• 0

    Eğer dünya ile ay arasında düşen bir nesne olsaydı, iç ve dış sistemler açısından kütleçekimi nasıl olurdu?

  • 0
    Dolunay olan bir gecede atmosferde, yerden 40 kilometre yükselmiş bir balondan atılan bir özel paraşütçünün attığı 500 kg'lık bir kurşun külçeyi düşünelim.
    a) Bu kurşun külçe üzerindeki kütleçekim kuvvetleri sıralaması nasıl olur ?
    b) Dünya açısından, maruz kaldığı kütleçekim kuvvetleri nelerdir?
    c) Ay açısından maruz kaldığı kütleçekim kuvvetleri nedir?
    d) Dünya ve Ay yörüngesi dışından geçen dev bir astroid açısından etkiyen kütle çekim kuvveti nasıldır?

    e) Yorum: Düşen külçenin, serbest düşmesi ile kaybolan ağırlığını nasıl değerlendirebilirsiniz?

    mE= Dünyanın uyguladığı kütle çekim kuvveti
    mM= Ay'ın uyguladığı kütle çekim kuvveti
    mP= Külçenin uyguladığı kütleçekim kuvveti

    mEM= Dünya- Ay arasındaki kütle çekim kuvveti
    mEP= Dünya- Kurşun kütle arasındaki kütle çekim kuvveti
    mMP= Ay -Kurşun kütle arasındaki kütle çekim kuvveti

    mA= Astroidin uyguladığı kütle çekimi kuvveti

    mS= mE+mM+mP (Dünya, ay ve kurşun kütleden oluşan sistemin uyguladığı kütleçekim kuvveti)

    Cevap sadece bir sıralama olsa yeterli.

    Örneğin: mMP<mEP<mEM
  • 0
    İddia: Bana göre Dünya ile Ay arasındaki kütleçekimini değerlendirirken, Ay'a uygulanan kütleçekim kuvveti, sadece dünyanın kütleçekim kuvvetini içermiyor. Ayrıca düşen kütlenin uyguladığı kütleçekim kuvvetini de kapsıyor. Kurşun kütlenin serbest düşüşte olması bu rakamı lineer olarak hafifçe değiştirse de, kurşun kütlenin, yere ulaşmış olduğu haldeki durumuyla neredeyse eşit olmalı.

    Bu konudaki eleştirileriniz ?
  • 0
    Necmi Bey,
    Merhaba...

    Aslında buna benzer bir konuda daha önce yazışmıştık ama konuyu tekrar gündeme getirme ihtiyacı duyuyorum. Çünkü kütle çekimle ilgili son dönemlerdeki yazışmalar tekrar alevlendirdi kafamdakini.

    Konuyu esasen özellikle galaksiler arasında olan ve hiç bir etkileşime girmeyen "kara madde" nin ne olduğu ile alakalı yaklaşımım çerçevesinde ele alıyorum.

    Her ne kadar hidrojen atomları veya benzeri bir madde parçacığı denilse de, bana tatmin edici gelmiyor.
    Çünkü en başta kütle çekiminden etkilenmiyor olupta, kütleçekimi kuvveti uygulaması tuhaf.
    (Her galaksinin kendi karanlık maddesi, başka ve daha güçlü kütleçekimi uygulayan bir galaksinin etkisine girmiyor. Galaksiler birbirleri içinden geçip gitseler bile karanlık madde de geçip gidiyor. Buna karşılık, galaksinin toplan kütleçekim kuvvetine katkıda bulunuyor.

    (Eğer bu yorumda yanlış varsa, düzeltirseniz de sevinirim.)

    Bu durumda karanlık maddeyi, kütle çekim uygulayan nesnelerden oluşan sistemin bir parçası hatta bir ürünü olarak ele alıyorum.
    Sistem içindeki nesnelerin birbirleri ile olan ilişkilerinden bağımsız olarak, toplam sistem sinerjisinin de, sistemdeki nesnelerin tek tek toplamından daha büyük olduğunu düşünüyorum.

    Sorum, bu bakışın en basit şekilde sorgulanmasını içeriyor.

