• 0

    yapılan araştırmalara göre nöronlar arası bilgi aktarımı ışık hızından hızlıymış diye bir yazı okudum sizce nekadar doğru ne kadar yanlış ?

    Ali Niyazi Çakmak 25 Ağustos 2016
  • +1
    İyonlaşma sonucu elektron kopmaz/eklenmez, atom sadece bağlı olduğu molekül yapı ayrıştığı için eksi ya da artı yüklü kalır.
    Konunun başındaki soru da, bilgi iletiminin ışık hızından fazla olması sorgulanıyor. Kimyasal iletim ve polarlaşma birer süreç dizisi olduğu için asla bu hıza yaklaşamaz. Geriye tek olası fikir, bağımsız elektron iletimi kalır. Oysa hücre zarı ve sitoplazması bu tür bir iletime asla imkan tanımaz. Tek olası yol, hücre dışından elektron iletimi ki, bu durumda da elektron kısa devre yapıp, başka bir hedefe varır.

    Elektron iletimi, için bakır ya da altın bir iletkendeki elektron hareketini kastettim. Eğer hücreler arası elektron iletimi olursa, hücre içi denge pozitif ya da negatif elektrik yükü ile sürekli kalır. Yani dengesi, bozulur. Sürekli artı ya da eksi yük taşına bir hücre düşünebiliyormusunuz. İyonlaştığı için, bileşik yapmaya bile meyili olur. Bu mümkün değil. hücreye zarar verecek bir süreç.
    Burtay Mutlu (shibumi-tr) 26 Ağustos 2016
  • +2
    Bakın incil ' deki tanrı'nın yarattığı ışık Andromeda Galaksisinden 2,2 milyar yılda ulaşıyor fakat sizler yani Yaratıcının Kibirsiz Nöronları sizler saniyeler içinde '' düşünce hızı '' ile oraya gidebilirsiniz '' aklıma blogumdan bir söz geldi paylaşmak istedim . Düşünce hızının yada düşünce dalgalarının ışıktan binlerce kat daha hızlı olabileceği doğru , mantıklı ve heyecan vericidir .
    Kemal ( Bay Hiçkimse ) 25 Ağustos 2016
  • 0
    waow gerçekten de ışık hızından binlerce kat daha büyük bir hız düşüncesi bile inanılmaz
    Ali Niyazi Çakmak 25 Ağustos 2016
  • 0
    'Düşünce hızının yada düşünce dalgalarının ışıktan binlerce kat daha hızlı olabileceği doğru , mantıklı ve heyecan vericidir ' buna kesinlikle katılıyorum @mr. nobody
    Buket Gökpınar 25 Ağustos 2016
  • +1
    Sinir hücreleri arasında elektronların, bakır kablodaki gibi aktığını mı düşünüyorlarmış. Ki bakır kablodaki elektronlar bile ışık hızına ulaşamıyor.
    Ayrıca sinir hücreleri arasında iletim, kimyasalların polarlanması ile olur. Yani hücrenin bir tarafında negatif iyonlar birikirken, diğer tarafında pozitif iyonlar yoğunlaşır. Bu taraftaki iyonlar, bir sonraki hücredeki ters işaretli iyonları çekerek o hücreyi de polarlar. Böylece ileti iletilir. Bu nedenle, potasyum, sodyum gibi mineral içeren tuzlar sinir sistemi için önemlidir.

