• 0

    Arkadaşlar bir şey sormak istiyorum.Şimdi yer çekimi mi yoksa yer ile göğün birbirini itmesi mi. Net bi cevap verirseniz sevinirim ne zamandır merak ediyorum ?

    Ceren 06 Mart 2017
  • +1
    Gok derken atmosfer mi? Neyse yercekimi degil , dogru olani kutle cekimidir.Her kutle birbirini ceker.
    Morgan Frei 06 Mart 2017
  • 0
    Yani şunu demek istiyorum yer çekimi diye bir şey varmıdır ? bu olayı açıklarmısınız. Ne zamandır yer çekimi denilen şey yer ile göğün itmesi olabilir mi. Bi de yer çekimi teoriyken herkes kabul ettiği için kanun olmuş galiba ama görmüyoruz o zaman nasıl kabul edebiliriz. Kafam çok karışık acil açıklayıcı cevap lazım :D
    Ceren 06 Mart 2017
  • 0
    teşekkür ederim sadece anlamadığım bir yer var onu da internetten bakayım şimdi :D
    Ceren 07 Mart 2017
  • +1
    Kutle cekimini gelgitlerde, gezegenlerin yorunge izlemesinden gorebiliriz en basit halde.Her kutlenin cekim gucu vardir.Isik bile bu gucten etkilenir.kutlecekim gercekliktir.Teorilerle aciklanir.Kutlecekimin neden oldugu etkenler tartisilir.Ornegin gravitonlar (sanal parcaciklar) kutlecekimini iletirler( en azindan ongorulen) .Kisacasi kutlecekim buyuk pstlamadan sonra olusan 4 kuvvetten biridir.Kutlecekimine neyin neden oldugu ise tam kesin degildir ama tekrarliyorum, vardir.
    Morgan Frei 06 Mart 2017
  • 0
    Haklısınız ama ben zaten çokca araştırdım sadece bulmak istediğim şeyi bulamadım yani açıklayamadığım için sonuca varamıyorum.
    Ceren 07 Mart 2017
  • 0
    Teşekkür ederim
    Ceren 07 Mart 2017
  • +1
    Kütleçekiminin olmadığını havanın ittiğini kanıtlamak aslında kolay, eğer 30 katlı bina tepesinden atladığımızda atladığımız yer ile zemin arasındaki hava bizi yukarı iterse, bu iddia kanıtlanmış olur.

    Şaka bir yana şu an kütle çekimi olarak adlandırdığımız ve varlığı kesin olan bir kuvvet var.
    Bu kuvvetin kökeni hakkında bir çok iddia olsa bile, bunlardan ancak matematiksel olarak uygulanabilir olanlar geçerli ve doğru kabul edilmektedir.
    Yani iddia ne kadar kuvvetli olursa olsun, matematiksel olarak uygulama alanı bulamıyorsa gerçekliği yoktur.
    Mevcut kütleçekim teorisinin matematiksel tabanları çok sağlam, gerek klasik fizik kökenli Newton formülleri, gerek modern fizik kökenli Einstein formülleri bu konuda hemen hemen her tür hesabı yapmamıza olanak sağlıyor.
    Öyleki hata payı neredeyse milyarda birden düşük.
    Bu sayde uydular yerleştiriliyor, sıfır hata ile uydudan tespit edilen hedefler, askeri füzerlerce dünyanın öbür tarafından vurulabiliyor, Mars'ta istenilen noktaya dünyadan uydu indirilebiliniyor, vs.vs.
    Bilim şüphecidir. Her ne kadar mevcut matematik bu kadar hassas hesaplamalara olanak sağlasa da, hala bulunanamış (o da çok küçük oluşundan) ayrıntıları olduğu sürece, kendisine %100 doğru, haklı sıfatını yapıştırmıyor oluşundan...
    Bu çerçeve de, bilimin %100 doğru dediği bir şey, kesinlikle doğrudur. Çünkü tüm olasılıkları değerlendirmiştir.
    Bazen bir konu için %100 doğru deyip, sonra hata yaptığını söyleyen bilimsel veriler de var. Ama bu o döneme kadar yapılan işlerin yanlış veya hatalı olmasından dolayı değil, yeni bir buluşla bakış açısının gelişmesi ve derinleşmesi sonucu konunun zenginleşmesi, yeni bir etkenin daha sisteme girmesi sonucu oluyor.

