• 0

    Evrende bilgi iletimi kaç boyut üzerinde olabilir ? (Bu konudaki fikirlerinizi, gerekçeleri ile paylaşırsanız sevinirim)

  • 0
    Sorunuzdaki “boyut” kavramını hiç hesaba katmadan birkaç şey söylemek isterim.

    Anladığım kadarıyla dualite’nin ilginç yapısı sizi de içine çekmiş. İkiz parçacıkların, tamamen rastlantısal olsa da ve aralarındaki mesafeye bakılmaksızın aynı hareketleri yaptığı deneysel olarak gözlemlenmişti. Bu durum insanın aklına sizin sorduğunuz soruyu getirmişti. İkiz parçacıkları kullanarak başka bir gezegene ve galaksiye bilgi göndermek veya almak mümkün müydü? Bu durum 1980’lerin başında oldukça mantıklı görünüyordu.

    Ne yazık ki; ikiz parçacıklara müdahale etmemiz halinde, aralarındaki kuantum eşleşmesi (uyumu) bozulacağından, aynı anda aynı hareketleri artık yapamaz duruma geleceklerdir. Eğer çok ileri bir gelecekte, kuantum eşleşmesini bozmadan parçacıklara istediğimizi yaptırabilecek bir teknolojiye ulaşabilirsek, o zaman evrenin her yeri ile aynı anda veri alış-verişi yapabiliriz. Tabi önce oralara gitmemiz lazım.
    Koralp Erin 18 Mart 2016
  • 0
    Çok Teşekkür ederim. :-)

    Aslında soru, "Mehmet Ali Bey'in asansördeki yatay lazer ışığı" sorusundan çıktı.

    Merakımın özü de şu; hareket esnasında hareket doğrultusundaki boyutta zaman genleşmesi, daralma filan olurken, diğer 2 boyuttaki değişim ya olmuyor ya da çok az oluyor.
    Ama her durumda bu içerideki gözlemci için değişen bir şey yok. Her şeyi normal algılıyor.

    Ama böyle bir durumdayken, hareket yönündeki boyut üzerinden aldığı bilgi hızı ile, hareket etmediği boyutlardan biri üzerinden aldığı bilgi hızı farklı olmalı.

    Hatta eğer hareket yönündeki boyut üzerinde bir sürekliliği var ise ve evrensel sabitlerini bu duruma göre oluşturmuş ise; mesela bir bilgi iletiminde, diğer boyutlar üzerindeki hareketleri, kendi sınırlarının dışında/üstünde ölçecektir. ( Dualite bağlantısını buradan yaptım. )





  • 0
    İkiz parçacıklara müdahale halinde aralarındaki eşleşmenin bozulduğu bilgisinin kaynağı nedir? Aksine en son olarak Alain Aspect'in yanılmıyorsam 1987 deneyleri bunu net şekilde kanıtladı. Sadece kuantum eşleşme (entanglement) ile kalmıyor, bunun anlık olduğu da görülüyor. Bkz EPR deneyi.
    Merakınızın özü kısmına gelirsek, hareketi 3 boyutlu vektör olarak değerlendirin. O zaman bu referans eksen derdinden kurtulursunuz. Yani, siz hareketin bir boyutta olduğunu iddia ederken, ben başka bir koordinat sistemi kullanıp aynı hareketin aslında 3 boyutlu olduğunu söyleyebilirim. İster sizin koordinatlarınız, ister benim koordinatlarım olsun, uzay-zaman genleşmesi değişmez.
    Ancak bunların sizin orijinal sorunuz ile bağıntısı nedir, anlamadım.
    Atila 18 Mart 2016
  • 0
    @Atila, teşekkür ederim. Hareketin 1 boyut üzerinden değil, 3 boyut üzerinden birden gerçekleştiğini mi ifade ettiniz? Eğer doğru algıladıysam, bu durumda hareketin 3 boyut üzerinde aynı olabilmesi, zaman genleşmesinin 3 uzamsal boyut içinde geçerli olduğu anlamına mı geliyor?
    Öklidyen sistemi bilmiyorum. Biraz daha aydınlatmanız mümkün mü?

