er ne yazmış bakın; "küçük bir çocuk bile anlar..." O zaman biraz daha açık anlatayım.

    Enerji, madde haline geldiğinde momentum edinir. Bunun biri açısal momentumdur. Yani "spin"... Parçacık dediğimiz şey "spin" denilen bir hareket yapar. Bu hareket onun bir parçacık olmasını, bir varlık olarak bir hacim kapsamasını sağlar. Bu spin hareketi her bir turda veya döngüde boş uzayda küçük bir şok etkisi yapar. Yani, momentum boş uzayda bir şok dalgası yaratmış olur. Kütlesiz bir dalgadır, sıcak (hareketli) bir cisimden soğuk uzaya yayılan bir dalgadır ve cismin ısısı, dalganın da ısısını belirler. Dalganın kendisi kütlesiz olup ışık hızında yayıldığından, cismin ısısı bu dalganın hızını değiştiremeyeceği için enerjisini belirler.

    Yani; soğuk bir cisimden yayılan fotonun enerjisi ( ısısı ) düşük, sıcak bir cisimden yani güneşten yayılan fotonun enerjisi çok yüksektir. Bu yüzden kara madde ışımasını göremeyiz ama güneşin ışımasını hem görür hem de ısınırız.

    Bir parçacık foton yayınladığı zaman bunu kendi öz enerjisini harcayarak yapmaz. Foton yayılımı onun hareketinden "mecburen" doğar. Parçacık sonsuza kadar varlığını muhafaza edebilir. Çünkü kütlesi ve momentumu sabittir. ( Siz bunu anlamakta zorlanıyordunuz yanlış hatırlamıyorsam... Bir parçacık devamlı olarak enerji kaybederse nasıl varlığını sürdürür? diye soruyordunuz.) Yani yanlış bilgi sizi yanlışa götürür. BİR PARÇACIK FOTON YAYINLADIĞI ZAMAN ENERJİ KAYBETMEZ...O yüzden de varlığını sonsuza kadar sürdürebilir.

    Tüm türdeş parçacıklar tamamen özdeştirler. Yani her elektron, her proton, her nötron tamamen özdeştir. Eğer parçacıklar foton yayıp enerji (kütle) kaybetseydiler nasıl özdeş olabilirler? Her biri tamamen farklı bir ağırlık ve yapıda olurdu. Bu da evrende hiç bir türdeş varlığa izin vermezdi. Yani insan, hayvan, bitki gibi hiç bir varlık ortaya çıkamaz, soyunu sürdüremezdi. DNA yapısı kendisini kopyalayarak çoğalmayı sağlar. Peki, proton, nötron gibi parçacıkların kütleleri farklı farklı olsaydı nasıl yapabiirdi bunu?

    Burtay Bey,
    Benim bu sitede (kendi teorim hariç) tüm anlatıp, paylaştığım bilgilerin hepsi kuantum fiziğidir. Siz bunları benim özel düşüncelerim gibi görüyorsunuz ve bu yüzden kendi teori ve düşüncelerinizle kıyaslamaya kalkışıyorsunuz. Sizin teorilerinizin (kusura bakmayın) hiç bir temeli yok. Bunu sizi çok üzmeden, yavaş yavaş anlatacaktım zaman içinde. Ama olmadı. Bir ara (fotonun hareketi konusu) yanlışlığı size söylediğimde nasıl üzülüp hemen tatile çıkmaya kalktığınızı görünce bana dokundu. Bu yüzden sizin teorinizin üzerine fazla gitmemeye karar verdim. Ama siz biraz ortam bulunca hemen yine başladınız (foton sörfçüdür) demeye... Bunu yapmayın... EGD diye bir şey yok... Vaktim olsa bunu hemen size ispatlarım. Zaten siz kendiniz de aslında olmadığını biliyorsunuz ama tüm yapıyı bunun üzerine kurduğunuz için bir türlü kabul edemiyorsunuz. Kolay değil tabii... Çok emek ve zaman harcamışsınız. Bunun boşuna olduğunu kabul etmek size zor gelir elbette..."Dost acı söyler." Ben sizi hep bir dost olarak hatırlayacağım. (Lütfen, atom altı parçacıkları anlatan kitaplar bulun ve okuyun. O zaman anlattıklarımın doğru olduğunu anlarsınız.)

    Şimdi size ve okuyan herkese ek bilgiler vereyim. (Bunları anlatmadan gitmeye içim elvermedi.)

    "Kütle" sadece kuarklar sayesinde vardır. Kuarkların kütle anlayışı çok sert ve çok enerjik yani hızlıdır. Bu yüzden "güçlü kuvvet" denir. Onlar öylesine güçlü bir alan yaratırlar ki; kendi yarattıkları güç alanından ürettikleri "gluonlar" kendilerinden bile daha ağır olabilirler. Bunun nedeni; kuarkların birbirlerinden ayrılabilmesi için "sonsuz kuvvet" gerekmesidir. Yani aslında kuarklar birbirlerinden ayrılamazlar. Çok ısrar edip kuvvet uygularsanız bu kez iki kuarkı ayırayım derken iki kuark daha yaratmış olursunuz. (Enerji kütleye böyle dönüşür. Parçacık hızlandırıcılarındaki çarpışmalarda böylece fazladan parçacıklar oluşur.)