    Bence yazıyı tekrar okuyun. Bu temel bilgi yok ise, bu yazıyı yazan ve basan ya da yayınlayanlardan şüphe duyun. Bilimle pek alakaları yok, araştırmamışlar bile demektir.
    Burtay Mutlu (shibumi-tr) 25 Ağustos 2016
  • +1
    @Shibumi , 4 tane hatırı sayılır nöroloji ve nöroloji anatomi kitabından çıkardığım çıkarımlar bunlar eğer o kitaplara ulaşabilirsem iletişim adreslerini sana ileteyim , iletişim kur ve düzletsinler yanlışlarını . Ve beyinde sadece kimyasal iletişim yapılmaz . Elektriksel iletimde yapılır ve bu iletim daha hızlıdır fakat genelde sadece motor nöronlarda ( yani aşırı hızlı refklekserde ihtiyaç duyulur ) . Kimyasal iletimin tercih edilmesinin sebebi daha güvenilir ve AP ' nin şiddetini direk iletmesidir .
    Kemal ( Bay Hiçkimse ) 25 Ağustos 2016
  • 0
    Galiba iki tanesi kitaplıkta olmalı dostum onları bulabilirsem sana iletişim bilgilerini ileteceğim . @shibumi.
    Kemal ( Bay Hiçkimse ) 25 Ağustos 2016
  • 0
    Işıktan daha hızlı değil, hatta nöronlarımız elektriksel tabanlı bir donanım olduğu için performansımız etkileniyor, bilgi transferi işlemlerinde enerjinin önemli bir kısmı ısı olarak kaybediliyor...
  • +1
    @heathens, dostluk için aramızda fazla mesafe var.
    Bildiğim kadarı ile sinir hücrelerinde elektron iletimi yok. Eğer yeni bir bilgiyse şimdi öğreniyorum ama hücre yapısına ve mantığına aykırı bence.
    Gogle ilk aramasında çıkan ilk link; http://www.biyolojihocasi.com/sinir-sistemi-konu-anlatimi-1-sinir-hucrelerinde-uyarti-iletimi/ kitaplığımda yok ...
    Kitap adlarını ve sayfa numaraları ile ilgili paragrafların tıpkı yazımlarını buraya aktarabilirsen, sayende yeni bir şey öğreneceğim için müteşekkir olurum.



    Burtay Mutlu (shibumi-tr) 26 Ağustos 2016
  • 0
    ayrıca düşünce dalgaları ışık hızını geçemez ama hayal gücü ile herhengi bir yeri ışığın varabileceği süreden çok daha hızlı "DÜŞLEYEBİLİRSİNİZ". Hayalgücünün fiziksel bir yapısı ve özelliği, etkisi var mıdır bilmiyorum. Var olduğunu düşünenler var ise, bu sadece herhangi bir kanıt olmadığı için, "inanç"tır. Bence bilimsel bir yanı yok. Güzel bir duygu sadece.
    Burtay Mutlu (shibumi-tr) 26 Ağustos 2016
  • 0
    Anladım bir daha direk isminizle hitap ederim . Arıyorum şuan bulabilirsem paylaşacağım . Ve '' elektron '' iletimi derken çekirdeğin etrafındaki elektronlardan mı bahsediyorsunuz
    Kemal ( Bay Hiçkimse ) 26 Ağustos 2016
  • +2
    Ayrıca düşünce dalgaları ışık hızını geçemez. Sonuçta o da elektromanyetik bir dalgadır. Ama hayal gücü ile herhangi bir yeri, ışığın varabileceği süreden çok daha hızlı "DÜŞLEYEBİLİRSİNİZ". Hayalgücünün fiziksel bir yapısı ve özelliği, etkisi var mıdır bilmiyorum. "Var olduğunu düşünenler" var ise, bu sadece herhangi bir kanıt olmadığı için, "inanç"tır. Bence bilimsel bir yanı yok. Güzel bir duygu sadece.
    Burtay Mutlu (shibumi-tr) 26 Ağustos 2016
  • 0
    Çünkü sodyum , klor , potasyum gibi iyonların farklı bir şekilde etkileşmelerinin sebebi protonların sayısı ve atomlarının etrafında ki elektron sayılarına bağlı direk . Elektrik , zaten direk '' elektron '' akışı demek . Burda nasıl bir elektron iletimi yok anlayamadım çünkü hangi sistem olursa olsun atomlarda - atom altı parçacıklarda getir - götür işini '' elektronlar '' yapıyor .
    Kemal ( Bay Hiçkimse ) 26 Ağustos 2016
  • 0
    Yani '' elektron iletimi '' olmaması durumunu açar mısınız biraz .
    Kemal ( Bay Hiçkimse ) 26 Ağustos 2016
  • 0
    Işık hızından daha hızli tek iletisim bilgi aktarim yolu dolaşık olan iki taneciktir bunun disina bilinen baska bir yontem yoktur
    Kaan Çelik 26 Ağustos 2016
  • +1
    @Kaan Çelik, Dolaşıklık durumu hakkında yeterli bilgim yok. Bu konuda bir savım var ama , konu hakkında (işleyişi ve sonuçları) kavrayışım olmadığından değersiz.
    Şimdiye kadar bu konuda net ve kesin bir şekilde (%100 garantili) bilgi iletilip iletilmediğini bilmiyorum. eğer böyle bir yöntem var ise ve bizimle bunu paylaşırsanız daha tatmin edici ve faydalı bir açıklama olur.
    Burtay Mutlu (shibumi-tr) 26 Ağustos 2016
  • +1
    @nobody size verdiğim cevap ne hikmetse tepeye gitmiş. Artık yarın bakarım cevabınıza, ilginiz için teşekkür ederim. İyi akşamlar. (Bugün yorucu bir mesai gündemi olacak :-(
    Burtay Mutlu (shibumi-tr) 26 Ağustos 2016
  • 0
    Ya bilgi iletimi değilde , sinir sisteminin mekanizmasında '' elektron iletimi '' nin olduğundan eminim . Aslında bilgi iletiminde de olduğundan eminim nedense çünkü 3 -4 farklı kaynaktan araştırmıştım ve o kaynakların ilk defa beni yanıltmış olma ihtimali var nedense .
    Kemal ( Bay Hiçkimse ) 26 Ağustos 2016
  • 0
    Sistemde sorun var galiba bazen yukarı atıyor .
    Kemal ( Bay Hiçkimse ) 26 Ağustos 2016
  • +1
    Bir ya da daha çok elektron almış ya da yitirmiş atom ya da atom küme­sine iyon, iyonların oluşmasına da iyonlaşma denir. --http://www.yardimcikaynaklar.com/iyon-ve-iyonlasma-nedir-nasil-yapilir--- Bir nöronun dış ortamında (ekstrasellüler matriks diyoruz) temel olarak yüksek miktarda Sodyum-artı (Na+) ve az miktarda Klor-eksi (Cl-) iyonları bulunur. Hücre içerisinde ise (intrasellüler matriks diyoruz) Potasyum-artı (K+) ve eksi yükte bulunan proteinler ve fosfatlar bulunmaktadır. Burada bilinmesi gereken, bu iyonların bu şekilde yüklü olmasının sebebi, atom çekirdeklerinde bulunan protonların sayısı ile atomun etrafındaki elektronların sayısının birbirinden farklı olmasıdır. Örneğin Na+ iyonunda protonların sayısı elektronlarınkinden 1 fazladır, bu sebeple +1 yük ile yüklüdür. Klorda ise protonların sayısı elektronlardan 1 azdır, bu yüzden -1 yüklüdür.
    ---Ancak iyonların genel dengesine bakıldığında, hücre içinin dinlenme halinde iken, yani herhangi bir elektriksel uyarı yokken daha negatif (eksi yüklü), hücre dışının ise daha pozitif (artı yüklü) olduğu görülür. Yani bu saydığımız iyonların miktarı, hücre içini eksi, hücre dışını ise artı voltaja sahip kılmaktadır. Bu da, hücre içi ile hücre dışı arasında elektriksel potansiyel farkı yaratmaktadır. Bu iyonların sayısı dış etmenlerle değiştirilecek olursa, bu potansiyelin değeri de değişecektir. @shibumi .