    (Orjinal soru bağlantısı: Acaba biz zaten -evrenin genişlemesi veya başka eşdeğer bir nedenle- hareket içinde olduğumuzdan, zaman algımız bu hareketten dolayı genleşmiş olabilir mi? Ve parçacıkların bu hareketin dışındaki başka bir boyut üzerinde ilişkileri olabilir mi? Eğer öyle ise bizim zamanımız genişlemiş olduğu için, parçacığın hareketini bizim sınırlayıcı sabitlerimizin üstünde değerlendiriyor olabilir miyiz? Yönünde bir düşünce idi... )
  • 0
    Evet, hareketi 3 boyutlu vektör olarak almak doğrusu. Zaman genleşmesi de elbette bu 3 boyut üzerinden olacaktır. Bunun sebebi, herhangi bir koordinat seçiminin diğerinden farkı yoktur. Yani birbirine dik açılı 3 eksen öklidyen sistemi oluşturur ve x, y, z seçiminiz önemsizdir. Daha kolay işlem yapabilmek için Lorentz dönüşümlerinin matrix formlarını kullanmak daha kolay gelebilir.
    Zaman algısı mutlaka farklıdır. Sorun şurada ki evrensel bir tik tak yok. Bana göre eş anlı gerçekleşen iki olay size göre öyle olmayabilir. Size göre zamanda farklı anda olan iki olay, hatta neden-sonuç ilişkisi ile bağlı olsalar bile, bana göre aynı anda oluyordur ve birbirinden bağımsız olgulardır bu nedenle de.
    Diğer sorunuzu anlamadım (parçacıkların bu hareketin dışındaki başka bir boyut üzerinde ilişkileri olabilir mi?)
    Atila 19 Mart 2016
  • 0
    Evet, hareketi 3 boyutlu vektör olarak almak doğrusu. Zaman genleşmesi de elbette bu 3 boyut üzerinden olacaktır. Bunun sebebi, herhangi bir koordinat seçiminin diğerinden farkı yoktur. Yani birbirine dik açılı 3 eksen öklidyen sistemi oluşturur ve x, y, z seçiminiz önemsizdir. Daha kolay işlem yapabilmek için Lorentz dönüşümlerinin matrix formlarını kullanmak iyi bir yol olabilir.
    Parantez içindeki konu : Zaman algısı mutlaka farklıdır. Sorun şurada ki evrensel bir tik tak yok. Bana göre eş anlı gerçekleşen iki olay size göre öyle olmayabilir. Size göre zamanda farklı anda olan iki olay, hatta neden-sonuç ilişkisi ile bağlı olsalar bile, bana göre aynı anda oluyordur ve birbirinden bağımsız olgulardır bu nedenle de.
    Diğer sorunuzu anlamadım (parçacıkların bu hareketin dışındaki başka bir boyut üzerinde ilişkileri olabilir mi?)
    Atila 19 Mart 2016
  • 0
    Tekrar teşekkür ederim :-) Hatam anahtar kelimelerde "dolanıklık" yerine "dualite" yazmış olmam. Bu kadar yorucu olmazdı size ama şimdi farkettim. Kusurumu, dikkatsizliğime bağışlayın. (?)

    Son parantez için; Hani iki bağımısz parçacığın eş zamanlı hareketinde (dolanıklık) , birine yapılan etkinin diğerini de aradaki mesafeden bağımsız olarak etkilemesi deneyi var ya, orada "bilgi" aradaki mesafeden bağımsız "anlık olarak" iletiliyor olarak anladım. Bu nedenle bu iki parçacık arasında, bizim gözlemlediğimizden farklı bir boyut üstünden bilgi iletişimi olabilir mi? Diye sorguluyorum.
  • 0
    Dolanıklığın etkilerini yazdığım kadarı ile biliyorum sadece. Bu nedenle sorunuzu yanıtlayamam. Teori Bell'e ait (soyadı benzerliği sadece, galiba 1950'li yıllar). 1970'lerde deneyler yapılıyor ve gözleniyor, son olarak Fransız Aspect kesin olarak kanıtlıyor, o nedenle Aspect deneyi olarak biliniyor.
    Çok kabaca, şöyle diyebiliriz. Parçacıkların olasılık dağılımı var, ta ki biz gözleyene kadar. O zaman olasılık dalgası çöküyor ve biz parçayı gerçekten de bir noktada gözlüyoruz (ya da hızını ölçüyoruz ama Heisenberg ilkesi nedeni ile ikisini birden ölçemeyiz). Benzer şekilde bir temel parçacığın spin'ini gözlersek, diğer parçacığın spin'ini bilebiliyoruz, üstelik aralarındaki mesafeden bağımsız olarak. Ve deniyor ki aslında diğer parçacığın dalga fonksiyonu da o anda çöküyor. Bu özelliği basit bir senaryo ile bir tür mors kodlamasına döndürmek ve böylece dolanıklık sayesinde anlık bilgi iletimi mümkün olabilir. Ancak henüz hiç kimse buna girişmedi bile. Benim bilgilerim bununla sınırla.
    Atila 19 Mart 2016
  • 0
    Bu hakedilmemiş olumlu tanımlama için teşekkür ederim. Koltuklarım kabarmadı değil hani ama " Bir şey bilmediğimi bilecek kadar yaş aldım ". Yine de teşekkür ederim. :-)

    Bu iki foton arasındaki bağlantı nasıl tanımlanıyor? Veya sicim olarak değelendiriliyor mu ? Diye bakacağım ama... Anlayabilirsem dünyadaki ilk olacağım için, buna hiç ihtimal vermiyorum. Sıranın çok gerilerindeyim...