    Bir diğer "kütle" taşıyıcısı "Leptonlardır." (Elektron, Muon, Tau) Onların kütle anlayışı kuarklarınki gibi değildir. Kuarklar demir bilye gibiyse, leptonlar "jel" kıvamındadır. Ama kütlesel özellik açısından hiç bir farkları yoktur ve bir elektron bir protonla kaynaşıp nötron oluşturduğu zaman elektronun kütlesi hiç zorluk çekmeden protonun kütlesine eklemlenir. Ama tabii her zaman ayrılabilecek durumdadır. Yani bir kuarkın kütlesine demir gibi eklenmez. Jel gibi eklenir ve kendi kendisine salınımlar yapar. Bu yüzden bir atomun içinde değilse, nötron 15 dakika içinde tekrar elektrona ve protona bozunur. Ama bir atomun içinde baskı altına girer ve çok uzun zaman bozunmadan kalabilir. İşte, uranyumda bu nötron salınımı komşu atomlara kadar uzanır ve onların da dengelerini bozar. Fisyon bu şekilde oluşur. Aslında olay çok basittir. Uranyum gibi çok fazla parçacıklı atomlarda protonların elektriksel itmeleri çok kritik bir dengededir. Salınım yapan nötron biraz işi uzattığında protonların güçleri bir an baskın hale gelir ve atomdan parçacıkların dışarıya itilmelerine neden olur. Biz buna "fisyon" diyoruz. Kendiliğinden oluşur. Aslında dünyanın eski devirlerinde yüz bin yıl boyunca kendiliğinden oluşan nükleer patlama olduğu tespit edilmiştir.

    Aslında uranyum 235 eğer saf halde bulunursa derhal nükleer patlamaya neden olur. Dünyadaki uranyum cevheri U 235 ve U 238 izotopları birbirlerine karışmış halde bulunur. Bu izotopları birbirlerinden ayırıp U 235 yoğunluğunu %20 civarında saflaştırırsanız o zaman kendiliğinden fisyon (zincirleme reaksiyon) oluşur. İşte bunu yapan da jel kıvamındaki (nötrona eklenmiş) elektron kütlesidir. Buna da "zayıf kuvvet" diyoruz. (Bu bilgileri internette bulamazsınız ama doğru olduklarını okur okumaz hemen anlarsınız.

    Hepinize sevgi ve selamlarımı sunarım.
    (Fizik, oylama, artı eksi verme oyunu değildir. Halk oylamasıyla bilim olmaz. Olsa olsa tiyatro olur.)
    Necmi Tüfek 21 Temmuz 2017
  • +1
    Şu an tatildeyim. Birazdan denize de gireceğim. Kırgınlık yok ama tavrınıza kızgınlığım var.
    Buradakiler izin vermeden bir yere gidemeyeceğinizi anlamıyorsunuz gibi...
    Gördüğünüz gibi size hemen bir destan yazdırdım... :-) Kalp neredeyse, gönül orada olur.

    Bu arada tüm kazanımlarına rağmen, kuantum fiziğinin bir ara fizik olduğunu, bazı olguları ve açıklamaları güncel bakış açısıyla yorumlamasından kaynaklı sorunları olduğunu düşünüyorum...

    En büyük ithamınıza gelince, "EGD yok"... Evet şu anki fizik bilgimize göre yok...

    Ama var olsaydı ya da bir gün var olduğunu tespit etme teknolojisi (Planck Ölçeklerinde mesafe ve frekans) evrenimizi ve maddeyi nasıl etkilerdi, hepsinin ön senaryosu hazır.
    Kaldı ki, eğer evrenin enerji yoğunluğu ve genişlemesi yok ise EGD'de olamaz zaten. :-)
  • 0
    Sizin yüklediğiniz şiddette bir EGD yok demek istiyorum. Yoksa daha önce bu konuda hatırladığım kadarıyla biraz bahsetmiştik.
    Evrenin genişleme şiddeti kara enerjinin değeri kadardır. Yani 10 üzeri eksi 120 sıfırlı bir rakamdır. Bu rakam sizin kuramınızı kaldıracak bir rakam değildir. O yüzden "yok" hükmündedir." Bence...

    Kesinlikle kırgınlık küskünlük yok ama bezginlik var. Aslında belki farkında olmadan yaptığınız müdahaleler yüzünden bende de kızgınlık vardı. Artık önemi de kalmadı zaten.

    Sizi hep bir dost olarak anmak isterim.
    Tatilin keyfini çıkarın...
    Necmi Tüfek 21 Temmuz 2017
  • +1
    Necmi Bey,

    Hidrojen atomunu ele alırsak, foton saldığı zaman çekirdeğin etrafındaki elektron'un enerji seviyesinde değişim yaşanır, momentum'u azalır yada kuantum durumu değişir siz nasıl severseniz. Salınan fotonun enerjisi E=hf ile net bir şekilde hesaplanabilir ve çıkan sonuç atomu sistem olarak ele alırsak, sistemin toplam enerjisinden ''kütlesinden'' eksilmek zorunda. Aksi taktirde fotona hiç yoktan enerji yüklenmiş, korunum yasaları çiğnenmiş olur! Parçacıkların özdeş olmalarıyla da ilgisi yok konunun.

    Ayrıca merak ettiğim spinlerin bu konuda ne fark yarattığı? Zira fotonlar dediğiniz üzre madde haline gelmiş enerjinin sahip olabileceği spin özelliğini zaten taşıyor.
    Origin 22 Temmuz 2017
  • 0
    Necmi Bey,
    Sanal ortamın dosluk ve arkadaşlık kavramı, gerçek hayattaki gibi olmasa bile, bu tür ortamlarda görgü ve bilgiye sahip değerli kişilerin dostluğu ve arkadaşlığı değerli...

    Ve gördüğünüz gibi sizden büyük iştahla bilgi ve yorum bekleyen bir çok aç zihin var.
    Bunların arasında da, düşündüğüzden çok daha fazla dostunuz ve arkadaşınız var.
    Çünkü iyi bir öğretmensiniz ve argümanlarınız da güçlü...
    Onların tartışılabilir olması da, bilimsel açıdan değerli olduklarıni gösteriyor.

