0

Zaman genleşmesi üzerine...

Necmi Tüfek 7 yıl önce 14
0

Dünya üzerindeki bir saat ile yüksekteki bir uçakta bulunan saatler arasındaki fark ölçülmüş. Fakat bu çok küçük, mikro saniyeler düzeyinde bir fark. Yüksek hızda zaman genleşir deniyor ama bunu deneysel olarak ispatlamak şansımız henüz yok. Bir karadelik yakınında bulunmak gibi bir şansımız da yok. Parçacık hızlandırıcılarda dolaylı olarak zaman genleşmesi görülebiliyor ama o da parçacık düzeyinde ve bizim olaya bakış açımızla tam uyuşmuyor. Ben şöyle bir düşünce deneyi yaptım; Zaman aralıklarını temsil eden düzenli olarak dikilmiş direklerimiz olsun. Periyodik ve sabit aralıklar bunlar. İki yarışçımız olsun. Hatta bunlar ikiz kardeş olsunlar. Her ikisi de aynı aralıkla dikilmiş direkler arasında koşmaya başlasınlar. Direklerin arası bir saniyelik zamanı temsil ediyor olsun. Kardeşlerden birinin yolu düz, engebesiz ve rahat. O yüzden her saniyede bir direk geçiyor. Ama diğer kardeşin parkuru düz değil. Eğrilmiş, yani zik zaklı. O da yine aralığı bir saniyede geçtiğini düşünüyor. Hatta saati de bir saniye gösteriyor. (Çünkü aralıklardaki zaman kavramı sabit. Ne kadar dolanırsanız dolanın orada zaman hep bir saniye.) Ama o bir saniyelik aralığı geçinceye kadar, kardeşi on direk geçiyor. Yani sabit olan zaman direkleri yüzünden kardeşinden on saniye daha fazla zaman geçirmiş oluyor. Ama diğer kardeş,(bu direkleri arasındaki zaman sabit olduğu için) tüm hücreleri, vücudu ile bu kavrama uygun olarak bir saniye yaşamış oluyor. Bu durumda aslında zaman genleşmiş olmuyor sanki. Bir kuvvet diğer kardeşi ağır çekime almış gibi oluyor. Yani genleşmiş gibi görünen bu zaman ağır çekimde yaşanmış bir zaman oluyor. Sanki bir dondurucuya girip, yıllar sonar uyanmak gibi…(Donuk kaldığınız sürede saatiniz çalışmıyor.)(Karadelikte bu aralığı hiç geçemiyorsunuz. Hep dolanıp duruyorsunuz. Ve saatiniz de duruyor.) Şimdi bu durumu ışık hızına çok yakın bir hızla giderken nasıl değerlendireceğiz diye düşündüm. Işık hızına çok yaklaşınca potansiyel kütle büyümeye başlar. Hızlanmak için enerji verildikçe bu potansiyel kütle çok fazla artar. Aynı karadelik gibi bir güce ulaşmaya başlar ve uzayı büker. Yukarıda verdiğim örnekteki gibi bir durum olur diye düşünüyorum. Yani bir yandan seyahat ederken, diğer yandan uzayı bükmüş ve ağır çekime almış oluruz. Tekrar normal hıza döndüğümüzde sonuç yine aynı. Dondurucuya girmiş ve yıllar sonra uyanmış gibi… Bu arada ışık hızına hiç ulaşamayız. Ama eğer ulaşırsak o zaman bir karadelik oluşturmuş oluruz ve sonsuza kadar orada kalırız.