    (Tabii bana göre karanlık madde; sistem içindeki kütlelerden yayılan çeşitli dalgaların, belki kütle çekim dalgalarının, kesişim noktalarında ortaya geçici olarak çıkıp, kaybolan sanal parçacıkların kütlesinden oluşuyor. Yani temelinde gene dalgalar var. :-) )

    Diğer arkadaşların da yorum ve eleştirilerini alabilirsem, daha net bir görüş geliştirebilmeyi umuyorum.
  • 0
    şimdi size biraz fantastik gelecek ama hem necmi hocamın hemde burtay hocamın teorisini destekleyecek türden bir fikrim var....
    necmi hocamın uzay parçacıkları olarak bahsettiği ve burtay hocamın karanlık madde olarak ele aldığı şey aynı.... ENERJİ....
    şimdi fantastik kısma gelirsek....evrenin bir bölümünde madde olmayan bir bölge olsun...(buna benzer bölgeler var süpervoidler...örn:çoban boşluğu) gibi...
    şimdi bu bölgede uzay parçacık olarak değil düşük enerji düzeyinde....şimdi bu enerjinin üstüne enerjinin başka bir formu olan kütleli bir yapı var(galaksi vb.)
    şimdi kütle uzayı oluşturan enerjiye baskı yapmaya başlıyor ve enerjisinin bir kısmı da bu uzay ı oluşturan enerji paketçiklerine yükleniyor...bu enerji paketçikleri üzerlerindeki kütleden de aldıkları enerji den dolayı mevcut enerji kapasitelerinin sınırlarını aşıyorlar...şimdi bu durumda uzayı oluşturan enerji paketçikleri farklı davranmak zorundalar...işte burada oluşabilecek en küçük taneciklere dönüşüyorlar...necmi hocamın bahsettiği uzay tanecikleri....
    yani demek istediğim uzay üzerinde kütle yokken enerji-üzerinde kütle varkende parçacık olarak davranıyor....
    kabul ediyorum biraz fazla fantastik oldu.... :)
  • 0
    Sorunuz için hazır hesaplama yapan çeşitli siteler bulunmakta burtay bey. Fakat cisme dünya haricinde etki eden kütleçekim kuvvetleri çok küçük olduklarından yapılacak kıyaslamanın sağlklı olacağını sanmıyorum. Fakat genel olarak bir tahminde bulunacak olsaydım cismin yere yüksekliği ve kütlesinden bağımsız olarak dünya üzerinde ise; dünyanın > güneşin > ayın şeklinde bir genelleme yaparak sıralardım.

    Serbest düşüşte cisimlerin ağırlıksız olarak kabul edilmesi bence tanım olarak yetersiz ve insani bir yanılgıyı barındırıyor. Newton fiziği için sabit referans noktası olarak ağırlığı oluşturan kütle ve yerçekimi ivmesi değerleri sebest düşüşteki bir cisim için değişmeyeceğinden aslında ağırlığı da sabittir. (Yerçekimi ivmesinin 10 olması hareketin saniyede 10 metre artacağını belirtmez. Ya da hızdaki değişimin toplam ortalama değeri saniyede 10 metre değildir.) Yani azalan bir ağırlık yoktur. Fakat ağır olmak ancak başka bir kuvvetin varlığında hissedilen bir olgu olduğundan, bu tarz bir dengelenmemiş kuvvetin varlığı ya da yokluğu bir fark yaratmamakta. Çeşitli referans noktalarına göre ele aldığınızda serbest düşmede "ağırlıksız" olan bir cisim ile uzayın en boş noktasında tamamen kütleçekim kuvvetinden soyutlanmış bir cisim için fizik kuralları aynı şekilde işlemektedir. Serbest düşen cisim için kütleçekim alanında olup olmadığını anlamanın tek yolu ise tidal kuvvetinin etkisini gözlemlemek olacaktır.
    Vide supra 09 Mart 2017
  • 0
    Öncelikle teşekkür ederim, devamını dilerim.

    Necmi Bey, karanlık maddenin ne olmadığı konusunda aynı fikirdeyiz. Kütle çekimden etkilenmeme konusunda; daha büyük bir galaksinin kütleçekim kuvvetinden etkilenmemesinin ilginçliğine vurgu yapmak istemiştim.
    (Eşdeğersiz bir benzetme ile; Küçük mıknatısın üzerindeki demir tozları bile, büyük mıknatıs yaklaşınca ona uçuyorlar. Ama söz konusu karanlık madde olunca, mıknatısların demir tozlarının miktarı değişmiyor. Ama mıknatısların çekim alanını güçlendiriyorlar.)