    Yazdıklarınızın tümünü tamamen doğru olarak kabul ettiğimizde, bizler artık yazamayız. Fikir paylaşamayız. Burası kısır bir ortam olur. Abuk sabuk sorularla uğraşmak zorunda kalırdınız. Oysa saye(n-m)izde ortam kaliteli bilgilerle zenginleşiyor.

    Elbette fizik konusunda sizinki kadar birikimimiz yok. Bu yüzden eleştirileriniz bizim için değerli bir kaynak oluyor. Yaptığınız eleştirileriniz aşılması gereken problemleri gösteriyor.

    Bu yüzden eleştirmekten çekinmeyin ama ortaya koyduğunuz bilgi ile ikna olmamızı ya da kabullenmemizi beklemeyin.
    Büyük ihtimalle sorunları kafamizda, başka bir yere oturtmuş ve farklı şekilde ele almışızdır. Eleştirinizde yeni bir yapıtaşı sağlamıştır.

    Çoğumuzun durumu bu... Kimse, kimsenin gerçeğini kabullenmiyor.
    Sanal ortam, bize bu özgürlüğü sağlıyor. Çıkar yok, beklenti yok, salt merak ve ilgi ile ele alıyoruz. Kendi gerçekliğimizi ve cevaplarımızı arayıp, başkalarından ilham alıyoruz sadece.
    Sizin süzülmüş ve kristalize olmuş bilgilerinizde, bizim için çok iyi bir kaynak.

    Konu fizik olunca, bu alan darlaşıyor, kurallar katılaşıyor.
    Aynı gerçekliği, farklı açılardan ele almaktan başka seçeneğimiz kalmıyor.
    Tabii araya gerçeklikleri saptıranlarda giriyor, bu tamamen ayrı bir sorun...

    Not: Bu taze dimağları korumak için bile olsa zamanı gelince dönmelisiniz... :-)
    Cahille Tartışmaz 22 Temmuz 2017
  • 0
    Orijin,
    Hiç anlamadığınız bir sistemi bir köşesinden bakıp anladığınızı sanıyorsunuz.

    Momentum iki türlüdür...Açısal momentum spindir ve hiç değişmez. Yörüngesel momentum ise aktarılabilir, değişebilir. Yani, bir hidrojen atomunun elektronu foton soğurduğu zaman yörüngesel momentumu değişir. Çünkü fotonun da bir momentum değeri vardır ve bu elektrona aktarılır. Sonra yine elektron bir foton salar ve tekrar eski konumuna döner. Bu durum atomun toplam kütlesini değiştirmez. Çünkü saniyede binlerce, milyonlarca kez etkileşmeler olmaktadır kuantum dünyasında. Ama hiç bir atom güneşin üzerinde bile olsa kendi dengesini bozabilecek şekilde enerji yüklenmez. Çevrede bol miktarda enerji varken neden (aç gözlü insan gibi) fazla enerji almazlar? Çünkü atomun yapısı ve dengesi belirli bir kütle-momentum-hız (Enerji) denklemi üzerine kuruludur. Elektron dengeyi bozacak bir fazla enerji almaz, alamaz. Eğer alabillirse zaten sizin dediğiniz gibi toplam kütle artmış gibi olur ama o zaman da atom artık başka bir şey olur veya parçalanır. Yani, tek bir aldı-verdi durumu sırasında her şeyi durdurup ölçüm yapamazsınız. Bu yüzden kuantum dünyasında her şey istatistik kuralları ve denklemleri ile hesaplanır.

    Bilmem anladınız mı?

    Neden görelilik kuramı yeterli olmadı da kuantum fiziği ortaya çıktı? Hiç bunu düşündünüz mü?
    Yani, E=MC kare hesabı kuantum dünyasında işe yaramaz. Daha "Momentum" un ne olduğunu bile anlamayan insanlar bunun hesabını yapabileceklerini sanıyorlarsa hala eski çağlarda yani 100 yıl öncesinde kalmışlar demektir. (Sonsuzluklar ortaya çıkar. Üstesinden gelemezsiniz.)

    Yani sonuç olarak; kuantum dünyasını düşünürken, kimyasal hesaplar yapamazsınız. (Yanılgınız burada sanırım)

    Not: Fotonun spin özelliği farklıdır. Onun spini tekrar bir foton yaratan spin durumu değildir. Çünkü kütlesizdir. Kütle olmadığında spin foton yaratmaz. Yani uzayda bir şok dalgası oluşturmaz. Zaten tüm kütlesizlerin spinleri (1) dir. (Graviton hariç)

    Size de veda etmiş olayım bu arada. Size ayrıca tavsiyem, eğer gerçek bir sistemi öğrenmek istiyorsanız bunu internetten bulduğunuz bilgilerle yapamazsınız. Kitap okuyacaksınız...
    Necmi Tüfek 22 Temmuz 2017
  • 0
    Erkan bey,
    Sarf ettiğiniz güzel sözler için teşekkür ederim. Aslında benim amacım bu sitede bir kuantum fiziği öğrenme ortamı yaratmaktı. Ama bazı kişiler her şeyi baltalıyor, sırf kendi egoları zarar görmesin diye insanların yalan yanlış bilgilerle zaman öldürmelerini istiyorlar. Matematik bildiklerini sanıyorlar ama hikayesi olmayan bir denklemin sadece bir rakam ve işaretler kümesi olmaktan öteye gidemeyeceğini anlamıyorlar.

    Neyse... Sizin logonuzu neden "Cahille tartışmaz" olarak değiştirdiğinizi unuttuğunuz gibi insanlar bazı durumlarda çok iyi analiz yapmadan birisine "haklısın" diyebiliyorlar.

    Benim sorumluluğum sadece kendi mutluluğum ve yaşamım. Eğer bu arada faydalı bir şeyler yapabiliyorsam neden bunu esirgeyeyim? Ama bu beni üzecekse neden üzüleyim?