    Kemal ( Bay Hiçkimse ) 26 Ağustos 2016
  • 0
    -- evrimağacı'nın bir makalesi yukardaki belirtmeyi unutmuşum . http://www.dusunenmakine.com/3-bolum-dinlenim-ve-aksiyon-potansiyelleri/ -- burada '' elektrik yükünün '' dengeleri hakkında bilgide var hatta bahsettiğin o dengeyi kurmak için sinir sisteminde mekanizmalar bile var '' sodyum-potasyum pompası , kalsiyum pompası , iyonik denge potansiyeli , difizyonlar , polarizasyonlar , depolarizasyonlar '' ve daha aklımın alamayacağı şey .
    Kemal ( Bay Hiçkimse ) 26 Ağustos 2016
  • +1
    Nörotransmitterlerin fazlasının geri presinaptik nörona yollanmasında bile '' difizyon ve daha bir sürü mekanizma var ve bunlar '' elektron '' iletimi ile oluyor .Ve bu karşımdaki duvarda duruyorken aptal ben görememişim . En basitinden kalsiyum , demir , potasyum gibi molekülel yada atomların etkileşimini sağlayan çekirdekteki protonlar ve nötronlar değil elektronlardır .
    Kemal ( Bay Hiçkimse ) 26 Ağustos 2016
  • +1
    Argümanları paylaşmamda ki amaç , genel olarak sinir sisteminin neredeyse her yerinde '' elektron iletimi '' ( dolayısıyla elektronun yoğun/ az yoğun , yüksek enerjili / az enerjili ) olduğu yere aktarımlarını gözler önüne sermek ve birçok güzel bilgiyide bu vesile ile sizle paylaşmaktan başka bir şey değil . @shibumi . Ayrıca evet ışıktan hızlı düşünce dalgalarına yada düşünce hızına sahip olmayabiliriz ( bilimsel olarakta evet kabul ederim ) fakat diğer yandan beynin böyle potansiyele sahip bir organ olmadığını düşünecek kadarda cesur ve aptal değilim , yani aptalım ama o kadar değil . Zaman ayırıp bilgilerinizi paylaştığınız için teşekkürler . @shibumi .
    Kemal ( Bay Hiçkimse ) 26 Ağustos 2016
  • 0
    http://www.evrimagaci.org/fotograf/65/3310