    Diğer yandan gravitonların varlığını hala "çok ciddi kuşku ile karşılıyorum". Yani bu tür bir parçacık oluşumunu öngörmüyorum. Bu da mevcut fizikle tamamen çeliştiğim anlamına geliyor olabilir.
    Gravitonların varlığı kesinleştiği zamana kadar, ispat sürem var yani... :-)
    Karanlık madde'nin, sanal geçici parçacıklar olması, onlarla ilgili bir çok soruyu cevaplandırıyor gibi geliyor.

    Mevcut fizikte, kütleçekim kuvvetinin gravitonlarla iletilmesi konusunda, zayıfım, bilgi ve bakış açısı eksiğim var. Bu konuda yol gösterici olmaya devam ederseniz çok sevinirim.

    Sayın Karanlık Profil, (Hoca sıfatı hoşuma gitse de, bunu haketmekten çok uzak olduğum için, "şimdilik" kullanmamanızı istirham ediyorum.)

    Sadece enerji içeren evrenin uzay-zaman bölümüne, kütle içiren uzay-zaman bölümünün baskı yapması çok ilginç bir fikir. Yanlış bile olsa, üzerinde düşündükçe, yeni kapılar açabilecek bir yaklaşım. Muhakkak değerlendireceğim. ama önce biraz anlamam lazım. Biraz daha açabilirseniz bu yaklaşımınızı (size ne kadar uçuk gelirse gelsin), işimize yarayabilir. (Sezgisel olarak içinde bir doğruluk payı var gibi geliyor ama; Ne? bilemiyorum...)

    Sayın Vide supra; Haklısınız serbest düşüşte kütlesi sabittir ama ağırlığı, dünyaya göre sıfırdır. (Sanırım hatalı bir ifademe vurgu yapıp düzeltirken, siz de benimle aynı yanılgıyı yaptınız.)

    Bu sistemin kütleçekim değerini hesaplarken, "Serbest düşen cisim için kütleçekim alanında olup olmadığını anlamanın tek yolu ise tidal kuvvetinin etkisini gözlemlemek..." cümlesindeki dalga etkisini nasıl gözlemleyebiliriz? Kullandığınız terime göre çift yönlü bir dalga yapısı öngörüyorsunuz.. Bunu biraz daha açma imkanınız var mı?







  • +1
    şu şekilde söyleyeyim burtay BEY .. :)
    necmi hocamın tezindeki uzay parçacıkları ile sizin karanlık madde diye tabir ettiğimiz şey aslında madalyonun 2 yüzünden ibaret....
    ben uzay-zamanın dokusunun düşük yoğunluktaki enerji paketçikleri olarak düşünüyorum... bu cepte...
    necmi hocam ise uzay-zamanın çok küçük uzay parçacıklarından oluştuğunu söylüyor...
    şimdi bu uzay-zaman ı oluşturan düşük yoğunluktaki enerji paketçikleri kütle ile etkileşime girdiğinde kendi mevcut enerji düzeylerinin üstüne artı olarak kütle ile girdiği etkileşimden aldığı bir enerjide söz konusu...enerji paketçiği aldığı bu enerji ile düşük yoğunluktan yüksek yoğunluğa geçiyor...bu paketçik kendi enerji limitini aştığında yani mevcut taşıyabileceği enerji düzeyinin üstüne çıktığınde bir şekilde bu enerjiyi taşımak için parçacıklara dönüşüyorlar...
  • 0
    Ömer BEY, dilerim bu bir sitem değildir.
    Enerji Paketçiklerinin (KEP ?) , kütlelerden (yansıyan) dağılan dalgalardaki ek enerji ile etkileşime girdiğini mi düşünüyorsunuz? Yanlış mı anladım?

    Eğer öyle ise, paketçiklerin birer brane-3d zar sicim olduğunu düşündüğüm için, ek enerji ile genişleyebileceklerini düşünüyordum. Sizin yorumunuzda, bu paketçiklerin kapasitesi ise sınırlı... Bu sınır sayesinde, (geçici) kütleleşme söz konusu oluyor gibi...
    O "bir şekilde" terimi de açıklanabilirse, çok cazip bir fikir .
  • 0
    yok burtay hocam ne sitemi latife sadece :)
    şimdi ''bir şekilde'' yi açıklamak gerekirse....kütleden aldığı bu ekstra enerji ile uzay-zamanı oluşturan enerji paketçiği yoğunluk sınırına ulaştıktan sonra üzerindeki bu yoğunluk azaltmak için 3. boyuta yapacağı titreşim ile kendini minimum kütleli parçacığa çeviriyor....
  • 0
    (Kelimlerdeki harfler, büyük yazılınca, "Yüksek Sesle Hitap, Vurgu" anlamına geliyormuş. :-)
    O yüzden sordum.