    Size de sevgi ve saygılarımı sunarak veda etmiş oluyorum. Bu ülkede bazı şeylerin hiç değişmeyecek olması benim suçum değildir.
    Hoşçakalın...

    Necmi Tüfek 22 Temmuz 2017
  • +1
    Necmi Bey,

    Sanırım yazımı daha okumadan cevap verdiniz yazan formül E=MC kare veya herhangi görelilik denklemi değil. Momentum'un aktarıldığını kabul ediyor ama saniyede binlerce, milyonlarca kez etkileşmeler oluyor diyerek sistemin toplam enerjisinin ''kütlesinin'' değişmediğini söylüyorsunuz anlamıyorum. Sizin mantığınıza göre aynı cins atomlardan oluşmuş 2 element yığını farklı sıcaklıklarda dahi bulunamaz.

    Bence okuduğunuz kitaplara geri dönüp bilgilerinizi enerji nedir kütle nedir momentum nedir gibi en temelden itibaren tazelemelisiniz.
    Origin 22 Temmuz 2017
  • 0
    Origin,
    Sanıyorum birbirimizi hiç anlamamışız. Siz benim neden bahsettiğimi bile anlamamışsınız. Zaten daha önce de sicim teorisi hakkında alakasız bir kişinin internetteki teorisini okuyup gereksiz tartışma yaratmıştınız. Hem Brian Greene adını hiç duymayacaksınız, hem de sicim teorisini anladığınızı sanıp burada bilmediğiniz bir boyut konusunu tartışacaksınız. Bu işler böyle yürümez...

    Ben size 18 yıldır kuantum fiziği okuyorum diyorum, siz bana "git en temelden bilgilerini tazele" diyorsunuz. Bu nasıl yakışıksız ve düşük seviyeli bir davranıştır izah edebilir misiniz? Bir şeyler bilen insan bildiğini ayrıntılı bir şekilde ve konuya hakim olarak anlatır. Aynen benim yaptığım gibi. Sizin gibi insanlar da aynen sizin yaptığınız gibi seviyeyi düşürür.

    Neyse, size teşekkür ederim. Buradaki bazı insanları kıramazdım belki ama sayenizde iyi bir bahanem daha oldu. Yani şu andan itibaren bilgisayarım kapalıdır. Ne yapalım? Tavsiyenize uyayım bari. Teşekkür ederim...
    Necmi Tüfek 22 Temmuz 2017
  • +1
    Necmi Tüfek,

    Kaynağın ''Sicim Teorisi Hakkında Küçük Bir Kitap'' isimli kitap olduğunu özellikle belirtmiştim ve alakasız dediğiniz kişi Steven S. Gubser popüler olma adına akademi kültüründen uzaklaşmadığı için duyulmamış olabilir. Aklınızda kalan ''alakasız bir kişinin internetteki teorisi'' ?? Umarım bahsettiğiniz kitapları buradaki yazıları okuduğunuz gibi okumuyorsunuz ki şahsen inandırıcı bulmuyorum, 18 yıl kuantum okumuş, daha önemlisi sindirebilmiş birisi en azından mütevazi ve alçak gönüllü olmalı saldırgan ve inatçı değil.

    Kitap konusu için neden bu kadar hararet yaptığınızı anlamıyorum. Uzun zaman önce okuduğum kitaplara geri dönüp her baktığımda farklı bir açı ve kaçırdığım bir iki şey yakalıyorum bu bana haz verir. İzahat istediniz o yüzden uzatıyorum. İlk yazıma dikkat ederseniz konuya bilim dışında bir şey konuşmak için katılmadım sonra sizinle siz gibi konuşmak zorunda kaldım ki anlaşalım.

    Konuya dönersek aklımda küçük bir düşünce deneyi var umarım bir kaç farklı kişiden cevap gelir, 2 sistemimiz olsun, her sistem birer hidrojen atomundan oluşsun ikisi de 1 proton 1 elektron tek farkları sıcaklıkları, biri ortam sıcaklığında (mutlak sıfır civarı) diğeri neredeyse plazma olmaya yakın sıcak tutuluyor. 2 atomda boşlukta birbirlerinden uzak ve sıfır temas tamamen vakumda kuantum dalgalanmaları dışında hiçbir şeye maruz kalmıyorlar.

    1- Sistemlerin kütlelerini ölçebildiğimizi varsayarsak ayrı ayrı ne ölçeriz ?
    2- Sıcaklığın sabit tutulma işlemi sona erdiği zaman sıcak olan hidrojen atomunun doğal olarak soğumaya başladığı, sistemin enerji ''kütle'' kaybı yaşadığı görülmez mi ?
    3- Bu enerji ''kütle'' sistemden ne olarak ayrılır ?
    Origin 23 Temmuz 2017
  • 0
    Orijin,
    Ben kuantum fiziğinden bahsediyorum, siz klasik denklem ve formülden... Klasik formüllerle ancak büyük cisimlerin enerjilerini hesaplayabilirsiniz. Ama kuantum dünyasında klasik matematik artık işe yaramaz. Neden biliyor musunuz? Çünkü "belirsizlik" ilkesi vardır. Yani, parçacık düzeyinde hesap yaparken artık olasılık hesapları yapılır. Neden? Çünkü bir parçacığın bir değerini net olarak denkleme yazarsanız, diğer özelliği "sonsuz" konumuna gelir. Yani elektronun konumunu ya da kütlesini net olarak yazarsanız hızını ya sonsuz ya da sıfır olarak almanız gerekir. Kuantum fiziğinde devamlı olarak sonsuzluklar ortaya çıktığı için de hesaplamalar hep yaklaşık ve olasılık çerçevesinde yapılır.

