Ana Menü
Ana Sayfa
Videolar
Fotoğraflar
Haberler
Dersler
Belgeler
Ekstra
Tartışma Panosu
Animasyonlar
Ziyaretçi Defteri

Oturum Aç
Şifremi unuttum?
Kayıt Ol
Servislerimiz
Etkinlik Kulübü
Fizikist E-Dergi
Araç Çubuğu

 Tüm kadroyu görün

Işığın Gelişimi 1.Bölüm | Fizikist

Işığın Gelişimi 1.Bölüm

Paylaş

Gözümüzün algılayabildiği için her şeyi ışık sayesinde algılayabildiğimizi biliyoruz.



Işık öyle bir konu ki çok eski çağlardan beri ışık nedir sorusu üzerine düşünülmüş, fikir üretilmiş ve deneyler yapılarak karakteri hakkında bilgi sahibi olunmaya çalışılmıştır. Ve nispeten başarılı da olmuşlardır. Bugün ışık hala tam olarak anlaşılamamakla beraber merakımızı giderecek birçok sorunun cevabını bulduğumuz ışık çalışmaları uzun bir serüven sonucu ortaya çıkmıştır. Önceleri; Antik çağda, Yunanlılar zamanında, gözün, bakılan cisme doğru ışık ışınları yaydığı düşünülürdü, Epikür görüntünün gözden kaynaklanan resimlerden oluştuğunu ileri sürmüş, Platon ışığın bakılan cisimlerden göze geldiğini iddia etmişti. Daha garip düşünceler de mevcuttu; bunlar arasında, gözden fırlayan parçacıklar ile görme sağlandığı düşüncesi de mevcuttu.

http://textforfree.net/blog/wp-content/uploads/candle_0.jpg

Işık hakkında deneylere dayalı ilk çalışmayı Ptolemy(90-168) yapmıştır. Ve bugün hala geçerli olan ilk kırılma yasasını bulmuştur. Bu düşünceler Antik çağdan 17. y.y. kadar uzanan düşünceleridir. Bu arada 721 yılında Horasan’ın başkenti Tus’ta dünyaya gelen Cabir Bin Hayyan “Üstatlar Üstadı” adlı Türk alimi Avrupa’da atomun bulunmasından 1000 yıl önce atomu bulmuş ve atom bombası fikrini ilk kez ortaya atan Türk alimi olarak tarihe geçmiştir. M.S 1000 yıllarında İbn-i Heysem ( El Hazen) optik konusunda birçok çalışma yapmış, ışığın yansıma kanunlarını bulmuş, kırılma yasasını geometrik olarak ifade etmiş ve ışığın sonlu bir hıza sahip olduğunu söylemiştir.1236 yılında İran da dünyaya gelen tıp, felsefe ve fizik alimi Kutbettin Şirazi gökkuşağının nedenini ve oluşumunu açıklayan ilk alim olmuştur.17.yy ın ilk çeyreğinde 1675 yılında ilk kez Danimarkalı astronom Römer ışığın hızı konusuna eğildi.Jüpiter’in bir uydusunun gezegen arkasında kalma süresini hesaplamakta olan Römer, bu sürenin gezegenin dünyaya uzaklığı arttığında fazlalaştığını farketti ve bunun ışığın daha çok yol katetmesi ile ilgili olduğunu düşünerek ışığın hızı konusuna dikkati çekti.


Newton 1704’de ışık deneyleri ile ilgili çalışmalarını yazdığı ‘Optics’ kitabını yayımladı. Newton ilk olarak beyaz ışığın renklere ayrıştığını buldu. Newton’un ışığın karakteri hakkındaki fikri ise şöyleydi: “Işık tanecikli yapıdadır”. İğne deliği kadar küçük yerlerden sızabildiğine göre bu pekte mantıksız sayılmazdı. Newton çağının sözü geçen bilim olduğu için diğer bilim adamlarının da ışık ile ilgili düşünceleri Newton ‘un düşüncesi yönümdeydi. Ancak bu arada, Hollanda’da Cristian Huygens bir teori geliştiriyordu ve ilk bilimcilerin tersine ışığın parçalardan değil dalgalardan meydana geldiğini öne sürüyordu. O dönemde biline dalgalar yay ve su dalgaları olduğu için yayılması bir ortama ihtiyaç duyulmuştu ve buna esir adı verildi Esir çok ince ve elastik nitelikte olan ve ışığın yayılmasını sağlayan bir ortam olarak tanımlanmıştı, bu madde tüm uzayı baştanbaşa dolduruyordu ve bu ortam ışık dalgalarının yayılmasını sağlıyordu. Bu tanım dalga modeli için şarttı.

