0

necmi tüfek hocam\' a ithafen...

Ömer ( Karanlık Profil ) 7 yıl önce 16
0

Karanlık Profil, İlgilenmenize sevindim. Bu parçacıklar oluştukları anda sahip oldukları güçlü kuvvet nedeniyle birbirlerine yaklaşamaz ve aynı zamanda da birbirlerinden uzaklaşamazlar. Yani tamamen bireysel parçacıklardır. Hiç bir kuvvet onları birbirlerine yaklaştıramaz. Çünkü evrenin tüm enerjisi bir aradayken yaratılmışlardır. Yani oluşma enerjileri çok yüksektir. Tabii aynı zamanda yok edilme enerjileri de çok yüksektir. Kısacası, onları yok edecek, hatta yerlerinden oynatacak şekilde bir enerji evrende yoktur. Yaklaşmaları mümkün değildir ama uzaklaşmaları için zorlandıklarında yine uzaklaşamazlar ama enerji onların direnç seviyelerini aştığı zaman kendileri gibi parçacıklar oluştururlar. (Aynı kuarklar gibi) Bunu daha önce de yazmıştım ama madem konuyu açtınız devam edeyim. Bu parçacıklar çok sağlam bir tel kafes gibi tüm evreni kaplarlar. Hatta en düşük enerji seviyesinde oldukları için evrenin çevresinde hatırı sayılır uzaklıklara kadar evreni sarmışlardır. Şimdi düşünün; \"hepsi de birbirini sonsuz bir kuvvetle çeken parçacıklar yerlerinden oynayabilirler mi?\" (sonsuz terimini evrenimizin enerji durumu açısından kullanıyorum.) Çoğalmaları için gereken enerji aslında çok küçüktür. (Kara enerji kadar) Bu yüzden evreni oldukça hızlı genişletirler. Çünkü yeni uzay parçacıkları oluştuğunda kendilerine yer açmak için diğerlerini iterler ve bu da ortamı genişletir. Şimdi burada kütleçekimle ilişkilerine gelmiş oluyoruz. Küçük de olsalar kütle sahibi oldukları için kütle çekiminden etkilenirler. Yani enerji ve direnç durumları yükselir. Bu yüzden, kütleçekimin güçlü olduğu ortamlarda daha dirençlidirler. Evrenin iç basıncı onları zorladığında ilk olarak kütleçekimin güçlü olmadığı boş alanlardaki parçacıklar çoğalırlar. Onların direnç seviyeleri kütle çekimin güçlü olduğu yerlerdeki parçacıklardan daha düşük olduğu için... Bu yüzden evren genişlerken, galaksi ve galaksi kümeleri arasındaki boş alanlar genişlemiş, büyümüş olur. Kütle çekimin etkili olduğu maddi ortamlardaki parçacıklar kütleçekim gücünü paylaştıkları ve güçlendikleri için direnç seviyeleri yükselir. Bu yüzden evrenin genişlemesi sadece boş alanlarda gerçekleşir. Son olarak çok güçlü ortamda ne yaparlar onu da ilave edeyim, eksik kalmasın. Kara delik gibi çok güçlü ketleçekimsel ortamda kaldıklarında, gücü, yakından uzağa doğru paylaşırlar. Bu yüzden galaksilerin çevresinde \"karanlık madde\" olarak tanımlarsak pek yanlış yapmış olmayız. Çünkü ortamdaki kütleçekim gücünü onlar da paylaşmış ve muhafaza ediyor olacaklardır. Ve bu gücü ölçen düzeneklerde, odağı olmayan bir çekim gücü (karanlık madde) olarak görünürler. Karadeliğin yakınındaki parçacıklar çok fazla güç kazandıkları için ve elbette birbirlerine yaklaşamadıkları için bu kez aralarındaki boşluğa bu gücü aktarmaya başlarlar. Bu yüzden de uzayı bükerler. Yani aralarındaki boşluk onları uzaklaştırmaz ama katlanarak kendisi çoğalır. Çoğalmış uzay aynı yerde bükülmüş duruma gelir. İşte bu kadar basit bir sistem...

Necmi Tüfek 7 yıl önce 0
0

Benim kafamdaki senaryo şöyle; Eksi enerjili ortamda artı değerde bir malzeme olamaz. Evreni oluşturan enerji de maddeleşmeden önce bir basınç alanı şeklindedir. Sanırım bu konuda diğer fizikçiler de aynı fikirdedir. Hep söylendiği gibi, evrenin şişesinin kapağı açılıncaya kadar eksi ortamla bir etkileşimi olmaz. Evrenin şişesinin kapağı açılmak üzere iken, yani enerji tetiklendiği sırada o korkunç enerji ilk olarak \"uzay parçacıklarını\" yaratır. Yani, basınç alanının kendisi ve çevresi ilk üretilen bu parçacıklarla dolup, kaplanır, çevrelenir. Bu parçacıklar en yüksek enerji ve eksi enerjinin tam ortasında varlık buldukları için \"bence\" sıfır enerji durumundadırlar. Yani, bu parçacıklar bizim sıfır enerji olarak tanımlayacağımız ama içinde artı ve eksi unsurların bir bileşkesi olan tam orta \"geçiş\" noktasındaki enerji seviyesindedirler. Eksi enerjili ortamın parçacıkları onlara hemen saldırmazlar. Çünkü bu parçacıklar belirgin olarak artı enerji durumunda değildirler. (Yani bu durumda tek boyutlu olarak tanımlanmaları da mümkün aslında) Ama bence gerek bile yok. Burayı biraz daha açmak gerekiyor sanırım; \"Uzay parçacıkları sıfır enerji durumunu severler ve bu seviyeye gelmek isterler. Yani, Entropi sıfır enerji durumunda bile durmaz. Eğer bu parçacıklar artı enerji ile beslenmezlerse eninde sonunda eksi enerji durumuna geçeceklerdir. Ama artı enerji ile beslenirlerse durumlarını muhafaza ederler ve entropiye direnirler. İşte burada evrenin enerji kaybı durumu \"çok minik de olsa\" mümkün olur. Ve bir miktar aşınma gibi bir durum meydana gelir. Bu da çok küçük bir kayıptır sözünü etmeye bile değmez.\" Parçacıklar en düşük enerji seviyesinde oldukları için, basınç dışa doğru patladığında hızı ne olursa olsun patlamaya ayak uydururlar ve aynı hızla, hatta daha hızlı çoğalırlar. Çünkü, ne olursa olsun dışa doğru ulaşan enerji ilk önce en düşük seviyede dışa ulaşır ve bu parçacıkları çoğaltır. Bildiğimiz gibi, daha yüksek enerji bu parçacıklar için görünmezdir. Ama en alt düzeyde oldukları için kesinlikle hiç bir şekilde enerjinin evrenin dışına çıkmasına izin vermezler. Kısaca; \"evren en düşük enerji seviyesinde kapalı bir sistemdir ve bu da tüm enerji seviyeleri için kesinlikle kapalılık sağlar.\" Bence, boyutlar üzerinde çalışıp çözüm arayan araştırmacıların işi daha zor. Asıl onlar bir zemin bulamıyorlardır. Zaten Burtay Bey\'in de çözemediği konu bu. Bir zemin oluşturmak istediğinizde, mutlaka o zeminin de üzerinde duracağı başka bir alt zemin ihtiyacı doğar ve bunun bir sonu olmaz. Şimdilik fazla uzatmayayım. Ama buradan istediğiniz kadar devam edebiliriz.

Necmi Tüfek 7 yıl önce 0