    Ayrıca; yazılanları iyi okumadığınız için bir sistemin kütlesini enerjisine eş olarak alıyorsunuz. Yukarıda anlattım. Kütle ayrı bir şeydir, sistemin toplam enerjisi ayrı bir şeydir. Enerji veya sıcaklık "hız" anlamında kullanılır. Bir sistem hızlı bir döngü içindeyse enerjisi de yüksektir. Ama normal bir parçacık baskı altında ve enerjik olmadığı zaman kütlesi ve momentumuyla ve devamlı foton yayımıyla sonsuza kadar varlığını sürdürür. Yani enerji düzeyi normale indiyse artık daha da aşağıya inemez. Çünkü bozunabileceği daha küçük bir parçacık yoktur ve kütle yani "kuark yapısı" bozulamaz. Ama sizin mantığınıza göre enerji kaybı sürekli olacak ve evren devamlı olarak kütle kaybedecektir. Enerjinin korunumu yasası ne oldu?

    Yani;
    1-Atom ve altı boyutta sistemlerin kütlelerini veya başka bir özelliklerini ölçemeyiz. Sıcak bir cisim elbette soğuk olandan daha enerjiktir ama onun enerjisi gerçek kütle değil sanal kütledir. Yani, enerji hız karşılığı sanal kütle olarak eklenebilir ama parçacığın gerçek kütlesi değildir. Aslında bu sanal kütle ölçülemez. Ama ölçebilsek elbette daha ağır olacağını kabul ederiz. Ama bu gerçek kütle ağırlığı değil, sanal kütle ağırlığıdır. (Sizi yanıltan husus budur.) Gerçekten kütleye eklenemez ama potansiyel olarak bulunur.

    2-Sıcak bir parçacık soğuk olandan daha enerjik fotonlar yayar. Bu da gayet doğaldır. Bu yüzden de gittikçe soğur. Yani, aslında daha önce fazladan kazandığı enerji (hız) harcanır. Önemli olan bu parçacığın kendi normal enerji durumuna geldiğinde ne yapacağıdır? Size göre foton yayınlamaya devam ederse o zaman tükenmesi gerekir ki bu da "enerjinin korunumu" yasasına uymaz. Yani normal durumuna dönen parçacık artık foton yayınlamamalıdır size göre. Ama mutlak sıfırın çok az üzerindeki ısıda bile her cisim foton yayınlamaya devam eder. Çünkü foton yayımı bir enerji sarfı gerektirmez. Momentumdan doğar ve "bedavadır". (Bir kırbaç şaklamasını düşünün. O şaklamayı da foton olarak düşünün. Kırbacın kütlesi hiç azalmayacaktır ve sonsuza kadar şaklamaya devam edecektir.) Bunu da eleştirmeye kalkmayın. Örnek olarak veriyorum ama gerçeğe çok yakındır. Kırbaç hiç bir şeye temas etmeden de ses çıkarabilir. Ya da hızlıca salladığınız bir lastik boru ses çıkarır. Onun gibi düşünün ve sürtünme ortamı olmadığı için bir kayıp olmayacağını düşünün.

    3-Parçacık boyutunda enerji parçacıktan ısı olarak ayrılır. Bu "ısı" hız demektir. Yani sistemin fazla bir hızı veya ısısı varsa bu fotonun frekansını arttırır. Daha önce anlatmıştım; foton zaten ışık hızında olduğu için fazla enerji onun hızını arttıramaz, Ama ona fazladan yüklenen enerji (hız) potansiyel kütle anlamındadır ve varıp çarptığı yerde enerji karşılığı kütleye çevrilebilir.

    Sanırım artık herkes birbirini anlamıştır. Daha fazla polemik yapmazsanız biraz kafa dinlemek istiyorum.
    Necmi Tüfek 23 Temmuz 2017
  • +1
    Necmi Tüfek,

    Sadece klasik yöntemlerden bahsettiğmi nereden çıkarıyosunuz? Okuduğunuz kitaplardaki denklemlerden aşina olmalısınız elektron yada herhangi bir parçacığın sahip olduğu momentum hesaplanırken h (planck sabiti) ve λ (metre cinsinden frekans) dahil edilerek sonuca gidilir. Çıkan sonucu konumuz gereği klasik yöntemlerle atıyorum ağırlık birimi grama dahi çevirsek içinde belirsizlik ilkesini zaten barındırıyor olacak.

    Parçacık hızlandırıcılarında insanlar bu kütleyi tamamen deneysel veri elde etmek yoluyla ölçüyor. Fazlasıyla basma kalıp olsada ‘’parçacığın hızından kaynaklı enerjisi, kendi kütlesine eklenir ve hızlandırılması gittikçe zorlaşır’’ bu kütle tamamen gerçektir, ölçülmüştür ve belirsizliği içindedir. Sistemin toplam kütlesi veya enerjisi birbirinden ayrılamaz.

    Ayrıca foton salınımı mutlak sıfırda durur tabii belirsizlik ilkesi izin verdiğince. Kuantum dalgalanmaları elektrona enerji verecek şekilde var olabilir bu yine elektron tarafından foton salınmasına sebep olur ancak yüksek sıcaklıklardaki salınım miktar ile kıyaslanamaz. Anladığım kadarıyla fotonların ne olursa olsun, her koşulda farklı nitelikte ama aynı nicelikte salındığını kabul ettiğiniz için anlaşmazlığa düşüyoruz.
    Origin 23 Temmuz 2017
  • -2
    Aşağı yukarı anlaştık sanırım.
    Spin ve kütle sabit olduğu için foton salınımı da ister istemez aynı frekansta olacaktır. Sizin de kabul ettiğiniz gibi, parçacıkta fazla enerji varsa salınan foton da aynı oranda enerjik olacaktır. Buradaki tek kriter, momentumun (kütle çarpı hız) belli bir değerden aşağı düşemeyeceğidir.