O dönemde işe de yaradı aslında. Ancak tahmin edileceği üzere esirin varlığı tüm çalışmalara rağmen ispat edilemedi. Yani varlığı ya da yokluğu ispat edilemedi. Ve Newton’un tanecik modeli için esir de gerekmiyordu Ancak Huygens’in çalışmaları her ne kadar Snell’in kırılma yasalarını destekliyorsa da, ışık düz gidiyor ve köşeleri dönmüyordu. Ve esir Huygens’in açıklayamadığı için çalışmalarına gölge düşüren bir kabus olarak kaldı. Bu sıralarda ışık için kafa yoranlardan biri de Robert Hooke idi. O da ışığın eğri dalgalardan olduğu gibi bir varsayım geliştirmişti. Newton’un parçacık teorisi ile Huygens’in dalga teorisi arasındaki kavgayı o yıllarda tüm ağırlığınca hissedilen Newton’un Otoritesi kazandı.



 Newton’un ışığın karakteri hakkındaki fikri ise şöyleydi: “Işık tanecikli yapıdadır”. İğne deliği kadar küçük yerlerden sızabildiğine göre bu pekte mantıksız sayılmazdı. Newton çağının sözü geçen bilim olduğu için diğer bilim adamlarının da ışık ile ilgili düşünceleri Newton ‘un düşüncesi yönümdeydi. Ancak bu arada, Hollanda’da Cristian Huygens bir teori geliştiriyordu ve ilk bilimcilerin tersine ışığın parçalardan değil dalgalardan meydana geldiğini öne sürüyordu. O dönemde biline dalgalar yay ve su dalgaları olduğu için yayılması bir ortama ihtiyaç duyulmuştu ve buna esir adı verildi Esir çok ince ve elastik nitelikte olan ve ışığın yayılmasını sağlayan bir ortam olarak tanımlanmıştı, bu madde tüm uzayı baştanbaşa dolduruyordu ve bu ortam ışık dalgalarının yayılmasını sağlıyordu. Bu tanım dalga modeli için şarttı.

O dönemde işe de yaradı aslında. Ancak tahmin edileceği üzere esirin varlığı tüm çalışmalara rağmen ispat edilemedi. Yani varlığı ya da yokluğu ispat edilemedi. Ve Newton’un tanecik modeli için esir de gerekmiyordu Ancak Huygens’in çalışmaları her ne kadar Snell’in kırılma yasalarını destekliyorsa da, ışık düz gidiyor ve köşeleri dönmüyordu. Ve esir Huygens’in açıklayamadığı için çalışmalarına gölge düşüren bir kabus olarak kaldı. Bu sıralarda ışık için kafa yoranlardan biri de Robert Hooke idi. O da ışığın eğri dalgalardan olduğu gibi bir varsayım geliştirmişti. Newton’un parçacık teorisi ile Huygens’in dalga teorisi arasındaki kavgayı o yıllarda tüm ağırlığınca hissedilen Newton’un Otoritesi kazandı.

Işığın dalga olduğu fikri güçlenmeye başlamıştı ama bundan sonraki gelişmelerin ışığın dalga modelinin lehine olacağı söylenebilir miydi? Bu hep beraber bir daha ki sayımızda göreceğiz.

Işıkla çıktığımız yolculuğun ilk durağını burada tamamlamış bulunuyoruz. Bir daha ki durakta görüşmek üzere…

Yüksek Fizik Öğretmeni

Müberra Altın