• 0

    Kopenhag yorumuna göre bir elektronun spini ölçülene dek bilinmiyorsa o zaman EPR paradoksu ve Einstein`nın Yerel olmama ilkesinin hala çözülemediği anlamına gelmez mi?

    Süleyman Pembeduman 16 Aralık 2016
  • +1
    EPR makalesindeki deneysel düşüncelerin , 2000 ' lere gelmeden yanlış olduğu ispatlanmıştı zaten .
    Einstein sonuna kadar nedenselliği savundu fakat kopenhag yorumu aslında fiziksel gerçekliğe biraz ters .
  • 0
    http://www.fizikist.com/beyin-firtinasi/14993/ Bahsedilen torus enerjisi bu mudur ?
  • 0
    Biliyorum ama Bohr onu sözel olarak açıklamıştır ve hala deneysel olarak kanıtlanmamıştır.
    Süleyman Pembeduman 17 Aralık 2016
  • +1
    Açıkçası konuyu pek anlamadığım için doğru cevap vermem mümkün değil. Sadece birbirinden bağımsız iki parçacık arasında, zamandan bağımsız olarak bilgi iletimi olabileceği konusunda bir fikrim var. Doğru olma ihtimali bir kuark'ın dünya kütlesine oranından bile düşük.
    Ama konu hakkında bilgisi olanların belki işine yarar.

    Evrenin süper akışkan olduğuna yönelik modelleme varsayımında, "zaman" ı , evrenin genişlemesinden kaynaklı dalgaların (EGD) ürünü olarak ele aldım. Ki zaman algısı da bu dalgalardan kaç tanesini geçtiğimize göre saptadığımızı iddia ediyor.
    Bu dalgaların özelliği, dıştan içe doğru yayılmaları.
    (Eğer evren iddia edildiği gibi küresel bir yapıda olsa, bu dalgaların merkezimsi bir yerde odaklanması ve bu yoğunlaşmış dalgaların yansımalarını saptamamız gerekirdi. Ama öyle bir şey yok. Onun yerine sicim teorisinde öner sürülen, torus tipi bir yapılanmanın, bu dalgaların sürekliliği açısından daha uygun olduğunu düşünüyorum. Üstelik torus, hacim, yüzey alanı dengelenmesi açısından evrenin genişlemesini de daha iyi destekleyecek bir yapı. Büyük bir ihtimalle big-bang sonrası, büyük şişme evresinde bu dönüşüm gerçekleşti. Diye düşünüyorum)

    Bu dalgalar her yönden (genişlemenin zıt istikametinden) geldiği için, üç uzamsal boyut üzerinde her açıdan etkinler. Hatta bir bakıma bir "ağ" gibi evreni kaplarlar. Ancak bildiğimiz kütle oluşumu yönünde, en güçlü dalganın önceliğinde başlayan sonra diğer dalgaların etkilediği ve enerji birimlerini bu şekilde titreştirip, sicimleştirdiği ardından, bu sicimlerinde kütle oluşumunda temel parçacıklara dönüştüğünü düşünüyorum.

    Burada ilk dalganın fonksiyonundan sonra, parçacığı etkileyen diğer dalgaların bir bileşke oluşturduğunu ve parçacığı belli bir konumda durmaya zorladığını düşünüyorum. Buna da "spin" diyoruz. Parçacığın spini, onun bu ortamdaki duruşunu belirlediği için, bulunduğu dokuya göre sabit bir kütlesi ve duruşu olmasını sağlıyor. Bunun diğer anlamı, eğer bu parçacığın spinini değiştirirseniz, tamamen bambaşka kütlesi olan, bambaşka bir parçacık olarak ölçeceğimizdir.

    2 dolanık parçacık, aynı dalga sıralarından aynı şekilde etkileniyordur. Ancak bu dolanık parçacıklardan birine müdahale edilip, ölçüm yapıldığında, eylemin bir enerji aktarımından dolayı, yeni bir dalgalanma daha sisteme eklemiş oluyor. Bu eklenen dalgalandırma, 2nci parçacığı da aynı yönde etkiliyor.
    Zamandan bağımsız olmasına gelince, zaman bizim için 3 uzamsal boyutu da kapsayan ama doğrusal bir yön. bizim algıladığımız zaman kavramı sadece bu şartlar altında değerlendirebildiğimiz dalgalara, belki de kütle oluşumunu stabil tutan yöndeki, dalgalara ait olan "zaman" kavramı. Farklı yönden gelen bir etkileşmeyi ise kendi zaman algımızla değerlendirmek mümkün olmayabilir.