    Protonun da bir spini vardır ve yarı ömrü yoktur. Evrenin yaşından daha fazla bozunmadan yaşayabilir. Bu kütle ve momentum sabitliğini sürdürmesi kendi iç dinamiği ve kendi kendisini desteklemesi sayesinde gerçekleşir. Ve evet, o da foton salar ve soğurur.
    Bir elektron da protona yaklaşıp, uzaklaşırken hız kazanır ve momentumun korunmasını sağlayacak şekilde spin atar. Yani, anlatmak istediğim; bu sistemler kendi kendisini amorti eden sistemlerdir. Bu arada meydana gelen foton sadece bu hareketin sonucudur. Parçacığın öz kütlesinde bir kayıp olmaz. (Diğer fotonların soğurulup salınması farklı bir şeydir.)

    Siz isterseniz birbirinden ayırmayabilirsiniz ama kabul ettiğiniz gibi sistemin hızdan dolayı kazandığı enerji potansiyel bir kütle enerjisidir. Hızlandırıcıda kullanıldığında kütleye dönüşür yeni parçacıklar oluşturur. Ama uzayda serbest durumdaysa (yani kullanılmadığında) gerçek kütle değildir. Bu yüzden hızlandırıcıda çarpışmada momentumlar sıfırlanır E=MC kare doğru sonuç verir ama çarpışma yoksa bu potansiyel kütleyi nasıl hesaplayacaksınız? Yani çarpışma olmadığında ölçülemez bir niceliktir.

    Sizin gerçekten bilimsel yönden yaklaştığınızı da bu arada anlamış oldum. Ben kendi adıma size karşı olumsuz bir tavır takınır gibi göründüysem bu nedenledir. Gördüğünüz gibi bilimsel yönden fazla hassas davrandığım için sanırım yanlış anlaşılıyor olabilirim. Ama tüm enerjim ve çabam hep doğru olanın ortaya çıkmasına yöneliktir. Bu soruyla ilgilenip yazdığınız için teşekkür etmem gerekiyor. Belki de bu arada karanlıkta kalan kısımların aydınlanmasına vesile oldunuz.
    Sevgi ve saygılarımla...
    Necmi Tüfek 24 Temmuz 2017
  • +2
    Necmi Tüfek,

    Parçacığın hızından dolayı kazandığı enerji potansiyel değil kinetik enerjidir. Bahsi geçen parçacık sonlu bir hıza sahip olacağı için dedektör yardımıyla doğrudan ölçülebilir ve bir önceki yazıda değindiğimiz formüllere çarpışmaya gerek kalmaksızın yerleştirilip momentum'u hesaplanabilir sonra enerji, kütle neye isterseniz çevirin hepsi aynı şeyin farklı okunuşu. Tam da bu yüzden sanal yada potansiyel olmak yerine gerçektir.

    Konuştuğumuz bağlamda kütlesinin sanal veya potansiyel oluşu hızları sonsuz olduğu için fotonlara özgü bir durum.
    Origin 24 Temmuz 2017
  • +3
    Eklemeyi unutmuşum anlaşmazlığa düşmemizin diğer bir sebebi, parçacığın hesapladığımız momentumunun bir kısmını, durağan halinin katkısını kütle cinsinden okuyorsunuz, sanırım parçacıkların özdeş olma konusunu bu yüzden açmıştınız. Diğer bir kısmını yani hareketten kaynaklı katkıyı enerji cinsinden okuyup ayrı ayrı kabul ediyorsunuz.

    Sistemin toplam kütlesini bulmak istiyorsak momentumun tamamını kütle cinsinden okumalıyız enerji için de aynı şekilde.
    Origin 24 Temmuz 2017
  • -1
    Orijin,
    Konuya ilginizden dolayı teşekkür ederim. Küçük bir kelime değiştiğinde anlam da değişir. Hızdan dolayı kazanılan enerji kinetiktir ama kütleye çevrim değeri potansiyeldir. Yani enerji kazandığında "kütlesi arttı" derseniz bu potansiyel bir artış, "enerjisi arttı dediğinizde bu gerçek bir artış demektir. Gördüğünüz gibi anlam ve yönelim farkı çok değişik olabiliyor. Ben olaya bir yönden, siz de diğer yönden bakınca fark oluşuyor. Ama artık önemi yok. Sonuçta birbirimizin neyi kastettiğini bildiğimiz müddetçe sıkıntı olmaz.

    Benim üzerinde durduğum konu; "Bir sistemin kütlesi arttı" dendiğinde bunun gerçek bir kütle yani "kuark" artışı anlamı taşıdığıdır. Eğer kuark adedi artmıyorsa bu kütle artışı "potansiyeldir"

    "Sistemin toplam kütlesini" değil de "toplam kütlesel değerini" dersek daha gerçekçi oluruz. Aradaki fark çok önemlidir. Gerçek kütle başka bir şeydir, potansiyel kütle başka bir şeydir. Bunun hesabını ancak momentum sıfırken yapabilirsiniz. Momentum sıfır değilse hangi kütleyi denkleme katacaksınız? Toplam kütlesel değeri mi, yoksa gerçek kuark kütle değerini mi? Yani, bir denklemde momentum kullanıyorsanız bu momentum kütle çarpı hız demektir. Buradaki kütle gerçek kütle yani kuark kütlesidir. Eğer kütleyi sistemin toplamı olarak yazarsanız çok farklı bir sonuç elde edersiniz. Ben teorisyenim. Zor durumda kalmazsam matematikle uğraşmam ama bu kadarına da kafam çalışır sanırım. (Bence)

    Sanırım artık size de veda etme zamanıdır. İyi kötü yazışmalarımız oldu. Ama hiç kuşkunuz olmasın ki benim için tek önemli şey bilim ve gerçekliktir. Geri kalan tüm sosyal durumlar önemsizdir. Kızarız, üzülürüz önemli değil. En çok kızdığım bir insan bir gün doğru bir şey yaparsa ben onu herkesten önce takdir ederim. Yani kindar değilim, mutlu olmanın ne olduğunu bilen bir insanım ve bu yüzden üzüntü kaynağı olacak şeylerden uzak durmak isterim.