Necmi Tüfek 7 yıl önce 0
0

Perfectıon, Bir madde ışık hızına ulaşabilirse, yukarıda açıkladığım gibi onun için zaman durur. Yani, kendi oluşturduğu tam bükülüp kapanmış uzayda kendisi için çıkışı olmayan bir dairesel döngüde mahsur kalır bence. Ama yol almakta olduğu uzayda yine ışık hızıyla gitmektedir. Işık hızında gider ve zaman çalışmaz. Yani bir foton gibi yoluna devam eder. Dışarıdan bakan biri onun hiç kımıldamadığını, donup kalmış olduğunu görür. (Öyle bir durumu hayal etmek zor çünkü zaten öyle bir şey olmaz, hiç bir cisim ışık hızına ulaşamaz. Asıl önemli olan, karadelikleri veya çok güçlü çekim alanlarını bir yana bırakırsak, zamanın evrenin her zerresinde eşit olarak aktığıdır. Zaman akışkan, değişken, giden, gelen bir şey değildir. Uzayı meydana getiren her plank mesafesinde ya da daha aşağısında (varsa eğer) hep sabittir. Öyle olmasaydı biz evreni bu kadar düzgün ve düzenli olarak göremezdik. Zamanla ilgili değişkenlik söz konusu olduğunda kütle çekiminden başka bir etken, açıklama var mıdır? Bu yüzden foton güçlü bir kütle çekim alanından geçerken bu zorluğun katsayısı, sabiti vardır. O da kütleçekim sabitidir. Bu sayede büktüğü ışığı ölçerek bir galaksinin kütle ağırlığını tespit edebiliyorlar. Ya da çarpışan karadeliklerin her birinin kaç güneş kütlesinde olduğunu ölçebiliyorlar. Verdiğim örnekteki zaman direkleri olayı tasvir etmek içindi. Aslında kütleli bir cismin uzayı büktüğünü görelilik kabul ediyor. Hesaplar bu sayede yapılabiliyor. Benim anlattığım da aynı şey. Yol bükülmüş olduğu için ikizlerin birisi aynı zaman içinde daha yavaş, ağır çekimle yaşamış oluyor.

Necmi Tüfek 7 yıl önce 0
0

Arkadaşlar, ışığın maviye veya kırmızıya kayması dopler etkisi olarak ele alınır. Yeni gelişmeleri henüz tam olarak anlaşılamadığından konumuz dışı bırakalım ve dopler etkisiyle olayı açıklayalım. Çünkü şimdiye kadar yapılan tüm astronomik çalışmalarda dopler etkisi dikkate alınmıştır ve yıldızların, galaksilerin bizden uzaklaşıyor veya yaklaşıyor olmaları bu sayede hesaplanmaktadır, bu yüzden iyi bir evren haritamız var. Şimdi ilk verdiğim örneğe geri dönelim... Sabit zaman aralıklarıyla dikilmiş direkleri her iki koşucumuz da aynı zamanda koşarlar. Yani onlar öyle sanmaktadırlar. Ölçümler de aynı zamanda geldiklerini gösterir. Ama kardeşin birisi yolda biraz daha fazla oyalanmış olur. Bir kuvvet onu ağır çekimde tutmuştur. Yani birisi hızlı adımlarla ilerlerken, diğeri aynı adımları daha yavaş atmış olur. Yani ekonomi yapmış olur. Bu da onun daha genç kalmasını sağlar. Bu yapılan ekonomi ışığın kırmızıya kaymasıyla telafi edilir. Zamanın ve mekanın (uzayın) aralarındaki ilişki iyi tanımlanmış, sabit bir ilişkidir. Bu sayede tüm maddi yapılar, atomlar, evrenin her yerindeki parçacıklar, dalgalar bu ilişki içinde hesaplanabilir. Bu sayede evrenin her yerindeki atomlar aynı sürede titreşirler. (Kütleçekim etkileri kütleçekim sabiti ile hesaplanıp, aralarında bir fark varsa onun da makul ölçüler içinde hesaplanabilmesine olanak verir.) Olayı dopler kayması ile açıklarsak, tam anlamıyla bir açıklama, çözüm getirmiş olduğunu görürüz. Eğer olayı bu kadar açık ve net açıklayabiliyorsa, onu yıkmak hiç kolay değildir ve biz hesaplara daha çok güveniriz diye düşünüyorum.

Necmi Tüfek 7 yıl önce 0