    Örneğin; Einstein zamanına kadar, Newton formülleri %100 doğruydu. Einstein ile doğruluk payı azalmadı. Sadece alanı daraldı. Çünkü einstein işin içine yeni bakış açıları ile yeni sorgulanacak etkenler dahil etti.
    Sonuçta her ikisi de, hatta daha basit ve yeterli olduğu için Newton hesapları, hala NASA tarafından kullanılmaktadır.
    Bu güne kadar da bir hatalı sonuç üretmemiştir.

    Şimdi yer ile gök birbirini iterse, bu bir itme kuvveti, nasıl bunu bir çekme kuvveti olarak tanımlayabilirsiniz ?
    Ve nasıl bunu matematiksel bir temele oturtabilirsiniz?

    Bilim bu fikre de açıktır. Yüzde yüz yanlış demez. Önce "sorgular", "anlamaya çalışır", "yanlışlar"; ondan sonra karar verir.
    Bu çaba iddiada doğruluk payı olduğu için değildir. Bilimin yapısı ve temeli bunu gerektirdiği içindir. Her düşünceye açık olmak ve farklı bakışlar geliştirebilmek içindir.



  • 0
    Değerli Hakan K; maalesef cevabınız "yanlış algıya yol açacak şekilde".
    doğru bir tespiti yanlış bir bakış açısına yönlendirebilir.

    Bütün kütleler çeker, her kütle içerdiği madde yoğunluğuna (=enerji yoğunluğuna) göre bir çekme kuvveti- alanı oluşturur.
    Büyük kütlenin çekim gücü daha fazla olduğu için değil, "küçük kütlenin pozisyonunu koruması için gerekli eylemsizlik enerjisi" daha az olduğu için büyüğe yönelir.

    Yani küçük kütleyi bir iple bağlayıp sabitleseniz, büyük kütle ile gene yakınlaşırlardı. Aralarındaki kuvvet buna neden olurdu. Bu kez hareket eden büyük kütle olurdu.

    Burada anahtar kelime, hangi kütlenin pozisyonunu korumasıdaha az eylemsizlik enerjisine ihtiyaç duyduğu...
    Mevcut ve geçerli olan fizik açısıdan olayı ele alacaksanız, bu şekilde yaklaşmayı önermeniz daha sağlıklı olur.

    (Tabii kütle çekimi; bana göre bir düşük basınç alanı olduğu için, bu açıdan açıklamam biraz daha farklı ama, görünen ve ölçülen aynı sonuçlar oluyor.)
  • 0
    Terim Düzeltmesi: (küçük) kütlenin eylemsizlik durumunu değiştirmek için gerekli enerji daha az olduğu için.
  • -1
    Hava demeyelim de gökyüzü yani uzayın itimi vadır
    Muzaffer Celik 08 Mart 2017
  • 0
    Çünki kütleler bulundukları yerde uzay-zamanı "çukurlaştırırlar" bu da yakındaki ciimleri büyük kütleye doğru iter..
    Muzaffer Celik 08 Mart 2017
  • 0
    kütleler birbirlerini çekme eylemindedir. öte yandan kütleler eylemsiz konumlarını da korumak isterler. eğer eylemsizlik kuvveti yetersiz ise bunu dönerek elde ettikleri merkez kaç kuvveti ile desteklerler. ancak bu savunma kuvvetidir ve birincil plana asla geçmez. yani dünya hadi biraz daha hızlı döneyim de şu güneşten tamamen kurtulayım davranışına girmez. daima güneşe karşı konumunu korumaya çalışır.
    tüm bunların yanında birde karanlık maddenin kütleler üzerine uyguladığı itme kuvveti vardır. bu yüzden galaksiler birbirinden uzaklaşır. bu yüzden evren genişler. böyle bir kuvvetin olmadığı bir evrende tüm kütleler olabildiğince bir arada olurlardı ve kaos ortamından dolayı kütlelerin bütünlüklerini uzun süre koruyabilmeleri imkansızlaşırdı.
    evrenin bu denge arayışının tek koordinatörü ise zamandır. zaman dilimi değişmiş olan tüm koşullar karşısında kütlelerin yeniden konumlarını koruma amacına yönelik yeni eylemlerini uygulamaya koydukları strajedi tahtaları gibidir. ve bu arda arda sürer gider. öte yandan hava dediğin gök dediğinde aslında kütle çekimine uğramış gaz maddeden başka bir şey değil.
    semih bayat 08 Mart 2017
  • 0
    ikiside
    Yunus Ilik 13 Mart 2017
  • +1
    kitapta okumuştum
    Baran Alp 13 Mart 2017
  • +1
    her maddenin bi kütle çekim kuvveti vardır
    Baran Alp 13 Mart 2017
Yorum yazabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Giriş Yap