    Tekrar teşekkür ederim.
    Saygılarımla...
    Necmi Tüfek 24 Temmuz 2017
  • +2
    Enerji kazandığında "kütlesi arttı" dediğimiz zaman bu kütle neden potansiyel veya sanal olmak yerine gerçek ve kinetik ? Bunu anlamak için çok basit bir düşünce deneyi yapalım;

    Elimizde iki adet parçacık hızlandırıcı olsun birinde elektron diğerinde proton hızlandırıyoruz. Proton en düşük seviyelerde hızlandırılmışken elektronun, protonla eşit momentuma sahip olana kadar hızlandırıldığını var sayalım.

    Sanıyorum çarptıkları yerde eşit miktarda iş yapacakları konusunda hemfikiriz. Esas konu iki parçacıkta kendi hızlandırıcılarında eşit momentumla dolanırken bulundukları uzayı eşit miktarlarda büküyor olmaları. İki parçacıkta durağan hallerine ek olarak ‘’hız’’larından kazandıkları momentumu bir iş yapılacağı zaman açığa çıkarılacak potansiyel olarak saklamak yerine geçtiği her yere, her an kütle çekim uygulayarak zaten kullanır. Bu yüzden ‘’kinetik’’ deriz.

    Deneydeki iki parçacıkta aynı kütleye sahiptir bu tamamen gerçek ve ölçülebilir. Kullandığınız ‘’gerçek kütle‘’ tanımı parçacığın bulunduğu uzayı ne kadar büktüğü ile ilgili tüm girdileri kapsamıyorsa tekrar gözden geçirmenizi öneririm yada şöyle sorayım bir parçacığın ''gerçek kütlesini'' sahip olduğu kütle çekimi değilde ne belirler ?
    Origin 25 Temmuz 2017
  • -2
    "Çarptığı zaman" Origin...
    Çarptığı zaman potansiyel kütle gerçek kütle olur.

    Çarpışma olmadığında kütle potansiyeldir. Potansiyel kütlenin uzayı bükemeyeceğini kim söyledi?
    Necmi Tüfek 25 Temmuz 2017
  • 0
    Fizikte "potansiyel kütle" diye bir tanım yoktur. Ayrıca matematikle uğraşmayan teorisyen olmaz. Fizikte "matematiksiz teori" diye bir şey söz konusu değildir. Matematiği olmayan hiç bir teori kabul edilmez.
    Mehmet Ali 25 Temmuz 2017
  • +1
    Konu dönüp dolaşıp daha önce benimde dahil olduğum bir tartışmadaki potansiyel kütle tabirine gelmiş. Necmi bey bu tartışmada potansiyel kelimesini bilimsel şekilde değil, kişisel bir tercih olarak kullandığını belirtmişti. https://www.fizikist.com/beyin-firtinasi/30944/

    Fakat temelsiz ve kanıtsız şekilde halan bunun savunuluyor olması, konunun çoktan daha temel '' klasik fizik'' hatalarına doğru gittiğini gösteriyor.

    Bu söylediklerimden dolayı alınmayın fakat büyük adımlar atmadan önce temel konuları bilimsel tabirler kullanarak öğrenmenizin neden daha sağlıklı olduğunu önyargınızı bir kenara bırakarak görmelisiniz Necmi Bey. Güneşin kaybettiğinden daha fazla enerji ürettiğini söylemeniz bile temel bir bilimsel hatadır(enerjinin korunumu) ki füzyon yorumunuza değinmiyorum bile. Bu tarz kişisel yorumlarla inşa edilmiş ve benimsenmiş hatalar tehlikelidir. Ve karşıt görüşlerin sizin fikirlerinizden daha değersiz olduğu yanılgısına düşmenize neden olabilir.
    Vide supra 25 Temmuz 2017
  • -2
    Arkadaşlar,
    Kuantum fiziği benim icadım değil. Bu sütunda yazdıklarım da benim teorim değil. Teorisyen düşünür, yol gösterir, matematikçi de o yolu denklemlerle basamak haline getirir. Zamanımızda Einstein gibi hem teori hem matematik geliştirebilecek üstün zekalar yok maalesef. Şimdi işler böyle ekipler halinde yapılıyor artık. Teorisyen teori üretiyor, matematikçi denklem haline getiriyor. Deneyci de deneyini gerçekleştiriyor. Yani ben bu fiziği icat etmedim ki ondan sorumlu olup tüm yönlerini ve matematiğini öğreneyim. Ayrıca Bu fiziğin matematiğini bizim ülkemizde çözebilecek kaç kişi vardır düşünmek bile istemiyorum.

    "Potansiyel" demek, "bir şeyi yapabilme, yaratabilme gücü" demektir. Klasik fizikte olmayabilir ama bir elektron demetini hızlandırıcıda hızlandırdığınız zaman ona enerji yüklemiş olursunuz. Yüklenen enerji onun hızındadır. Yani enerjiyi onu hızlandırmak için kullanırsınız ve o da hızlanır. Bu hız başka bir demetle çarpıştığında temsil ettiği güç oranında kütleli parçacıklar oluşturur. Yani hızda bulunan güç (potansiyel) işe dönüşür. Ama çarpışma olmadığında yine elinizde aynı elektron demeti (aynı kütle) ama yüksek hız vardır. Yani demetin kütlesi değil, enerjisi, hızı artar. Ve elbette bu hızın karşılığı olan bir kütle potansiyeli vardır. Ama çarpışma olmadığında bu potansiyel gerçek kütleye dönüşmez. Enerji olarak kalır. Bu enerji de gerçek enerjidir, uzayı büker.