    Şu anki bakışımda, boyutların sıkışık olmasının, iç gözlemci tarafından anlaşılmaz -farkedilmez olmasına dayanıyordum.
    Yani örnekleme bazında; Öyle bir hızdayız (ya da etki altındayız ki, bizim uzamsal boyutlarımız sıkışmış ama bunun farkında değiliz. Bu hızdan etkilenmeyen doğrultudaki bir boyut ise sıkışmamış ya da çok daha az sıkışmış. Buradan iletişim sağlıyorlar-bağ kuruyorlar olabilir mi diye?
    Bunu da Einstein'a atfedilen "Evrende her şey ışık hızında hareket ediyor" sözünden üretmiştim.
  • +1
    İşin doğrusu, itiraz edebilecek ya da fikir yürütecek kadar bilgim yok.
    Şimdi işin renk kısmını atlıyorum. Daha kavrayamadım.

    İster istemez kendi bakışımın ışığı altında bir şeyler yazacağım ama bu böyledir anlamında değil, belki size başka bir bakış sunar, kafanızdakileri birleştirirsiniz diye...

    Sicim diye özel bir nesne varlığına pek ihtimal vermiyorum. Bana göre bir enerji partikülünün, yukarı aşağı hareketini sicim olarak adlandırıyoruz.
    Sigara ateşi ile karanlıkta havaya çizilen çizgiler gibi... Ne kadar hızlı ise çizim, o kadar yoğun ve gerçek gözükür.
    Tabii burada bu ateşi ne hareket ettiriyor diye sormak gerekiyor. Benim açıklamam şu EGD dediğim dalgalar. Yani enerji partikülü, dalgalara maruz kalan bir Balıkçı mantarı gibi dalıp çıkıyor.
    Ama siz mesela bunu evrene dağılan kütle çekim dalgaları olarak ta düşünebilirsiniz.

    (Yalnız bu dalgalar tek yönlü değil. Karmaşık, her yönden gelip birbirlerinin içinden geçiyorlar. Bu nedenle her partikülün farklı bir sabit duruşu var -Spin).

    Üç boyutlu anlatıma geri dönersem;
    Partiküllerin kütleleri veya enerji yoğunluklarına göre de dalgalardaki inip çıkmaları farklı. Kapladıkları alan-hacim farklı olduğu için yansımaları da farklı.
    Biz bunları parçacıkların titreşimleri olarak algılıyoruz.

    Şimdi bir fotonu, bu dalgaların üzerindeki bir köpükçük olarak varsayıyorum. Kütlesi olmasa da kapsadığı bir alan vardır. Ve bu alanın bir yansısı. Büyük ihtimalle dalga ile taşınırken, bu alanın ki de dalgalarla inip çıkacaktır. Üzerindeki enerji içeriğine (alan genişliğine) göre , taşıdığı enerji de farklı olacaktır. Yani frekansı. Bu enerjiyi aktardığında daha küçük bir köpüğe dönüşebilir. Hatta kaybolabilir.
    (Hatta yüksek enerjili bir fotonun, düşük enerjili bir kaç fotona bölünmesi bile mümkün olmalı ama bu tamamen varsayımsal bir fikrim. Buradan foton'un bir (brane adı verilen) zar sicim olduğunu ileri sürüyorum. Doğrusunu bilmiyorum).

    Eğer bu renk işi, spin durumuna biraz benziyorsa; her kuarkın rengi taşıdığı enerji miktarı ve bu dalgaları nasıl karşıladığı ile alakalı olabilir. Daha büyük bir momentumda etkisiz kalan bu dalgalar, belki bu kadar küçük olunca, kuark'ın duruşu ve açısını değiştirebilmeye yeterli olabilirler.
    Bir bakıma rüzgarı keşişlemeden alan yelkenin, poyraz güçlenince dümenini ve yelkenlerinin açısını değiştirerek rotasına devam etmesi gibi. Eğer her iki durumda da yelkenlinin hızını ve yelkenlerine uygulanan kuvveti ölçsek, bu iki değerde farklı çıkar. Rüzgarların gücü aynı olsa bile. (Hedef aynı olmak koşuluyla. Spinler için bu durumu öngördüm. Bilmiyorum renkler için bir şeyler çağrıştırıyor mu?)

    Gerek fotonun kendisiyle girişimini, gerek ise yıkıcı girişimi bilmiyorum. Standart bakışım altında, fotonun kendisiyle girişim yapmasını, fotonları taşıyan dalga(lar)a bağlıyorum. Tek bir foton olsa da, dalgaların birbirleriyle olan girişimi değişmediği için, bu gözlemcilerce "tek fotonun kendisiyle girişimi" olarak tanımlanıyor olabilir. (?)


    Aslında temel bakışımda şu var. Bizim matematiğimiz bile zaten var olan doğal olayların bir anlatımı. Yani matematiksel olarak girişim gözüktüğü için, fotonun girişim yaptığı düşünülmüyor.
    Fotonlar zaten bu girişimi yaptığı için, matematikte bunu anlatıyor.
    Matematik geliştikçe, daha fazla ayrıntıyı anlıyoruz sadece. Yani kısaca, matematik sadece var olan doğruyu anlatıyor.

    Beynim hala yanıyor. Sizinkine biraz su serpilmiştir dilerim.
Yorum yazabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.
HAFTANIN EN İYİLERİ
İSTATİSTİKLER

5.049 soru

30.141 cevap

30.593 kullanıcı

Giriş Yap