    2 boyutlu düzlemde örneklemek gerekirse; Durgun sabit bir olimpik havuz yüzeyinde, ambalaj köpüğünden yapılmış 10x1x1 cm boyutlarında çubuklar düşünün. Mesela, 40 cm arayla, 100 tane. Hepsi aynı yönlü bir uçlarından, havuz dibine bir tel ile sabitlenmiş olsun. (Ki çubuklar birleşmesin, birbirlerini etkilemesinler. Eş değerli hareketlerini aynı anda gözlemleyebilelim)
    Havuzun 4 yanında da , havuz en ve boy boyutlarında suda paralel dalgalandırma oluşturacak eş çalışan ve eş kuvvet uygulayan dalga üreteçleri olsun. (Suya batıp, çıkarak)
    Hepsini aynı anda çalıştırın.
    Oluşan dalgaların yüzeyde ilerlemesi ve parçacıklara köpük çubuklara ile hepsi konumunu değiştirecektir. Etkileyen dalga kaynağına uzaklıklarına ve yönüne göre, kendi aralarında gruplaşacaklardır. Kimi sağa, kimi sola, kimi tam ters duruma konumlanacaktır.

    Aynı şekilde dalga oluşturma süreklilik arz ettiği sürece, bu yeni pozisyonlarını koruyacaklardır. Hatta birinin duruşunu bozsanız bile, yaptığını etkinin kuvveti dağılınca eski pozisyonuna dönecektir.

    Bu durumda, mevcut dalga üreteçlerinden farklı bir üretece ve açı ile ortama dalga eklerseniz, mevcut pozisyonu ve duruşu aynı olan çubuklar aynı yönlü olarak etkilenecektir.
    Aralarında hiç bir bilgi iletişimi olmadığı halde, eşdeğerli parçacıklar, aynı şekilde tepki verecektir.

    Bu etki bizim zaman tanımımızı oluşturan temel dalgalanmadan farklı olduğu için, etkilenmeyi bildiğimiz zamandan bağımsız olarak algılayabiliriz.

    Ancak düşüncemdeki zayıf nokta; bu yeni dalgalanmanın da bir diğer parçacığı etkilemesi için gerekli olan mesafe kat etme süresi.
    Yani belki ölçüm sonuçlarını karşılaşılabileceğimiz ışık hızı sınırındaki bilgilendirmelerde yukarıda yazdıklarım açıklama getirebilir. Ama mesela iki galaksideki farklı parçacıkların dolanıklığını açıklayamıyor. Dolanıklığı doğrulayacak bilginin ulaşması bile ışık hızı sınırına bağımlı.

    Dolanıklığı şöyle kontrol etmek belki mümkün olabilir.
    Dolanık olduğunu bildiğimiz iki parçacığı, birbirinden 2 ışık saati uzaklığa yerleştiririz. Tam oraya da gözlemciyi koyarız. Parçacıklardan birine müdahale edince, diğeri de aynı yönde tepki verince, gözlemciye bilgi yollarlar. Eğer bilgi iki yönden de aynı anda gözlemciye ulaşırsa, dolanıklık tamamen doğrulanmış olur.




  • 0
    Maalesef farklı gibiler...
    https://www.youtube.com/watch?v=1YGhog1g1nE adresinde , şişme ensasında küresel yapıdan, torusa geçişi bu şekilde tanımlmaya çalıştım.

    https://www.youtube.com/watch?v=SqcG7hjJepM adresinde daha belirgin olması için üstüne farklı renkler ekledim.
    Aynı küresel yapının 3 delikli torus olmasını ise (Sicim teorisinde kast edilen ) https://www.youtube.com/watch?v=Tv3FGmxs_gE adresine koydum.

    (Daha doğrusu bunları benim çocuğa yaptırdım. "Öff ...Baba ya !... diye diye yaptı işte)
  • 0
    Neden torus? Çünkü kaplanan hacim genişlerken, bu hacimi bir arada tutan yüzey alanı aynı oranlı genişleyemiyor. Daha az yüzey alanı ile daha çok (genişleyen) hacimi kapatabilmek için.
    Özellikle big inlation dedikleri safha da, homojenliğin bozulması ve ışık hızından bile dah yüksek bir hızda genişleme gibi bir anda, küresel kalan yapının bütünlüğünü kaybedeceğini sandım. (Doğru mu bilmiyorum)
    Torus, ihtiyacım olan bir şekil olarak karşıma çıktı. Genişleme esnasında yayılan dalgalanmanın da bir merkezde odaklanmasına gerek kalmadı. İçerdiği tüm noktalar, başlangıçtaki merkeze ait.
    Sadece (ben bilemiyorum ama) sanal sayılarında işleme girmesi gerekiyor gibi. Çünkü eskiden evrene ait olan bazı "saf uzay/zamansız uzay" bölgeleri de terk edilmiş oluyor. Oysa genişleme hesaplamalarında bu sanal (artık evrenimize ait olmadıkları için) noktalardan başlamak gerekebilir.
  • -1
    Konuyu anlamıyorsunuz (?) ama kuantum dalgalanmasını ve spinleri tarif etmişsiniz.
Yorum yazabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.
İSTATİSTİKLER

4.644 soru

27.470 cevap

30.156 kullanıcı

Giriş Yap