    Bu durumda, bu enerji paketçiği daha önce niye benzer şekilde titreşmiyor? Yani onu sınırlayan şey ne idi? Gibi absurd bir soru geldi aklıma...

    Burada uzayın dokusunda hapsolmuş bir enerjiden söz ediyoruz. Necmi Bey'in minik uzay alanları da olabilir.
    Bana göre esnek ve akışkan bir yapı... Necmi Bey'in yaklaşımı ise daha katı ve birbirlerini sınırlayan -tutan bir yapı...
    Siz ne düşünüyorsunuz, bu konuda?
  • +1
    bana göre de hem ikisi birden hemde ikisi birden değil... :)
    benim için düşük yoğunluktaki enerjidir...ve enerji herşeydir...
    çünkü necmi hocamın teorisinde şu soruyu sormuştum...yeni oluşan uzay parçacıkları evrenin enerji yoğunluğunu düşürmez mi_? çünkü iş yaparken kullandığımız ve harcadığımız enerji için daha fazla bir alana ihtiyaç duyacağız....örn;bir işi 30 N lik enerji ve 30 Uzay parçacığı ile yaptık....
    evren genişledi aynı işi 30 N lik enerji ile 45 uzay parçacığı ile yapacağız...enerjiyi kullanacağımız alan da 15 uzay parçacıklı bir artış meydana gelecek....yani evren sürekli genişlediğinde artık bir işi aynı enerji ile çok fazla alan kullanarak yapmak durumundayız...
    demek istediğim enerji evrenin her köşesinde farklı davranıyor...asıl can alıcı soru ise enerjinin evrenin her yerinde farklı davranmasının sebebi_?
  • +1
    Ben olaya ısınmış durumdayım, Karanlık Profil'in de ateş gibi olduğuna inanıyorum...
    Devam ??? Lütfen ! ? :-))
  • 0
    necmi hocam bir ufak parantezden de bahsetmek istiyorum....
    yine bir kütle çekim ile ilgili bir fırtınada benim tabirim olan ''Kütle Çöküm Noktası''ndan bahsetmiştim....aslında kütlenin sadece tek bir noktadan çöktüğünü diğer noktaların ise ona doğru hareket etmeye meyilli olduğunu söylemiştim...
    teorinizdeki kütleçekim alanlarının nasıl davrandığını açıklarken bu durumu da ele alma (değerlendirme) durumunuz olabilir mi_?
  • 0
    Teşekkürler, devamlarını bekliyoruz...
    Çılgınca olması, onları "mümkün değil" yapmıyor. Kısmi olarak doğruları barındırıyorsa (ki barındırıyor olmalı) bunları tespit edebilirsek, kazançtır.

    Yazdıklarınızı hazmetmem (anlamak-kavramak)için zamana ihtiyacım olacak. Ne kadar çok fikirlerinizi paylaşırsanız, o kadar iyi...

    Not: Bu arada olguları ve yazıları bir "hukukçu mantığı" ile algılayıp, aralarındaki bağlantıları da aynı mantık kurgusu ile yorumladığınızı görüyorum. Doğruluk payım var mı?
  • 0
    necmi hocam; madem çürütmek istiyorsunuz o zaman biraz soru bombardımanına tutalım teoriyi;
    şimdi en küçük kütlelili parçacıklar dediniz... bu cepte....
    şimdi kütle dediğiniz için benim aklıma ister istemez entropinin bu küçük parçalara etki edip etmediği oldu...yani bu kütleli parçacıklar bozunuyor mu_? bozunuyorsa nasıl bozunuyor_? bozunduğunda açığa çıkan şey ne_?
    bu uzay parçacıklarının birleşik bir yapı oluşturmasını engelleyen şey ne_?
    ışıma yapıyor mu_? evrenin genişlemesinde yeni uzay parçacıkları oluşuyor ise bu uzay parçacıkları + enerjinin bir ürünümü yok dış evrendeki - enerjinin bir ürünümü_?
    ya da bunların hiç biri değil - enerji tabiri sadece belkide bu evrenin simetri evreninin göstergesidir...
  • 0
    Yazmak, açık hale getirmek, konuyu kafadan atmak-kurtulmak için iyi bir yol...
    Üstelik düşünürken değil ama eskiden yazdıklarınızı tekrar okurken, kendinizi elekştirmek ve değerlendirmek daha kolay oluyor.
    Çünkü yazarken ki duygu ve düşünce durumunda olmuyoruz. Farklı bir göz ve açı ile değerlendiriyoruz.
    Artık çürütülemeyecek ve kanıksanmış hale gelen fikirler, bir süre sonra "ürün olmaktan" çıkıyor, başka bir ürünün yarı mamul girdisi oluyor... :-)
    Aşama aşama bu böyle sürüyor.