    Güneş yaydığından daha fazla enerji üretir. Bu da devamlı olarak artacaktır. Bir sistem enerji üretmiyorsa neden yaysın ki?
    Güneş basit bir sistemdir. Kütleçekimi sayesinde sahip olduğu gazları sıkıştırır. Sıkışan atomlar ısınır. Isınma demek hızlanma demektir. Hız da yukarıda söylediğim gibi enerji demektir. Bu enerji reaksiyonlara neden olur, daha fazla enerji açığa çıkar. Bu arada daha ağır atomlar oluşur. Bunlar merkezde toplanırlar (ağır oldukları için) Sıkışma birim başına düşen kütleçekim gücünün daha fazla hissedilmesi demektir. Daha önce olduklarından daha yakına gelmişlerdir. Bu daha fazla sıkışmaya neden olur ve ağır atomlar daha da ağır atomlara doğru reaksiyona maruz kalırlar. Bu durum demir atomları oluşana kadar devam eder. Daha sonraki elementler enerji üretmek yerine tükettikleri için bu aşamadan sonra güneş artık daha az enerji yayacak demektir. Ama bu arada merkezdeki yüksek sıcaklık yüzünden daha dış katmanlar şişip genleşecek ve güneşin çapını büyütecektir.
    Demir aşamasından sonra güneş küçülür ve kırmızı bir cüce yıldız olarak yaşamına devam eder. Bizim güneşimiz bu tip bir güneştir.

    Bu bilgileri bence her yerde bulabilirsiniz. Yani ben üretmiyorum. Sadece aktarıyorum. Eğer bunları beğenmiyorsanız muhatabınız ben değilim.

    Evet arkadaşlar... İyi kötü bilgi ve düşüncelerimizi paylaştık. Bilim kimsenin malı değildir. Kim ararsa o bulur. Bence bu sütunda söylenebilecek, anlaşılmayan bir husus kalmamıştır. Katılmayanlar. yanlış diyenler olabilir. Kimse kimsenin aklına ipotek koyamaz. Her düşünceye saygımız var yeter ki düzgün söylensin.
    Soruyu ben açmıştım şimdi kapatmakta bana düşer.
    Katılan, yazan, bilgi ve düşüncelerini paylaşan tüm arkadaşlara teşekkür ederim.
    Sevgi ve saygılarımla...

    Not: Daha fazla uzatmazsanız sevinirim. Zaten bundan sonra tekrar yazmayı düşünmüyorum. Yani benden kurtulmuş olacaksınız. Bu sütunun konusu bitsin ve ben de gideyim. Tek isteğim bu. Eğer hala aranızda saygı göstermeyip yazan olursa bu sütunu silerim toptan kurtuluruz.
    Necmi Tüfek 25 Temmuz 2017
  • 0
    Origin'in bir sonraki yazısı(temsili değil) ;
    ---Ne bileyim yani ne diyeceksin ne diyeceğine. Diyip diyemeceğine hiçbir şeyine deye ne kim kim kimse kimseyi dinleeer ne bir şey anlatabilirsin ne dinleyene oluur---
    Necmi Bey, Aynştayn şu yazanları okusa mezarında rövaşata çeker E=mc2 dediği zaman onu çok yanlış anlamışsınız. Daha ilk 'Konuya gelirsek' diye başladığınız paragrafta ne korunum kalmış ne E=mc2 alayını katletmişsiniz. 2 terim ezberleyip saygı bekliyorsanız forum donanimhabere gidiceksiniz burada siz bilime göstereceksiniz onu eğip bükemezsiniz.
    venividi 25 Temmuz 2017
  • -1
    Sn . Necmi Tüfek ;
    Öncelikle üzerinde fikir teatisi yaptığımız şey "REEL BİLİM" dir,
    Burada duygusallık sadece size değil sizinle aşağı yukarı hiç bir teoride ortak nokta tespit edemeyen , beni dahi etkiler. Nedenine gelince siz , öğrendiğiniz,bildiğiniz şeyleri çok güzel sunuyor ve sizin bu söylemlerinize göre ben ve benim gibi , sıra dışı fikir sahibi insanlar daha yeni şeyler kurgulama fırsatı bulabiliyor.
    Kaldı ki siz bu konuda hiç de yabana atılır bir bilgi deposu değilsiniz.
    Tabii ki sizin bu söylemlerinize "Aaa ne güzel anlatıyor! diye yaklaşanlar olabileceği gibi, benim gibi "Yok efendim o öyle değil böyleydi" diyenler de çıkacaktır.
    Demem o ki , bizler burada uyduruktan bir okey sitesinde eşli okey oynamıyoruz.
    Daha bir sürü şeyler işitebilir yazdıklarınızı eleştiren pek çok yazı okuyabilirsiniz.
    Bilim insanı en az bir komando kadar güçlü iradeye sahip olmalıdır,yoksa her fikrini anlattığında kırılganlık gösterirse ,kaybeder,Bu kaybediş sadece onun kaybedişi olmaz,o fikre ihtiyacı olan belki bir büyük kitleyi de o fikirden mahrum eder.
    -Evet Sn . Necmi Tüfek , şimdi bana ne derseniz deyin, ben sizin yazdıklarınıza karşı bir sürü eleştiri ve karşı fikir yazacağım ve sizde bu eleştirilere bilgilerinizi ortaya dökerek cevap vereceksiniz.
    Sizi ve yazılarınızı ısrarla ve merakla takip edeceğime emin olabilirsiniz.
    Saygılarımla...
    Muzaffer Erdem

    muzaffer erdem 01 Ağustos 2017
Yorum yazabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Giriş Yap

Facebook ile Bağlan