    Bu linkte görüleceği üzere nöronlardaki iletim hızı, ışık hızından daha yavaş. İzafiyet Teorisi açık şekilde "ışık hızı geçilemez" der ve evrendeki hız limiti olarak kabul eder.
    Mackenzie 26 Ağustos 2016
  • +2
    http://www.evrimagaci.org/fotograf/65/3310

    Bu linkte görüleceği üzere nöronlardaki iletim hızı, ışık hızından daha yavaş. Ayrıca, İzafiyet Teorisi açık şekilde "ışık hızı geçilemez" der ve evrendeki hız limiti olarak kabul eder.
    Mackenzie 26 Ağustos 2016
  • 0
    @mackenzie , aynen .
    Kemal ( Bay Hiçkimse ) 26 Ağustos 2016
  • +2
    Konuların uzmanı değil ama okuyucusu olarak, bende bilgilerimden her zaman şüpheliyim. Her zaman yeni ve daha doğru bir tanım olabilir.
    Bildiğim kadarı ile mesela tuzlu çözeltiye elektrik akımı verirseniz, tuz; Na ve Cl olarak ayrılır. Bunu yaparken, elektroliz sırasında ortama verilen elektronlardan etkilenirler. Aralarındaki bağı kıran daha güçlü bir elektrik etkileşimi ile bileşik dağılır (Na ve Cl) . Ancak doğal yapılarında bu elektron eksik ya da fazla olduğundan, (+/- 1 değer) bu elektron kısa zamanda ilgili atomdan ayrılır/atoma döner. Böylece son yörünge doğal haline döner. Bu durumda Na +1, Cl,-1 değere sahip bağımsız atomlar olarak sıvıda kalırlar. Bu durumu iyonlaşma olarak biliyorum. (Hatam var ise bu noktada olmalı...)
    Dolayısı ile hemen en güçlü kaynağa (anot ve katota) yönelirler.

    Hücre içi negatif iyonlu olması ile hücre dışının pozitif olması konusunda bilgim yok. Fikir yürütebilirim sadece. Hatırladığım kadarı ile bu mekanizma, hücre zarı proteinlerinin çeşitli bileşiklere bağlanmasında rolü var. Gene hatırladığım kadarı ile sperm yumurtayı döllerken de benzer bir mekanizma ile yumurtaya tutunup, zardaki uygun protein molekülen tutunuyor. (Yumurta zarını her sperm aşamıyor, ancak uygun proteine sahip olanlar, zarla birleşebiliyor diye hatırlıyorum. Bir bakıma kilit ve şifre mekanizması...)
    Ancak bu mekanizmanın uyarı iletimindeki rolünü hiç hatırlamıyorum. Hala da şüpheliyim.

    @nobody Bilimsel konularda yazışırken, aynı fikirde olmak kadar saçma ve kısır bir durum olmaz. O zaman ne araştırma, ne doğrulama gereği kalır. Bu yüzden yazılarınızı, zevkle ve takdirle okuyorum. Diğer yandan kendimi cesur ve hatta "aptal olarak gözükmekten korkmayacak kadar cesur" görüyorum. (Kimin ne göreceğinin bir önemi yok, ben ne görüyorum? )

    Bu yazışmalardan, diğer arkadaşların ziyadesiyle istifade ettiğini umuyorum. Ben de teşekkür ederim. (Yoğun gün başlıyor :-(
    Burtay Mutlu (shibumi-tr) 26 Ağustos 2016
  • 0
    Aslına bakarsak çokta farklı düşünmüyoruz ama dediğiniz gibi her iki tarafta '' öğrenerek '' kazanıyor bu durumda . Bende teşekkür ederim size @shibumi . (:
    Kemal ( Bay Hiçkimse ) 26 Ağustos 2016
  • 0
    şişirilmiş balon :)
    Doğukan Şimşek 26 Ağustos 2016
  • 0
    https://www.egitimdili.com/

    Bu sitede bende öyle okudum.
    Buse Ter 12 Şubat 2019
Yorum yazabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Giriş Yap