    Çürütmek için uğraşmak yerine (bence fikir sahibinin kendi teorisini çürütmesi çok zor, hatta imkansız), fizik biliminin bize sağladığı verilere bakın.
    Bu verileri, düşünceleriniz açısından yorumlayıp, kayıt altına alın. Eğer aralarında uyum sağlayamazsanız, zaten otomatikman çürütmüş olursunuz.

    Vide Supra'nın sorusu olan, ışığın "kütle çekim alanında maviye kayması" mesela bu tür bir veri.
    Bunu düşünceleriniz açısından ele alırken, eğer düşüncelerinizde hata var ise, çıkmaz bir yol bulursunuz. Aksi takdirde, bir adım daha ileri götürmüş olursunuz bizi...

    Bakışınız, göreliliği nasıl ele alıyor? Gözlemlenen ve kanıtlanmış aynı sonuçlara nasıl ulaşıyor?
    Molekül, atom, bileşik oluşunu nasıl ele alıyor? Işığın hızının sabit kalmasını, C sabitini, Planck sabitlerini nasıl kaynaklara bağlıyor? Vs. Vs.
    Yazdığınız zaman bunları oturttukça, ana tablo belirginleşecek....

    Yazmadan önce 3-4 yılık bir fikir birikimim oldu. Ancak yazıp paylaştıkça (blogta), 2 yılda o birikimin kat be kat üstünü topladım.
    Bu arada matematik denklemini 30 saniye de bulmadım. Sizin aylarca süren birikiminizi 30 saniye okuduktan sonra bir kaç günde (siz daha önce yazdığınız halde bir de) ancak farkettim.

    Enerji konusunda temel bir bakış açısı farklılığımız var. Enerji sadece enerjidir. Vardır. Hatta "Var olan "tek şey"dir." Onun eksisi, ya da artısı olmaz bana göre. İşaretler sadece, "bize göre göreceli" bir durum tanımlaması bence. (Ki bu bakışın kaynağı da sizin eski yazdıklarınız.). sizin tanımlamanızı da ekleyince, evrenin içinde ve dışında her yerde var olan tek şey enerji oluyor.
    Bu nedenle, zaten "VAR OLAN TEK ŞEY" olarak yok olamaz.

    Diğer yandan teorinizi, bu çerçevede, enerjinin bir durumundaki farklılıktan-değişimden kaynaklanan bir dönüşüm olarak algılıyorum.

    Yani var olan esas yapı, size göre negatif olan, bir etki ile farklılaşıyor.
    Çok küçük bir fark ama başlangıç aşamasında olduğu için, ilerleyen bakış açaılarında çok büyük açı farklarına neden oluyor.
    Bu nedenle, düşüncelerinizi paylaşmanız, benim asla düşünemeyeceğim (iz) bakış açılarını kazandıracaktır.

    Boş yere umutlanmayın, rahat nefes pek yok. Tek umudum buradaki gençlerden (bize göre) birinin, tüm bunları bir kenara fırlatacak şekilde bombayı patlatması.

    Eğer biz teorik fizik yapabiliyorsak, onlar hayli hayli yapar ve hatta daha iyisini de yaparlar. Bu konuda onlara cesaret verici olumlu örnekler olmamız dileğimle...
  • 0
    Teorinizin kavranmasında karşılaştığım ana sorun, Negatif enerjinin nasıl bir yapısı hatta işlevi olduğunun belirsiz oluşu...
    Pozitif kısmı, ikili mantık sistemindeki düşünce alışkanlığımızdan kavramamız daha kolay, yokluk da bir yere kadar anlaşılabilir bir durum.
    Ama negatif durum... (?????????????????)
Yorum yazabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Giriş Yap